Başında ça olan 7 harfli 99 kelime var. Ça ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ça olan kelimeler listesine ya da sonu ça ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.

Karmaşık harflerden başında ça bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ça Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A Ç

2 Harfli Kelimeler

AÇ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇAMARDI

  1. [isim] Niğde iline bağlı ilçelerden biri
ÇAĞANAK

Kelime Kökeni: Farsça çeġāne

  1. [isim] Zilli tef veya dansözlerin kullandığı zil
ÇAĞRILI

  1. [isim] Bir toplantıya, bir yere veya birinin yanına çağrılmış kimse; davetli
    • "Almanların çağrılısı olarak İstanbul'dan ayrıldık." (Tarık Buğra)
ÇAPKIMA

  1. [isim] Çapkımak işi
ÇAKIŞMA

  1. [isim] Çakışmak işi
ÇATINMA

  1. [isim] Çatınmak işi
ÇALIŞMA

  1. [isim] Çalışmak işi; faaliyet
    • "Sonradan kapının kaldırılıp yerine takılması için yetmiş kişinin çalışması icap etti." (Necip Fazıl Kısakürek)
  2. Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması
    • "Bu kiriş hesabında kirişin aşırı yük altında çalışması göz önüne alınmıştır."
  3. Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi
    • "Ağaçtan üretilen işlerin sonradan bozulması istenmiyorsa bütün birleştirilmelerde ağacın çalışması özelliği dikkate alınmalıdır."
  4. Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün
ÇATILIK

  1. [sıfat] Çatı yapımına gerekli olan
    • "Kapı, pencereden başka tavanlık tahta, tabanlık dilme, çatılık direk hazır." (Fakir Baykurt)
ÇAĞIRTI

  1. [isim] Çağırma sesi
    • "İlk bakışta bu olayın anası, bizim aydınların bağırtısıyla gençlerin çağırtısı gibi gelebilir adama." (Erol Toy)
ÇATISIZ

  1. [sıfat] Çatısı olmayan, üstü açık (ev, kulübe)
ÇARKACI

  1. [isim, tarih] Bakınız çarhacı
    • "Davlumbazlar yeğde yeğde vuranda / Çarkacılar sağlı sollu dönende / Eğri kılıç ak gövdeyi bölende / Yiğidi doğuran ana, bin yaşa!" (Halk türküsü)
ÇAKINTI

  1. [isim] Şimşek, yıldız, güneş, ışık vb.nin birdenbire ve geçici olarak verdiği aydınlık durumu
    • "Güneşin ağaç yapraklarından sızarak oynak ışık çakıntılarıyla süslediği bahçedeki o ılık günler nine ve çocuk için ne sevinçler yaşanmıştı." (Füruzan)
  2. Çakılmış olan şey
  3. [mecaz] Beklenmeyen söz veya davranış
    • "Sarhoşun bazı sevimli buluşları, delinin beklenmedik çakıntıları olabilir." (Haldun Taner)
  4. [argo] Sınıfta kalma
    • "Bilmem senin ikmal nasıl geçti. Eğer Aga Bedros numara vermezse ve çakıntı olursa bir yıl daha herifin karşısında oturup ders okumaya çalışmak çetin bir iştir." (Memduh Şevket Esendal)
  5. [argo] İçkili toplantı, içki âlemi
    • "Tahir de bir akşam iki arkadaşıyla Filip’in gazinosuna gider, çakıntıya başlarlar." (Refî Cevad Ulunay)
  6. [argo] İçki içerken kadehleri birbirine vurma, kadeh tokuşturma
ÇATILIŞ

  1. [isim] Çatılmak işi
ÇAKILLI

  1. [sıfat] Çakılı olan
    • "Kumsal topraktan, dibi çakıllı suya girdi." (Cahit Uçuk)
ÇARPICI

  1. [sıfat] Etkili, dikkat çeken; sansasyonel
  2. [zarf] Etkili bir biçimde
    • "Ne kadar küçük olursa olsun, bu ona pek çarpıcı ve aydınlatıcı geliyordu." (Tarık Buğra)
ÇAYKARA

  1. [isim, ağızlardan] Çay kenarında çıkan göze; kaynak, pınar
    • "Çaykaraların suyu o kadar soğuktur ki dişlerini tıkırdatır." (Yaşar Kemal)
ÇAKIŞIK

  1. [sıfat, matematik] Çakışmış olan
    • "Çakışık üçgenler."
ÇAPAÇUL

  1. [sıfat] Bakınız pasaklı
    • "Musa, gene her günkü çapaçul kılığına bürünmüş." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Düzensiz, özensiz, karışık olan
    • "Her türlü kirli kazanç, hile hurda, rüşvet, başıbozukluk, çapaçul işler bunlar için tabiiydi." (Sevinç Çokum)
ÇARESİZ

  1. [sıfat] Çaresi bulunmayan, onulmaz; umarsız, devasız
    • "Çaresiz derdimi oğlana anlatıp dükkâna döndüm." (Ahmet Ümit)
  2. Çare bulamayan, zavallı (kimse); biçare
    • "Viranelerde yemek için ot toplayan çaresiz kadınlarla konuştu." (Ömer Seyfettin)
  3. [zarf] Çıkar yol bulamayan bir biçimde; umarsız
    • "Birdenbire kendini o kadar çaresiz hissetti ki oradan uzaklaşıp bir sütunun dibine çökerek ağlamaya başladı." (İhsan Oktay Anar)
  4. [zarf] Bakınız ister istemez
    • "Başöğretmen bu armağanları geri çeviremediği için çaresiz kabul eder." (Salâh Birsel)
ÇALIMLI

  1. [sıfat] Çalımı olan; havalı, pozlu, zambırlı
  2. [isim, denizcilik] Başı yüksek, yapısı dar gemi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü