Başında bo olan 6 harfli 63 kelime var. Bo ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde bo olan kelimeler listesine ya da sonu bo ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında bo bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BORAKS

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Yoğunlaşmış borik asitten türeyen sodyum tuzu

BOĞATA

  1. [isim] Ağaçtan yapılmış, yuvarlak, delikli makara

BOKSİT

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Korindon

BOŞUNA

  1. [zarf] Boş yere, yararsız yere, gereksiz, beyhude, nafile, tevekkeli
    • "Kızı boşuna sinirlendirmişsin." (Memduh Şevket Esendal)

BORNOZ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Banyodan çıkarken kurulanmak için kullanılan, önden açık, havludan yapılmış giyecek
    • "Ilık bir duş alarak bornozla odasına döndü." (Halide Edip Adıvar)
  2. Kuzey Afrika'da Berberilerin giydikleri başlıklı, geniş, kısa kollu bir üstlük

BORDRO

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Bir hesabın ayrıntılarını gösteren çizelge
    • "Maaş bordrosu. Kasa bordrosu."

BOMBAJ
...
BORDÜR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Kaldırımların kenarlarında bulunan taşlar
  2. Genellikle giyim kuşam malzemesindeki kenar süsü
  3. Cilt kapağındaki kalın çizgiler
  4. Banyo, tuvalet, mutfak vb. ıslak zeminlerde duvar döşemeleri arasına konan motifli bir tür fayans

BOYLER

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] Kalorifer kazanının sıcaklığından yararlanarak içindeki suyun ısıtılması sağlanan depo

BOZRAK

  1. [sıfat] Rengi boza çalan

BOLİÇE

Kelime Kökeni : İbranice

  1. [isim] Yahudi kadını
    • "Balat kapısından girdim içeri / Boliçeler oturmuş iki geçeli." (Halk türküsü)

BOYALI

  1. [sıfat] Boya sürülmüş, boyanmış veya boyaya batırılmış
    • "Türk evlerinde köşeler ve tavanlar türlü renklerle boyalı oyma tahtalarla süslü idi." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Yüzünü çok boyamış olan, makyajlı (kadın)
    • "Boyalı kadınlar rüyası bitsin." (Sait Faik Abasıyanık)

BONJUR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [ünlem] Günaydın
  2. [isim] Uzun siyah ceketle, çizgili pantolondan oluşan erkek giysisi
    • "Milas'ın en iyi terzisine yaptırdığım bonjurumu giyerek memurlar arasına katılıyor, yaşlı başlı insanlardan ... akran muamelesi görüyorum." (Reşat Nuri Güntekin)

BOĞADA

Kelime Kökeni : İtalyanca

  1. [isim] Küllü veya sodalı su ile çamaşır yıkama
  2. Yıkanmak üzere hazırlanmış çamaşırın üzerine sıcak kül suyu süzme işi
    • "Karına söyle, boğadayı çok sert yapmasın, çamaşırları çürütür." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

BORALI

  1. [sıfat] Yağmurlu, sert rüzgârlı ve soğuk havalı
    • "Soğuk bir sonbahar ve sonbaharı boralı bir kış başladı." (Halide Edip Adıvar)

BORANİ

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Pirinçli, yumurtalı, yoğurtlu ıspanak vb. sebze yemeği

BORÇLU

  1. [sıfat] Borcu olan, borç almış olan, verecekli, medyun
    • "Merhumu borçlu yatırmak istemezmişiz elbet." (Yusuf Ziya Ortaç)
    • "Dehasını, geçirdiği sara nöbetlerinin şokuna borçlu bulunuyordu." (Haldun Taner)
    • "Para muamelelerinden borçlu çıkmıştı." (Yahya Kemal Beyatlı)
  2. Manevi bir yükümlülük altında bulunan
    • "Hayatımı ona borçluyum doğrusu." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  3. Bir şeyi birinin yardımıyla elde etmiş olan
    • "Aslında, okumasını da ona borçludur." (Tarık Buğra)

BOZAYI

  1. [isim] Tehlikeli bir cins ayı

BOĞMAK

  1. [-i] Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek
    • "Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak
  3. Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek
  4. Renkler uygun düşmemek
    • "Koyu yeşil renk odayı boğdu. Bu renk seni boğmuş."
  5. Silik bir duruma getirmek, bastırmak
    • "Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum." (Refik Halit Karay)
  6. [-e] Tamamıyla kaplamak, sarmak
    • "Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu." (Mahmut Yesari)
  7. [-i] Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak
    • "Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu." (Orhan Kemal)
  8. [-i] Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak
    • "Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar." (Haldun Taner)
  9. Gelişmesine engel olmak
  10. [nsz] Bunaltmak
    • "Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğmuyordu." (Refik Halit Karay)

BORUCU

  1. [isim] Boru yapıp satan kimse
  2. Boru montajında çalışan kimse

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü