Başında ce olan 7 harfli 42 kelime var. Ce ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ce olan kelimeler listesine ya da sonu ce ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ce bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- CELALLİ
-
-
[sıfat]
Sert ve öfkeli (kimse)
- "İyi ve memnun zamanlarında ne kadar nazikse sıkıldığı, kızdığı vakit de o kadar celalli ve kaba olurdu."
-
Bakınız coşkun
- "Bir vakitler kükreyip taşan celalli bir nehirmiş."
-
Hırçın olan
- "Öyle sert ve celalli bir ruh taşıyor ki gölgesinin geçtiği yerde insanlar iki saf."
-
[sıfat]
Sert ve öfkeli (kimse)
- CEKETLİ
-
-
[sıfat]
Ceketi olan
- "Az ileride deri ceketli, diğerlerine göre daha genç biri var."
-
[sıfat]
Ceketi olan
- CEVAHİR
-
Kelime Kökeni: Arapça cevāhir
-
[isim]
Elmas, yakut vb. değerli taşlar; mücevher
- "Bunların bazısının cevahirle süslenmiş mineli kapakları bulunur."
-
[isim]
Elmas, yakut vb. değerli taşlar; mücevher
- CEZAYİR
-
-
[isim]
Kuzey Afrika'da, Akdeniz kıyısında, Afrika'nın yüz ölçümü en büyük ülkesi
-
[isim]
Cezayir'in başkenti
-
[isim]
Kuzey Afrika'da, Akdeniz kıyısında, Afrika'nın yüz ölçümü en büyük ülkesi
- CESURCA
-
-
[sıfat]
Cesura yakışan
- "O zamanlar bu gerçekten cesurca, üstelik fazla atak bir adımdı."
-
[zarf]
Cesura yakışan bir biçimde, cesur gibi; cesurane
- "Ona cesurca bakabiliyorum artık."
-
[sıfat]
Cesura yakışan
- CEVİZLİ
-
-
[sıfat]
Cevizi olan, ceviz katılmış
- "Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor."
-
[sıfat]
Cevizi olan, ceviz katılmış
- CEMBİYE
-
Kelime Kökeni: Arapça cenbiyye
-
[isim, eskimiş]
Bir tür eğri kama
- "Karşı taraf üstüne üşüşüp cembiye ile Türk çocuğunu parçaladılar."
-
Ağzı eğri bir tür Arap bıçağı
- "Hatta Medine yolunda cembiye çeken bir bedevi çapulcuyu beraber pataklamışlar."
-
[isim, eskimiş]
Bir tür eğri kama
- CERBEZE
-
Kelime Kökeni: Arapça cerbeẕe
-
[isim, eskimiş]
Güzel, inandırıcı ve etkileyici konuşma yeteneği
- "Aldıracak bir şey olmadığını cerbezesiyle tekrar etti."
-
Başladığı işi ustalıkla, becerikli bir biçimde başarma
-
[isim, eskimiş]
Güzel, inandırıcı ve etkileyici konuşma yeteneği
- CEZBELİ
-
-
[sıfat]
Cezbesi olan
- "Dünyanın bir ucundan cezbeli, keramet ve sır sahibi bir derviş çıkageliyor."
-
[sıfat]
Cezbesi olan
- CERAHAT
-
Kelime Kökeni: Arapça cerāḥat
-
[isim, eskimiş]
Bakınız irin
- "Bir iğneyle dokunulsa kan değil muhakkak cerahat akacaktı."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız irin
- CEPHANE
-
Kelime Kökeni: Farsça cebe + ḫāne
-
[isim, askerlik]
Ateşli silahlarla atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde; mühimmat
- "Artık silahım var, cephanem var, ava çıkabilirim."
-
[isim, askerlik]
Ateşli silahlarla atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde; mühimmat
- CENUPLU
-
-
[sıfat]
Bakınız Güneyli
- "Paris caddelerinde tesadüf edilen güzel kadınlar, ekseriyetle ya Cenuplu veyahut ecnebidir."
-
[sıfat]
Bakınız Güneyli
- CELEPÇİ
-
-
[isim]
Bakınız celep
- "Sorup soruşturmaya lüzum görmeden kendi kendine celepçi bu adam dedi."
-
[isim]
Bakınız celep
- CEDELCİ
-
-
[isim]
Karşısındakini susturmak için tartışan kimse
-
[isim]
Karşısındakini susturmak için tartışan kimse
- CEHALET
-
Kelime Kökeni: Arapça cehālet
-
[isim]
Bakınız bilgisizlik
- "Cehaleti yayma ve algı yönetimi alanında sosyal medya ne kadar güçlü?"
-
[isim]
Bakınız bilgisizlik
- CENDERE
-
Kelime Kökeni: Farsça cendere
-
[isim, teknik]
Bakınız pres
-
[mecaz]
Manevi açıdan yapılan baskı
- "Aralarından biri itilip kakılınca hepsinin birden boynunda aynı cendere acısı."
-
[isim, teknik]
Bakınız pres
- CELADET
-
Kelime Kökeni: Arapça celādet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yiğitlik
- "Paşa'nın yokluğunun çöküntüye sebep olmaması için kılıcını çekip celadetle düşmanın üzerine hücum ettiği sırada..."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yiğitlik
- CESARET
-
Kelime Kökeni: Arapça cesāret
-
[isim]
Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven; cüret
- "Bütün halk türküleri gibi ölenin örnek cesaretini öven türkülerdi bunlar."
-
[isim]
Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven; cüret
- CEFAKEŞ
-
Kelime Kökeni: Arapça cefā + Farsça -keş
-
[sıfat]
Cefa çeken, sıkıntıya katlanan; cefakâr
- "Bu, cefakeş bir işçi kadının hikâyesiydi."
-
[sıfat]
Cefa çeken, sıkıntıya katlanan; cefakâr
- CEFAKAR
-
Kelime Kökeni: Arapça cefā + Farsça -kār
-
[sıfat]
Eziyet eden, eziyet veren
-
Bakınız cefakeş
- "Benim anam cefakâr bir kadındı Gülnaz."
-
[sıfat]
Eziyet eden, eziyet veren