İçinde M olan 6 harfli 1741 kelime var. İçerisinde M harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında M harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu M harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

MAHKÜM
...
ANAMUR
...
ÇÖKMEK

  1. [nsz] Bulunduğu düzeyden aşağı inmek, çukurlaşmak
    • "Toprak çökmek. Yol çökmek."
  2. Üzerinde bulunduğu yere yıkılmak
    • "Tavan çökmek. Döşeme çökmek. Ev çökmek."
  3. [-e] Çömelmek
    • "Suyun başına çöküp ellerini, yüzünü yıkamaya koyuldu." (Halit Fahri Ozansoy)
  4. [-e] Oturmak, birdenbire oturmak
    • "Soluk soluğa yere çöktü." (Falih Rıfkı Atay)
  5. Deve, sığır vb. olduğu yere oturmak
    • "Boz renkli bir kaya, tıpkı çökmüş bir hecin sırtını andırıyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. Şakak, avurt vb. içeri doğru girmek, çukurlaşmak
    • "Kadının yanakları daha fazla çöktü." (Halide Edip Adıvar)
  7. Basmak, yayılmak
    • "... konuşmaların cıvıltısıyla dolu salona, şimdi bir acayip sessizlik çökmüştü." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  8. Sis, duman vb. inerek kaplamak
    • "Alaca karanlıklar çökerken köşk bahçesinin parmaklıklarında görünmektedir." (Salâh Birsel)
  9. Sarsılıp dinçliğini yitirmek
    • "Şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür." (Refik Halit Karay)
  10. Tortu dibe inmek
  11. Son bulmak, yıkılıp dağılmak
    • "Bizans İmparatorluğu 1453'te çöktü."
    • "Bir gün vatan çöktü ve millî mabetler istila edildi." (Aka Gündüz)
  12. [-e] Yoğun bir biçimde duymak
    • "Mustafa Kemal'in içine ilk defa bu lisede vatan kaygısı çöktü." (Falih Rıfkı Atay)

İTİMAT

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Güven, güvenç, emniyet
    • "Onda fenne, müspet bilgiye karşı saf bir itimat vardı." (Reşat Nuri Güntekin)
    • "İtimat edilir, kanundan, hukuktan anlar birisine umumi bir vekâlet vereceğim." (Aka Gündüz)

KEMLİK

  1. [isim] Kötülük

MAHSUL

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Ürün
  2. Verim
  3. Ortaya çıkan, elde edilen şey
    • "Her yeni âlem bir eski kıyametin mahsulü değil midir?" (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

MELAMİ
...
MEŞKUK
...
MİHNET

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Sıkıntı, üzüntü
    • "Her mihnet kabulüm yeter ki / Gün eksilmesin penceremden." (Cahit Sıtkı Tarancı)

TAHMİS

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına üç dize katılması durumu, beşleme

TÜNMEK

  1. [nsz] Hava kararıp gece olmak

ÇIMACI

  1. [isim] Vapur iskelelerinde çıma uzatan veya tutan işçi
    • "Kimimiz dümen tutar mavnalarda / Kimimiz çımacıdır halat başında." (Orhan Veli Kanık)

GÖMLEK

  1. [isim] Vücudun üst kısmına giyilen kollu veya yarım kollu, yakalı giysi
    • "Sarı zeminli, kırmızı çiçekli gömleğinin yalnız boğazına tesadüf eden düğmesi ilikli, ötekiler açıktı." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Kadınların giydikleri ince kumaştan yapılmış kolsuz, yakasız iç çamaşırı, kombinezon
    • "Toplumun gömlek değiştirmesi, siyasal karmaşa elbette onları da etkiliyor." (Selim İleri)
  3. Vücudun üst kısmına giyilen iç çamaşırı
    • "Don ve gömleği ile fırlamış erkekler kapıların önlerinde giyiniyorlardı." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  4. Kitap kapağına geçirilen kap, kılıf
    • "İplik dikiş, karton kapak ve beş renkli kuşe gömlek içinde çıkacak olan ... kitaplığımızın en değerli eserleri arasında yer alacaktır." (Yusuf Ziya Ortaç)
  5. Beyaz ışık sağlamak için lambanın üzerine geçirilen amyanttan kılıf
  6. Dosya kartonu
  7. Memeli hayvanlarda bağırsakları dıştan saran yağlı zar
  8. Göbek, batın
    • "İki gömlek yukarı dedesi filancadır."
  9. Basamak, kat, derece
    • "İki pehlivan yenişememiştir ama Aliço'nun bir gömlek üstün olduğu iyice belirlenmiştir." (Salâh Birsel)

İNLEME

  1. [isim] İnlemek işi

KARMAK

  1. [-i] Karıştırmak, birbirine katmak
  2. [nsz] Toz durumundaki bir şeyi sıvı ile karıştırarak çamur veya hamur durumuna getirmek
    • "Yapı için harç karmak. Boya karmak."

NARMAN
...
RÖMORK

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Başka bir taşıt tarafından çekilen motorsuz taşıt
    • "Traktörün arkasına bağlı römorkun üstüne tırmandı." (Necati Cumalı)

APIŞMA

  1. [isim] Apışmak işi

DURMAK

  1. [nsz] Hareketsiz durumda olmak
    • "Motorlu su taşıtlarından biri de kanal rıhtımının tam bizim önümüze düşen bir noktasında demir atmış duruyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
    • "Dur! Bu işi ben yaparım. Durun hele, bakalım ne olacak!"
    • "Gayri bana dur durak yok... Muhasebe müdürü ... çalışmamdan hoşnut değilmiş." (Tarık Dursun K)
  2. İşlemez olmak, çalışmamak
    • "Bileğimdeki saat durmuş." (Aka Gündüz)
  3. Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, tevakkuf etmek
    • "Yolda nerede çeşme gördümse durdum, elimi yüzümü yıkadım, su içtim." (Necati Cumalı)
  4. Dinmek, kesilmek
    • "Yağmur durdu."
  5. Varlığını sürdürmek
    • "Türklerin yüzlerce yıl önceki kitabeleri hâlâ duruyor."
  6. Var olmak
    • "Bu kadar dersim dururken sinemaya nasıl gideyim?"
  7. Beklemek, dikilmek
    • "Oturacak değil, ayakta duracak yer yok." (Reşat Nuri Güntekin)
  8. Yaşamak
    • "Anneannen duruyor mu?"
  9. Birisinin malı olarak bulunmak veya o malla ilişkisi olmak
    • "Yazlık eviniz hâlâ duruyor mu?"
  10. Kalmak
    • "Artık çok durmamış, yanındaki hanımla birlikte balodan çıkmış!" (Mahmut Yesari)
  11. Bir yerde olmak veya bulunmak
    • "Aspirin getirmeyeceğini adı gibi biliyordu çünkü çekmecesinde dokunulmamış bir kutu duruyordu." (Tarık Buğra)
  12. Belli bir durumda, bir görevde bulunmak
    • "Her gelişimde ben de maçları seyreder, kaleci dururdum." (Haldun Taner)
  13. Ara vermek
    • "Sabahtan beri hiç durmadım."
  14. Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek
  15. [yardımcı fiil] Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: Çalışadurmak, bakadurmak, getiredurmak, yiyedurmak gibi

ELEMEK

  1. [-i] Elek yardımıyla ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak, elekten geçirmek
    • "İşte deniz suyunun tuzunu eleyip çölü sulayıp kazanılan meralar." (Haldun Taner)
  2. Sınav veya yarışma yoluyla en iyileri seçmek
  3. İpliği elemgeden geçirip yumak yapmak
  4. Gözden geçirmek, ayıklamak, iyisini kötüsünden ayırmak
  5. Bir yarışmacıyı yarışma dışı bırakmak, elimine etmek

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü