Başında ar olan 4 harfli 21 kelime var. Ar ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ar olan kelimeler listesine ya da sonu ar ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında ar bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ar Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AR, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ARDA
-
-
[isim, ağızlardan]
İşaret olarak yere dikilen çubuk
-
Maden üzerine kazıma yapmak ve çıkrıkta çevrilen şeyleri yontmak için kullanılan çelik kalem
-
Bakınız halef
-
[isim, ağızlardan]
İşaret olarak yere dikilen çubuk
- ARPA
-
-
[isim, bitki bilimi]
Buğdaygillerden bir bitki (Hordeum vulgare)
- "Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?"
-
Bu bitkinin ekmek ve bira yapımında kullanılan, hayvanlara yem olarak verilen taneleri
- "Olacak işte, o sıra bir arpa tanesi yüklenmiş yuvasına giden bir karıncanın üstüne düştü kurşun, ezdi."
-
[argo]
Bakınız rüşvet
-
[isim, bitki bilimi]
Buğdaygillerden bir bitki (Hordeum vulgare)
- ARIZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāriż
-
[sıfat, eskimiş]
Sonradan ortaya çıkan
-
Bulaşmış, musallat olmuş
- "Zengin çocuklarına arız münasebetsizlikler, fakir çocuklarına mahsus fenalıklardan aşağı kalmıyor."
-
[sıfat, eskimiş]
Sonradan ortaya çıkan
- ARIŞ
-
Kelime Kökeni: Farsça erş, ereş
-
[isim, eskimiş]
Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü
-
[isim, eskimiş]
Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü
- ARUZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿarūż
-
[isim, edebiyat]
Bakınız aruz vezni
- "Zannedersem ileride hece ahenk bakımından aruzu geçecek fakat heceyi tekâmül ettirecek büyük şairler aruzun ahenginden, musikisinden çok istifade edeceklerdir."
-
[isim, edebiyat]
Bakınız aruz vezni
- ARZU
-
Kelime Kökeni: Farsça ārzū
-
[isim]
Bakınız istek
- "Zaten insanın en büyük hususiyeti, içinde bulunduğu hâlden kurtulma arzusudur."
-
[isim]
Bakınız istek
- ARIK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ark
- "Arıkta çimdim de geldim diye fısıldadı."
-
Bakınız karık (II)
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız ark
- ARGO
-
Kelime Kökeni: Fransızca argot
-
[isim]
Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken, çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim
- "Argo çok hızlı değişir, canlıdır, ataktır, günlük dilin önünde gider."
-
[mecaz]
Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim
-
[isim]
Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken, çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim
- ARTI
-
-
[isim, matematik]
Toplama işleminde + işaretinin adı; zait
-
[sıfat, matematik]
Sıfırdan büyük, önünde artı işareti bulunan (sayı); pozitif, eksi karşıtı
-
[mecaz]
Bir olay, durum veya olgunun olumlu yanı
- "Alışkanlıklarımız artılarıyla eksileriyle nelerdir, aktarılmıyor çocuklarımıza."
-
[isim, matematik]
Toplama işleminde + işaretinin adı; zait
- ARMA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca arma
-
[isim]
Bir devletin, bir hanedanın, bir sanayi kuruluşunun veya bir şehrin simgesi olarak kabul edilmiş resim, harf veya şekil; ongun (II)
- "Karargâh havasında tefriş edilmiş odanın ayrıntılarına daha dikkatle bakınınca oralarda bir yerlerde Osmanlı İmparatorluk armasını da görmüştü."
-
[denizcilik]
Geminin yürümesine hizmet eden direk, seren, ip, halat ve yelken takımı
- "Geminin arması korkunç ıslıklarla konsere başladı. Gemi yalpa yapıyordu."
-
[isim]
Bir devletin, bir hanedanın, bir sanayi kuruluşunun veya bir şehrin simgesi olarak kabul edilmiş resim, harf veya şekil; ongun (II)
- ARSA
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿarṣa
-
[isim]
Üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer
- "Mahalleliler, arsada inşaat var sanırlarken Seyfo arsanın her iki köşesine kardeşleriyle birlikte yaptığı dört tane uzun tahta tezgâh oturttu."
-
[isim]
Üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer
- ARYA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca aria
-
[isim, müzik]
Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, genellikle kendi içinde bütünlüğü olan parça
- "Bu aryayı söylemedim. Bundan sonra da söylemeyeceğim."
-
[isim, müzik]
Operalarda solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, genellikle kendi içinde bütünlüğü olan parça
- ARŞE
-
Kelime Kökeni: Fransızca archet
-
[isim]
Tren, troleybüs, tramvay vb. elektrikle işleyen taşıtlarda telden elektrik akımı almaya yarayan, yukarıya doğru uzanmış demir yay
- "Tramvay, otomobil, kamyon, her vasıta donar... Tramvayın arşesi düşer."
-
[müzik]
Keman yayı
- "Sahnede orkestranın önünde yer alan ufak tefek adamın arşesi, kemanın telleriyle buluştuğunda bir sanatçının nasıl da devleştiğinin tanığı oldu tüm izleyenler."
-
[isim]
Tren, troleybüs, tramvay vb. elektrikle işleyen taşıtlarda telden elektrik akımı almaya yarayan, yukarıya doğru uzanmış demir yay
- ARAK
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaraḳ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ter
-
Pirinç ve şeker kamışından elde edilen bir rakı türü
-
[isim, eskimiş]
Bakınız ter
- ARLI
-
-
[sıfat]
Utanma duygusuna sahip, utangaç olan
-
Namuslu, ahlaklı olan
- "Ağaların yiğittir, arlıdır, oğul!"
-
[sıfat]
Utanma duygusuna sahip, utangaç olan
- ARİF
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿārif
-
[sıfat]
Çok anlayışlı ve sezgili (kimse)
- "Anadolu'da arif derler, bir halk yetişmişi vardır."
-
[sıfat]
Çok anlayışlı ve sezgili (kimse)
- ARAF
-
Kelime Kökeni: Arapça aʿrāf
-
[isim]
İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer
-
[mecaz]
İki şey ortasında kalan yer veya durum
- "Ne milliyetçiyim diyorsunuz ne de kozmopolit!.. Yani araftasınız. Hâlbuki araf insanlara özgü değildir."
-
[isim]
İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer
- ARAZ
-
Kelime Kökeni: Arapça aʿrāż
-
[isim]
Herhangi bir hastalık vb.nde ortaya çıkan belirtiler
-
[isim]
Herhangi bir hastalık vb.nde ortaya çıkan belirtiler
- ARAP
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿarab
-
[isim]
Orta Doğu ile Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünde yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
-
[sıfat]
Bu kimselere özgü olan
-
[eskimiş]
Bakınız zenci
-
[isim]
Orta Doğu ile Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünde yaşayan halktan veya bu halkın soyundan olan kimse
- ARKA
-
-
[isim]
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı; ense, ön karşıtı
- "Evin arkasında dekorlar boyarlardı."
-
Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi
- "Genç kadının arkası dönük olduğu için yüzünü görememektedir."
-
Geri kalan bölüm
- "Hikâyenin arkası daha acıklı, kocası da ağırca yaralanmış."
-
Bir şeyin sonra gelen bölümü; art, geri (I), peş
- "Adımlarımı açtığımı, neden sonra arkamdan gelen ıslık sesine dönünce anladım."
-
Otururken sırtın dayandığı yer
- "Otomobile bindiğimiz zaman başını arkaya yaslamış, gözlerini yummuştu."
-
İnsanın vücudu, bedeni
- "Arkasında beli kemerli, dar, şık bir pardösü vardı."
-
[sıfat]
Ön kabul edilen yere göre geride bulunan
- "Babamla Bandırma'ya giderken arka koltukta oturduğum, arka camdan geride kalan yolları, ağaçları, insanları seyrettiğim anları düşünüyordum."
-
[sıfat, mecaz]
Kayıran, destekleyen
- "Memur olmak için büyük bir arka gerek."
-
[mecaz]
Geçmiş, geride kalmış zaman
- "Bütün gözler arkaya, maziye çevrilmişti."
-
[isim]
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı; ense, ön karşıtı