SIRALAMAK (TDK)


1 . Birbiri ardı sıra veya yan yana koyarak sıra durumuna getirmek: "İskemleleri sıralamak."- .
2 . Belirli bir düzene göre yerleştirmek veya düzenlemek, sıraya koymak: "Dosyaları sıralamak."- .
3 . Söylenecek, yazılacak, yapılacak şeylere zihinde gerekli düzeni vermek.
4 . Aynı davranışı birbiri ardınca birçok kez yapmak: "Bize karşı bir sürü itiraz sıraladı."- .
5 . Aynı davranışı birçok şey üstünde tekrarlamak: "Bekçi bütün kapıları sıraladı."- .
6 . Küçük çocuk tutunarak yürümeye başlamak, tutunarak yürümek.

Sıralamak kelimesi baş harfi S son harfi K olan bir kelime. Başında S sonunda K olan kelimenin birinci harfi S , ikinci harfi I , üçüncü harfi R , dördüncü harfi A , beşinci harfi L , altıncı harfi A , yedinci harfi M , sekizinci harfi A , dokuzuncu harfi K . Başı S sonu K olan 9 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ARDINCA Nedir?

Hemen arkasından, hemen ardından, arkası sıra, ardı sıra.

AYNI Nedir?


1 - Başkası değil, yine o....
2 - Ayırt edilemeyecek kadar benzeri, özdeşi, tıpkısı.
3 - Bir değerde, eşit, özdeş, tıpkı, °müsavi.
4 - Değişmeyen, aralarında ayrım olmayan, eşit.

BAŞLAMAK Nedir?


1 . Bir işe girişmek, harekete geçmek: "Şairliğe on sekiz yaşında gazel ve rubailerle başlamıştı."- H. Taner.
2 . (nsz) Çalışır, işler, yürür duruma girmek: "Bundan başka evlenme hayatı da oldukça başarılı başladı."- H. E. Adıvar.
3 . Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak: "Şiirimiz milletimizin Anadolu'daki teşekkülü ile başlar."- Y. K. Beyatlı.
4 . Görünmek: "Kasabanın kenar mahallelerinden sonra bir mezarlık başlardı."- S. F. Abasıyanık.
5 . Etkisini göstermek: "Kış başlarken yapraklar döküldü."- C. Uçuk.
6 . Hoş olmayan bir davranışa koyulmak: "Etraftaki çocuklar gene arsızlanmaya başladılar."- O. C. Kaygılı.

BELİRLİ Nedir?

Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen: "Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı."- E. Bener.

BİRBİRİ Nedir?


1 - Karşılıklı olarak biri ötekini, öteki de onu.
2 - Biri diğerinin yanı sıra, ardından.

BİRÇOK Nedir?

Oldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit: "Bu satırları, birçok mektuba biraz cevap olsun diye yazıyorum."- H. E. Adıvar.

BÜTÜN Nedir?


1 . Eksiksiz, tam: "Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede."- N. Cumalı.
2 . Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi: "Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . Bozuk olmayan (para): "Bütün para."- .
4 . Parçalanmamış.
5 . isim Birlik, tamlık: "Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder."- O. V. Kanık.

ÇOCUK Nedir?


1 . Küçük yaştaki oğlan veya kız: "Çocuğun bir sütninesi vardı."- R. H. Karay.
2 . Soy bakımından oğul veya kız, evlat: "Anası olacak bir kadın çocuğu omuzundan yakalamış."- B. R. Eyuboğlu.
3 . Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak: "Çocuk köşeyi dönerken ana arkasından su içmeye gitti."- B. R. Eyuboğlu.
4 . Genç erkek.
5 . mecaz Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi.
6 . mecaz Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse: "Otuz yaşında ama hâlâ çocuk."- .
7 . mecaz Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

DAVRANIŞ Nedir?


1 . Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket: "Düşünceleri, davranışları bana ters gelen biriyle bir arada oturamam elbet!"- N. Cumalı.
2 . felsefe Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.
3 . ruh bilimi Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

DÜZE Nedir?

Doz.

DÜZEN Nedir?


1 . Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem.
2 . Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept.
3 . Yerleştirme, tertip: "Evin en bozuk düzeninde bile hastalığa mahsus birtakım aletler vardır."- R. N. Güntekin.
4 . Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim.
5 . mecaz Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo.
6 . mecaz Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo.
7 . mecaz Dolap, hile: "Hile, düzen dağarcığından elbette yeni bir şey bulup çıkaracak."- E. E. Talu.
8 . müzik Müzik aletlerinde ses ayarı, akort.
9 . toplum bilimi Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri: "Orta hâlli ailelerin kurduğu bu düzende herkesin bacası tüten, kapısı çalınan bir evi var."- N. Meriç.
10 . halk ağzında Alet edevat takımı. 1
1 . halk ağzında Bez dokuma tezgâhı.

DÜZENLEME Nedir?


1 . Düzenlemek işi, tertip, organizasyon.
2 . Belirli kurallara göre bir araya getirilmiş olan nesne, aranjman.
3 . hukuk Yayımlanan mevzuatın derlenip toplanması ve mevzuatta yapılan değişikliklerin ilgili ana mevzuata işlenmesi, kodifikasyon.
4 . müzik Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde yapılan değişiklik, aranjman.

DÜZENLEMEK Nedir?


1 . Düzenli, düzgün duruma getirmek, düzen vermek, tanzim etmek: "Odasını düzenledi."- .
2 . Yapmak, hazırlamak: "Merdivenleri, masaları gayet hantal, battal şeyler. Bodrumun ışığını da buna göre düzenlemişler."- B. R. Eyuboğlu.
3 . müzik Düzenleme yapmak.
4 . müzik Müzik aletlerini akort etmek.

GEREKLİ Nedir?

Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip, mukteza: "Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz."- H. E. Adıvar.

GETİRMEK Nedir?


1 . Gelmesini sağlamak: "Dün bir deri bir kemik hâlinde eve getirip bırakmışlar."- R. N. Güntekin.
2 . (-de) Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak.
3 . (-i) Erişmek veya eriştiğini sanmak: "Baharı getirdik."- .
4 . (nsz) İleri sürmek: "Örnek getirmek."- .
5 . (nsz) Sebep olmak, ortaya çıkarmak: "Bu rüzgâr kar getirir."- .
6 . (-i) İletmek, bildirmek: "Bir zabit nefes nefese şu haberi getirdi."- O. S. Orhon.
7 . (nsz) Sağlamak: "Haftada bir cuma günleri işleyen küçük bir kahve ayda ne kadar gelir getirirse."- Ö. Seyfettin.
8 . Bir makama atamak veya seçmek.
9 . (yardımcı fiil) Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar: "Ateh getirmek. Nedamet getirmek."- .

GÖRE Nedir?


1 . Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince: "... günün modasına göre taranmış saçlarıyla güzel bir kadın başı uzandı bahçeye."- N. Cumalı.
2 . Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran: "Bilginlerin dediğine göre on milyona yakın Türk yurt değiştirdi."- N. Araz.

İTİRAZ Nedir?


1 . Bir düşünce veya kararı benimsemeyerek karşı çıkma: "Oyuncuların itirazına rağmen bir üçüncü olarak katılıyordu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Söylenecek söz, karşı söyleme: "Onun verdiği emre itirazı hiçbirimiz aklımızdan geçirmiyoruz."- R. N. Güntekin.

KAPI Nedir?


1 . Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı.
2 . Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat: "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer.
4 . Devlet dairesi: "Hükûmet kapısı."- .
5 . mecaz Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân: "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş."- S. F. Abasıyanık.
6 . mecaz Gidere yol açan gereksinim: "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."- .
7 . mecaz Ev gezmesi için gidilen yer: "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"- .

KARŞI Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar.
2 . Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
3 . Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç.
4 . sıfat Bulunan yere göre önde, ileride olan: "Karşı evin kızları. Karşı mahalle."- .
5 . sıfat Karşıt, zıt, muhalif: "Karşı parti. Karşı takım."- .
6 . zarf Yüzünü bir şeye doğru çevirerek: "Bahçeye karşı oturmak."- .
7 . zarf Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar.
8 . zarf İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık.
9 . zarf -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık.

KOYAR Nedir?

İki akarsuyun birleştiği yer.

KOYMA Nedir?

Koymak işi.

KOYMAK Nedir?


1 - Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.
2 - Eklemek, katmak.
3 - (Bedeni) Bir yere yerleştirmek, dokunmak.
4 - (Bir kimseyi, hayvanı) Bir yere kapatmak.
5 - Bir kimseyi bir kimseye bırakmak, emanet etmek.
6 - Bırakmak, terk etmek.
7 - Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.
8 - Bırakmak.
9 - (Para için) Biriktirmek; yatırmak.
10 - (İmza, tarih, adres) Yazmak. 1
1 - Uyulması gereken kuralları saptamak, ortaya çıkarmak. 1
2 - Etkilemek, dokunmak. 1
3 - (Bütçede) Bir şey ya da kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. 1
4 - Pişmesi, ısınması için yemeği vb.'yi ocağın üzerine yerleştirmek. 1
5 - Bir kimseyi bir şey yerine koymak, onu öyle görmek.

KÜÇÜK Nedir?


1 . Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse.
2 . Küçük abdest.
3 . sıfat Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı: "Bir aralık başımın üstünde kartaldan küçük, atmacadan büyük yırtıcı kuşlardan birinin döndüğünü gördüm."- M. Ş. Esendal.
4 . sıfat Yaşı daha az olan: "Ortanca ve küçük ablalar ... beni, arabanın beklediği sokağa indirdiler."- R. N. Güntekin.
5 . sıfat Niceliği az olan: "Kimseden en küçük bir alaka görmüyordum."- S. F. Abasıyanık.
6 . sıfat Niteliği aşağı olan, bayağı: "Küçük adam."- .
7 . sıfat Geri aşamada: "Küçük bir memur."- .
8 . sıfat Değersiz, önemsiz: "Bu iyi temiz, sıhhatli, küçük insanların uykusu bambaşka bir şey."- S. F. Abasıyanık.
9 . sıfat Kısık, parlak olmayan (ses): "Küçük, tatlı bir sesle kovboy şarkıları söyledi."- R. H. Karay.

SIRALAMA Nedir?

Sıralamak işi.

SIRALAMAK Nedir?


1 . Birbiri ardı sıra veya yan yana koyarak sıra durumuna getirmek: "İskemleleri sıralamak."- .
2 . Belirli bir düzene göre yerleştirmek veya düzenlemek, sıraya koymak: "Dosyaları sıralamak."- .
3 . Söylenecek, yazılacak, yapılacak şeylere zihinde gerekli düzeni vermek.
4 . Aynı davranışı birbiri ardınca birçok kez yapmak: "Bize karşı bir sürü itiraz sıraladı."- .
5 . Aynı davranışı birçok şey üstünde tekrarlamak: "Bekçi bütün kapıları sıraladı."- .
6 . Küçük çocuk tutunarak yürümeye başlamak, tutunarak yürümek.

SÜRÜ Nedir?


1 . Evcil hayvanlar topluluğu: "Karşıki yamaçların sırtında kısrak sürüleri çanlarını sallayarak otluyordu."- R. H. Karay.
2 . Bir insanın bakımı altındaki hayvanların tümü.
3 . Birlikte yaşayan hayvan topluluğu.
4 . mecaz Yönlendirilebilen insan topluluğu: "Sokaklarda alay geçerken başka çocuklar da sürüye katılır, mektebe kadar giderler."- H. E. Adıvar.

TEKRAR Nedir?


1 . Aynı olayın, işin, hareketin yeniden ortaya çıkışı, tekrarlanması: "Gerçi hayat kitaba sığmayacak kadar geniştir fakat tekrarlarla doludur."- A. Haşim.
2 . Bir konuşma veya yazıda aynı düşünceyi, kelimeyi birçok defa söyleme.
3 . zarf Bir daha, yine, yeniden, gene: "Kimi yaralandı geldi, tekrar gitti, kimi şehit oldu."- M. Ş. Esendal.

TEKRARLAMA Nedir?

Tekrarlamak işi.

TEKRARLAMAK Nedir?

Yinelemek: "Kar, çam ormanlarını kapladıkça tekrarlayıp durduğu mısraları, bir başkasıyla paylaşmak istemişti."- A. İlhan.

TUTU Nedir?

Bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey, rehin, ipotek.

ÜSTÜN Nedir?


1 . Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan: "Zekâsının işlek, hatasız ve çok üstün olduğunu bir daha anlıyorum."- R. H. Karay.
2 . Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

VERME Nedir?

Vermek işi: "İşitilen sözler, görülen tavırlar, beğenilen düşünceler Şinasi Bey'e yeni fikirler vermeye başladı."- M. Ş. Esendal.

VERMEK Nedir?


1 - (Üzerinde ya da yakınında olan bir şeyi) Birisine eriştirmek, iletmek.
2 - Bırakmak ya da bağışlamak.
3 - Ondan bilmek °atfetmek.
4 - (Düşünce ya da bilgi anlatan şeyler için) Başkalarına iletmek, bildirmek.
5 - Döndürmek, çevirmek, yöneltmek.
6 - Herhangi bir duruma yol açmak.
7 - (Eğlenceli toplantı) Düzenlemek, konuk çağırıp ağırlamak.
8 - (Sanatçı) Topluluk önünde sanatını göstermek, °icra etmek.
9 - Satmak.
10 - Biriyle evlendirmek. 1
1 - (-i) Ödemek. 1
2 - Yaymak. 1
3 - Ürün üretmek. 1
4 - Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. 1
5 - Tümünü herhangi bir duruma sokmak. 1
6 - Sahip olmasını sağlamak. 1
7 - (Bir şey üzerinde) Etki yapmak, biçimini değiştirmek. 1
8 - Saptamak, tespit etmek. 1
9 - Kazandırmak, katmak.
20 - Ayırmak, harcamak. 2
1 - Dayamak. 2
2 - Kök ya da gövdeleri sonuna -e (-a) ulaç eki almış eylemsilerle tezlikbildirir. 2
3 - Dilek bildiren birleşik eylemler yapar.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAPI Nedir?


1 . Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina.
2 . Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat, konstrüksiyon.
3 . Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme: "Kırıkkale yapısı bir tabanca."- .
4 . Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür: "Yapısı sağlam, güzel bir erkekti."- Y. Z. Ortaç.
5 . Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür: "Dil yapısı. Cümle yapısı."- .
6 . felsefe Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün.
7 . toplum bilimi Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür.

YAPMA Nedir?


1 . Yapmak işi: "Ham ağaçları evcile çeviririm, aşı yapmayı bilirim, budamayı bilirim."- N. Araz.
2 . sıfat Doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış, yapay, suni, sahici karşıtı: "Eliyle bahçenin dökme taştan yapma mağaralarından birini göstererek..."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . sıfat Yapmacık: "Fakat fazla içliliği erkekliğe yakıştıramadığından kendini her zaman yapma bir sertliğin arkasına gizlerdi."- H. Taner.

YAPMAK Nedir?


1 . Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek: "Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır."- Ç. Altan.
2 . (nsz) Olmasına yol açmak: "Durgun sular sıtma yapar."- .
3 . (nsz) Yol almak.
4 . Onarmak, tamir etmek: "Bozulan saatimi saatçi yaptı."- .
5 . (nsz) Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek: "Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım."- R. H. Karay.
6 . Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek: "Şu işi yapıver, diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu."- S. M. Alus.
7 . (nsz) Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek: "Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım."- R. H. Karay.
8 . Düzenli bir duruma getirmek: "Yatak yapmak. Yolu yaptılar."- .
9 . (nsz) Üretmek: "Ayakkabı yapmak."- .
10 . (nsz) Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak: "Koşu yapmak. Sarsıntı yapmak."- . 1
1 . Zarara yol açmak. 1
2 . Etkili olmak. 1
3 . (nsz) Salgılamak, çıkarmak: "Tükürük bezleri tükürük yapar."- . 1
4 . (-e) Dışkı çıkarmak: "Çocuk, altına yapmış."- . 1
5 . Gerçekleştirmek: "İlk ve ortaöğrenimini Anadolu'da yapmıştır."- Y. Z. Ortaç. 1
6 . Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek: "Ben adamı ne yaparım biliyor musun?"- . 1
7 . (-i, -e) Evlendirmek: "Bu kızı sana yapacağız."- . 1
8 . (yardımcı fiil) Bir durum yaratmak: "Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı."- N. Araz. 1
9 . (yardımcı fiil) Edinmek, sahip olmak: "Servet yapmak. Altın yapmak."- .
20 . (yardımcı fiil) Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek: "Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı."- H. Taner. 2
1 . (nsz) Davranmak, hareket etmek: "İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. Uyumuş gibi yapmak."- . 2
2 . (nsz) Olmak: "Bu kış çok soğuk yaptı."- .

YAPMAK Nedir?


1 - Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek.
2 - Olmasına yol açmak.
3 - Bir işle uğraşmak, °meşgul olmak.
4 - Onarmak, °tamir etmek.
5 - (Birincisi -i'li, ikincisi eksiz olarak aynı nesne, iki kez yinelendiğinde)Gerçek nitetiğini vermek.
6 - Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak.
7 - Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği eyleme dönüştürmek, yaratmak, gerçekleştirmek.
8 - Düzenli bir duruma getirmek.
9 - Üretmek.
10 - Bir devinime başlamak ya da bir devinimle uğraşmak. 1
1 - Zarara yol açmak. 1
2 - Etkili olmak. 1
3 - Salgılamak, çıkarmak. 1
4 - Dışkı çıkarmak. 1
5 - Gerçekleştirmek. 1
6 - (Tehdityollu) Birini herhangi bir duruma düşürmek. 1
7 - Evlendirmek. 1
8 - (Ad soylu bir sözcükle birlikte) Bir durum yaratmak. 1
9 - Edinmek, iyesi olmak.
20 - Bir kimseye bir meslek kazandırmak; yetiştirmek. 2
1 - Davranmak, hareket etmek. 2
2 - Olmak. 2
3 - Sağlamak. 2
4 - Yol almak.

YAZI Nedir?


1 . Düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi, yazma işi: "Türklerde yazının kullanılması eskidir."- .
2 . Alfabe: "Türk yazısı. Arap yazısı. Nota yazısı"- .
3 . Harfleri yazma biçimi: "İnci gibi bir yazı. Okunaklı yazı."- .
4 . Herhangi bir konuda yazılmış bilim, düşünce ve sanat ürünü: "İstiklal Harbi'nde millî duyguları aksettiren ümit ile dolu yazılarını hâlâ unutmadık."- O. S. Orhon.
5 . Anlam, sanat veya biçim bakımından yazılan şey, makale: "İlk yazı denemelerim için gazete bulmaya çalışıyorum."- F. R. Atay.
6 . Metal paraların üzerinde değeri yazılan yüzü.
7 . din b. (***) Yazgı.

YERLEŞTİRMEK Nedir?


1 . Yerleşmesini sağlamak: "Düven tahtasının altına çakmak taşlarını yerleştiriyordu."- C. Uçuk.
2 . Yerine koymak: "Dışarıdaki pencereden veriyor, bu da raflara yerleştiriyor."- M. Ş. Esendal.
3 . mecaz Tokat, şamar vurmak: "Herife bir tokat yahut bir yumruk yerleştiremediğine bile yandı durdu."- P. Safa.
4 . mecaz Söz veya cevabı tam sırasında söylemek.

YÜRÜME Nedir?

Yürümek işi: "Kılıcını kaldırdı, ağır ağır hocaya doğru yürümeye başladı."- R. N. Güntekin.

YÜRÜMEK Nedir?


1 . Adım atarak ilerlemek, gitmek: "Kafası yerde, kamburunu çıkarmış, yürüyordu."- H. Taner.
2 . (-e) Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek: "Buz dağları güneye yürümüş."- .
3 . Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek: "Çocuk erken yürüdü."- .
4 . Yayan gezmek, yayan gitmek: "Gölgesinde yürüdüğü duvarın arkasından bir horoz sesi fark etti."- Ö. Seyfettin.
5 . Yol almak: "Biraz yürüyelim, geç kaldık."- .
6 . (-e) Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak: "Dallara su yürümek."- .
7 . (-e) Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek: "Asker kaleye yürüdü."- .
8 . Faiz, hesap edilmek, işlemek: "Bu paranın faizi yüzde beşten mi yürüyor?"- .
9 . Geçmek, ilerlemek, değişmek: "Doktor o hayatın dışında kalmış. Bu ne demek? Bu, o demek ki hayat yürümüş gitmiş, birlikte yürüyememiş."- M. Ş. Esendal.
10 . Bir işte ileri gitmek. 1
1 . mecaz Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek: "Bu evliliğin yürümeyeceği daha başından anlaşılmıştı ama belki yürütürüz demiştim."- Z. Selimoğlu. 1
2 . argo Ölmek: "O da yürümüş."- .

ZİHİN Nedir?


1 - Canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerinin bütünlüğü, an.
2 - Yaşantıları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak anlıkta saklama gücü, bellek, °hafıza.
3 - Anlayış, kavrayış.
4 - Bilinç, °dimağ.

A A A I K L M R S Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

9 Harfli Kelimeler

Sıralamak,

8 Harfli Kelimeler

Arıklama, Arılamak, Iraksama, Iralamak, Iskalama, Makaralı, Sarılmak, Sıralama, Sırlamak,

7 Harfli Kelimeler

Aksırma, Alarmak, Arılama, Asılmak, Asmalık, Iralama, Islamak, Kalamar, Karamsı, Karasal, Karılma, Karlama, Kasılma, Kısalma, Makaslı, Malkara, Markalı, Maskara, Mıskala, Rakamlı, Saklama, Salkıma, Sarılma, Sırlama,

6 Harfli Kelimeler

Akasma, Aklama, Aksama, Alarma, Amalık, Amasra, Araklı, Aralık, Aramak, Arkalı, Armalı, Asalak, Asılma, Asmalı, Iklama, Iramak, Irksal, Islama, Kamalı, Kamara, Karalı, Karama, Karıma, Karslı, Kasalı, Kasara, Kırsal, Makara, Malkar, Marsık, Masara, Maslak, Mıskal, Sakalı, Salkım, Salmak, Saraka, Saralı, Sarkıl, Sarkma,

5 Harfli Kelimeler

Akala, Aksam, Alaka, Alarm, Alkım, Almak, Araka, Arama, Asklı, Aslık, Asmak, Irama, Irmak, Islak, Kalas, Kalım, Kalma, Karlı, Karma, Kasım, Kasır, Kaslı, Kasma, Kılma, Kırma, Kısma, Makas, Malak, Maral, Marka, Masal, Mısra, Rakam, Rakım, Ramak, Sakal, Sakar, Saklı, Salak, Salam,

4 Harfli Kelimeler

Akar, Akıl, Akım, Aklı, Akma, Alık, Alım, Alma, Amal, Arak, Arık, Arka, Arlı, Arma, Arsa, Asal, Asar, Asık, Asıl, Asım, Asır, Askı, Asla, Asma, Irak, Iska, Kala, Kama, Kara, Karı, Kars, Kasa, Kısa, Klas, Kral, Laka, Lama, Mala, Mark, Mars,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Akı, Aks, Ala, Ama, Ara, Arı, Ark, Asa, Ası, Ask, Ira, Irk, Kal, Kam, Kar, Kas, Kıl, Kır, Lak, Lam, Mal, Mas, Ram, Sak, Sal, Sam, Sık, Sır,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Al, Am, Ar, As, La, Ra,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.