Başında bu olan 8 harfli 73 kelime var. Bu ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde bu olan kelimeler listesine ya da sonu bu ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında bu bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BULUTSUZ
-
-
[sıfat]
Bulutu bulunmayan, açık, berrak
- "Burası seması bulutsuz, güneşi berrak bir yeşil saha idi." (Hüseyin Cahit Yalçın)
-
[sıfat]
Bulutu bulunmayan, açık, berrak
- BULVARLI
-
-
[sıfat]
Bulvarı olan
-
[sıfat]
Bulvarı olan
- BUZLUĞAN
-
-
[isim]
Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi
-
[isim]
Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi
- BUNGALOV
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Hindistan'da tek katlı, genellikle tahtadan yapılmış, veranda ile çevrili ev
- "Onun hafıza ve hatırasında artık Seylan yaylasındaki kırmızı bungalov yok." (Refik Halit Karay)
-
Genellikle tahtadan yapılmış, tek katlı ev
-
[isim]
Hindistan'da tek katlı, genellikle tahtadan yapılmış, veranda ile çevrili ev
- BUYRULTU
-
-
[isim]
Sadrazam, vezir, beylerbeyi vb. yüksek devlet görevlileri tarafından yazılan buyruk
-
[isim]
Sadrazam, vezir, beylerbeyi vb. yüksek devlet görevlileri tarafından yazılan buyruk
- BUCAKSIZ
-
-
[sıfat]
Bucağı olmayan
-
[sıfat]
Bucağı olmayan
- BUNCAĞIZ
-
-
[sıfat]
Bu kadar, bu kadarcık
-
Bu zavallı, bu küçücük
- "Buncağızlar henüz ilk aşk aşamasında." (Haldun Taner)
-
[sıfat]
Bu kadar, bu kadarcık
- BUĞZETME
-
-
[isim]
Buğzetmek durumu
-
[isim]
Buğzetmek durumu
- BULANCAK
-
-
[isim]
Genellikle bulanık akan su
-
[isim]
Genellikle bulanık akan su
- BUYURMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek, emretmek
- "Ahlak sadece kötülük etmekten çekinmek değildir, başkalarının edecekleri kötülükleri de önlemeye çalışmayı buyurur." (Nurullah ataç)
- "Soldaki bahçeli kahveye buyur ettim." (Sait Faik Abasıyanık)
-
Söylemek, demek, düşüncesini bildirmek
- "Bir şey mi buyurdunuz?"
- "Çok doğru buyuruyorsunuz." (Falih Rıfkı Atay)
-
[-e]
Gelmek, gitmek, geçmek, girmek
- "Salona buyurmaz mısınız?" (Mithat Cemal Kuntay)
-
[-i]
Almak
- "Buyurunuz kahvenizi!" (Mehmet Emin Yurdakul)
-
[yardımcı fiil]
Etmek, eylemek
- "Size karşı derin hürmeti vardı, lütuf buyurur sorarsanız yalnızlığını hissetmez." (Refik Halit Karay)
-
[-i]
Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek, emretmek
- BULGURSU
-
-
[sıfat]
Bulguru andıran, bulgura benzeyen, bulgur gibi, bulgurumsu
-
[sıfat]
Bulguru andıran, bulgura benzeyen, bulgur gibi, bulgurumsu
- BURUKLUK
-
-
[isim]
Buruk olma durumu, kekrelik
- "Ayvanın burukluğu."
-
Küskünlük, gücenmişlik
-
[isim]
Buruk olma durumu, kekrelik
- BUZULSUZ
-
-
[sıfat]
Buzulu olmayan
-
[sıfat]
Buzulu olmayan
- BULUNMAZ
-
-
[sıfat]
Eşsiz, nadir, kıymetli
- "Konuşmamız boyunca bunun benim için bulunmaz fırsat olduğunu yineleyip durdu." (Ahmet Ümit)
-
[sıfat]
Eşsiz, nadir, kıymetli
- BUĞDAYSI
-
-
[sıfat]
Buğdayı andıran, buğdaya benzeyen, buğday gibi
- "Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı." (Ahmet Muhip Dranas)
-
[sıfat]
Buğdayı andıran, buğdaya benzeyen, buğday gibi
- BUZÇÖZER
-
-
[isim]
Buzu çözen, donmayı önleyen alet
-
[isim]
Buzu çözen, donmayı önleyen alet
- BURULMAK
-
-
[nsz]
Ekseni çevresinde döndürülmek
-
Sancımak, ağrımak
- "Bağırsaklarım buruluyor."
-
[-e]
Alınarak küskünlük göstermek, gücenmek
- "Yavere burulduğumu sezdirmeden başka bir laf açtım." (Refik Halit Karay)
-
[nsz]
Ekseni çevresinde döndürülmek
- BUYURGAN
-
-
[sıfat]
Sık sık buyruk veren, buyruk verir gibi konuşan
- "Karısının buyurgan bilgiçliğine, yukardan ilgisine katlanabilmesi, artık son derece güç." (Atilla İlhan)
-
Kesin hüküm bildiren
- "Tümceyi sonlandıran buyurgan nokta yerine, sorulara açık, bitimsiz üç noktayı yeğlediklerini belirtmişti." (Tomris Uyar)
-
[sıfat]
Sık sık buyruk veren, buyruk verir gibi konuşan
- BUYURUCU
-
-
[isim]
Buyruk, emir veren kimse
-
[isim]
Buyruk, emir veren kimse
- BUZLANIŞ
- ...