UZANMAK (TDK)


1 . Boylu boyunca yatmak: "Nevin evde biraz uzanıp dinlenmezse hastalanacaktı sanki."- S. F. Abasıyanık.
2 . Gitmek: "Öğleden sonra Şişli'den Beyoğlu'na kadar uzandım."- Y. K. Beyatlı.
3 . (nsz) Bir alana yayılmak: "Sokağın dibinden gelen bir elektrik lambasının titreye titreye uzanan ışığında, bu iki gölgenin umumi şekilleri görülüyor."- P. Safa.
4 . (nsz) Bir şey boyunca sıralanmak: "İncecik ırmaklar vardı ki kenarları boyunca uzanan sazlıkları arasından pembe tüylü flamingolar gezinirdi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Yetişmek, ulaşmak.
6 . Vücudunu yöneltmek veya vücuduyla birlikte kolunu uzatmak: "Cici Bey balkondan ablasının penceresine bir daha uzandı."- H. R. Gürpınar.

Uzanmak kelimesi baş harfi U son harfi K olan bir kelime. Başında U sonunda K olan kelimenin birinci harfi U , ikinci harfi Z , üçüncü harfi A , dördüncü harfi N , beşinci harfi M , altıncı harfi A , yedinci harfi K . Başı U sonu K olan 7 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ABLA Nedir?


1 . Bir kimsenin kendisinden büyük olan kız kardeşi.
2 . Büyük kız kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen kız veya kadın: "Hatırda kalan şey değişmez zamanla / Ne vefalı komşumuzdun sen Fahriye abla!"- A. M. Dranas.
3 . argo Genelev veya randevuevi işletmecisi kadın, çaça, mama: "Bir akşam gel benimle, gidelim bir sarhoşluk edelim, ablaları şöyle bir dolaşalım."- M. Ş. Esendal.
4 . teklifsiz konuşmada Erkeklerin kız veya kadınlara seslenirken söyledikleri söz.

ALAN Nedir?


1 . Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha.
2 . Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran.
3 . Yüz ölçümü.
4 . Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer.
5 . mecaz Bir çalışma çevresi: "Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için, bütün toplum için yaratılır."- N. Ataç.
6 . fizik İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası: "Yer çekimi alanı. Mıknatıs alanı. Elektrik alanı."- .
7 . sinema, TV (***) Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü.
8 . spor Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha.

BALKON Nedir?


1 . Bir yapının genellikle dışarıya doğru çıkmış, çevresi duvar veya parmaklıkla çevrili bölümü, ayazlık: "Geçen gün bahçeye balkondan atlamak suretiyle inmiş."- M. Ş. Esendal.
2 . Tiyatro, sinema vb. büyük salonlarda asma kat.

BİRAZ Nedir?


1 . Bir parça, azıcık: "Biraz yağmur yağdı mı Beyoğlu'nun yaya kaldırımlarında yürüyebilirsen yürü."- F. R. Atay.
2 . zarf (bi'raz) Kısa bir süre için: "Uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra."- O. Rifat.
3 . zarf (bi'raz) Az miktarda: "Dersini biraz biliyor."- .

BİRLİKTE Nedir?


1 . Bir arada, beraberce, hep beraber: "Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz / Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare."- T. Fikret.
2 . Yanında, beraberinde: "Kitabınızı birlikte getirdiniz mi?"- .

BOYLU Nedir?


1 . Boyu olan.
2 . Boyu benzerlerinden uzun olan: "Sahneye birbirinden enli ve boylu dört taze birbiri ardınca girdi."- H. E. Adıvar.

BOYUN Nedir?


1 - Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi.
2 - Şişe, güğüm gibi kapların ya da vida, cıvata gibi araçların dar olan üst bölümü.
3 - Sorumluluk.
4 - Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer.

BOYUNCA Nedir?


1 . Boyu veya uzunluğu kadar: "Plaj boyunca hem yürüyor hem konuşuyorduk."- S. F. Abasıyanık.
2 . Süresince: "Ömrüm boyunca şiirle, edebiyatla, felsefe ile hiç alışverişim olmadı."- H. Taner.

DAHA Nedir?


1 . Şimdiye kadar, henüz: "Daha kimse gelmemiş. Daha bir saat olmadı."- .
2 . Var olana, elde bulunana ek olarak, olana katarak: "Bir kızım daha olsaydı, adını Meliha koyardım."- P. Safa.
3 . Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz: "Daha kötüsü treni de kaçırdık."- .
4 . Bundan başka, bunun dışında: "Daha çiçekleri de sulayacağım."- H. Taner.

DİNLENME Nedir?

Dinlenmek (I) işi, istirahat: "Kendisine bir yere oturup dinlenmeyi teklif ettim."- A. Haşim.

ELEKTRİK Nedir?


1 . Maddenin elektron, pozitron, proton vb. parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü.
2 . Bu enerjinin gündelik hayatta kullanılan biçimi.
3 . Bu enerjiden elde edilen aydınlanma.
4 . Fiziğin, bu enerji ile oluşan olaylarını inceleyen kolu.
5 . mecaz Çarpıcılık, cazibe, canlılık: "Ufak tefek ama şimdiden elektriği öbürkülerden başka, yırtıkça bir kız var içlerinde."- H. Taner.

FLAMİNGO Nedir?

Leyleksilerden, tüyleri beyaz, pembe, kanatlarının ucu kara, eti yenir bir kuş, Flaman kuşu (Phoenicopterus ruber).

GELEN Nedir?


1 . Gelme işini yapan (kimse veya nesne).
2 . fizik Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).

GEZİ Nedir?


1 . Ülkeler veya şehirler arasında yapılan uzun yolculuk, seyahat.
2 . Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılan yolculuk.
3 . Gezilip hava alınacak yer.
4 . Gezinti yeri: "İnönü gezisi. Taksim gezisi."- .

GİTME Nedir?

Gitmek işi.

GİTMEK Nedir?


1 - Bir yere ulaşmak üzere yönelmek, varmak.
2 - Bir yerden ya da bir işten ayrılmak.
3 - Çıkmak, ulaşmak.
4 - Belli bir amaçla bir yere devam etmek ya da bir işle uğraşmak.
5 - Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak.
6 - Yakışmak, yaraşmak.
7 - Tüketilmek, harcanmak.
8 - Götürülmek, gönderilmek.
9 - Yeter olmak, yetmek, yetişmek.
10 - Yürümek, yol almak. 1
1 - Dayanmak. 1
2 - Geçmek. 1
3 - Herhangi bir durumda olmak. 1
4 - Yok olmak, elden çıkmak. 1
5 - Ölmek. 1
6 - Başvurmak, yapmak. 1
7 - Bir şey zarar görmüş olmak. 1
8 - (Makine için) İşlemek, çalışmak. 1
9 - (Bir durum) Sürmek.
20 - Satılmak. 2
1 - Bir yere, etkinliğe devam etmek. 2
2 - Yönelme durumundaki adla kalıplaşarak kullanılır. 2
3 - Sürerlik eylemleri kurar.

GÖLGE Nedir?


1 . Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık: "Etrafına gölge salmayan, yemiş vermeyen hangi kütük baltadan kurtulur?"- H. E. Adıvar.
2 . Güneş ışınlarından korunacak yer: "Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin."- M. Ş. Esendal.
3 . Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet: "Pencereden dışarıya bir gölge çıktı, arkasından seğirttiler."- A. Gündüz.
4 . Resimde bir şekli cisimlendirmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk.
5 . Röfle.
6 . Yetkisi olmadığı hâlde etkili olan: "Gölge başkan. Gölge kabine."- .
7 . mecaz Birinin yanından hiç ayrılmayan kimse.
8 . mecaz Koruma, kayırma himaye: "Onun gölgesi altında yaşıyor."- .

GÖRÜ Nedir?


1 . Görme yetisi.
2 . Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret: "Buranın görüsü geniş."- .
3 . felsefe Dolaysız kavrama, birden kavrama.

HASTA Nedir?


1 . Sağlığı bozuk olan, esenliği yerinde olmayan, hastalanmış, rahatsız: "Annem o evin önü sofalı bir odasında hasta yatıyordu."- Y. K. Beyatlı.
2 . mecaz Aşırı düşkün, tutkun: "Maç hastası."- .
3 . argo Parasız, züğürt.
4 . teklifsiz konuşmada Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

IRMAK Nedir?

Çoğunlukla denize dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir: "Sakarya sanki adı duyulmadık hatta adı konmadık bir ırmaktı."- T. Buğra.

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KENAR Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka: "O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi."- O. V. Kanık.
2 . Bir şeyi çevreleyen çizgi.
3 . Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri: "Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade."- .
4 . Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer: "Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar."- M. Ş. Esendal.
5 . Yan.
6 . matematik Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri: "Bir üçgenin kenarları."- .

LAMBA Nedir?


1 . Petrol gibi yanıcı bir madde yakarak veya elektrik akımıyla içindeki teller akkor durumuna geçerek ışık veren alet: "Bir gaz lambasının ışığında önüme serdiğim haritayı tetkik ediyordum."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Radyo ve televizyonlarda kullanılan, havası boşaltılmış veya içine düşük basınçlı bir gaz doldurulmuş cam, seramik veya çelikten ampul.
3 . Kapı, pencere kenarlarına açılan, genellikle dik açılı girinti.

PEMBE Nedir?


1 . Beyaza biraz kırmızı karıştırılmasıyla oluşan açık renk.
2 . sıfat Bu renkte olan.

PENCERE Nedir?

Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık: "Bavulu açtım, kâğıdı parçaladım, pencereden attım."- R. H. Karay.

SAFA Nedir?

bakınız sefa.

SANKİ Nedir?


1 . Farz edelim ki, güya.
2 . Soru cümlelerinde belirtilen konuya ilgiyi çekmek veya uyarıda bulunmak için kullanılan bir söz: "Ne olur sanki, sen de gelsen?"- .
3 . Sözüm ona, sözde: "Hatta görünmez bir delikten biri sanki bakıyor."- R. H. Karay.

SAZLI Nedir?

Saz çalınarak yapılan: "Köşkte sık sık sazlı toplantılar olurmuş."- R. N. Güntekin.

SAZLIK Nedir?

Sazları (I) çok olan yer: "Bu sık sazlığın gölgesinden kurtulan yerlerde, derenin sakin suları, buğulanmış bir gümüş rengiyle görünüyordu."- M. Ş. Esendal.

SIRALANMA Nedir?

Sıralanmak işi.

SIRALANMAK Nedir?


1 . Sıra oluşturacak biçimde yer almak: "Başımızın üzerinde tabaka tabaka yeşil sular sıralanarak yükseliyor."- H. Z. Uşaklıgil.
2 . Sıraya, düzene konulmak: "Her lakırtı konuşulmuş, yapılacak şeyler sıralanmış, yalnız onları yapmak, yaptırmak kalmıştı."- M. Ş. Esendal.

SONRA Nedir?


1 . Daha ileri bir zamanda, müteakiben, önce karşıtı: "Hadi sen git yağmur bastırmadan ben sonra gelirim."- A. İlhan.
2 . Daha uzak ve ileri bir yerde: "Bahçeden sonra geriye dönerek biraz da sokaklarda dolaştık."- R. N. Güntekin.
3 . Makam, sıra, değer ve önemde arkada oluşu bildiren bir söz: "Evvela arabada, sonra sundurmada uyuyup dinlendiğime fena etmiştim."- R. N. Güntekin.
4 . Yoksa, aksi hâlde: "Tembellik etmesin, sonra sınıfta kalır."- .
5 . isim Arkadan gelen bölüm veya zaman: "Bunun sonrası yok. Bu işi sonraya bırakmamalı."- .

ŞEKİL Nedir?


1 - Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, biçim.
2 - Bir konuyu açıklamaya yarayan resim.
3 - Davranış biçimi, tutum, yol, °tarz.
4 - Bir kavramın, düşüncenin. olayın ya da eylemin değişik oluş biçimi.
5 - Toplumsal bir bütünün örgütleniş biçimi.
6 - Olma biçimi, durum, °hal.
7 - Kimi matematiksel varlıkların gösterilmesine yarayan resim.
8 - Anlatım biçimi.
9 - Biçim5.

TÜYLÜ Nedir?


1 . Tüyü olan: "İki dakika içinde etrafıma, ayağımın altındaki tüylü halıya baktım."- Ö. Seyfettin.
2 . isim Uzun tüyleri olan kilim.

ULAŞMA Nedir?

Ulaşmak durumu: "On yedinci yüzyıldan beri Batı Yeni Çağa ulaşma yolundadır."- F. R. Atay.

ULAŞMAK Nedir?


1 . Varmak, gelmek: "Doğudan batıya kadar ulaşmış bir zafer bestesi dinliyorum."- R. H. Karay.
2 . Elde etmek, erişmek.
3 . Yetişmek.
4 . Birbirine katılmak, dökülmek: "Nehirler denizlere ulaşıyor."- .

UMUMİ Nedir?

Genel.

UZATMA Nedir?


1 . Uzatmak işi, temdit.
2 . Sıhhi tesisatçılıkta kısa boruları uzatmak için kullanılan, kısa boru parçası.
3 . denizcilik Bir ucu kıyıya bağlı durumda denize uzatılıp bırakılarak kullanılan balık ağı.
4 . dil bilgisi Ünlülerin uzun söylenişi.
5 . spor Oyun içerisindeki duraklama dakikaları.
6 . spor Eşit sayılarla biten bir elemeli oyunu, kazananın belli olması amacıyla, kurallarına uygun olarak belli bir süre daha sürdürmek.

UZATMAK Nedir?


1 . Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak: "Saç uzatmak. Tırnak uzatmak."- .
2 . (-i) Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek: "Koğuşun açık duran kapısından hastalar başlarını uzatıp koridordakilere, yerde duran sedyeye bakıyorlar."- M. Ş. Esendal.
3 . (-e) Bir şeyi vermek için birine yöneltmek: "Şu köşe rafında toz şeker kutusu var, uzatıver bana."- A. Gündüz.
4 . Germek: "İp uzatmak."- .
5 . Konuşmayı sürdürmek: "Her iki odadan üçer beşer kişi lakırtıyı uzattılar."- M. Ş. Esendal.
6 . (-e) Vermek, göndermek: "Can, topu Zeki'ye uzattı.."- .
7 . (-i) Süreyi artırmak, temdit etmek: "Meclis, olağanüstü hâl süresini değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine ... süreyi uzatabilir..."- Anayasa.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YATMA Nedir?

Yatmak işi: "Çocuklara yatma zamanının yaklaştığını başıyla anlatan bir mürebbiye edasıyla duruyor."- R. H. Karay.

YATMAK Nedir?


1 - Bir yere ya da bir şeyin üzerine boylu boyunca uzanmak.
2 - Uyumak ya da dinlenmek için yatağa girmek.
3 - Yatay ya da yataya yakın bir duruma gelmek, eğilmek.
4 - Hastalık nedeniyle yatakta kalmak.
5 - Geceyi geçirmek üzere bir yerde kalmak.
6 - Boş yere bekleme.
7 - İşlemez çalışmaz durumda kalmak.
8 - Bir özellik kazanmak için bir şeyin içinde beklemek.
9 - Hapsedilmek.
10 - (Ölü) Gömülmüş olmak. 1
1 - Düz bir duruma gelmek, düzleşmek. 1
2 - Bulunmak, var olmak. 1
3 - Olumsuz ya da başarısız bir sonuç almak. 1
4 - İşsiz kalmak çalışmamak. 1
5 - Cinsel ilişkide bulunmak. 1
6 - Bir düşünceyi ya da bir öneriyi benimsemek, razı olmak. 1
7 - Hastanede tedavi için kalmak.

YAYILMA Nedir?


1 . Yayılmak işi, intişar.
2 . fizik Işığın, bir kaynaktan çıkarak doğru çizgiler durumunda türlü yönlere dağılması.
3 . tıp (***) Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalığın organizmanın başka bir yerine sıçraması, metastaz.

YAYILMAK Nedir?


1 . Yayma işine konu olmak veya yayma işi yapılmak.
2 . Hastalık, pek çok kimseye geçmek veya bulaşmak.
3 . Genelleşmek: "O zamanlarda saz, halkın bütün sınıfları arasında iyice yayılmıştı."- A. Ş. Hisar.
4 . Genişlemek, büyümek: "... bu Buket'in şöhreti de arkadaşları arasında derhâl yayılmış."- A. Ş. Hisar.
5 . Serilmek, döşenmek: "Odaya bir kilim yayıldı."- .
6 . Koyun, inek vb. otlamak.
7 . Rahat bir biçimde, sere serpe oturmak.
8 . mecaz Ayrıntıya girmek, açılmak: "Türlü yönlerden ele alınabilecek olan bu konuda şimdilik pek yayılmak istemiyorum."- O. V. Kanık.

YETİ Nedir?


1 . İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği, meleke: "Aklımız fikrimiz hep insanda, yetilerimizi var gücümüzle çoğaltıp onun rahatlığına çalışıyoruz."- A. Erhat.
2 . ruh bilimi Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri, meleke.

YETİŞME Nedir?

Yetişmek işi.

YETİŞMEK Nedir?


1 . Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak: "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti."- Ö. Seyfettin.
2 . Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak: "Bu giysi yarına yetişmeli."- .
3 . Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak: "Öteki tünelle gelseler de vapura yetişeceklerini bilirlerdi."- A. Ş. Hisar.
4 . Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak: "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Değmek, uzanıp dokunabilmek: "Ben o dala yetişemem. Bu ip kuyunun dibine yetişmez."- .
6 . Vakit bulmak, yapabilmek: "Ben bu kadar işe yetişemem."- .
7 . (nsz) Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek: "Bu para yetişir. Bu yemek hepimize yetişir."- .
8 . Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak: "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm."- P. Safa.
9 . (nsz) Üremek, büyümek, olmak: "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti."- S. F. Abasıyanık.
10 . (-de) Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek: "İşte bu kadronun içinde yetişecektim ben."- Y. Z. Ortaç. 1
1 . İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek. 1
2 . Yardım etmek, yardımına koşmak: "Tam o sırada talih imdadıma yetişti."- R. H. Karay.

YÖNELTMEK Nedir?


1 . Bir şeye belli bir yön vermek, yönelmesini sağlamak, çevirmek, tevcih etmek.
2 . Birine veya bir şeye doğru bakmak: "Bakışlarını ona yöneltti."- .
3 . Birine bir şey söylemek, tevcih etmek: "Yine ünlü kişiler çeşitli konularda konuşur, ardından dinleyiciler onlara sorular yöneltirlerdi."- H. Taner.

A A K M N U Z Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

7 Harfli Kelimeler

Uzanmak,

6 Harfli Kelimeler

Uzamak, Uzanma,

5 Harfli Kelimeler

Akman, Akmaz, Anmak, Anzak, Azmak, Azman, Kaman, Kanma, Kazan, Kazma, Kuman, Mazak, Namaz, Uzama, Uzman, Zaman, Zanka,

4 Harfli Kelimeler

Akma, Aman, Anam, Anka, Anma, Azma, Kama, Kamu, Kana, Kaza, Kuma, Mana, Maun, Uzak, Uzam, Zamk,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Ama, Ana, Aza, Kam, Kan, Kaz, Kum, Kuz, Muz, Nam, Naz, Zam, Zan, Zum,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, An, Az, Un, Uz,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.