TAHVİL (TDK)


1 . Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde belirli oranlarda faiz getiren yazılı senet.
2 . eskimiş Değiştirme, çevirme, döndürme, dönüştürme.

Tahvil kelimesi baş harfi T son harfi L olan bir kelime. Başında T sonunda L olan kelimenin birinci harfi T , ikinci harfi A , üçüncü harfi H , dördüncü harfi V , beşinci harfi İ , altıncı harfi L . Başı T sonu L olan 6 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ALMAK Nedir?


1 . Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak: "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."- N. Cumalı.
2 . (-i, -den) Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak: "Çocuğu okuldan aldı."- .
3 . Birlikte götürmek.
4 . (nsz) Satın almak: "Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan."- N. Cumalı.
5 . (nsz) Ele geçirmek, fethetmek: "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş."- Ö. Seyfettin.
6 . (nsz) İçine sığmak: "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."- .
7 . (-e, nsz) Kabul etmek: "Evine kiracı almak."- .
8 . (nsz) Kendine ulaştırılmak, iletilmek: "Mektup almak. Haber almak."- .
9 . (nsz) İçeri sızmak, içine çekmek: "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."- .
10 . (nsz) Erkek, kadınla evlenmek: "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü."- M. Ş. Esendal. 1
1 . (-i, nsz) Sürükleyip götürmek: "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."- . 1
2 . (nsz) Kazanmak, elde etmek. 1
3 . (nsz) Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak: "Soğuk almak. Ceza almak."- . 1
4 . (-i, nsz) Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 . (-den) Kısaltmak, eksiltmek: "Ceketin boyundan almak."- . 1
6 . (nsz) Yolmak, koparmak: "Kaş almak."- . 1
7 . Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 . Temizlemek: "Karyolanın altını süpürge ile al. Örümcekleri al."- . 1
9 . (-i, -e) İçeri girmesini sağlamak: "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış."- N. Cumalı.
20 . (nsz) Tat veya koku duymak: "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."- . 2
1 . (-i, -e) Örtmek, koymak: "Paltosunu sırtına aldı."- . 2
2 . (-i, -e) ... gibi anlamak: "Bir sözü şakaya almak."- . 2
3 . (-i, -de) Yol gitmek, mesafe katetmek: "O yolu bir saatte alırsınız."- . 2
4 . (-i, -den) Çalmak: "Cebimden saatimi almışlar."- . 2
5 . Soldurmak: "Güneş perdelerin rengini aldı."- . 2
6 . Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak: "Dalağını aldılar."- . 2
7 . (nsz) Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek: "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı."- H. Taner. 2
8 . (nsz) Göreve, işe başlatmak: "Yeni bir kapıcı aldı."- . 2
9 . (nsz) Başlamak: "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur."- Halk türküsü.
30 . (-den) Davranış veya makam değiştirmek: "Aşağıdan almak. Tizden almak."- . 3
1 . (nsz) İçecek veya sigara içmek: "Tadına bakmak için bir yudum aldım."- . 3
2 . (nsz) Yutmak, kullanmak: "İlaç almak."- . 3
3 . (-den) Görevden, işten çekmek. 3
4 . (-den, nsz) Kazanç sağlamak: "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."- . 3
5 . Gidermek, yok etmek: "İçine biraz su koy, tuzunu alır."- .

BELİRLİ Nedir?

Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen: "Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı."- E. Bener.

ÇEVİRME Nedir?


1 . Çevirmek işi, tedvir: "Kırmızı balıklar birdenbire canlanırlar ve kavanozun içinde birbiri ardınca keyifli keyifli çark çevirmeye başlarlar."- H. E. Adıvar.
2 . Kuzu, oğlak vb. hayvanların şişte, kor üzerinde çevrilerek pişirilmişi: "Değirmende, daha sabahtan gönderilip hazırlanan yağlı bir oğlak çevirmesini tam kıvamında buldular."- R. H. Karay.
3 . sıfat Çevrilmiş, tercüme edilmiş: "Fransızcadan çevirme bir eser."- .
4 . halk ağzında Dikenlerden, ağaç dallarından yapılmış duvar: "Evlerinin önü yüksek çevirme / Kadir Mevla'm bugünlük de ayırma"- Halk türküsü.
5 . askerlik Uzaktan dolaşıp düşmanın yan gerilerine düşerek onu istemediği bir durumda dövüşmek zorunda bırakma, sarma, muhasara.
6 . müzik Bir müzik parçasındaki aralığın veya bir cümle parçasının tiz sesini pese, pes sesini tize dönüştürmek işi.

ÇIKAR Nedir?

Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar: "Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."- Anayasa.

DEĞİŞ Nedir?


1 . Değme işi.
2 . Değişim.

DEĞİŞİK Nedir?


1 . Değiştirilmiş, muaddel: "Yasanın değişik onuncu maddesi gereğince..."- .
2 . Alışılmışın dışında bir özelliği bulunan: "Değişik bir oda takımı."- .
3 . Çeşitli, farklı: "Değişik renkler."- .
4 . isim, halk ağzında Yedek iç çamaşırı, giyecek: "Hiç değişiğim kalmadı."- .
5 . isim, halk ağzında Çok hastalık geçirerek gelişmemiş çocuk.

DEĞİŞTİRME Nedir?

Değiştirmek işi, tebdil, tahrif: "Yazınımızın gelenek değiştirmesine bağlı olarak değişik etkenleri var bu durumun"- N. Cumalı.

DEVLET Nedir?


1 - Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal örgütlü bir ulusun ya da uluslar topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık.
2 - Devletin yönetim katı, °hükümet.
3 - Mutluluk; talih.

DÖNDÜRME Nedir?

Döndürmek işi, irca, tahvil: "Yüzünü benden yana döndürmesini bekledim."- S. F. Abasıyanık.

DÖNEM Nedir?


1 . Belli özellikleri olan zaman parçası, devre, devir, periyot: "Otuz yedi yaş bana bitmez tükenmez bir dönem gibi geldi."- H. E. Adıvar.
2 . Bir çağ içinde belli özellikleri olan sınırlı süre: "Meşrutiyet dönemi."- .
3 . Yasama meclisinin iki seçilişi arasındaki zaman süresi, devre.
4 . eğitim bilimi Yarıyıl: "Kış dönemi sınavları."- .

DÖNÜ Nedir?

Dönme, dönüş, °devir.

DÖNÜŞ Nedir?


1 . Dönme işi: "Artık serbestim, koynumda terhis kâğıdımla dönüş yolundayım."- R. N. Güntekin.
2 . spor Oyuncunun bir ayağını yerden kesmeden yaptığı dönme hareketi.

DÖNÜŞTÜRME Nedir?

Dönüştürmek işi, tahvil.

ESKİ Nedir?


1 . Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan, yeni karşıtı: "Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim. Neden böyle uzaksınız benden?"- N. Ataç.
2 . Önceki, sabık: "Anlatışına bakılırsa eski kâtibe, şimdi fevkalade şık giyiniyormuş."- H. Taner.
3 . Geçerli olmayan: "Bugün mekteplerimiz artık o eski mektepler değildir."- R. N. Güntekin.
4 . Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan.
5 . Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan: "Eski öğretmen."- .
6 . isim Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey: "Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum."- H. Z. Uşaklıgil.
7 . isim, alay yollu Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılan bir söz: "Mebus eskisi. Müdür eskisi."- .

FAİZ Nedir?


1 . İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr, getiri, ürem, nema.
2 . Kapitalist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olarak paranın fiyatı, kiralanan paranın kira bedeli.

KURU Nedir?


1 . Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı: "Yanakları kuruydu fakat gözleri tamamıyla siyah yaştı."- H. E. Adıvar.
2 . Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan: "Kuru çöl. Kuru tepeler."- .
3 . Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı: "Evlerin önlerine kuru meşe dallarıyla örtülü çardaklar yapmışlar."- R. H. Karay.
4 . Canlılığını yitirmiş (bitki): "Çiçek açmaz kuru bir ağaç, ötmeyi unutmuş bir kuş mu oldum?"- H. E. Adıvar.
5 . mecaz Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem: "Kara, kuru, kibirli, kazık gibi bir kadın!"- H. E. Adıvar.
6 . Salgısı olmayan: "Kuru öksürük. Kuru egzama."- .
7 . Döşenmemiş, çıplak: "Kuru tahtaya oturma!"- .
8 . Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek): "Kuru çayla karın doyar mı?"- .
9 . Etkisi ve sonucu olmayan: "Şahsına topluluğun isteğini emanet edenler boş bir riya, kuru bir şeref olsun diye laf etmediler."- R. E. Ünaydın.
10 . mecaz Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze: "Kuru, zevksiz bir hayat."- . 1
1 . mecaz Akıcı olmayan, duygudan yoksun: "Kuru bir anlatım."- . 1
2 . isim Kuru fasulye.

KURUL Nedir?

Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.

KURULU Nedir?

Kurulmuş olan, yerleşmiş, oturmuş: "Herkes kendini damlara, kurulu cibinliklerin içine atardı."- B. Günel.

KURULUŞ Nedir?


1 . Kurulma işi: "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu 1923'tedir."- .
2 . Topluma hizmet, üretim, tüketim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis: "Hastaneler, okullar, bankalar, fabrikalar birer kuruluştur."- .
3 . mecaz Yapı, yapılış, bünye.
4 . mecaz Kasılma.
5 . askerlik Bir sefer kuvvetini oluşturan birliklerin yapısı.

ORAN Nedir?


1 . Büyüklük, nicelik, derece bakımından iki şey arasında veya parça ile bütün arasında bulunan bağıntı, nispet, rasyo: "Dini, dili ne olursa olsun her insan doğup büyüdüğü, ekmeğini kazandığı toprak üstünde korkusuz, güven altında yaşadığı oranda kendini mutlu duyuyordu."- N. Cumalı.
2 . İki şeyin birbirini tutması, karşılıklı uygunluk, tenasüp.
3 . Akıl yoluyla gerçeğe yakın olduğuna inanılarak verilen yargı, tahmin.
4 . matematik İki büyüklük, iki nicelik arasındaki bağıntı: "Üçün sekize oranı."- .

ORANLA Nedir?

Herhangi bir şeye göre, herhangi bir şeyle kıyaslayarak, nispeten: "Kahve caddeye oranla azıcık geride, bir bahçe içinde."- S. Birsel.

ÖDÜNÇ Nedir?

İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen şey.

ÖZEL Nedir?


1 . Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan.
2 . Benzerlerinden ayrılmasını sağlayan bir özelliği olan, spesiyal.
3 . Bir kişiyi ilgilendiren, hususi, zatî: "Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta."- N. Cumalı.
4 . Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı.
5 . Dikkate değer: "Özel bir ilgi gösterdi."- .
6 . Ayırt edici bir niteliği olan.
7 . Her zaman görülenden, olağandan farklı: "Özel durumları da göz önüne alalım."- .

PARA Nedir?


1 . Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit.
2 . Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
3 . eskimiş Kuruşun kırkta biri.

SENE Nedir?

Yıl: "Önde zeytin ağaçları arkasında yâr / Sene 194
6 / Mevsim sonbahar"- B. R. Eyuboğlu.

SENET Nedir?


1 . Bir kimsenin yapmaya veya ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek için imzaladığı resmî kâğıt, belgit: "Bu zarflar hisse senedi dolu idi."- F. R. Atay.
2 . eskimiş Dayanılan veya dayanılacak olan şey.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAZILI Nedir?


1 . Yazılmış olan, muharrer, sözlü karşıtı: "Yazılı bir kâğıt."- .
2 . Üzerinde yazı bulunan, yazısı olan: "Yazılı taş."- .
3 . isim Yazılı sınav.
4 . ekonomi Geçerli olan, nominal.

A H L T V İ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

6 Harfli Kelimeler

Tahvil,

5 Harfli Kelimeler

Havil, Hilat, İthal, Lahit, Talih, Vahit,

4 Harfli Kelimeler

Ahit, Hail, Hali, Halt, Havi, İlah, Liva, Tali, Vahi, Vali,

3 Harfli Kelimeler

Ahi, Ait, Ali, Alt, Ati, Hal, Hat, Hav, Hit, İla, İta, Lav, Tal, Tav, Vah, Vat,

2 Harfli Kelimeler

Ah, Al, At, Av, Ha, İl, İt, La, Ta, Ti,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.