Başında ce olan 7 harfli 42 kelime var. Ce ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ce olan kelimeler listesine ya da sonu ce ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ce bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

CELALLİ

  1. [sıfat] Sert ve öfkeli (kimse)
    • "İyi ve memnun zamanlarında ne kadar nazikse sıkıldığı, kızdığı vakit de o kadar celalli ve kaba olurdu." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Bakınız coşkun
    • "Bir vakitler kükreyip taşan celalli bir nehirmiş." (Haldun Taner)
  3. Hırçın olan
    • "Öyle sert ve celalli bir ruh taşıyor ki gölgesinin geçtiği yerde insanlar iki saf." (Necip Fazıl Kısakürek)
CEKETLİ

  1. [sıfat] Ceketi olan
    • "Az ileride deri ceketli, diğerlerine göre daha genç biri var." (N. Toygar Ateş)
CEVAHİR

Kelime Kökeni: Arapça cevāhir

  1. [isim] Elmas, yakut vb. değerli taşlar; mücevher
    • "Bunların bazısının cevahirle süslenmiş mineli kapakları bulunur." (Abdülhak Şinasi Hisar)
CEZAYİR

  1. [isim] Kuzey Afrika'da, Akdeniz kıyısında, Afrika'nın yüz ölçümü en büyük ülkesi
  2. [isim] Cezayir'in başkenti
CESURCA

  1. [sıfat] Cesura yakışan
    • "O zamanlar bu gerçekten cesurca, üstelik fazla atak bir adımdı." (Hüseyin Cahit Yalçın)
  2. [zarf] Cesura yakışan bir biçimde, cesur gibi; cesurane
    • "Ona cesurca bakabiliyorum artık." (Orhan Kemal)
CEVİZLİ

  1. [sıfat] Cevizi olan, ceviz katılmış
    • "Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor." (Sait Faik Abasıyanık)
CEMBİYE

Kelime Kökeni: Arapça cenbiyye

  1. [isim, eskimiş] Bir tür eğri kama
    • "Karşı taraf üstüne üşüşüp cembiye ile Türk çocuğunu parçaladılar." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Ağzı eğri bir tür Arap bıçağı
    • "Hatta Medine yolunda cembiye çeken bir bedevi çapulcuyu beraber pataklamışlar." (Orhan Seyfi Orhon)
CERBEZE

Kelime Kökeni: Arapça cerbeẕe

  1. [isim, eskimiş] Güzel, inandırıcı ve etkileyici konuşma yeteneği
    • "Aldıracak bir şey olmadığını cerbezesiyle tekrar etti." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Başladığı işi ustalıkla, becerikli bir biçimde başarma
CEZBELİ

  1. [sıfat] Cezbesi olan
    • "Dünyanın bir ucundan cezbeli, keramet ve sır sahibi bir derviş çıkageliyor." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
CERAHAT

Kelime Kökeni: Arapça cerāḥat

  1. [isim, eskimiş] Bakınız irin
    • "Bir iğneyle dokunulsa kan değil muhakkak cerahat akacaktı." (Reşat Enis Aygen)
CEPHANE

Kelime Kökeni: Farsça cebe + ḫāne

  1. [isim, askerlik] Ateşli silahlarla atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde; mühimmat
    • "Artık silahım var, cephanem var, ava çıkabilirim." (Arif Nihat Asya)
CENUPLU

  1. [sıfat] Bakınız Güneyli
    • "Paris caddelerinde tesadüf edilen güzel kadınlar, ekseriyetle ya Cenuplu veyahut ecnebidir." (Ahmet Haşim)
CELEPÇİ

  1. [isim] Bakınız celep
    • "Sorup soruşturmaya lüzum görmeden kendi kendine celepçi bu adam dedi." (Halil Aytekin)
CEDELCİ

  1. [isim] Karşısındakini susturmak için tartışan kimse
CEHALET

Kelime Kökeni: Arapça cehālet

  1. [isim] Bakınız bilgisizlik
    • "Cehaleti yayma ve algı yönetimi alanında sosyal medya ne kadar güçlü?" (Tayfun Uzbay)
CENDERE

Kelime Kökeni: Farsça cendere

  1. [isim, teknik] Bakınız pres
  2. [mecaz] Manevi açıdan yapılan baskı
    • "Aralarından biri itilip kakılınca hepsinin birden boynunda aynı cendere acısı." (Necip Fazıl Kısakürek)
CELADET

Kelime Kökeni: Arapça celādet

  1. [isim, eskimiş] Bakınız yiğitlik
    • "Paşa'nın yokluğunun çöküntüye sebep olmaması için kılıcını çekip celadetle düşmanın üzerine hücum ettiği sırada..." (Mehmed Niyazi)
CESARET

Kelime Kökeni: Arapça cesāret

  1. [isim] Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven; cüret
    • "Bütün halk türküleri gibi ölenin örnek cesaretini öven türkülerdi bunlar." (Necati Cumalı)
CEFAKEŞ

Kelime Kökeni: Arapça cefā + Farsça -keş

  1. [sıfat] Cefa çeken, sıkıntıya katlanan; cefakâr
    • "Bu, cefakeş bir işçi kadının hikâyesiydi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
CEFAKAR

Kelime Kökeni: Arapça cefā + Farsça -kār

  1. [sıfat] Eziyet eden, eziyet veren
  2. Bakınız cefakeş
    • "Benim anam cefakâr bir kadındı Gülnaz." (Şükran Engin Atmaca)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü