YEM (TDK)


1 . Hayvan yiyeceği.
2 . Kuş ve balık tutmak için tuzağa bırakılan, oltaya takılan yiyecek veya yiyecek görüntüsündeki nesne: "İtina ile iğneye yemi taktı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Ağızotu.
4 . mecaz Birini aldatabilmek için hazırlanmış düzen, kullanılan kimse veya şey.

Yem kelimesi baş harfi Y son harfi M olan bir kelime. Başında Y sonunda M olan kelimenin birinci harfi Y , ikinci harfi E , üçüncü harfi M . Başı Y sonu M olan 3 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AĞIZ Nedir?


1 . Yüzde, avurtlarla iki çene arasında, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri içine almaya yarayan boşluk.
2 . Bu boşluğun dudakları çevrelediği bölümü: "Küçük bir ağız."- .
3 . Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı: "Ağızları kopmuş bir çay takımının arasına gizlenmiş, koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı."- H. R. Gürpınar.
4 . Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap: "Çay ağzı."- .
5 . Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık yanı: "Körfezin ağzı."- .
6 . Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak.
7 . Kesici aletlerin keskin tarafı: "Çelik ağızlı, küçük gül makasını kâğıdından çıkardı."- R. H. Karay.
8 . dil bilimi Bir dilin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği: "Anlaşılmaz, garip köylü ağızlarıyla konuşuluyordu."- S. F. Abasıyanık.
9 . Üslup, ifade özelliği: "Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir ağızla tekzip ettiler."- T. Buğra.
10 . Uç, kenar: "Topun ağzında. Uçurumun ağzında."- . 1
1 . mecaz Birini yanıltmak, kandırmak amacıyla dolambaçlı birtakım sözler söyleme özelliği. 1
2 . müzik Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü.

AĞIZ Nedir?


1 - Yüzde, avurtlarla iki çene arasında, sesin çıkmasına, soluk alıp vermeye ve besinleri almaya yarayan boşluk.
2 - Bu boşluğun dudakların çevrelediği bölümü.
3 - Kapların ya da içi boş şeylerin açık yanı.
4 - Bir suyun denize ya da göle döküldüğü yer, °munsap.
5 - Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açık yanı.
6 - Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak.
7 - Kesici aletlerin keskin yanı.
8 - Bir anadilin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği, °şive.
9 - Birini yanıltmak, kandırmak amacıyla dolambaçlı birtakım sözler söyleme özelliği.
10 - Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. 1
1 - Kimi vakit "kez" anlamına gelir. 1
2 - (Tehlikeli şeyler için) Pek yakın yer.

AĞIZOTU Nedir?

Topları ateşlemek için falyaya konan ve barutun patlamasına neden olan madde, fünye içindeki patlayıcı.

BALIK Nedir?

Omurgalılardan, suda yaşayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanların genel adı.

BİRİ Nedir?

ya da.

BİRİ Nedir?


1 - Bir tanesi.
2 - Bilinmeyen bir kimse.
3 - Olumsuz nitelik gösteren bir tamlayanla, kendisinden küçümsemeyle söz eden kimse.

DÜZE Nedir?

Doz.

DÜZEN Nedir?


1 . Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem.
2 . Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept.
3 . Yerleştirme, tertip: "Evin en bozuk düzeninde bile hastalığa mahsus birtakım aletler vardır."- R. N. Güntekin.
4 . Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim.
5 . mecaz Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo.
6 . mecaz Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo.
7 . mecaz Dolap, hile: "Hile, düzen dağarcığından elbette yeni bir şey bulup çıkaracak."- E. E. Talu.
8 . müzik Müzik aletlerinde ses ayarı, akort.
9 . toplum bilimi Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri: "Orta hâlli ailelerin kurduğu bu düzende herkesin bacası tüten, kapısı çalınan bir evi var."- N. Meriç.
10 . halk ağzında Alet edevat takımı. 1
1 . halk ağzında Bez dokuma tezgâhı.

GÖRÜ Nedir?


1 . Görme yetisi.
2 . Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret: "Buranın görüsü geniş."- .
3 . felsefe Dolaysız kavrama, birden kavrama.

GÖRÜNTÜ Nedir?


1 . Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet.
2 . Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. ile oluşturulan biçimi, hayal.
3 . Manzara.
4 . fizik Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal.
5 . matematik Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta.
6 . sinema, TV (***) Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü.

HAYVAN Nedir?


1 . Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık: "İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi."- F. R. Atay.
2 . sıfat, mecaz Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).
3 . hakaret yollu Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.
4 . halk ağzında At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık: "Zavallı hayvan bir saattir yüz okkadan fazla bir yükü sürüklüyordu."- Ö. Seyfettin.

HAZIR Nedir?


1 . Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan, anık, amade, müheyya: "Ben hazırım, isterseniz gidelim."- .
2 . Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş: "Yemek hazır, buyurun."- .
3 . Belirli bir biçimde yapılmış olarak satılan, alıcı bekleyen, ısmarlama karşıtı: "Hazır elbise. Hazır ayakkabı."- .
4 . zarf Bu fırsattan yararlanarak: "Hazır çıkmışken yağ ile pirinç alayım."- R. N. Güntekin.

İĞNE Nedir?


1 . Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç.
2 . İki şeyi birbirine tutturmaya yarar ince, uzun, ucu sivri, metal araç: "Çengelli iğne. Toplu iğne."- .
3 . Toplu iğnenin süs olarak kullanılan, iri başlı, renkli bir türü.
4 . Genellikle kadınların süs olarak elbiselerinin göğüs, yaka vb. yerlerine taktıkları süs eşyası.
5 . Bazı araçların ucu sivri parçaları: "Pusula iğnesi."- .
6 . Bazı böceklerin kendilerini savunmak için kullandıkları organ: "Arının iğnesi. Akrebin iğnesi."- .
7 . Oltanın ucundaki küçük çengel.
8 . mecaz Dokunaklı söz.
9 . bitki bilimi Bitkilerde yumurtacıkla tepecik arasındaki sapçık.
10 . tıp (***) Kas veya damar yoluyla vücuda sıvı bir ilacı basınçla vermek için kullanılan bir tür pompa, şırınga, enjektör. 1
1 . tıp (***) Zerk yolu ile vücuda verilen ilaç: "Hekim hastaya hap yerine iğne verdi."- . 1
2 . tıp (***) Vücuda bu yolla ilaç verme işi, enjeksiyon: "Eczacının yaptığı bir adrenalin iğnesinden sonra gözlerini açtı."- H. Taner.

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

NESNE Nedir?


1 . Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje: "Ağzımıza koyduğumuz şey değil, tadını tuzunu bildiğimiz nesne değil."- S. M. Alus.
2 . dil bilgisi Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç: ""Ali bir kitap almış" cümlesinde "kitap" nesnedir."- .
3 . felsefe Öznenin dışında kalan her konu, obje: "Her nesne ve olaya alaycı bir gözle bakmak ilkesinden yola çıkar bu görüş."- S. Birsel.

OLTA Nedir?


1 . Genellikle, bir olta takımının ava hazır bütünü.
2 . Balık avlamada kullanılan, ucuna çengelli iğne takılı, çoğunlukla at kuyruğu kılından olan veya naylon tellerden yapılmış iplik: "Oltanın ucuna bir şeyler takılmış olmalıydı."- T. Buğra.
3 . mecaz Hile, düzen, oyun, yem: "Ankara'nın sorumluları bu oltanın yabancısı değillerdi."- T. Buğra.

TAKI Nedir?


1 . Çoğunlukla evlenen veya nişanlanan birine armağan olarak verilen küpe, bilezik, yüzük, zincir gibi şeylerin tümü.
2 . Kadınların ziynet eşyası: "Abuk sabukluktan bir çizgi yaratan giysileri, ilginç takılarıyla çağdaş bir efsaneydi."- M. Mungan.
3 . dil bilgisi Adın başka bir kelime ile ilgi kurmak üzere aldığı durum eki: "Türkçede -i, -e, -de, -den, -in ekleri birer takıdır."- .
4 . dil bilgisi Cümleler ile kelimeler arasında ilişki kurmaya yarayan kelimeler: "Türkçede ile, göre birer takıdır."- .

TAKT Nedir?

Yerinde konuşma ya da davranma.

TUTMAK Nedir?


1 . Elde bulundurmak, ele almak: "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . Ele geçirmek, yakalamak: "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."- Ö. Seyfettin.
3 . Avlamak: "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."- R. H. Karay.
4 . Yanında bulundurmak, alıkoymak: "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"- .
5 . Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek: "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."- S. F. Abasıyanık.
6 . Kaplamak: "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir."- T. Buğra.
7 . Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak: "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."- S. F. Abasıyanık.
8 . Denetimi ve yetkisi altına almak.
9 . Desteklemek, birinden yana çıkmak.
10 . Benimsemek, beğenmek: "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."- T. Buğra. 1
1 . Gereğini yapmak, yerine getirmek: "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."- . 1
2 . Uygun gelmek, çelişmez olmak: "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."- R. N. Güntekin. 1
3 . Hizmetine almak veya kiralamak: "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."- P. Safa. 1
4 . Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek: "Yapıyı geniş tuttu."- . 1
5 . Girişmek, yapmak: "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u."- S. F. Abasıyanık. 1
6 . Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak: "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."- M. Ş. Esendal. 1
7 . Ağrımak, sancımak, musallat olmak: "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor."- M. Ş. Esendal. 1
8 . Ulaşmak, varmak: "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor."- S. M. Alus. 1
9 . Para toplamı ...-e varmak: "Aldığım şeyler bin lira tuttu."- .
20 . Uğramak: "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."- . 2
1 . Herhangi bir durumda bulundurmak: "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."- H. Taner. 2
2 . Varsaymak, farz etmek: "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."- M. Ş. Esendal. 2
3 . (-i, -e) Hedef olarak almak: "Taşa tutmak."- . 2
4 . (-i, -e) Alacağa veya vereceğe saymak: "On bin lirayı borcunuza tuttum."- . 2
5 . (-i, -e) Yaklaştırmak: "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."- A. Ş. Hisar. 2
6 . Kullanmak: "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."- . 2
7 . Bağlamak: "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."- B. S. Erdoğan. 2
8 . (nsz) Beklenen sonucu vermek: "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."- Ş. Rado. 2
9 . (nsz) İş görebilmek: "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."- T. Buğra.
30 . (nsz) Sürmek, zaman almak: "Bu iş iki saat tuttu."- . 3
1 . (nsz) Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak: "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."- . 3
2 . Giyinmesine yardım etmek: "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."- T. Buğra. 3
3 . Sunmak: "Konuklara şeker tutmak."- . 3
4 . İşgal etmek. 3
5 . İzlemek: "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."- R. H. Karay. 3
6 . Bırakmamak: "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."- P. Safa. 3
7 . Yönelmek: "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular."- H. Taner. 3
8 . Sarmak, bürümek: "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"- Halk türküsü. 3
9 . Asılmak, kuvvetlice sarılmak: "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."- P. Safa.
40 . Bir kimsenin yerini almak: "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."- Y. K. Karaosmanoğlu. 4
1 . Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek. 4
2 . Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak: "Kapıyı açık tutmayın."- . 4
3 . Bir yerde kalmasını sağlamak. 4
4 . Yemek hafifçe yanmak. 4
5 . Bir sanat eseri gen

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YİYECEK Nedir?


1 . Yenmeye elverişli olan her şey: "İçkiden yiyeceğe kadar her şeyi gemilere bu müessese temin ederdi."- S. F. Abasıyanık.
2 . sıfat Yenebilen.

E M Y Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

3 Harfli Kelimeler

Mey, Yem,

2 Harfli Kelimeler

Em, Ey, Me, Ye,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.