Başında a olan 3 harfli 59 kelime var. A harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde a harfi olan kelimeler listesine ya da sonu a harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında a bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ART
-
-
[isim]
Arka, geri
- "Ardında kapı koyu karanlık bir sonsuzluğa açılıyordu." (Tarık Buğra)
- "Gidiş gelişin ardı hiç kesilmiyor."
- "Muhatabı da olmayan gecikmiş hesapların ardına düşüyordu." (Murathan Mungan)
-
Bir şeyin öbür yüzü
-
[sıfat]
Arkada bulunan
- "Art damak ünsüzü. Art teker."
-
[isim]
Arka, geri
- AİT
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
İlgilendiren, ilişkin, ilişik, ilgili
- "Burasını, kendisine ait olsa bu kadar canla başla çevirmeye uğraşmazdı." (Kemal Tahir)
-
[sıfat]
İlgilendiren, ilişkin, ilişik, ilgili
- ASI
-
-
[isim]
Asma işi
- "Bu iş bundan fazla asıda kalamaz."
-
Afiş
-
[isim]
Asma işi
- AYA
-
-
[isim]
Elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü, avuç içi
-
Ayak tabanı
-
Yaprakların düz ve parlak bölümü
-
[isim]
Elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü, avuç içi
- ALP
-
-
[sıfat]
Yiğit, kahraman
-
[sıfat]
Yiğit, kahraman
- ACI
-
-
[isim]
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
- "Acıyı sever."
- "Ameliyattan sonra çok acı çekti."
- "Bu söz ona çok acı geldi."
- "Başkalarına elinden geldiğince acı vermeye çalışmak başlıca eğlencesiydi." (Refik Erduran)
-
[sıfat]
Tadı bu nitelikte olan
- "Acı kahvesini yudumluyordu." (Tarık Buğra)
- "Bu faciaya bizzat karışmışım gibi bir acı duyuyordum." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
- "Belki de zamanında lüzumundan fazla susmuştu da şimdi onun acısını çıkarıyordu." (Haldun Taner)
-
Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ıstırap
- "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi." (Peyami Safa)
- "Bana yaptıklarının acısını ondan çıkaracağım."
-
Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
- "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir." (Yusuf Ziya Ortaç)
-
[sıfat]
Çarpıcı, göz alıcı (renk)
- "Sıcak iklimlerde bu mevsim tek renktedir, sadece acı yeşildir." (Refik Halit Karay)
-
[sıfat]
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
- "Acı poyraz kuvvetle esiyordu." (Orhan Kemal)
-
[sıfat]
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü
-
[isim]
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
- AKA
-
-
[isim]
Ağabey
-
[isim]
Ağabey
- ARZ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Sunma
-
Piyasaya mal sürülmesi
- "Demin de arz ettiğim gibi karakolda izah ederim." (Tarık Buğra)
-
Yüksek bir makama anlatma, bildirme
-
[isim]
Sunma
- ALG
-
Kelime Kökeni : Latince
-
[isim]
Su yosunu
-
[isim]
Su yosunu
- ATİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Gelecek
- "Ne harabiyim ne harabatiyim / Kökü mazide olan atiyim." (Yahya Kemal Beyatlı)
-
[isim]
Gelecek
- AHA
-
-
[edat]
İşte
- "Bizim köy aha şuracıkta!"
-
[edat]
İşte
- AMA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[bağlaç]
Çelişkili ve tutarsız iki cümleyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz, amma
- "Para kazanmayı hiç sevmiyordu ama hesapsız harcamaya bayılıyordu." (Necati Cumalı)
- "Ama ne manzara! Ama ne film!"
- "Ama, diye sözünü kestim adamın. Aması maması yok, dedi o, sert bir sesle. Niye istifa etmedin?" (Nazlı Eray)
-
Uyarma veya şartlı bir ifade niteliğinde olan bir cümleyi, başka bir cümleye bağlamaya yarayan bir söz
- "İnanmam ama fırsat bulursam baktırmadan da yapamam." (Kemal Tahir)
- "Ama ne kılık!"
-
Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağlayan bir söz
- "Gerçi Miralay bey bu suretle tekrar hatıralarına dalıp derdini unutur ama onu gece yarılarına kadar dinlemek fedakârlığı da yine bize düşer." (Haldun Taner)
-
Bir yargıyı veya bir buyruğu pekiştirmek için de kullanılan bir söz
- "Güzel ama güzel bir söz söyledi."
-
Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilen bir söz
- "Gerçi, vekillerden bazıları yerli yerinde duruyordu ama!" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
[bağlaç]
Çelişkili ve tutarsız iki cümleyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz, amma
- ASA
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Bazı ülkelerde, hükümdarların, mareşallerin, din adamlarının güç sembolü olarak törenlerde taşıdıkları bir tür ağaç veya metalden değnek
-
İhtiyarların baston yerine kullandıkları uzun sopa
-
[isim]
Bazı ülkelerde, hükümdarların, mareşallerin, din adamlarının güç sembolü olarak törenlerde taşıdıkları bir tür ağaç veya metalden değnek
- ADA
-
-
[isim]
Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası, cezire
- "İnziva yerim bazen limanda bir şileptir, bazen bir ada." (Refik Halit Karay)
-
Trafiğe açık bir yol üzerinde sola dönüşleri sağlayan, sağ tarafta veya yol ortasında yer alan çizgilerle veya kaldırım taşıyla ayrılmış alan
-
Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapılar topluluğu
-
[isim]
Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası, cezire
- AGU
-
-
[ünlem]
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses
-
[ünlem]
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses
- ARA
-
-
[isim]
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe
- "Ben onları akşama yemeğe çağırdım. Sen de geleceksin. Orada ben aranızı bulurum." (Memduh Şevket Esendal)
- "Sabahtan beri ara vermeden yağan sessiz, ince nisan yağmuru." (Peyami Safa)
- "Bir vakitler aralarından su sızmayan o dünya ahiret kardeş hatun kişiler, şimdi birbirlerini çekemiyor, birbirlerinin arkasından söylemediklerini bırakmıyorlardı." (Haldun Taner)
- "Emine ile aralarını bulmaya çalışacağını söyledi." (Halide Edip Adıvar)
-
İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
-
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi
- "Öğrenciyle öğretmenin arasının daima iyi olması gerekmektedir."
-
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi
- "Aralarında anası babası ile Binnaz'ın da bulunduğu on sekiz işçiydiler." (Necati Cumalı)
-
Aralık
-
Bir oyunda, bir filmde dinlenme süresi, antrakt
-
Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları
-
Futbol oyununun kırk beşer dakikalık iki devresi arasında verilen on beş dakikalık dinlenme süresi
-
Basketbol ve voleybolda takımların dinlenmek, taktik almak ve oyun alanlarını değiştirmek için kullandıkları süre
-
[isim]
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe
- ATA
-
-
[isim]
Baba
- "Olanlardan sonra yine atadan babadan gördüğümüze döndük." (Tarık Dursun K)
-
Dedelerden ve büyük babalardan her biri
- "Ey kız gözüme huri görünürsün / Atan sevmez seni benden ziyade." (Karacaoğlan)
-
Kişinin geçmişte yaşamış olan büyükleri
-
[isim]
Baba
- ADİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan
- "Sonra redingot devri geldi ve redingot içinden yarı uşak, yarı kapı kulu, riyakâr, adi bir nesil türedi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
-
Aşağılık, bayağı, alçak
- "Bunlar çok adi ve fena insanlardı." (Reşat Nuri Güntekin)
-
[sıfat]
Değersiz, kötü, sıradan, hiçbir özelliği olmayan
- ARİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Çıplak
-
Özgür, hür
- "Bu görüş her türlü edebî şişirmelerden ari bir görüştür." (Yahya Kemal Beyatlı)
-
[sıfat]
Çıplak
- AĞI
-
-
[isim]
Zehir
-
[isim]
Zehir