YONTULMAK (TDK)


1 . Yontma işi yapılmak veya yontma işine konu olmak: "Önünde duran çok sivri yontulmuş kurşun kalemi aldı."- H. Taner.
2 . mecaz İnsan kabalıktan, görgüsüzlükten kurtularak toplum törelerine göre davranır duruma gelmek: "Efendim, yontulmamış adamlar, hani dört yaşındaki çocuktan berbat..."- R. N. Güntekin.

Yontulmak kelimesi baş harfi Y son harfi K olan bir kelime. Başında Y sonunda K olan kelimenin birinci harfi Y , ikinci harfi O , üçüncü harfi N , dördüncü harfi T , beşinci harfi U , altıncı harfi L , yedinci harfi M , sekizinci harfi A , dokuzuncu harfi K . Başı Y sonu K olan 9 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ADAM Nedir?


1 . İnsan.
2 . Erkek kişi, kadın karşıtı: "İyi bir adam isterse, babası da verirse varacak."- M. Ş. Esendal.
3 . Birinin yanında ve işinde bulunan kimse: "Kendisi gayet kibirli, öfkeli olduğu için hizmetçileri ve adamları korkarlar."- K. Tahir.
4 . Birinin yararlandığı, kullandığı kimse: "Hemen hepsi para çevrelerinin adamlarıydı."- C. Meriç.
5 . Birinin sözünü dinleyen, nazını çeken kimse, kayırıcı: "O benim adamımdır, hiçbir ricamı geri çevirmez."- .
6 . Görevli kimse: "Artık şunları toplatsak, dedi, kavasa söyleseniz de bir adam buluverse."- R. H. Karay.
7 . İyi huylu, güvenilir kimse: "Amcam, güngörmüş bir adamdı."- R. N. Güntekin.
8 . Bir alanda derin bilgisi olan kimse: "Bir sanatçının, bilim adamının düşünmek için bol zamana ihtiyacı vardır."- H. Taner.
9 . Bir alanı benimseyen kimse.
10 . ünlem Bir şeyin önemsenmediği anlatılmak istendiğinde kullanılan söz: "Adam, vazgeç!"- . 1
1 . halk ağzında Eş, koca.

ALDI Nedir?

"söylemeye başladı" anlamında kullanılan bir söz: "Aldı Kerem. Aldı Köroğlu."- .

ÇOCUK Nedir?


1 . Küçük yaştaki oğlan veya kız: "Çocuğun bir sütninesi vardı."- R. H. Karay.
2 . Soy bakımından oğul veya kız, evlat: "Anası olacak bir kadın çocuğu omuzundan yakalamış."- B. R. Eyuboğlu.
3 . Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak: "Çocuk köşeyi dönerken ana arkasından su içmeye gitti."- B. R. Eyuboğlu.
4 . Genç erkek.
5 . mecaz Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi.
6 . mecaz Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse: "Otuz yaşında ama hâlâ çocuk."- .
7 . mecaz Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

DÖRT Nedir?


1 . Dört sayısının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 4, IV rakamlarının adı.
3 . sıfat Üçten bir artık.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GÖRE Nedir?


1 . Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince: "... günün modasına göre taranmış saçlarıyla güzel bir kadın başı uzandı bahçeye."- N. Cumalı.
2 . Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran: "Bilginlerin dediğine göre on milyona yakın Türk yurt değiştirdi."- N. Araz.

GÖRGÜ Nedir?


1 . Bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik davranışları, terbiye: "İçinde yaşadığımız aynı çevre, aynı görgü, beni tamamıyla onlara benzetmiyor."- O. C. Kaygılı.
2 . Bir kimsenin, yaşayarak ve deneyerek elde ettiği birikim, deneyim.
3 . Görmüş olma durumu: "Görgü tanığı."- .

GÖRGÜSÜZ Nedir?

Görgüsü olmayan: "Mağazalar, görgüsüz yeni zenginlerin zevklerine uygun, yemek odası takımları ile doldurmuşlardır vitrinlerini."- N. Cumalı.

GÖRGÜSÜZLÜK Nedir?

Görgüsüz olma durumu veya görgüsüzce davranış.

HANİ Nedir?


1 . "Nerede, ne oldu, nerede kaldı" anlamlarında kullanılan bir soru sözü: "Çoban kaval çaldı sordu bülbüle / Sürülerim hani, ovam nerede?"- Z. Gökalp.
2 . Karşıdakinin daha önceden bildiği bir şey kendisine hatırlatılmak istenildiğinde kullanılan bir söz: "Nevin geçen sene kolunda bir ağrı duymuştu hani."- S. F. Abasıyanık.
3 . Verilen sözü hatırlatan sözün başına getirildiğinde sitem anlatan bir söz: "Hani uykun vardı?"- O. Kemal.
4 . Bazen "bari" anlamında kullanılan bir söz: "Hani, benim kim olduğumu bilmese."- .
5 . "Doğrusunu söylemek gerekirse, kaldı ki, üstelik" anlamlarında kullanılan bir söz: "Benim sormam hani yarenlik olsun, anlarsınız ya!"- M. Ş. Esendal.

İNSAN Nedir?


1 . İki eli bulunan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.
2 . Kişi, şahıs, âdemoğlu, âdem evladı: "O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar."- H. Taner.
3 . sıfat, mecaz Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).

KABA Nedir?


1 . Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı: "Cebinden kaba fil dişi saplı bir de çakı çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . Taneleri iri: "Kaba çakıl."- .
3 . Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse): "Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar."- R. H. Karay.
4 . Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli: "Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum."- H. R. Gürpınar.
5 . isim Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.
6 . mecaz Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü: "Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı."- O. C. Kaygılı.

KABALIK Nedir?


1 . Kaba olma durumu.
2 . Kaba davranış, nezaketsizlik, huşunet: "Bu kabalığımı şimdiki vaziyetime bağışlayınız."- P. Safa.

KALE Nedir?


1 . Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen.
2 . Satranç tahtasının dört köşesine dikilen, tahtanın bir tarafından diğer tarafına kadar düz olarak boş hanelerde gidebilen kale biçiminde taş.
3 . mecaz Genellikle bir düşüncenin savunulduğu, sürdürüldüğü yer.
4 . spor Takımla oynanan bazı top oyunlarında topun sokulmasına çalışılan yer.

KALEM Nedir?


1 . Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç: "Kâğıt, kalem, mürekkep, hepsi masanın üstündedir."- F. R. Atay.
2 . Resmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yer: "Bütün bizim kalem böyle, geçen gün de Sıtkı Efendi o kör herifin istifasını kaybetti."- M. Ş. Esendal.
3 . Yontma işlerinde kullanılan ucu sivri veya keskin araç: "Taşçı kalemi."- . "Oymacı kalemi."- .
4 . Çeşit, tür: "Üç kalem erzak."- . "Beş kalem ilaç."- .
5 . mecaz Bazı deyimlerde yazı: "Kaleme almak."- . "Kaleme gelmemek."- .
6 . mecaz Yazar: "Edebiyatımızın usta kalemlerinden..."- .

KONU Nedir?


1 . Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje: "Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım."- Y. Z. Ortaç.
2 . Üzerinde konuşulan şey, bahis: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek.

KURŞUN Nedir?


1 . Atom numarası 82, atom ağırlığı 207,21, yoğunluğu 11,
3 olan, 327,
4 °C'de eriyen, yumuşak ve bükülgen, mavimtırak esmer renkte bir element (simgesi Pb).
2 . sıfat Bu elementten yapılmış: "Kurşun boru."- .
3 . Tüfek, tabanca vb. hafif ateşli silahlarda kullanılan mermi: "Kanatları kurşunla parçalanmış bir kartal / Benim gibi seyreder, yerden, mavilikleri."- Y. N. Nayır.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

SİVRİ Nedir?


1 . Ucu keskin ve batıcı olan: "Sivri gagasından kelimeler çıkarken sanki birer ok oluyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . Ucuna doğru gittikçe incelen: "Aşağıda gördüğümüz dik ve sivri bir binanın üst katında çay içmeye gideceğiz."- F. R. Atay.
3 . isim, hayvan bilimi Palamut.
4 . mecaz Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan, aşırı: "Sivri uçlar. Sivri bir adam."- .

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

TOPLUM Nedir?


1 . Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet: "İlkel toplum."- .
2 . Topluluk.

TÖRE Nedir?


1 . Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet: "Töre anlayışları bu bilinçlilikleriyle pekişmiştir."- N. Cumalı.
2 . Bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap.

TÖREL Nedir?


1 . Töreye uygun olan: "Eski Boğaziçi'nde törel bir yaşama belirmiş, sürmüş, artık sona ermiş."- S. İleri.
2 . Töre ile ilgili.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAPILMAK Nedir?


1 . Yapma işine konu olmak: "Yalı, bolluk zamanında yapılmış çok pencereli, iki katlı yayvan bir binadır."- B. Felek.
2 . mecaz Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak.

YAŞINDA Nedir?

bir yaşında: "Çocuk daha yaşında değil."- .

YONT Nedir?

Başıboş hayvan.

YONTMA Nedir?


1 . Yontmak işi: "Ucu sipsivri bir kurşun kalemi tekrar yontmaya kalktım, ucunu kırdım."- P. Safa.
2 . sıfat Yontulmuş veya yontularak yapılmış: "Yontma taş. Yontma su yolu."- .

YONTU Nedir?

Heykel.

YONTULMA Nedir?

Yontulmak işi.

A K L M N O T U Y Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

9 Harfli Kelimeler

Yontulmak,

8 Harfli Kelimeler

Koyultma, Mantoluk, Yolunmak, Yontulma, Yonulmak,

7 Harfli Kelimeler

Komutan, Konulma, Koyulma, Mantolu, Okutman, Olunmak, Onulmak, Oyulmak, Yolunma, Yontmak, Yonulma,

6 Harfli Kelimeler

Kalyon, Kamyon, Katyon, Komuta, Maktul, Manyok, Mutlak, Okunma, Okutma, Olunma, Onulma, Oyulma, Talyum, Tonluk, Toyluk, Toynak, Yolmak, Yonmak, Yontma, Yontuk, Yunmak, Yutmak,

5 Harfli Kelimeler

Akont, Alyon, Kanto, Kolan, Kolay, Komut, Konma, Konum, Konut, Konya, Kotan, Koyma, Koyun, Koyut, Kuman, Kumla, Kutan, Lokma, Lokum, Maktu, Makul, Manto, Monat, Namlu, Natuk, Nokta, Notam, Oktan, Okuma, Olmak, Onluk, Onmak, Otlak, Otluk, Oylum, Oymak, Oynak, Toklu, Tomak, Tonla,

4 Harfli Kelimeler

Akut, Alto, Amut, Anot, Anut, Atol, Atom, Ayol, Kamu, Kano, Kant, Klan, Klon, Kola, Koma, Kont, Konu, Kota, Koyu, Kula, Kuma, Kunt, Lota, Malt, Mano, Maun, Mayo, Moka, Mola, Mont, Muta, Nato, Nota, Okul, Olay, Olma, Olta, Oltu, Oluk, Onat,

3 Harfli Kelimeler

Alo, Alt, Ant, Aut, Ayn, Kal, Kam, Kan, Kat, Kay, Kol, Kom, Kot, Koy, Kul, Kum, Kut, Lak, Lam, Lan, Lok, Lot, Mal, Mat, Mut, Nal, Nam, Nom, Not, Oma, Ona, Oya, Tak, Tal, Tam, Tan, Tay, Tok, Tol, Ton,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Al, Am, An, At, Ay, La, Ok, Ol, Om, On, Ot, Oy, Ta, Tu, Un, Ut, Ya, Yo,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.