Başında S olan 3 harfli 46 kelime var. S harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde S harfi olan kelimeler listesine ya da sonu S harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında S bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SEK

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [sıfat] İçine su, başka bir içki veya bir sıvı karıştırılmamış (içki)
    • "Sek viski."
  2. [zarf] İçine su veya bir başka içki karıştırmadan
    • "Sek içmek."

SAĞ

  1. [sıfat] Vücutta kalbin bulunduğu tarafın karşısında olan, sol karşıtı
    • "Sağ cebinde kocaman bir gazete tomarı görünüyordu." (Ömer Seyfettin)
    • "Binbaşının gayriihtiyari içi sızladı, yaşlı bir kadını dövmeye kalkmış gibi utanma hissi duyarak sağdan geri etti, başı önünde mağlup ve mahcup merdivenleri indi." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. [isim] Bu taraftaki yön
    • "Sağa dönmek. Sağdan yürümek."
  3. Ekonomi ve siyasette gelenekçi (görüş)
  4. [isim] Boksta sağ yumrukla vuruş

SAP

  1. [isim] Bitkinin dal, yaprak, çiçek vb. bölümlerini taşıyan, ağaçlarda odunlaşarak gövde durumunu alan bölüm
    • "Konuşma sap derken saman demek kabilinden hiçten şeylerden ibaret kalmıştır." (Refik Halit Karay)
    • "Avurtları çökmüş, boynu yakasının ortasında sap gibi kalmıştı." (Haldun Taner)
    • "O sapına kadar askerdir; asker doğmuş, asker ölecektir." (Haldun Taner)
  2. Çiçek veya meyveyi dala bağlayan ince bölüm, sak
    • "Armudun sapı. Gülün dikenli sapı."
  3. Bir aracı tutmaya yarayan bölüm
    • "Bir küçük çekmeceden sapı fil dişi bir revolver çıkarmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
  4. İplik, tire, ibrişim vb. şeylerde iğneye geçirilen bir dikişlik iplik
    • "Bir sap tire. İki sap ibrişim."
  5. Kabza
  6. Demet durumundaki ekinler
    • "Bugün sap çekeceğiz."
  7. Erkek

SOM

  1. [sıfat] İçi dolu olan ve dışı kaplama olmayan
    • "Köşk, som gümüş bir parmaklıkla ikiye bölünmüştür." (Salâh Birsel)
  2. Katışıksız
    • "Karşıki binaların som ve ağır gölgelerinde Orta Çağın bütün azametli sıkleti var." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

SÖR

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Katolik mezhebinde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın
  2. Katolik mezhebinde dinle ilgili bir yükümlülük almayan ancak din uğruna hemşirelik, hasta bakıcılık vb. işlerde çalışan kadın

SİK

  1. [isim] Erkeklik organı

SIR

  1. [isim] Bazı nesnelere parlaklık verme, dış etkilerden koruma, sızmalarını önleme vb. amaçlarla sürülen, saydam veya donuk vernik
    • "Küpün sırı dökülmüş."
  2. Aynaların arkasına ve kaplama metal eşyanın yüzüne sürülen ince tabaka

SAM

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Çölde esen rüzgâr, sam yeli

SİS

  1. [isim] Atmosferin alt tabakalarındaki küçük su taneleri veya buhardan oluşan bulutların çok alçalarak yeryüzüne kadar inmesiyle oluşan duman
    • "Kalkuta'yı süt mavisi bir akşam sisi kaplıyor." (Refik Halit Karay)

SAC

  1. [isim] Yassı demir çelik ürünü
  2. [sıfat] Bu üründen yapılmış olan
    • "Yüksek bir kahve masası, üstünde minimini bir sac soba." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Bu nesneden yapılmış dışbükey pişirme aracı
    • "Esmer, sacda pişirilmiş bir somun ekmeği, eliyle parçalayıp sofradakilerin önüne dağıttı." (Necati Cumalı)

SİZ

  1. [zamir] Çokluk ikinci kişi zamiri
    • "... sizden iyi olmasın pek babacan, cana yakın bir adamdır." (Haldun Taner)
    • "Doktor 'size doyum olmaz' diye gülerek müsaade istedi. Ayağa kalktı." (Ömer Seyfettin)
  2. Bir kişiye saygı ve incelik belirtisi olarak kullanılan bir seslenme sözü

SUR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Kale duvarı

SKİ

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] Kayak
    • "Sokaktan sırtlarında skileriyle birkaç sporcu gülüşerek geçmiş." (Sait Faik Abasıyanık)

SER

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Baş, kafa
    • "Sertabip. Sermürettip."
    • "Bakakalırım giden geminin ardından / Atamam kendimi denize, dünya güzel / Serde erkeklik var, ağlayamam." (Orhan Veli Kanık)
  2. Başkan, reis
    • "Sertabip. Sermürettip."

SEL

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Sürekli yağan yağmurdan veya eriyen kardan oluşan, geçtiği yerlere zarar veren taşkın su
    • "Durmaz akar gözüm yaşı sel gibi." (Âşık Veysel)
    • "Sel gider kum kalır misali, türküler gidiyor, şiirler kalıyor." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
  2. Hareket hâlindeki büyük kalabalık, yığın
    • "Ellerinde çantalı, küçük yiyecek paketleri, kadınlı erkekli bir memur seli, Ulus Meydanı'na doğru akıyor." (Necati Cumalı)
  3. Etki ve iz bırakan güçlü durum veya davranış

SAY

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Çalışma, emek
  2. Hac ibadeti sırasında Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelme

SAL

  1. [isim] Birçok kalın direk yan yana bağlanarak yapılan, düz ve korkuluksuz deniz veya ırmak taşıtı
    • "Dalgaları ufukları örten bir denizde, küçük bir sal parçası üstünde bir boraya mı tutulduk?" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

SİF

Kelime Kökeni : İngilizce

  1. [isim] İthalatta bir malın bedeli, sigortası ve navlunu giderleriyle birlikte olmak üzere maliyeti

SON

  1. [sıfat] Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı
    • "Gündüzün son ışıklarıyla beraber sanki odadan eşya da çekiliyordu." (Peyami Safa)
    • "Dallar uçlara doğru gittikçe inceliyor, gecenin karanlığına karışarak son buluyordu." (Necati Cumalı)
    • "Kavga âdeta göz yaşları içinde sona eriyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "Salime kadının damadından bahsederken onu övmelerine son gelmezdi." (Halit Ziya Uşaklıgil)
  2. En arkada bulunan
    • "Son vagon."
  3. Artık ondan ötesi veya başkası olmayan
    • "Son atlıkarıncayı Kadırga meydanında birkaç yıl evvel görmüştüm." (Hasan Âli Yücel)
  4. [isim] Uç, sınır
  5. Olanca
    • "Son kuvvetiyle: Ya Ali! diye bağırdı." (Memduh Şevket Esendal)
  6. [isim] Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet
    • "Kışın sonu. Bu yolun sonu."
  7. [isim] Ölüm
  8. [isim] Etene

SAÇ

  1. [isim] Baş derisini kaplayan kıllar
    • "Muntazam taranmış, noksansız, sarı, genç saçlar..." (Ahmet Haşim)
    • "Kıbrıs'ta parti politikası da bir ara, ana vatandaki gibi saç saça baş başa idi." (Talât Halman)
    • "Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi." (Halide Edip Adıvar)
    • "Matmazelin saçı başı birbirine karışmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü