Başında e olan 5 harfli 210 kelime var. E harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde e harfi olan kelimeler listesine ya da sonu e harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında e bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

EĞRİM

  1. [isim] Girdap
  2. Eğri, dalgalı

EFSUN

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Büyü, sihir
    • "Şayeste'nin reise büyü yaptığına ve adamı başka kadınlara karşı efsunla bağladığına kanaat getirmişti." (Haldun Taner)

ESTER

Kelime Kökeni : Almanca

  1. [isim] Oksijenli asitler ile alkollerin aralarından bir su molekülü ayrılması sonucunda verdikleri madde

EVRAT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Müslümanlarca belirli zamanlarda okunması âdet olan dualar ve Kur'an ayetleri
    • "Geceleri Hüsnü'nün evinde toplanır, zikreder, evrat çekerlermiş." (Memduh Şevket Esendal)

ENDER

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Çok az, çok seyrek
    • "Ender fırsatlarla gittiğim bu salaşın içi bana pek sempatik gelirdi." (Burhan Felek)
  2. [zarf] Çok seyrek olarak, çok seyrek bir biçimde

ESKİZ

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Taslak
    • "Fuayede eski afişler, eski oyunlarından dekor eskizleri var." (Haldun Taner)

EVKAF

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Vakıflar
  2. Vakıf mallarını yöneten kuruluş

ELÇİM

  1. [isim] Bir defada ele alınabilecek kadar az olan nesne
  2. Tutam, bir demet, bir parça

ERKAN
...
EYVAH

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [ünlem] Beklenmedik, kötü, hoşa gitmeyen bir haber veya olay karşısında duyulan acınma, üzülme sözü
    • "Eyvah, ne yer ne yâr kaldı!" (Abdülhak Hamit Tarhan)

ELLİK

  1. [isim] Eldiven
  2. Ekin biçerken sol elin parmaklarına geçirilen, eldiven biçiminde, tahtadan yapılan bir araç
  3. Yelken dikenlerin kullandığı, madenî yüksüğü olan meşin eldiven

EZGİN

  1. [sıfat] Paraca durumu bozuk olan (kimse)
  2. Çok cefa görmüş (kimse)
    • "Emir, hüküm altında yetişmiş bir sığıntı olduğunu çekingen, ezgin tavrıyla daima belli ederdi." (Refik Halit Karay)
  3. Çürük, ezik (meyve)
  4. Üzüntü veren
    • "Bir gece önce çadırın kenarında dinlediğimiz o ezgin, baygın nağmeyi tutturdu." (Osman Cemal Kaygılı)

EOSEN

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Üçüncü Çağın, memelilerin oluştuğu dönemi

EMRAZ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Hastalıklar

ERVAH

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Ruhlar
    • "Tozlar altında kalan divanı / Artık ervah okuyup ezberler." (Arif Nihat Asya)

ERSİZ

  1. [sıfat] Kocasız

ETMEK

  1. [nsz] Bir işi yapmak
    • "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu." (Haldun Taner)
    • "O zamanlar denize girmeden edemediği için bu nezleyi bir türlü geçiremediğini anlattı." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Etme eyleme ağabey, ben ne yaptım?" (Sait Faik Abasıyanık)
  2. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak
    • "İyi ettiniz de geldiniz."
  3. [-i] Bulmak, erişmek
    • "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi." (Refik Halit Karay)
  4. [-i] Birini bir şeyden yoksun bırakmak
  5. Eşit değer kazanmak
    • "İki iki daha dört eder."
  6. Herhangi bir değerde olmak
    • "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu." (Ömer Seyfettin)
  7. Kötülükte bulunmak
    • "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?" (Sait Faik Abasıyanık)
  8. [-e] Küçük veya büyük abdestini yapmak
    • "Çocuk altına etti."

ENGİN

  1. [sıfat] Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş, vâsi
    • "Bu deniz de sabahın sisi içinde engin, sınırsız bir deniz gibi görünür." (Haldun Taner)
  2. [isim] Açık deniz
    • "Enginden dönen deniz kuşları sessiz kanatlarıyla başımın üstünde dolaşıyorlar." (Reşat Nuri Güntekin)

ESNEK

  1. Bir dış gücün etkisi altında uzama, kısalma, eğrilme vb. biçim değişikliklerine uğradıktan sonra, etkinin kalkmasıyla eski biçimini alabilme özelliğinde olan, elastiki
    • "Çelik ve kauçuk çok esnek cisimlerdir."
  2. Değişik yorumlara elverişli
  3. Görüş ve tutumlarında katı olmayan

EKSİK

  1. [sıfat] Bir bölümü olmayan, noksan, natamam
    • "Bu kitap eksik, baş tarafı yok."
    • "Sağ gözünden, güneş vurdukça sağa sola yansıyan tek gözlüğünü eksik etmezdi." (Atilla İlhan)
    • "Köyde Nevin'i sevenler de eksik değildi." (Sait Faik Abasıyanık)
    • "Bir ufak sac mangal, kış yaz önünden eksik olmaz." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Mükemmel olmayan, kusurlu, muallel, sakat
    • "Bu sözü ağzından eksik etmez."
  3. Az
    • "Arada can sıkıntısından doğma kavgalar da hiç eksik değil..." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. [isim] İhtiyaç duyulan şey
    • "Aklı sıra bu eksiğini biraz olsun doldurmaya çalışıyor." (Haldun Taner)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü