Sonunda ık olan 5 harfli 78 kelime var. IK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ık olan kelimeler listesine ya da başında ık olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇARIK
-
-
[isim]
İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı
- "Tozla örtülmüş çarıklarının eskiliği belli olmuyor."
-
Araba yokuş aşağı giderken tekerleği frenlemek için altına sürülen demir levha
-
[denizcilik]
Bakınız çene
-
[argo]
Para cüzdanı
- "Kızı bu çarık sözünün para cüzdanı manasına geldiğini bilmeden dinler."
-
[isim]
İşlenmemiş sığır derisinden yapılan ve deliklerine geçirilen şeritle sıkıca bağlanan ayakkabı
- SINIK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Kırık, çıkık
-
Yenilmiş, bozguna uğramış
-
[sıfat, ağızlardan]
Kırık, çıkık
- GIDIK
-
-
[isim]
Bir kimseyi vücudundaki hassas yerlere bir an için dokunarak güldürme veya sinirlendirme işi
-
[ağızlardan]
Çene altı; gıdı
-
[isim]
Bir kimseyi vücudundaki hassas yerlere bir an için dokunarak güldürme veya sinirlendirme işi
- BATIK
-
-
[sıfat]
Batmış olan
- "Batık gemi on kulaçta yan yatıyordu."
-
[isim]
Herhangi bir nedenle su altında kalmış yerleşim birimi, gemi vb
- "Batıkta dört ceset daha bulunmuş."
-
[isim]
Genellikle ayak başparmağında görülen tırnağın kenarındaki derinin tırnağın üstüne doğru büyümesi veya tırnağın deriyi delerek batması
-
[mecaz]
İflas etmiş olan
-
[sıfat]
Batmış olan
- GICIK
-
-
[isim]
Boğazda duyulup aksırtan, öksürten yakıcı kaşıntı
- "Bronşit filan desem öksürük değil gıcık bile yok."
-
[hayvan bilimi]
Beyaz renkli, dağlıç koyununa benzer vücut yapısında, kuyruğu son omurlara kadar yağ kitlesi ile kaplı ve bu sebeple alt kısmı yuvarlakça görünen, kaba, karışık yapağılı bir tür koyun
-
[sıfat, argo]
Sözleriyle, davranışlarıyla karşısındakini kızdıran, sinirlendiren, sıkan (kimse)
-
[isim]
Boğazda duyulup aksırtan, öksürten yakıcı kaşıntı
- ÇIKIK
-
-
[isim]
Bir kemik veya organın yerinden çıkmış olması
-
[sıfat]
Yerinden çıkmış (kemik veya organ)
- "Tarağı sıkarken duyduğu acı, doktorun tek hareketiyle yerine sabitlenen bir çıkıktan arta kalan hafif acıydı."
-
[sıfat]
Çıkıntısı olan
- "Bu adam, elli beş, altmış yaşlarında, boynu biraz yana çarpılmış, çıkık alınlı, çökük yanaklı, kara kuru bir ihtiyardı."
-
[isim]
Bir kemik veya organın yerinden çıkmış olması
- AZLIK
-
-
[isim]
Az olma durumu
- "Bu hususlardaki vesikaların azlığı maalesef ancak küçük bir ipucu üzerinde yapılan tahminlerden ibaret kalıyor."
-
Bakınız azınlık
- "... azlığı teşkil eden Rumlarla Ermenilerin de kendi milliyetlerini muhafaza etmelerini Türklerin memnuniyetle telakki edeceklerini haykırdı."
-
[isim]
Az olma durumu
- CICIK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süs
-
Derisi soyulmuş et
-
İç organlar
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süs
- ANDIK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız sırtlan
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız sırtlan
- KAÇIK
-
-
[sıfat]
İlmeği kaçmış (çorap vb.)
-
Bir yana kaçmış, kaymış
-
[mecaz]
Bazı davranışları dengesiz olan; zıvanasız
- "Bu köşkün perileri de kaçık galiba."
-
[isim]
Çorabın ilmeği kaçmış yeri
-
[sıfat]
İlmeği kaçmış (çorap vb.)
- KIYIK
-
-
[isim, ağızlardan]
İğne, kalın yorgan iğnesi
-
Bakınız çuvaldız
-
[isim, ağızlardan]
İğne, kalın yorgan iğnesi
- TANIK
-
-
[isim]
Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse; şahit
- "Aksini söyleyen bir tanık da çıkmamıştı."
-
[hukuk]
Duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse; şahit
-
[isim]
Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse; şahit
- KIRIK
-
-
[sıfat]
Kırılmış olan; münkesir
- "Ahmet hemen heybesini açtı ve makasını, kırık tarağını çıkardı."
-
Tam nota göre düşük olan (not)
- "Üç dersten kırığı var. Kırık not."
-
Saf renkten hafif uzaklaşmış
- "Kırık beyaz."
-
[isim]
Kırılmış bir şeyden ayrılan parça
- "Cam kırığı."
-
[isim]
Kemiğin bir etki ile kırılması
- "Kolunda kırık yok ama çıkık var."
-
[isim]
Bir şeyin kırılan yeri
- "Bunun kırığı neresinde?"
-
[isim]
Bakınız kırıntı
- "Ekmek kırığı."
-
Bakınız melez
- "Kırık tazı."
-
[isim]
Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul
-
[mecaz]
Gücenmiş, üzgün
- "Eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış."
-
[sıfat]
Kırılmış olan; münkesir
- YAZIK
-
-
[isim]
Bakınız günah
-
[ünlem]
Acınma, üzüntü anlatan bir söz
- "Yazık! Bu iş böyle mi olacaktı?"
-
[ünlem]
Kınama anlatan bir söz
- "Yazık sana! Böyle mi yapacaktın?"
-
[isim]
Bakınız günah
- ÇALIK
-
-
[sıfat]
Bakınız çarpık
-
Verev kesilmiş
-
Doğal olmaktan uzaklaşmış, kendi renginden olmayan
-
Adı defterden silinmiş
-
Yüzünde çıban veya yara yeri olan
-
[ağızlardan]
Yan yan giden
- "Çalık at."
-
[isim]
Çıban yeri
-
[isim]
Koyunlarda çiçek hastalığı
-
[isim]
Bakınız çalgın
-
Benzeyen, benzer, çalan
- "Hafiften sarışına çalık bıyıklarına, berrak kahverengi gözlerine, düzgün taranmış yana yatık saçlarına bakarak güzel Türk efendisi derim ona."
-
[sıfat]
Bakınız çarpık
- BASIK
-
-
[sıfat]
Basılmış, yassılaşmış
- "Ökçesi basık pabucunun içinde kara ve çatlak topuklu ayakları ellerinden ziyade ortadadır."
-
Çok yüksek olmayan
- "Arka sokağa bakan, dar, basık tavanlı, ışıksız bir yerdi."
-
Bakınız kısık
- "Onun sesi de aynı şekilde basıktı."
-
[mecaz]
Sıkıntı verici, kasvetli olan
-
[sıfat]
Basılmış, yassılaşmış
- YATIK
-
-
[sıfat]
Dik olmayan, eğik, yatırılmış bir durumda olan; yatkın
- "Hafiften sarışına çalık bıyıklarına, berrak kahverengi gözlerine, düzgün taranmış yana yatık saçlarına bakarak güzel Türk efendisi derim ona."
-
Çevrilmiş, devrik olan
- "Yatık yaka."
-
Zamanla dayanıklılığını yitirmiş
- "Yatık kumaş."
-
[isim, ağızlardan]
Yayvan su kabı
-
[sıfat]
Dik olmayan, eğik, yatırılmış bir durumda olan; yatkın
- ARTIK
-
-
[sıfat]
İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan
-
[isim]
Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü; çıktı
- "Dibinde bir yudumluk kararmış çay artığı vardı."
-
Daha çok, daha fazla
-
[zarf]
Bakınız bundan böyle
- "Artık onlar en lüks gazino ve barlara gidiyorlar, gecelerini oralarda geçiriyorlardı."
-
[isim, müzik]
Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli
-
[isim, tarih]
Geriye kalmış, arkaya kalmış kimse
- "... Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan'ın az fakat disiplinli ordusunun kılıç artığı olmaktan kendilerini kurtaramamışlardı."
-
[sıfat]
İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan
- KATIK
-
-
[isim]
Ekmekle karın doyurmak gerektiğinde, ekmeğe katılan peynir, zeytin, helva vb. yiyecek
- "Birkaç günlük ekmeğini, katığını köyden getirirdi."
-
Yağı alınmış yoğurt, ayran
-
[isim]
Ekmekle karın doyurmak gerektiğinde, ekmeğe katılan peynir, zeytin, helva vb. yiyecek
- AĞCIK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kın
-
[isim, bitki bilimi]
Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kın