Sonunda amak olan 8 harfli 177 kelime var. AMAK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde amak olan kelimeler listesine ya da başında amak olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Amak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A A K M
4 Harfli Kelimeler
AKMA, KAMA
3 Harfli Kelimeler
AKA, AMA, KAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BAĞLAMAK
-
-
[-e, -i]
İp, bağ veya başka bir araçla bir şeyi bir yere veya birkaç şeyi birbirine tutturmak, birleştirmek
- "Gemiyi iskeleye bağlamak."
-
Kumaş, ip, tel gibi şeyleri uçlarını birbiri arasından geçirmek suretiyle düğümlemek
- "İpi ipe bağlamak."
-
[-i]
Yaraya ilaç koyup bezle sarmak
- "Yarayı bağlamak."
-
[-i]
Denk yapmak, paket yapmak
- "Yatakları bağlamak. Eşyayı bağlamak."
-
Anlaşma yapmak
- "İşleri bugün sözleşmeye bağladı."
-
[-i]
Uyulması zorunlu olmak
- "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır."
-
[-e, -i]
Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek
-
Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak
- "Bu iş beni bağladı."
-
[-i]
Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak
-
[-i]
Geçişi engellemek
- "Bütün yolları bağlamışlar."
-
[-i]
Birini söz veya yazı ile bağlamak; taahhüt etmek, angaje etmek
-
[-i]
Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek
-
Yoğurt, yara vb. yüzey üzerinde katman oluşmak; tutmak
- "Hem öylesine bir yağmur ki toprağın yüzü kaymak bağladı ve Mehmet'le babasını ‘kaymak kıran’ tırmıklar ile bir hayli uğraştırdı."
-
[mecaz]
Gönlünü kazanmak
- "Bu davranışınız beni size bağladı."
-
[mecaz]
Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak
-
[mecaz]
Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak
- "Kızım, ne yapsak da seni bu eve bağlayabilsek acaba?"
-
[-e, -i]
İp, bağ veya başka bir araçla bir şeyi bir yere veya birkaç şeyi birbirine tutturmak, birleştirmek
- AŞILAMAK
-
-
[-e, -i, tıp]
Vücutta bağışıklık yaratmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış bir aşıyı vücuda vermek
-
[tıp]
Başkasına hastalık geçirmek
-
Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağacın bir parçasını anaç üzerine kaynaştırarak üretmek
-
Soğuğa sıcak, sıcağa soğuk su katmak
-
[mecaz]
Birtakım düşünce veya duyguları başkasına benimsetmek, telkin etmek, etkilemek
- "Çalışıp çabaladı, sonunda bana da tahlilci bir zihniyet aşıladı."
-
[-e, -i, tıp]
Vücutta bağışıklık yaratmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış bir aşıyı vücuda vermek
- UFALAMAK
-
-
[-i]
Kırarak, ovarak veya ezerek ufak parçalara ayırmak
- "Bahçenin çevresi lavanta çiçekleriyle çevrili. Eğildim, kopardım bir tutam ve avucumda iyice ufaladım."
-
[argo]
Bakınız dövmek
- "Bir kabile adamı gibi, fakat hayat onu ufalamak istemiş, o doğrulup kalkmıştı her defasında..."
-
Ağzının payını vermek
- "Darbeyi sıkça telaffuz onları daha da ufaladı."
-
[argo]
Hakkı olmayan bir şeyi bir kimseden azar azar almak
-
[-i]
Kırarak, ovarak veya ezerek ufak parçalara ayırmak
- PAYLAMAK
-
-
[-i]
Bakınız azarlamak
- "Görümcesi onu paylıyor, o ise Kutlu'nun yüzüne bakıyordu, duymamacasına."
-
[-i]
Bakınız azarlamak
- FONLAMAK
-
-
[-i]
Bir yere fon oluşturmak
- "Yüreğimizin bembeyaz tuvaline maviyi fonlayarak ve aşkın kıpkızıl resmini çizerek aynalara; insanları, kuşları, dağları, çiçekleri, suları da öyle sevmiştik..."
-
Herhangi bir proje vb.ne maddi destek sağlamak
-
[ekonomi]
Girişim şirketi platformlar ve kampanyalar vasıtasıyla belli bir miktar hissesini ihraç ederek menkul kıymete dönüştürmek ve bu payların karşılığında toplanan tutarları emanet yetkilisinde toplamak
-
[-i]
Bir yere fon oluşturmak
- SAYLAMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız seçmek
-
[-i, ağızlardan]
Bakınız seçmek
- ARALAMAK
-
-
[-i]
İki şey arasında açıklık oluşturmak, az açmak
- "Kapısını hafifçe araladı."
-
Bakınız seyrekleştirmek
- "Şu sandalyeleri biraz aralayınız."
-
[ağızlardan]
Bitkilerin fazla dal ve çubuklarını kesmek
-
[-i]
İki şey arasında açıklık oluşturmak, az açmak
- KAVLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Kabarıp dökülmek veya soyulmak
-
[nesnesiz]
Kabarıp dökülmek veya soyulmak
- ÇITLAMAK
-
-
[nesnesiz]
"Çıt" sesi çıkarmak
- "O eski çıtlayan ses, boğukluk evresini de geride bırakmış, genizden gelen, umursamaz bir ton kazanmıştı."
-
[nesnesiz]
"Çıt" sesi çıkarmak
- TUŞLAMAK
-
-
[-i]
Telefonun tuşlarına basmak
-
[-i]
Telefonun tuşlarına basmak
- HAKLAMAK
-
-
[-i, teklifsiz konuşmada]
Bozmak, perişan etmek, yenmek
- "Ben de dördünü beşini evelallah haklarım."
-
Kırmak, bozmak
- "Çocuk, oyuncağını hakladı."
-
[alay yollu]
Yiyip bitirmek
- "Bir ekmeği tek başına hakladı."
-
[-i, teklifsiz konuşmada]
Bozmak, perişan etmek, yenmek
- YIPRAMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Aşınıp eskimek, incelmek
-
Kaybolmaya başlamak
- "Pek tabii ki, bu kargaşalık içinde artık sanatkâr hükümdar tipi de zayıfladı, yıpradı, görünür görünmez hâle geldi."
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Aşınıp eskimek, incelmek
- POZLAMAK
-
-
[-i]
Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak
- "Bu dönemki denemelerde problem ya fazla pozlayıp görüntünün kararması ya da az pozlayıp görüntünün sabitlenememesi olmuştur."
-
[-i]
Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak
- ŞARLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız şarıldamak
-
Bağırıp çağırmak, hakaret etmek
- "Haznedar çiftliğinin oraya yaklaşınca ela gözlüm birden şarladı."
-
[nesnesiz]
Bakınız şarıldamak
- BAĞDAMAK
-
-
[-i]
Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak
-
[mecaz]
İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek
-
[-i]
Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak
- SAVSAMAK
-
-
[-i]
Savsaklamak, ihmal etmek
-
[-i]
Savsaklamak, ihmal etmek
- YASTAMAK
-
-
[-i]
Bakınız yaslamak
-
[-i]
Bakınız yaslamak
- KUTSAMAK
-
-
[-i]
Bakınız kutsallaştırmak
-
Kutlu ve aziz kılmak; takdis etmek
- "Ben bu evi 19. yüzyılda başlayan yaşamını 21. yüzyıla kadar sürdürebildiği için kutsamış oluyorum."
-
[-i]
Bakınız kutsallaştırmak
- NAZLAMAK
-
-
[-i]
Birinin hep istediği şeyleri yapmak, emrinde oynamak
- "O beni hep nazladı, bir prensestim nazarında."
-
[-i]
Birinin hep istediği şeyleri yapmak, emrinde oynamak
- BOKLAMAK
-
-
[-i]
Bir yere büyük abdestini yapmak
- "Gene boklamış! Şunlara kuru yemiş yedirmeyin, diyorum, kim getirdi bu leblebileri, kim buna leblebi verdiyse o temizlesin bakalım!"
-
Bir yeri veya bir işi kötü bir duruma getirmek
-
[-i]
Bir yere büyük abdestini yapmak