Başında a olan 3 harfli 59 kelime var. A harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde a harfi olan kelimeler listesine ya da sonu a harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında a bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ATV
-
Kelime Kökeni: İngilizce (İng. all terrain vehicle sözünden)
-
[isim]
Tüm arazi ve hava koşullarında çalışmak üzere tasarlanmış, genellikle dört tekerlekli olarak üretilen, tek veya çift kişilik, benzinli, içten yanmalı motorlarla çalışan araç
- "Safari atv ile yapıldığında daha çok zevk veriyor."
-
[isim]
Tüm arazi ve hava koşullarında çalışmak üzere tasarlanmış, genellikle dört tekerlekli olarak üretilen, tek veya çift kişilik, benzinli, içten yanmalı motorlarla çalışan araç
- AUT
-
Kelime Kökeni: İngilizce out
-
[isim, spor]
Takımla oynanan top oyunlarında, karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması
- "Aut çizgisinden nefis bir orta..."
-
Takımla oynanan top oyunlarında topun oyun alanı dışına çıkması
-
[isim, spor]
Takımla oynanan top oyunlarında, karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması
- ARI
-
-
[sıfat]
Yabancı şeylerden arınmış
-
Bakınız temiz
-
[sıfat]
Yabancı şeylerden arınmış
- ARK
-
-
[isim]
İçinden su akıtmak için toprak kazılarak yapılan açık oluk; arık (I), dren, karık (II)
- "Konduların ortasına ark yapıp göllenen suları dışarı akıttılar."
-
[isim]
İçinden su akıtmak için toprak kazılarak yapılan açık oluk; arık (I), dren, karık (II)
- AHA
-
-
[ünlem, ağızlardan]
Bakınız işte
- "Bizim köy aha şuracıkta!"
-
[ünlem, ağızlardan]
Bakınız işte
- ACI
-
-
[isim]
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
- "Acıyı sever."
-
[sıfat]
Tadı bu nitelikte olan; biberli
- "Acı kahvesini yudumluyordu."
-
Bir dış etkenin vücudun herhangi bir yerinde meydana getirdiği ezilme, yırtılma, sıkıştırılma vb. sebeplerle meydana gelen rahatsızlık hissi
- "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."
-
[mecaz]
Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü; yara
- "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."
-
[sıfat]
Çarpıcı, göz alıcı (renk)
-
[sıfat, mecaz]
Keskin, şiddetli olan
- "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."
-
[sıfat, mecaz]
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü olan
- "Yirmi yaşına girdiğim bugün feci hakikati duymak ne acı!"
-
[isim]
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
- ARA
-
-
[isim]
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık; çatlak, mesafe
- "Bazı bazı bir bisiklet, ufak bir otomobil aralarından geçiveriyor, ikisini birbirinden ayırıyordu."
-
İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman
-
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi
- "Bir aralık, bir askerlik ve vilayet yetkisi meselesinde aralarında bir tartışma çıktı."
-
Bakınız iç
- "Aralarında anası babası ile Binnaz'ın da bulunduğu on sekiz işçiydiler."
-
[sinema, tiyatro]
Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre; antrakt
-
[spor]
Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları
-
[spor]
Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre
-
[sıfat]
İki şey arasında bulunan, arada olan
-
[isim]
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık; çatlak, mesafe
- ACE
-
Kelime Kökeni: İngilizce ace
-
[isim, spor]
Bakınız servis sayısı
-
[isim, spor]
Bakınız servis sayısı
- ALA
-
Kelime Kökeni: Arapça aʿlā
-
[sıfat]
Daha yüksek, en yüksek, pek yüce
-
Daha iyi, çok iyi, pek iyi
-
Çok güzel, çok nefis
- "Beni Konya Lezzet Lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti."
-
[sıfat]
Daha yüksek, en yüksek, pek yüce
- ALG
-
Kelime Kökeni: Fransızca algue
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız su yosunu
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız su yosunu
- ASK
-
Kelime Kökeni: Fransızca asque
-
[isim, bitki bilimi]
Asklı mantarlara özgü üreme organı
-
[isim, bitki bilimi]
Asklı mantarlara özgü üreme organı
- ASI
-
-
[isim]
Asmak işi
-
Bakınız afiş
-
[isim]
Asmak işi
- ALO
-
Kelime Kökeni: Fransızca allô
-
[ünlem]
Telefon konuşmasına başlarken kullanılan bir seslenme sözü
-
[kaba konuşmada]
(alooo) Kendisine bakmasını veya kendisiyle ilgilenmesini istediği kişiye karşı söylenen seslenme sözü
-
[ünlem]
Telefon konuşmasına başlarken kullanılan bir seslenme sözü
- ALP
-
-
[sıfat]
Bakınız yiğit
-
[sıfat]
Bakınız yiğit
- ASA
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaṣā
-
[isim]
Bazı ülkelerde, hükümdarların, mareşallerin, din adamlarının güç sembolü olarak törenlerde taşıdıkları bir tür ağaç veya metalden değnek
- "Eceli gelip de Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimizde asasını kemirmekte olan bir ağaç kurdu onun ölümünü onlara fark ettirdi."
-
İhtiyarların veya yürümekte zorluk çekenlerin baston yerine kullandıkları uzun sopa
-
[isim]
Bazı ülkelerde, hükümdarların, mareşallerin, din adamlarının güç sembolü olarak törenlerde taşıdıkları bir tür ağaç veya metalden değnek
- AÇI
-
-
[isim, matematik]
Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çıkan iki yarım doğrunun oluşturduğu geometrik biçim; zaviye
- "Valla hocam, matematik beni sarmıyor ama açı problemleri ile havuz problemleri benden kaçmaz!"
-
[mecaz]
Görüş, bakım, yön, anlayış biçimi
- "Her oyunda, ele aldığım konu için yeni bir şekil, dramatik açıdan ve sahneleme açısından yeni bir üslup bulmaya çalışıyorum."
-
[isim, matematik]
Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çıkan iki yarım doğrunun oluşturduğu geometrik biçim; zaviye
- ALT
-
-
[isim]
Bir şeyin yere bakan yanı; zir, üst karşıtı
- "Pantolonlarımızı şiltelerimizin altına seriyoruz, onlar bütün hafta orada ütüleniyor."
-
Bir nesnenin tabanı
- "Ayağındaki altları nalçalı koca bahçıvan kunduraları ile ona yetişmesi imkânsızdı."
-
Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü
- "Altına sandalye çekmek."
-
Bir şeyin yere yakın bölümü
-
Birine göre daha aşağı mevkide olan kimse; madun
-
[sıfat]
Sınıflamalarda ikinci derecede olan; ast
- "Alt sınıf. Alt cins. Alt takım."
-
[sıfat]
Birkaç şeyden aşağıda olan
- "Yeleğinin alt düğmesi iliklenmemiş."
-
[isim]
Bir şeyin yere bakan yanı; zir, üst karşıtı
- AGU
-
-
[isim]
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses
- "Bebek agu deyip minik elini ona doğru uzatmış."
-
Bakınız agucuk
-
[isim]
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses
- ANT
-
-
[isim]
Tanrı'yı veya kutsal bilinen bir kişiyi, bir şeyi tanık göstererek bir olayı doğrulama; yemin, kasem
-
Kendi kendine söz verme; ahit
-
[isim]
Tanrı'yı veya kutsal bilinen bir kişiyi, bir şeyi tanık göstererek bir olayı doğrulama; yemin, kasem
- AYI
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Memelilerin etobur takımından, beş parmaklı, tabanlarına basarak yürüyen, yurdumuzda boz türü bulunan, iri gövdeli hayvan; kocaoğlan (Ursus arctos)
-
[ünlem]
Kaba saba olan insanlar için kullanılan bir seslenme sözü
- "Ulan ayı!.. Ulan rezil!.. Ya ben senin kemiklerini kırmaz mıyım?"
-
[isim, hayvan bilimi]
Memelilerin etobur takımından, beş parmaklı, tabanlarına basarak yürüyen, yurdumuzda boz türü bulunan, iri gövdeli hayvan; kocaoğlan (Ursus arctos)