Sonunda a olan 4 harfli 407 kelime var. A harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde a harfi olan kelimeler listesine ya da başında a harfi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- İNHA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Resmî bir göreve atama veya bir üst aşama için yazılan yazı
- "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî ve özel herhangi bir işle görevlendirilemez." (Anayasa)
-
[isim]
Resmî bir göreve atama veya bir üst aşama için yazılan yazı
- TAKA
-
-
[isim]
Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi
- "Taka ile deniz yolculuğunun nasıl geçtiğini anlatmayacağım." (Ercüment Ekrem Talu)
-
Bozuk, zor çalışan veya eski kara taşıtları için kulanılan bir söz
-
[isim]
Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi
- MİKA
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikat ile potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen, ateşe dayanıklı parlak bir mineral, evren pulu
-
[sıfat]
Bu mineralden yapılmış olan
-
[isim]
Püskürük ve başkalaşmış kayalar içinde bulunan, alüminyum silikat ile potasyumdan oluşmuş, yapraklar durumunda ayrılabilen, ateşe dayanıklı parlak bir mineral, evren pulu
- NEVA
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Ses, ahenk, nağme
-
Klasik Türk müziğinde bir makam adı ve yegâhtan bir oktav tiz olan "re" perdesi
-
[isim]
Ses, ahenk, nağme
- ÇIĞA
-
-
[isim]
Mersin balığının, yumurtasından havyar yapılan türü (Acipenser ruthenus)
-
[isim]
Mersin balığının, yumurtasından havyar yapılan türü (Acipenser ruthenus)
- KOMA
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Bazı hastalıklar sırasında görülen anlama, duyma ve hareketin büsbütün veya az çok kaybolmasıyla beliren derin dalgınlık durumu
-
[isim]
Bazı hastalıklar sırasında görülen anlama, duyma ve hareketin büsbütün veya az çok kaybolmasıyla beliren derin dalgınlık durumu
- HAZA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Bu, şu, o
-
Etkisiz, kusursuz
-
[sıfat]
Bu, şu, o
- HEBA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme
- "Herkes eğlenirken pansiyonumda gaflet uykusuna dalıp hayatımı heba edebilir miyim?" (Reşat Nuri Güntekin)
- "Koca bir gün heba oldu." (Refik Halit Karay)
-
[isim]
Hiçbir işe yaramadan yok olma, boşa gitme
- RUBA
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Giysi, giyecek, urba
-
[isim]
Giysi, giyecek, urba
- AZMA
-
-
[isim]
Azmak işi
-
[sıfat]
Melez
-
[isim]
Azmak işi
- KARA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak
- "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..." (Haldun Taner)
- "Sizi kaptan bir filika ile karaya çıkarır." (Feridun Fazıl Tülbentçi)
- "Olan olmuş, bizim teknenin bir yanı, pamuk şiltelere serilir gibi karaya oturmuş." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
- "Loşluklar içinde bana, sandalımız ikide bir karaya vuruyor gibi geliyordu." (Refik Halit Karay)
-
[isim]
Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak
- RACA
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Hindistan'da prenslere verilen unvan, mihrace
-
[isim]
Hindistan'da prenslere verilen unvan, mihrace
- USTA
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse
- "Sırtında koyu lacivert, usta elinden çıkmış bir kostüm." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
Zanaat öğreticisi
-
Zanaatçılar için unvan
- "Üzeyir usta yoldan geçmeyeceğimizi söyledi." (Refik Halit Karay)
-
[sıfat]
Eli uz, işinin eri, becerikli, mahir
- "Bunların hepsi de çok güzel sesli ve oyunun en ustaları arasından seçildi." (Tarık Buğra)
-
Osmanlı İmparatorluğu'nda saraydaki cariye ve hizmetlilerin kıdemlisi
-
Akıl veren veya öğreten kimse
- "Kız sana bir hâl olmuş, kim senin ustan?" (Refik Halit Karay)
-
[isim]
Bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse
- YAŞA
-
-
[ünlem]
Hoşnutluk, sevinç vb. duyguları anlatmak için söylenen bir söz, yaşasın
- "Ey vatan, ey mübarek vatan, bin yaşa!" (Tevfik Fikret)
-
[ünlem]
Hoşnutluk, sevinç vb. duyguları anlatmak için söylenen bir söz, yaşasın
- DEVA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
İlaç, çare
- "Deva bulmaz bir can kaygısına düşer." (Falih Rıfkı Atay)
-
[isim]
İlaç, çare
- SEZA
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[ünlem]
Uygun, yaraşır, bir şeye değer
- "Hele, Topaç dedikleri o mollanın hâli görülmeye seza." (Sermet Muhtar Alus)
-
[ünlem]
Uygun, yaraşır, bir şeye değer
- İKTA
- ...
- ONCA
-
-
[sıfat]
O kadar, o denli
- "Koca Yusuf onca atın içinden üç at seçememişti." (Yahya Kemal)
-
[zarf]
Ona göre, onun düşüncesine göre
- "Onca yapılacak şey bir gelin entarisi, iki sofra da yemek..." (Memduh Şevket Esendal)
-
[sıfat]
O kadar, o denli
- LALA
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Çocuğun bakım, eğitim ve öğretimiyle görevli kimse
- "Mekteple ev arasında daima bir lalanın refakatinde gidip gelmeye alıştı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Şehzadelerin özel eğitmenleri
-
[ünlem]
Padişahların vezirlerine seslenirken kullandıkları bir söz
-
[isim]
Çocuğun bakım, eğitim ve öğretimiyle görevli kimse
- CABA
-
-
[isim]
Bir şey ödemeden, para vermeden alınan şey, bedava
- "Bu mâni benden sana caba olsun." (Salâh Birsel)
-
[zarf]
Fazla olarak, fazladan, üstelik
- "Kilometre başına bilmem ne kadar litre benzin dağıtılmış, yağ da caba!" (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
Bir şey ödemeden, para vermeden alınan şey, bedava