Başında bağ olan 9 harfli 25 kelime var. Bağ ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde bağ olan kelimeler listesine ya da sonu bağ ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında bağ bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Bağ Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A B Ğ

3 Harfli Kelimeler

BAĞ

2 Harfli Kelimeler

AB, AĞ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BAĞLAMSAL

  1. [sıfat] Bağlam ile ilgili
BAĞDAŞMAZ

  1. [sıfat] Uyuşmaz, tutarsız
BAĞDAŞMAK

  1. [-le] Bakınız uymak
    • "Gerçekle bağdaşmayan ihtiraslar, insanın duygusunu hüzünden tedirginliğe hatta tiksintiye kadar zorluyor." (Tarık Buğra)
  2. Çocuk oyunlarında arkadaş olmak
  3. [-e] Bağdaş kurup oturmak
    • "İçeride peykelere bağdaşmış, sarıkları kirli, sakalları seyrek, kara sarı ihtiyarlar." (Attilâ İlhan)
BAĞLAYICI

  1. [sıfat] Bağlama niteliği olan
  2. [dil bilgisi] Bağlamaya ve birleştirmeye yarayan
    • "Yan cümlede bağlayıcı sözcükler, temel birleşende ise söz konusu bağlayıcı unsurlara uygun olarak karşılık sözcükler kullanılır." (Mehman Musaoğlu)
  3. Uyulması zorunlu
    • "Anayasanın bağlayıcı hükümleri."
  4. [kimya] Kuruduğu zaman yüzeyde film oluşturan, pigment ve dolgu maddelerini bir arada tutan, boyanın uçucu olmayan bölümü
BAĞIŞLAMA

  1. [isim] Bağışlamak işi; affetme, affeyleme, bahşetme, mağfiret, gufran
    • "Hoşgörü ve bağışlamadır o insanı günahtan arındıran duygu." (İnci Aral)
BAĞNAZLIK

  1. [isim] Bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, bağnazca davranış; taassup, mutaassıplık, fanatiklik, fanatizm
    • "Bağnazlık hayatın ve medeniyetin en büyük düşmanıdır. İslam dini bağnazlığı yasaklar." (Abdülbaki Gölpınarlı)
BAĞRIKARA

  1. [isim, hayvan bilimi] Bir tür iskete kuşu (Saxicola torquata)
    • "Kırsal alandan su içmeye gelen bağrıkara, çöl tavuğunu seyretmemek elde değil..." (Nizamettin Onk)
BAĞDALAMA

  1. [isim] Bağdalamak işi
BAĞIRTMAK

  1. [-i] Bağırmasına yol açmak
    • "Yusuf kendi şerbet tasını onun çuvalına koydurtup giderlerken durun içinizde hırsız var diye bağırttı, arattı." (Aydın Taneri)
BAĞINTICI

  1. [sıfat, felsefe] Bağıntılılık yanlısı olan; görececi, göreci, rölativist
BAĞITLAMA

  1. [isim] Bağıtlamak işi
    • "Yine sendika hakkı tanınmış ama sendikalara toplu sözleşme bağıtlama hakkı verilmediği gibi toplu iş uyuşmazlıklarının barışçı yöntemlerle çözülmesi konusunda da hiçbir rol tanınmamıştır." (Mesut Gülmez)
BAĞLANMAK

  1. [-e] Bağlama işine konu olmak
    • "Ceviz ağacının bir dalına bağlanmış salıncak, hafif hafif kıpırdanıyordu."
  2. Sevmek, içten bağlı olmak
    • "Ona bağlandığım kadar / Hiçbirine bağlanmadım / Sade kadın değil, insan" (Orhan Veli Kanık)
  3. Yalnızca belli bir işle uğraşmak
  4. [nesnesiz] Bir şey bir kimseye ayrılmak, tahsis edilmek
    • "Gülseren abla yiğit kadın, Yıldırım'ın ölümünden sonra, bağlanan emekli maaşını kabul etmedi." (Ahmet Ümit)
  5. Sözle veya yazılı olarak bir şeye bağlanmak; angaje olmak
  6. [nesnesiz, mecaz] Beklenen şey elde edilmez olmak
BAĞICILIK

  1. [isim] Bakınız göz bağıcılık
BAĞCIKSIZ

  1. [sıfat] Bağı olmayan, bağsız
    • "Bağcıksız ayakkabılarla yürümenin bu kadar uygunsuz olduğunu yeni anlıyor gibiydim." (Fahri Erdinç)
BAĞLATMAK

  1. [-i] Bağlama işini yaptırmak
    • "Şu telefonu bağlatmış olsan haberin olurdu, diyerek içeri girdi." (Nihal Yeğinobalı)
BAĞSIZLIK

  1. [isim] Bağsız olma durumu
BAĞRIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Birlikte veya karşılıklı bağırmak
    • "Bizden büyücek birkaç oğlan bağrışırdı." (Yusuf Atılgan)
BAĞBANLIK

  1. [isim] Bağbanın yaptığı iş
    • "Bağbanlıktan anlayanlar bilirler; budamada en verimli mevsim hazan vurup yapraklar döküldüğünde veya zemheriyi yedikten sonra dallara su yürümesinden, tomurcukların baş vermesinden hemen önceki zamandır." (Ahmet Çamalan)
BAĞLAŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Bir şey yapmak için birbirine antlaşma veya sözleşme ile bağlanmak, ittifak etmek
    • "Yumuşak kalpli çocuklar etraflarında birbirleriyle bağlaşan büyüklerin aralarında daima daha fazla muhabbet bulunduğunu görmek isterler." (Abdülhak Şinasi Hisar)
BAĞINTILI

  1. [sıfat] Başka bir şeyle ilgisi olan, bağıntısı bulunan
    • "Bu durum da eğitim sorununun ekonomik ve sosyal gelişmeyle sıkı sıkıya bağıntılı olduğunu göstermektedir." (Ergül Han)
  2. Kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, nispi, rölatif
  3. Geçerliliği koşullara bağlı olan; görece, göreceli, göreli
  4. [felsefe] Bağlı olduğu nesne veya olay ile ilgili olarak değişen; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, rölatif
  5. [felsefe] Bir şeye göre olan, varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, nispi, rölatif
  6. [isim, biyoloji] Organizmanın değişik yapı ve organları arasındaki uyum ve bağlantı; bağlılaşım
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü