Sonunda ı olan 6 harfli 432 kelime var. I harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ı harfi olan kelimeler listesine ya da başında ı harfi olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MODACI

  1. [isim] Moda işleriyle uğraşan kimse
    • "Katalogdaki örnekler modacı ve tekstilcilere tanıtılmış ve üretimi için çalışmalar başlatılmıştır." (Taciser Onuk)
ADAMCI

  1. [sıfat] Adam kayıran, kendi adamlarını tutan
  2. İnsanlara alışmış, yakın duran (hayvan)
AĞARTI

  1. [isim] Bakınız beyazlık
    • "Şafağın ağartısıyla beraber foklar uyanıp derilerini giydikten sonra birer ikişer denize açılmışlar." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. [ağızlardan] Süt, yoğurt, peynir, ayran vb. yiyecek ve içecekler
    • "Bir evde inek varsa ağartı olur, tavuk varsa yumurtası olur diye söylenen eski bir sözümüz de vardır." (Müjgân Üçer)
UŞAKLI

  1. [isim] Uşak ilinden olan kimse
CİLALI

  1. [sıfat] Cilası olan, cila sürülmüş, cila ile parlatılmış; mücella
    • "Ev sahibi, cilalı basma resmi tablo yerine astı." (Falih Rıfkı Atay)
BOYALI

  1. [sıfat] Boya sürülmüş, boyanmış veya boyaya batırılmış
    • "Türk evlerinde köşeler ve tavanlar türlü renklerle boyalı oyma tahtalarla süslü idi." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Belli bir renkte boyanmış olan
    • "… yeşil boyalı demir kapıdan çabucak çıktım ve tepeyi aşıp soluk soluğa kasabaya doğru inmeye başladım."
  3. Bakınız makyajlı
    • "İşte o dakikadan itibaren onun boyalı dudaklarından, yapma sarı saçlarından nefret ediyordum." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
SARALI

  1. [sıfat] Sara hastalığı olan (kimse); tutarıklı
    • "Çocuklar beni görünce saldırırlardı: Sıska, deli, saralı sıska ... diye." (Sait Faik Abasıyanık)
BAKICI

  1. [isim] Bakma işiyle görevlendirilen kimse
  2. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse
    • "Bakıcının sürekli olması, sık sık değişmemesi gerekir." (Nevzat Tarhan)
  3. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse
  4. Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse
    • "Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. Alıcı suratı yok sende pek." (Haldun Taner)
  5. Bakınız falcı
    • "Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  6. [sıfat] Bakma işini yapan
    • "Ustanın anası yatalak oldu, yanına başka bir bakıcı kocakarı tuttum." (Aka Gündüz)
AYRILI

  1. [sıfat] Bakınız ayrık
DOLAYI

  1. [edat] Bakınız ötürü
    • "Ona böylesi kararlarından dolayı soru sorulmazdı." (Ayla Kutlu)
  2. [sıfat] Çevrede, etrafta bulunan
    • "Şehirden, dolayı köylerden çağrılanlar geliyorlar." (Memduh Şevket Esendal)
SAKALI

  1. [sıfat] Saka hastalığına tutulmuş
    • "İçlerinden biri sakalı bir at gibi fena fena öksürüyordu." (Refik Halit Karay)
MAAŞLI

  1. [sıfat] Bakınız aylıklı
    • "Biri bir koca görür rüyasında / Yüz lira maaşlı kibar bir adam" (Orhan Veli Kanık)
YAPICI

  1. [sıfat] Yapan, oluşturan, ortaya çıkaran, meydana getiren
  2. Önemli ve yararlı işler yapan
    • "İkisi de zeki adamdı, akıllı adamdı, yapıcı adamdı." (Yusuf Ziya Ortaç)
  3. Bakınız olumlu
    • "Yapıcı fikir. Yapıcı eleştiri."
  4. [isim, ağızlardan] Yapı ustası
DAVACI

  1. [isim, hukuk] Dava eden kimse; savlayıcı, müddei
    • "Davacının iddialarında hiçbir delil yoktu." (Necip Fazıl Kısakürek)
CABASI

  1. [zarf] Artısı, fazladan kazanılanı, elde edileni
    • "Koşmak çok özgürce ve güzel bir uğraşı idi, rekabetin heyecanı ise cabası." (Anat Galip)
MAŞALI

  1. [sıfat] Maşası olan
    • "Maşalı saat."
  2. Maşa ile kıvrılmış (saç)
TUFALI

  1. [sıfat] Herhangi bir emek ve çaba harcamadan elde edilen, kolayca sağlanan
    • "Şöyle tufalı bir iş olsaydı hiç olmazsa. Ama iş tufada değildi. Dalgayı öğrenmek gerekiyordu önce." (Habib Bektaş)
LAPACI

  1. [sıfat] Vücutça toplu ve iri olmasına rağmen direnci az olan
    • "Kulağıma eğildi, bana bak Seyfi, dedi. Sakın beni geçme. Hoca beni lapacı biliyor. Seni de atlet." (Aydın Aydemir)
  2. Yorgun, bitmiş tükenmiş
    • "Belki o ılık kışlarda biraz fazla nezle oluyor, lodostan belki biraz fazla lapacı oluyorduk ama memnunduk." (Sait Faik Abasıyanık)
ECZALI

  1. [sıfat] Kimyasal madde ile kaplanmış, karıştırılmış, işlem görmüş
  2. [isim] İçi kimyasal madde ile doldurulmuş mermi atan ateşli silah
    • "Güzel bir bıçak, bir de eczalı dedikleri tabanca satın almıştım." (Yahya Kemal Beyatlı)
PAZILI

  1. [sıfat] Pazısı olan
    • "Gözleri geniş omuzlu, demir pazılı Hüseyin'deydi." (Halide Edip Adıvar)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü