Başında düş olan 6 harfli 6 kelime var. Düş ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde düş olan kelimeler listesine ya da sonu düş ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında düş bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Düş Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
D Ü Ş
3 Harfli Kelimeler
DÜŞ
2 Harfli Kelimeler
DÜ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DÜŞMAN
-
Kelime Kökeni: Farsça duşmān
-
[isim]
Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse; yağı, hasım, husumetli, dost karşıtı
- "Ben ki dans salonlarına, barlara düşman bir adamımdır."
-
Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları
- "Biz toprağımızdan düşmanı atmaya mecburuz."
-
Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar
- "Dostumuza güvenmeyelim de düşmanımıza mı güvenelim?"
-
[sıfat]
Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.)
-
[mecaz]
Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse
- "Ekmek düşmanı."
-
[mecaz]
Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse
- "İçki düşmanı."
-
[isim]
Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse; yağı, hasım, husumetli, dost karşıtı
- DÜŞKÜN
-
-
[sıfat]
Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı; tutkun
- "Onlar kadar birbirine düşkün, birbirine uymuş bir çift daha ömrümde görmedim desem yeri vardır."
-
Meraklı olan
- "İnsan ise memnu olan şeye düşkündür."
-
Geçim sıkıntısına düşmüş
- "Eski arkadaşının düşkün bulunduğu hâlinden anlaşılıyordu."
-
Yoksulluk sebebiyle mutluluk ve refahını yitirmiş
- "Zavallı, arabasını satmış, düşkün bir hâldeydi."
-
Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş
- "Artık şimdi öyle düşkün bir babayım ki / Yüreğim hun, sayhalarım boğuk boğuktur"
-
[mecaz]
Değer ve onurunu yitirmiş
-
[mecaz]
Yasalara ve ahlak kurallarına aykırı işler yapan (kimse)
- "Emniyet memurları Beyoğlu'nun çalgılı bahçelerinden yüz yirmi düşkün kız derleyip toplamış."
-
[sıfat]
Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı; tutkun
- DÜŞLEM
-
-
[isim]
Düş yoluyla beliren görüntü
- "Öykümde, düşlemi uç noktasına vardırıp bir öykü kişisinden söz etmiştim."
-
[isim]
Düş yoluyla beliren görüntü
- DÜŞSÜZ
-
-
[sıfat]
Düşü olmayan
- "Geceleri bile düşsüz koyu bir uyku çekerdi."
-
[sıfat]
Düşü olmayan
- DÜŞSEL
-
-
[sıfat]
Düş ile ilgili; hayalî
- "Gökteki düşsel melekler gerçek olsalar bile onlar hiç yeni bir şey doğuramazdı."
-
[sıfat]
Düş ile ilgili; hayalî
- DÜŞMEK
-
-
[-e]
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
- "Havada uçan kuş, vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."
-
[-den]
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
- "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."
-
Yere devrilmek, yere serilmek; boylamak (I)
- "Çocuk koşarken yere düştü."
-
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
-
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
-
Kar, yağmur vb. yağmak
- "Dağlara kar düştü."
-
Vurmak, değmek, rastlamak
- "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."
-
[nesnesiz]
Vakti gelmeden ölü doğmak
-
[-den]
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
- "Kitabın yeni baskısında buradan bir kelime düşmüş."
-
[nesnesiz]
Bakınız eksilmek
- "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."
-
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
- "Sen bu işin üstüne çok düştün."
-
Uğramak, kapılmak
- "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."
-
Yakışmak, uygun gelmek
- "Bu resim buraya iyi düştü."
-
Yakışık almak
- "Bize düşen, medeniyetin zorlamaları karşısında bir ayıklamayı başarabilmek olmalıdır."
-
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
- "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."
-
Bir yerde bulunmak
- "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."
-
Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak
- "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."
-
Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
- "Mirastan ona bu ev düştü."
-
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
- "Bu yaşta mahkemelere düşmek..."
-
[nesnesiz]
İşbaşından uzaklaşmak
- "Kabine düştü."
-
[nesnesiz]
Hızı, gücü, değeri azalmak
- "Arabanın hızı düştü. Paranın değeri düştü."
-
[nesnesiz]
Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak
- "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."
-
[nesnesiz]
Düşkün, fakir vb. duruma gelmek
- "Babam balıkçı amma vaktiyle zenginmiş efendim. Sonradan düşmüş."
-
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
- "Bir rastlantı sonucu aralarına düşmüştüm."
-
Belirli zamana rastlamak
- "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."
-
[nesnesiz]
Fırsat çıkmak
- "Bir kelepir düştü."
-
[nesnesiz]
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
- "Yorgun düşmek. Zayıf düşmek. Şehit düşmek. Esir düşmek."
-
[nesnesiz]
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
- "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."
-
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil
- "Önüne, peşine, arkasına düşmek."
-
[nesnesiz]
Kötü yola girmek
- "Düşmüş kadınları bu dönemin yazarlarının yücelterek duygudaşlıkla çizdiklerini görüyoruz."
-
Alışmak, müptela olmak
-
[teknik]
Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak
-
[-e]
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek