HORLAMAK (TDK)

Uyku sırasında soluk alırken boğaz ve burundan gürültülü sesler çıkarmak, horuldamak. horlamak (II) (-i) Birinin gönlünü incitircesine davranmak, hor görmek: "Biz horladık diyemem fakat evimizin havası artık ona yabancı gelmeye başlamıştı."- H. E. Adıvar.

Horlamak kelimesi baş harfi H son harfi K olan bir kelime. Başında H sonunda K olan kelimenin birinci harfi H , ikinci harfi O , üçüncü harfi R , dördüncü harfi L , beşinci harfi A , altıncı harfi M , yedinci harfi A , sekizinci harfi K . Başı H sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ARTIK Nedir?


1 . Bir şey harcandıktan sonra artan bölümü: "Kumaş artığı."- .
2 . Kalan veya artan bölüm: "Yemek artığı."- .
3 . sıfat İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan.
4 . sıfat Daha çok, daha fazla.
5 . zarf (a'rtık) Bundan böyle, sonra, daha, yeter: "Artık onlar en lüks gazino ve barlara gidiyorlar, gecelerini oralarda geçiriyorlardı."- T. Buğra.
6 . müzik Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli.

BOĞAZ Nedir?


1 . Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar, imik, kursak: "Ses, ciğerlerde biriken havanın boğaza çarpması demektir."- Ö. Seyfettin.
2 . Şişe, güğüm vb. kaplarda ağza yakın dar bölüm: "Şişenin boğazı. Testinin boğazı."- .
3 . İki dağ arasında dar geçit, derbent: "Yol üzerindeki derbentleri ve boğazları işgal ederek ordunun başında bunları takip ediyordu."- F. F. Tülbentçi.
4 . Yedirip içirme yükümü, iaşe: "İşçilerin boğazı bizden olacak."- .
5 . mecaz Yiyeceği içeceği sağlanan kimse: "Hayat zor anne, kaç boğazız evde, ağabeyim hangi birimize yetişsin."- A. Kulin.
6 . mecaz Yeme içme: "Boğazına düşkün."- .
7 . coğrafya İki kara arasındaki dar deniz.

BURU Nedir?

Sancı, buruntu.

BURUN Nedir?


1 - Alınla üstdudak arasında bulunan, çıkıntılı, kemik; kıkırdak, kas ve deriden oluşmuş koku alma ve solunum organı.
2 - Kimi şeylerin ön ve sivri bölümü.
3 - Karanın özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü.
4 - Koku alma yetisi.
5 - Kibir, büyüklenme, çalım.

ÇIKAR Nedir?

Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar: "Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."- Anayasa.

ÇIKARMA Nedir?


1 . Çıkarmak işi, emisyon.
2 . askerlik Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma.
3 . matematik Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

ÇIKARMAK Nedir?


1 . Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak: "Çantasından çok sayfalı, maroken kaplı küçük bir defter çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . (-i) Sonunu getirmek: "Bu para ile ayı çıkarırız."- .
3 . (-i) Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek.
4 . (-i) Bulmak, ortaya koymak: "Yalanını çıkarmak. Yanlışını çıkarmak."- .
5 . (-i) Hatırlamak: "Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım."- N. Cumalı.
6 . (-i, -den) Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek: "Öfkesini benden çıkardı."- .
7 . (-i, -den) Sağlamak, elde etmek: "Ekmeğini taştan çıkarmak."- .
8 . (-i, nsz) Gibi göstermek, bir davranış yüklemek: "Birini hırsız çıkarmak. Suçlu çıkarmak."- .
9 . Sindirim yolundan dışarı atmak.
10 . İlgisini keserek uzaklaştırmak. 1
1 . (-i) Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak: "İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti."- S. F. Abasıyanık. 1
2 . (-i) Yayımlamak: "Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı."- O. S. Orhon. 1
3 . (-i) Gidermek: "Lekeyi çıkarmak."- . 1
4 . (nsz) Sebep olmak, yol açmak: "Bir dedektif bürosu açmış, hükûmet zorluk çıkardığından kapatmıştı."- R. H. Karay. 1
5 . (nsz) Yapmak, üretmek: "Bu terzi çok iş çıkarıyor."- . 1
6 . (-e, nsz) Sunmak: "Konuklara çerez çıkardı."- . 1
7 . (-e, -i) Göstermek: "Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın."- M. Ş. Esendal. 1
8 . (-i, -le) Bir şeyi bir örneğe göre yapmak: "Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami..."- H. Taner. 1
9 . (nsz) Yollamak, göndermek: "Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti."- .
20 . (nsz) Yükü boşaltmak: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay. 2
1 . (nsz) Resim yapmak. 2
2 . (nsz) Fotoğraf çektirmek. 2
3 . (-i), mecaz Söylemek: "Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır."- O. C. Kaygılı. 2
4 . (-i, -den), matematik Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek.

DAVRANMAK Nedir?


1 . Bir kimseye veya bir şeye karşı belli tavır takınmak: "Hiç gerekmezken dönüyor ve onu yeni görmüş gibi davranıyor."- T. Buğra.
2 . (-e) Bir şeye el atmak, girişmek: "Polisi görünce kaçmaya davrandılar."- H. Taner.
3 . (-e) Bir işi yapmaya hazır olmak, hazırlanmak: "Kalbine bu üzüntü düşünce duramadı, ayağa kalkıp gitmeye davrandı."- R. H. Karay.

DİYE Nedir?


1 . Herhangi bir yargıya vararak.
2 . Niteleyerek.
3 . Sanarak, diyerek.

FAKAT Nedir?

Yalnız, ancak, ama, °lakin.

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GÖRME Nedir?

Görmek işi, rüyet.

GÖRMEK Nedir?


1 - Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek.
2 - Anlamak, kavramak, bilincine varmak, sezmek.
3 - Bir şeyi, bir yeri incelemek, gezmek.
4 - Yanına gidip konuşmak.
5 - Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.
6 - Tıbben incelemek, muayene etmek.
7 - Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak; izlemek.
8 - Yapmak, etmek.
9 - Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak.
10 - Almak. 1
1 - Bir şeye erişmek. 1
2 - Çok değer vermek. 1
3 - Bir işleme uğramak. 1
4 - (Yer için) Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. 1
5 - Ziyaret etmek. 1
6 - Bir kimseyle karşılaşmak, rastlaşmak. 1
7 - Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. 1
8 - Sahne olmak, geçirmek. 1
9 - (Olumsuzu) Bir eylemin hiç yapılmadığını belirtir. 2
1 - Gezmek. 2
2 - Vermek. 2
3 - Karşı oyuncunun yapacağı vuruşu önceden kestirip ona göre durum almak.

GÜRÜLTÜLÜ Nedir?


1 . Gürültüsü olan: "Dışarıdaki sofadan kalınlı inceli, gürültülü sesler işitildi."- P. Safa.
2 . Karışık olaylarla dolu: "Gürültülü bir yaşayış."- .

HAVA Nedir?


1 . Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.
2 . Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü: "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu."- M. Ş. Esendal.
3 . Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu: "Havanın üşütecek kadar serinlemiş olmasına göre sabah yakın."- R. N. Güntekin.
4 . Gökyüzü: "Havada bir tek bulut yok."- .
5 . Çevreyi kuşatan boşluk: "Tozlar havada uçuşuyordu."- .
6 . Esinti: "Bugün hava olursa yelkenli kalkacak."- .
7 . Müzik parçalarında tür: "Kâğıthane havası tutturur, bahriye çiftetellisi çalardık."- S. F. Abasıyanık.
8 . Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi.
9 . sıfat, mecaz Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz): "Bu sözlerin sonu hava."- .
10 . mecaz Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik: "Buna rağmen öyle kibar ve asil havası vardır ki bu damga bile onu çirkinleştiremez, inadına daha bir uçarı, daha bir sevimli yapar."- H. Taner. 1
1 . mecaz Tarz, üslup: "Namık Kemal'e, Tevfik Fikret'e başarılı nazireler yazmıştır. Onların diliyle, onların sesiyle, onların havasıyla..."- Y. Z. Ortaç. 1
2 . mecaz Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans: "Bugünlük, bu masal havası içinde onunla beraber yaşamalıyız."- S. F. Abasıyanık. 1
3 . mecaz Çekicilik, albeni, alım, cazibe: "Kadın güzel değil ama havası var."- . 1
4 . mecaz Keyif, âlem: "Onu kendi havasına bıraksak çalışmaz."- .

HAVAS Nedir?

Duyular.

HAVAS Nedir?


1 - Nitelikler, özellikler.
2 - Kendilerini halktan ayrı ve üstün sayan, kendilerinde bir çeşit ayrıcalık gören yurttaş sınıfı, "avam" karşıtı.

HORULDAMAK Nedir?

Horlamak (I).

İNCİ Nedir?


1 . İstiridye gibi bazı kavkılı deniz hayvanlarının içerisinde oluşan, değerli, küçük, sert, sedef renginde süs tanesi.
2 . Bu tanelerden oluşan takı: "Yalıdaki ev, Dürnev Hanım'ın halılarını, incilerini gözden çıkarmasıyla kurtuldu."- N. Cumalı.
3 . teklifsiz konuşmada Yanlışlığı sebebiyle gülünç olan söz veya cümle.

SIRASINDA Nedir?

Gerekince, yerinde ve zamanında.

SOLUK Nedir?


1 . Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes: "Kalp gitgide hafiflemekteydi ve soluklarda hafif bir hışıltı başlamıştı."- R. N. Güntekin.
2 . Ciğerlere hava alıp verme.
3 . mecaz Tarz: "Gençler dergimize yeni bir soluk getirdiler."- .

UYKU Nedir?


1 . Dış uyaranlara karşı bilincin, bütünüyle veya bir bölümünün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı dinlenme durumu: "Rahat bir uyku uyumuştum."- S. F. Abasıyanık.
2 . mecaz Çevrede olup bitenin farkında olmama, gaflet, aymazlık.
3 . mecaz Doğada görülen sükûnet durumu: "Kış süresince uykuda olan ağaçlar, baharla birlikte uyandı."- .

YABANCI Nedir?


1 . Başka bir milletten olan, başka bir milletle ilgili olan (kimse), bigâne, ecnebi: "Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok."- R. E. Ünaydın.
2 . Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge: "Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım."- M. Ş. Esendal.
3 . Tanınmayan, bilinmeyen, yad: "Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı."- Y. Z. Ortaç.
4 . Aynı türden, aynı çeşitten olmayan: "Yağın içinde yabancı maddeler var."- .
5 . Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan: "Bu uygulamanın yabancısıyım."- .
6 . Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan: "Yabancı arabalar buraya park edemez."- .

A A H K L M O R Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Horlamak, Kahrolma,

7 Harfli Kelimeler

Horlama, Ohlamak,

6 Harfli Kelimeler

Harlak, Kaloma, Malkar, Ohlama, Oklama, Okrama,

5 Harfli Kelimeler

Ahkam, Ahlak, Ahmak, Alarm, Almak, Aroma, Halka, Hamak, Hamal, Hamla, Haram, Kalma, Karha, Karma, Komar, Koral, Lokma, Mahal, Mahra, Makro, Malak, Maral, Marka, Moral, Olmak, Rakam, Ramak,

4 Harfli Kelimeler

Ahar, Akar, Akma, Akor, Alma, Amal, Amor, Arak, Arka, Arma, Hala, Halk, Hara, Hora, Kala, Kama, Kara, Karo, Klor, Kola, Koma, Kora, Kral, Krom, Laka, Lama, Mala, Mark, Moka, Mola, Okar, Olma, Orak, Oral, Roka,

3 Harfli Kelimeler

Aha, Aka, Ala, Alo, Ama, Ara, Ark, Hak, Hal, Ham, Har, Hol, Hor, Kah, Kal, Kam, Kar, Kol, Kom, Kor, Lak, Lam, Lok, Lor, Mal, Mor, Oha, Oma, Ora, Ram, Rol, Rom,

2 Harfli Kelimeler

Ah, Ak, Al, Am, Ar, Ha, La, Oh, Ok, Ol, Om, Ra,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.