Sonunda ık olan 5 harfli 78 kelime var. IK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ık olan kelimeler listesine ya da başında ık olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇARIK

  1. [isim] İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı
    • "Tozla örtülmüş çarıklarının eskiliği belli olmuyor." (Ömer Seyfettin)
  2. Araba yokuş aşağı giderken tekerleği frenlemek için altına sürülen demir levha
  3. [denizcilik] Bakınız çene
  4. [argo] Para cüzdanı
    • "Kızı bu çarık sözünün para cüzdanı manasına geldiğini bilmeden dinler." (Refik Halit Karay)
SINIK

  1. [sıfat, ağızlardan] Kırık, çıkık
  2. Yenilmiş, bozguna uğramış
GIDIK

  1. [isim] Bir kimseyi vücudundaki hassas yerlere bir an için dokunarak güldürme veya sinirlendirme işi
  2. [ağızlardan] Çene altı; gıdı
BATIK

  1. [sıfat] Batmış olan
    • "Batık gemi on kulaçta yan yatıyordu." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. [isim] Herhangi bir nedenle su altında kalmış yerleşim birimi, gemi vb
    • "Batıkta dört ceset daha bulunmuş." (Gülsüm Cengiz)
  3. [isim] Genellikle ayak başparmağında görülen tırnağın kenarındaki derinin tırnağın üstüne doğru büyümesi veya tırnağın deriyi delerek batması
  4. [mecaz] İflas etmiş olan
GICIK

  1. [isim] Boğazda duyulup aksırtan, öksürten yakıcı kaşıntı
    • "Bronşit filan desem öksürük değil gıcık bile yok." (Sermet Muhtar Alus)
  2. [hayvan bilimi] Beyaz renkli, dağlıç koyununa benzer vücut yapısında, kuyruğu son omurlara kadar yağ kitlesi ile kaplı ve bu sebeple alt kısmı yuvarlakça görünen, kaba, karışık yapağılı bir tür koyun
  3. [sıfat, argo] Sözleriyle, davranışlarıyla karşısındakini kızdıran, sinirlendiren, sıkan (kimse)
ÇIKIK

  1. [isim] Bir kemik veya organın yerinden çıkmış olması
  2. [sıfat] Yerinden çıkmış (kemik veya organ)
    • "Tarağı sıkarken duyduğu acı, doktorun tek hareketiyle yerine sabitlenen bir çıkıktan arta kalan hafif acıydı." (Bade Kamböre)
  3. [sıfat] Çıkıntısı olan
    • "Bu adam, elli beş, altmış yaşlarında, boynu biraz yana çarpılmış, çıkık alınlı, çökük yanaklı, kara kuru bir ihtiyardı." (Reşat Nuri Güntekin)
AZLIK

  1. [isim] Az olma durumu
    • "Bu hususlardaki vesikaların azlığı maalesef ancak küçük bir ipucu üzerinde yapılan tahminlerden ibaret kalıyor." (Asaf Halet Çelebi)
  2. Bakınız azınlık
    • "... azlığı teşkil eden Rumlarla Ermenilerin de kendi milliyetlerini muhafaza etmelerini Türklerin memnuniyetle telakki edeceklerini haykırdı." (Ömer Seyfettin)
CICIK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız süs
  2. Derisi soyulmuş et
  3. İç organlar
ANDIK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız sırtlan
KAÇIK

  1. [sıfat] İlmeği kaçmış (çorap vb.)
  2. Bir yana kaçmış, kaymış
  3. [mecaz] Bazı davranışları dengesiz olan; zıvanasız
    • "Bu köşkün perileri de kaçık galiba." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  4. [isim] Çorabın ilmeği kaçmış yeri
KIYIK

  1. [isim, ağızlardan] İğne, kalın yorgan iğnesi
  2. Bakınız çuvaldız
TANIK

  1. [isim] Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse; şahit
    • "Aksini söyleyen bir tanık da çıkmamıştı." (Tarık Buğra)
  2. [hukuk] Duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse; şahit
KIRIK

  1. [sıfat] Kırılmış olan; münkesir
    • "Ahmet hemen heybesini açtı ve makasını, kırık tarağını çıkardı." (İsmail Hakkı Baltacıoğlu)
  2. Tam nota göre düşük olan (not)
    • "Üç dersten kırığı var. Kırık not."
  3. Saf renkten hafif uzaklaşmış
    • "Kırık beyaz."
  4. [isim] Kırılmış bir şeyden ayrılan parça
    • "Cam kırığı."
  5. [isim] Kemiğin bir etki ile kırılması
    • "Kolunda kırık yok ama çıkık var."
  6. [isim] Bir şeyin kırılan yeri
    • "Bunun kırığı neresinde?"
  7. [isim] Bakınız kırıntı
    • "Ekmek kırığı."
  8. Bakınız melez
    • "Kırık tazı."
  9. [isim] Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul
  10. [mecaz] Gücenmiş, üzgün
    • "Eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış." (Behçet Necatigil)
YAZIK

  1. [isim] Bakınız günah
  2. [ünlem] Acınma, üzüntü anlatan bir söz
    • "Yazık! Bu iş böyle mi olacaktı?"
  3. [ünlem] Kınama anlatan bir söz
    • "Yazık sana! Böyle mi yapacaktın?"
ÇALIK

  1. [sıfat] Bakınız çarpık
  2. Verev kesilmiş
  3. Doğal olmaktan uzaklaşmış, kendi renginden olmayan
  4. Adı defterden silinmiş
  5. Yüzünde çıban veya yara yeri olan
  6. [ağızlardan] Yan yan giden
    • "Çalık at."
  7. [isim] Çıban yeri
  8. [isim] Koyunlarda çiçek hastalığı
  9. [isim] Bakınız çalgın
  10. Benzeyen, benzer, çalan
    • "Hafiften sarışına çalık bıyıklarına, berrak kahverengi gözlerine, düzgün taranmış yana yatık saçlarına bakarak güzel Türk efendisi derim ona." (Sevinç Çokum)
BASIK

  1. [sıfat] Basılmış, yassılaşmış
    • "Ökçesi basık pabucunun içinde kara ve çatlak topuklu ayakları ellerinden ziyade ortadadır." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Çok yüksek olmayan
    • "Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi." (Peyami Safa)
  3. Bakınız kısık
    • "Onun sesi de aynı şekilde basıktı." (Tarık Buğra)
  4. [mecaz] Sıkıntı verici, kasvetli olan
YATIK

  1. [sıfat] Dik olmayan, eğik, yatırılmış bir durumda olan; yatkın
    • "Hafiften sarışına çalık bıyıklarına, berrak kahverengi gözlerine, düzgün taranmış yana yatık saçlarına bakarak güzel Türk efendisi derim ona." (Sevinç Çokum)
  2. Çevrilmiş, devrik olan
    • "Yatık yaka."
  3. Zamanla dayanıklılığını yitirmiş
    • "Yatık kumaş."
  4. [isim, ağızlardan] Yayvan su kabı
ARTIK

  1. [sıfat] İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan
  2. [isim] Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü; çıktı
    • "Dibinde bir yudumluk kararmış çay artığı vardı." (Yusuf Atılgan)
  3. Daha çok, daha fazla
  4. [zarf] Bakınız bundan böyle
    • "Artık onlar en lüks gazino ve barlara gidiyorlar, gecelerini oralarda geçiriyorlardı." (Tarık Buğra)
  5. [isim, müzik] Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli
  6. [isim, tarih] Geriye kalmış, arkaya kalmış kimse
    • "... Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan'ın az fakat disiplinli ordusunun kılıç artığı olmaktan kendilerini kurtaramamışlardı." (Fevzi Samuk)
KATIK

  1. [isim] Ekmekle karın doyurmak gerektiğinde, ekmeğe katılan peynir, zeytin, helva vb. yiyecek
    • "Birkaç günlük ekmeğini, katığını köyden getirirdi." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. Yağı alınmış yoğurt, ayran
AĞCIK

  1. [isim, bitki bilimi] Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kın
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü