Başında ö olan 4 harfli 60 kelime var. Ö harfi ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ö harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ö harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ö bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÖDEM

Kelime Kökeni: Fransızca oedème

  1. [isim, tıp] Dokularda, hücreler arası boşluklarda, bazı iç organlarda genellikle de yüzde, ellerde, ayaklarda aşırı miktarda sıvı birikmesi
ÖDEV

  1. [isim] Yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış; vazife
    • "Şimdiye kadar ihmal ettiğim için kendimi suçlu saydığım bir ödevi yerine getirdim." (Nâzım Hikmet)
  2. Öğretmenin öğrencilere okul dışında yapmaları için verdiği çalışma
    • "Öğretmenleri ödev vermiş, ders çalışıyorlar." (Ahmet Ümit)
ÖŞÜR

Kelime Kökeni: Arapça ʿuşr

  1. [isim, tarih] Toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi; ondalık, aşar
ÖFKE

  1. [isim] Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi; kakınç, kızgınlık, celal, hırs, hışım, hiddet, gazap
    • "Fahri'nin gözlerinde karanlık bir ifade var, umutsuzluk, öfke karışımı bir şey." (Ahmet Ümit)
ÖYLE

  1. [sıfat] Onun gibi olan, ona benzer; o biçimde, o şekilde
    • "Ben öyle bir şey demedim." (Refik Halit Karay)
  2. [zarf] O yolda, o biçimde, o tarzda
    • "Bize öyle öğrettiler. İyi olduğunu sandık." (Adalet Ağaoğlu)
  3. [zarf] O denli, o kadar, o derece
    • "Bugünlerde biraz üzüntü içindeysen de kasavetlenmeyesin öyle." (Osman Cemal Kaygılı)
  4. [zarf] Ondan sonra
    • "Ana temiz temiz bir öpeyim de öyle yatayım, dedi." (Tarık Buğra)
  5. [ünlem] İçinde "ne, nasıl" vb. sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatan bir söz
    • "O ne biçim iş öyle! O nasıl hayvan öyle!"
ÖNCÜ

  1. [sıfat] Önden gelen, önde olan, artçı karşıtı
    • "Dramda ise Shakespeare’den tutun da son çağın en öncü tiyatro müelliflerinin eserlerine kadar nice yüksek değerli edebî piyesler, genç sanatkârlarımız tarafından muvaffakiyetle oynanmaktadır." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. [isim] Önde gidip haber ulaştıran kimse
  3. [isim] Bir sanat ve düşünce akımını, çağına göre yeni bir görüşü başlatan kimse veya eser; bayrak, avangart
  4. [isim, askerlik] Yürüyüşte kolun ilerisinden giden kıta; pişdar, artçı karşıtı
  5. [isim, ağızlardan] Önder, kılavuz
ÖREK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız duvar
ÖDÜN

  1. [isim] Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme; ödünleme, ivaz, taviz
    • "Kalabalığa verilen her ödün, verenleri kendi benliğinden, kişiliğinden uzaklaştırıyor." (Necati Cumalı)
ÖREN

  1. [isim] Ait olduğu eski uygarlık hakkında fikir edinmemizi sağlayan kültür ve tabiat kalıntılarından oluşan alan
ÖDÜL

  1. [isim] Bir başarı karşılığında verilen armağan; mükâfat
    • "Ödül, yarıştırma kurumlarını giderek ellerinde topluyorlar." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Yarışmada kazananlara verilmek üzere ortaya konan şey; mükâfat
    • "Meslek yaşamının daha ilk yılında, 1949’da Etibank İstanbul Pavyonu yarışmasında aldığı üçüncülük ödülünü diğerleri izlemiştir." (Nejat Tekelioğlu)
  3. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen şey; mükâfat
ÖBEK

  1. [isim] Bakınız küme
    • "Bahçeye iner, bir çiçek öbeğinin dibinde bir hasır iskemleye otururdu." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [gök bilimi] Genel olarak yaş, kimyasal yapı, uzay dağılımları ve hızları bakımından benzer özellik gösteren yıldızlar veya yıldız kümeleri
  3. [dil bilgisi] Birden çok kelimeden oluşan, yapı ve anlamındaki bütünlük dolayısıyla cümle içinde tek bir öge gibi işlem gören söz dizisi; grup
ÖZGÜ

  1. [sıfat] Birine, bir şeye ait olan; öze, has, mahsus (I)
    • "Bu, içinde doğduğu, geliştiği, biçim kazandığı topluma özgü dildir." (Nermi Uygur)
  2. Belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunan; öze, has, mahsus (I)
  3. Aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmayan; öze, has, mahsus (I)
ÖLME

  1. [isim] Ölmek durumu; fevt, kabız, uful
    • "Osman, babamı zindana attırmış ve ihtiyarın orada ölmesine sebep olmuştu." (Necip Fazıl Kısakürek)
ÖĞÜN

  1. [isim] Kez, defa
  2. Yemek vakti
    • "Her öğün tıka basa yediği iki katlı ekmek kadayıfı ile..." (Halide Edip Adıvar)
  3. Bir vakitte yenilen yemek
ÖRÜM

  1. [isim, ağızlardan] Sürünün gece veya sabaha karşı otlaması
ÖĞÜR

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız akran
  2. [sıfat] Öğrenmiş
  3. [sıfat] Alışılmış, yadırganmaz olmuş; menus
  4. Takım, fırka, zümre
ÖĞÜT

  1. [isim] Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz; mevize, nasihat
    • "Bütün öğütlerine itaat ettiğim hâlde hiçbir şeye muvaffak olamıyorduk." (Aka Gündüz)
ÖRÜK

  1. [isim] Kendi ipiyle onarılmış kısım
    • "Eğer örük varsa artık paltonun bizimkine ait olduğuna hükmederim." (Burhan Felek)
  2. [ağızlardan] Bakınız saç örgüsü
  3. [ağızlardan] Bakınız örk
ÖRGE

  1. [isim] Bakınız motif
ÖRME

  1. [isim] Örmek işi
    • "Kale kapısından yalnız birini açık bırakarak bakilerini örmeye başlamışlardı." (Orhan Seyfi Orhon)
  2. [sıfat] Bakınız örgü
    • "Üstüne açık kahverengi yün örme bir ceket giymişti." (Peyami Safa)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü