Başında bak olan 6 harfli 9 kelime var. Bak ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde bak olan kelimeler listesine ya da sonu bak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında bak bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Bak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A B K

3 Harfli Kelimeler

BAK

2 Harfli Kelimeler

AB, AK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BAKRAÇ

  1. [isim] Çoğunlukla bakırdan yapılan küçük kova
    • "Kuyu bakracı."
  2. [sıfat] Bu kovanın alabildiği miktarda olan
    • "Yüzleri, kafalarından aşağı birkaç bakraç su akıtılmış gibi sırılsıklamdı terden." (Ayşe Kulin)
BAKMAK

  1. [-e] Bakışı bir şey üzerine çevirmek
    • "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim" (Cahit Sıtkı Tarancı)
  2. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
    • "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü." (Orhan Veli Kanık)
  3. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek; esermek
  4. Bakınız geçindirmek
    • "Üç çocuklu bir aileye bakıyor."
  5. Bir iş birinden beklenmek
    • "Evin bütün işleri bana bakıyor."
  6. Hastayı muayene etmek
    • "Tekrar yukarı çıktık, doktor baksın da bir şey desin diye beklemeye başladık."
  7. Tedavi etmek için ilgilenmek
  8. Görüp incelemek
    • "Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak."
  9. Kontrol etmek
    • "Yemeğin tadına bakar mısınız?"
  10. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
    • "Pasaport işine polis bakar."
  11. [nesnesiz] İtina göstermek; ilgilenmek
    • "Baktılar, ettiler; ilaç, tedavi faydası olmadı." (Erhan Bener)
  12. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
    • "Çocuğum, sen derslerine bak."
  13. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
    • "Bu iş beş bin liraya bakar."
  14. Bir şeyi gözetmek, korumak
  15. -e benzemek
    • "Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor."
  16. [nesnesiz] Bir şeyin farkına varmak
    • "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Özen göstermek
    • "Vaktini boş geçirmemeye bak!"
BAKKAL

Kelime Kökeni: Arapça baḳḳāl

  1. [isim] Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse
    • "Bakkallar, sebzeciler eline bir iki şey tutuştururlardı." (Ayla Kutlu)
  2. Bu maddelerin satıldığı dükkân
    • "Bir evin ihtiyacı olabilecek hemen hemen her şey bakkallarda bulunurdu." (Raşit Aker)
BAKİYE

Kelime Kökeni: Arapça baḳiyye

  1. [isim] Artık, artan, kalan, geri kalan şey
    • "Hastanelerde boş yatak kalmamış, çoğunda ikişer kişi, bakiyesini bahçeye yatırıyorlar." (Attilâ İlhan)
  2. [eskimiş] Bakınız kalıntı
    • "Bunun bir eski ev değil, dünyayı terk etmişlere mahsus bir manastır bakiyesi olduğunu anlardım." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  3. [ekonomi] Alacak ve borçlar arasındaki fark
BAKICI

  1. [isim] Bakma işiyle görevlendirilen kimse
  2. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse
    • "Bakıcının sürekli olması, sık sık değişmemesi gerekir." (Nevzat Tarhan)
  3. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse
  4. Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse
    • "Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. Alıcı suratı yok sende pek." (Haldun Taner)
  5. Bakınız falcı
    • "Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  6. [sıfat] Bakma işini yapan
    • "Ustanın anası yatalak oldu, yanına başka bir bakıcı kocakarı tuttum." (Aka Gündüz)
BAKİRE

Kelime Kökeni: Arapça bākire

  1. [sıfat] Cinsel ilişkide bulunmamış (dişi); kızoğlan, kızoğlankız, erden
    • "Bu mahallede bakire kızları bakkal dükkânına bile yollamıyorlar." (Peyami Safa)
BAKAYA

Kelime Kökeni: Arapça baḳāyā

  1. [isim, askerlik] Askerlik çağına girenlerden son yoklamalarını yaptırarak askerlik kararı aldırdıkları hâlde çağrıldıklarında gelmeyen veya gelip de kıtalarına gitmeden toplandıkları yerlerden ayrılanlar
    • "Bu taburlar, yol taburu erleri, firariler, bakayalar ve tekrar sağlığına kavuşmuş olan askerler ile gayrimüslim erlerden oluşmaktaydı." (Tuncay Öğün)
  2. [ekonomi] Ait olduğu yıl içinde toplanamayıp ertesi yıla kalan vergiler
  3. [eskimiş] Kalıntılar
BAKLAN

  1. [isim, hayvan bilimi] Anguda benzeyen kırmızı renkli bir tür yaban kazı (Otis tarda)
BAKARA

Kelime Kökeni: Fransızca baccara

  1. [isim] İskambil kâğıdı ile oynanan bir kumar
    • "Geçenlerde bir iş adamı bakarada yüz bin liraya yakın para kaybetti." (Falih Rıfkı Atay)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü