Başında e olan 2 harfli 11 kelime var. E harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde e harfi olan kelimeler listesine ya da sonu e harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

EY

  1. [ünlem] Kendisine söz söylenilen kimse veya kimselerin dikkati çekilmek istendiğinde adın başına getirilen ve uzatılabilen bir seslenme sözü
    • "Ey arkadaş!"
  2. Usanç anlatan bir seslenme sözü
    • "Ey, artık çok oluyorsun!"

  1. [isim] Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzeri
    • "Çorabın öbür eşini yerden almak için sol ayağını uzatıyordun." (Ömer Seyfettin)
    • "Bir zamanlar Akıntıburnu'nda çalarken, İstanbul'da eşi manendi yokmuş." (Haldun Taner)
  2. Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika
    • "Kadın diye eşini bellemiş, dürüst, aile babası bir adamdır." (Zeyyat Selimoğlu)
  3. Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri
    • "Güvercin eşini arıyor."
  4. İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu, partner
    • "Briçte kuvvetli bir eş seçti."
  5. Kuma, ortak
  6. Arkadaş
  7. Etene

EV

  1. [isim] Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı
    • "Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk." (Ömer Seyfettin)
    • "Hiç evlenmeyen kız olur muymuş, evde kalmış mı dedirtecen kendine?" (Emine Işınsu)
    • "Evlerden ırak, dağ gibi delikanlı iki günde devrildi gitti."
  2. Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut, hane
    • "Ana oğul, yeni kiraladıkları eve bir pazar günü taşındılar." (Necati Cumalı)
    • "Öğrencilerin bir bölümü, ilk yılı yurtta geçirse bile ikinci yıldan başlayarak eve çıkmayı yeğler." (Ahmet Cemal)
  3. Aile
    • "Evine bağlı bir adam."
  4. Soy, nesil

ER

  1. [isim] Erkek
    • "Noksansız bir çeyiz ve düğünle iyi bir ere verilen Zeynep'in hissesi ayrılmıştır." (Tarık Buğra)
    • "Ninesini, kardeşini beslemiş hatta kız kardeşini ere vermişti." (Halide Edip Adıvar)
  2. İşini iyi bilen, yetenekli kimse
    • "Sanat eri çalışır, bir eser kor ortaya, onun güzel olduğuna inanır, o güzelliği herkesin anlamasını, kavramasını ister." (Nurullah ataç)
  3. [sıfat] Kahraman, yiğit
  4. Rütbesiz asker, nefer
    • "Düşman erleri arasında Fransızlar da vardır." (Salâh Birsel)
  5. Koca

EN

  1. [isim] Bir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, genişlik, boy, uzunluk karşıtı
    • "Kumaşın eni. Yolun eni. Kâğıdın eni."

EH

  1. [ünlem] "Olur, peki veya fena değil" anlamlarında kullanılan bir söz
    • "Eh! Bize gerekli olan da o; bütçemizi doğrultur, pansiyoner olmaktan vazgeçeriz." (Atilla İlhan)
  2. Bezginlik anlatan bir söz
    • "Eh, dün geceki kafayla bu kadarı olacaktı elbet!" (Necati Cumalı)

EK

  1. [isim] Bir şeyin eksiğini tamamlamak için ona katılan parça
    • "Yazının ekleri."
    • "Ben doğrusu beğeniyorum, dedi, kadın yağ satıyor, yumurta satıyor, ekini belli etmiyor ya!" (Memduh Şevket Esendal)
  2. Bir gazete veya derginin günlük yayımından ayrı ve ücretsiz olarak verdiği parça, ilave
    • "Gazetenin haftalık sanat ve edebiyat eki."
  3. Sonradan katılan, dikilen, yapıştırılan parçanın belli olan yeri
  4. İki borunun birbirine birleştirildiği yer
  5. [sıfat] Eklenmiş, katılmış
    • "Okul müdürüyken, okulun ek inşaatında hamallarla birlikte çalışmış." (Haldun Taner)
  6. Kelime türetmek veya kelimenin görevini belirtmek için kullanılan şekil verici ses veya sesler, lahika

EM

  1. [isim] İlaç, merhem

ES

  1. [isim] Notada duraklama zamanı ve bunu gösteren işaretin adı
    • "Dörtlük es. Sekizlik es."
    • "Ama katil Farslı olunca bunu es geçiyorlarmış." (Haldun Taner)

ET

  1. [isim] İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka
    • "Bu koyunda hiç et yok, pek zayıf."
    • "Ye de biraz et, can tut." (Refik Halit Karay)
    • "Aşkımemnu'da Firdevs Hanım'ı inanılmaz bir başarıyla ete kemiğe dönüştürmüş." (Selim İleri)
  2. Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi
    • "Bu, kurumuş pastırma renginde bir et parçası idi." (Haldun Taner)
  3. Ten
    • "Gömleği yırtılmış, eti görünüyor."
  4. Meyvelerde çekirdekle deri arasındaki bölüm
    • "Bu zeytinde et denecek bir şey yok."

EL

  1. [isim] Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü
    • "El var, titrer durur, el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş, el var yumruk." (Zeki Ömer Defne)
    • "Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi?" (Mehmet Akif Ersoy)
    • "Ben, el ayak çekildikten sonra, odanın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini beklerdim." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    • "Tarzının, yönteminin piyasadan el ayak çekmek zorunda kalacağını açık seçik kavrıyorsunuz." (Selim İleri)
  2. Sahiplik, mülkiyet
    • "Elden çıkarmak. Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım."
    • "Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor." (Talât Halman)
    • "Durup el bağlayalar yâran saf saf." (Baki)
    • "Bizi işimizde gücümüzde serbest bırakmak şöyle dursun, çoluk çocuğumuzun nafakasına el koymaya kalkıştılar..." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Kez, defa
    • "Yalnız, şu var ki doktor işe el koyduğu gibi hastalık bir nevi resmiyet alır." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Elbet bir gün elime düşersin."
  4. İskambil oyunlarında oynama sırası
    • "Çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü."
  5. İskambil oyunlarında her bir tur
  6. Yönetim, baskı, etki
    • "Bu topraklar düşman elinden kurtarıldı."
  7. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü
    • "Kapı eli."

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü