SÜRÜKLEMEK (TDK)


1 . Bir şeyi yerden kaldırmadan iterek veya çekerek götürmek: "Prenses koluma girdi, sürüklercesine büfeye götürdü."- A. Gündüz.
2 . Akarsu alıp götürmek: "Sakarya nehri kırılmış söğüt dallarını, saman çöplerini sürüklüyordu."- A. İlhan.
3 . mecaz İstekli olmayan birini bir yere götürmek, getirmek: "Seni bırakmam vallahi diyor ve bazen gittiği yerlere bile onu sürükleyip götürmek istiyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
4 . (-i, -e), mecaz Bir kimseyi, bir işi yapmaya zorlamak.
5 . (-i, -e), mecaz Kötü bir duruma, sona doğru götürmek: "Kız kardeşini kötü yola sürükledi diye babası reddetmişti."- S. F. Abasıyanık.
6 . (-i, -e), mecaz İlgi uyandırarak bırakamayacak duruma getirmek, çok ilgilendirmek: "... benim çağdaşlarımdan kim bilir kaç bin genci bahtiyar rüyalara sürüklemiştir."- Y. Z. Ortaç.

Sürüklemek kelimesi baş harfi S son harfi K olan bir kelime. Başında S sonunda K olan kelimenin birinci harfi S , ikinci harfi Ü , üçüncü harfi R , dördüncü harfi Ü , beşinci harfi K , altıncı harfi L , yedinci harfi E , sekizinci harfi M , dokuzuncu harfi E , onuncu harfi K . Başı S sonu K olan 10 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AKARSU Nedir?


1 . Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su.
2 . Tek sıra elmastan gerdanlık.

BABA Nedir?


1 . Çocuğu olmuş erkek, peder.
2 . Çocuğun dünyaya gelmesinde etken olan erkek: "Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türktür."- Anayasa.
3 . Kazılarda çıkarılan toprağın miktarını hesaplayabilmek için yer yer bırakılan toprak dikme.
4 . Çatı merteği.
5 . Bir ülkeye veya bir topluluğa yararlı olmuş kimse: "Atatürk Türk milletinin babasıdır."- .
6 . mecaz Anlayışlı, iyi huylu erkek.
7 . mecaz Silah kaçakçılığı, kara para aklama ve uyuşturucu madde ticareti vb. kirli ve gizli işler yapan çetenin başı.
8 . mecaz Koruyucu, babalık duyguları ile dolu kimse.
9 . mecaz Ata: "Asya'daki babalarımızdan miras kalan millî şiirimizin manzum şekillerinde..."- Y. K. Beyatlı.
10 . sıfat, argo Çok kaliteli, üstün nitelikli. 1
1 . eskimiş Tarikatların bazısında tekke büyüğü: "Bektaşi babası."- . 1
2 . eskimiş Bu gibi kimselere verilen unvan: "Gül Baba. Nur Baba. Baba İlyas."- . 1
3 . denizcilik Gemi veya iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı iri demir, ağaç veya beton dikme. 1
4 . mimarlık Bir merdivende, tırabzanın sahanlıkla birleştiği yerde bulunan dikey öge.

BAHTİYAR Nedir?

Mutlu: "Tam otuz iki sene, müreffeh, bahtiyar bir hayat sürdüm."- R. H. Karay.

BAZEN Nedir?

Ara sıra: "Bazen bu yeknesak hayat beni çok sıkıyor."- H. E. Adıvar.

BIRAKMA Nedir?


1 . Bırakmak işi.
2 . Salıverme, terk.

BİLE Nedir?


1 . Da, de, dahi: "Bir damlası bile deniz hakkında bize ilmî bir fikir vermeye yetişir."- R. H. Karay.
2 . zarf, eskimiş Birlikte.
3 . zarf Üstelik: "Konuşmadılar bile."- .

BİLİR Nedir?

"Anlar, sayar, yapar" anlamları ile adlarla birleşerek birleşik sıfat kuran bir söz: "İyilikbilir."- .

BİRİ Nedir?

ya da.

BİRİ Nedir?


1 - Bir tanesi.
2 - Bilinmeyen bir kimse.
3 - Olumsuz nitelik gösteren bir tamlayanla, kendisinden küçümsemeyle söz eden kimse.

BÜFE Nedir?


1 . Evlerde içine yemek takımlarının konduğu dolap.
2 . Toplantılarda yiyecek ve içeceklerin konulduğu masa: "Kadınlar büfeye gidip bir şey yemek için bile kımıldamıyorlardı."- F. R. Atay.
3 . Yiyecek, içecek, gazete, dergi vb.nin satıldığı küçük dükkân: "Ben köşedeki büfeden size sandviç getirebilirim."- P. Safa.

ÇAĞDAŞ Nedir?


1 . Aynı çağda yaşayan, çağcıl, asri, muasır: "Victor Hugo ile Namık Kemal çağdaş yazarlardır."- .
2 . Bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan, çağcıl, modern, asri: "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır."- Anayasa.

ÇEKER Nedir?

Bir tartma aletinin kaldırabildiği ağırlık miktarı.

DİYE Nedir?


1 . Herhangi bir yargıya vararak.
2 . Niteleyerek.
3 . Sanarak, diyerek.

DOĞRU Nedir?


1 . Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
2 . Gerçek, yalan olmayan: "Doğru haber."- .
3 . Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur."- A. Gündüz.
4 . isim Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz."- N. Ataç.
5 . isim, matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir."- .
6 . zarf Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde: "Çocuk doğru okudu."- .
7 . zarf Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
8 . zarf Yakın, yakınlarında: "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu."- F. R. Atay.
9 . edat Karşı yönünce: "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü."- S. F. Abasıyanık.
10 . mecaz Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

GETİRMEK Nedir?


1 . Gelmesini sağlamak: "Dün bir deri bir kemik hâlinde eve getirip bırakmışlar."- R. N. Güntekin.
2 . (-de) Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak.
3 . (-i) Erişmek veya eriştiğini sanmak: "Baharı getirdik."- .
4 . (nsz) İleri sürmek: "Örnek getirmek."- .
5 . (nsz) Sebep olmak, ortaya çıkarmak: "Bu rüzgâr kar getirir."- .
6 . (-i) İletmek, bildirmek: "Bir zabit nefes nefese şu haberi getirdi."- O. S. Orhon.
7 . (nsz) Sağlamak: "Haftada bir cuma günleri işleyen küçük bir kahve ayda ne kadar gelir getirirse."- Ö. Seyfettin.
8 . Bir makama atamak veya seçmek.
9 . (yardımcı fiil) Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar: "Ateh getirmek. Nedamet getirmek."- .

GİRDİ Nedir?

Bir üretimde yararlanılan para, gereç ve iş gücü, çıktı karşıtı: "Devlet işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır."- Anayasa.

GÖTÜRMEK Nedir?


1 . Taşımak, ulaştırmak veya koymak: "Hamalın biri, sırtına koca bir ayna vurmuş, götürüyordu."- H. Taner.
2 . (-i, -e) Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek.
3 . (-i, -e) Bir şeyi yakından uzağa götürmek.
4 . Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek: "Bir mermi bacağını götürdü. Duvarı su götürdü."- .
5 . (nsz) Öldürmek: "Hastalık çok insan götürdü."- .
6 . (-e) Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.
7 . (-i, -e) Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek: "Beni evime kadar götürdü."- .
8 . (-e) Bir sonuca vardırmak: "Bitirmeden şunu da söyleyeyim, ahlaka, gerçek ahlaka götüren başlıca yollardan biri de aşktır."- N. Ataç.
9 . Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak: "Eksiler artıları götürdü."- .
10 . argo Tümüyle sahip olmak. 1
1 . argo Çalmak.

GÜNDÜZ Nedir?


1 . Günün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü.
2 . zarf Gündüz vaktinde: "Gündüz çalışmalı, gece uyumalı."- .

İLGİ Nedir?


1 . İki şey arasında bulunan herhangi bir bağlılık, ilişki, alaka, taalluk.
2 . kimya Kimyasal şartlar eş veya birbirine çok yakın olduğunda ögelerin birbirleriyle birleşmede gösterdiği seçicilik.
3 . ruh bilimi Dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi.
4 . ruh bilimi Belirli bir olay veya etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma.

İLGİLENDİRMEK Nedir?


1 . İlgisini çekmek, önem vermek: "Oralı mıdır, değil midir, beni zerre kadar ilgilendirmez."- S. F. Abasıyanık.
2 . (-le) Bir şeyle ilgili kılmak.
3 . İlişkin olmak: "İşçileri ilgilendiren bir karar."- .
4 . Elverişli, uygun bulmak.

İLHAN Nedir?


1 . İmparator.
2 . İran Moğollarında hükümdarın unvanı.

İSTEKLİ Nedir?

Bir şeye karşı isteği olan.

KALDIRMA Nedir?

Kaldırmak işi.

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KARDEŞ Nedir?


1 . Aynı anne babadan doğmuş veya anne babalarından biri aynı olan çocukların birbirine göre adı: "Öz kardeş. Üvey kardeş. Kız kardeş. Erkek kardeş."- .
2 . Yaşça küçük olan çocuk.
3 . ünlem Adı bilinmeyen kimselere söylenen bir seslenme sözü: "Güle güle Fahri Bey kardeşim!"- S. F. Abasıyanık.
4 . mecaz Aralarında çok değer verilen ortak bir bağ bulunanlardan her biri: "Din kardeşi."- .

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

KÖTÜ Nedir?


1 . İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı: "Kötü bir kalem."- .
2 . Zararlı, tehlikeli: "Kötü adam."- .
3 . Korku, endişe veren: "Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk."- R. E. Ünaydın.
4 . Kaba ve kırıcı: "Kızına söylemedik kötü lakırtı bırakmamış."- M. Ş. Esendal.
5 . Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan.
6 . zarf Aşırı, çok: "Kız, oğlana kötü tutuldu."- .

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

ORTA Nedir?


1 . Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer: "Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre: "Yılın ortası. Haftanın ortası. Günün ortası. Kışın ortası."- .
3 . Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm: "Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler."- Ö. Seyfettin.
4 . Ne uzun ne kısa, midi.
5 . Ne büyük ne küçük, midi.
6 . İyi ile kötü arasındaki durum.
7 . Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece: "Orta ile geçti."- .
8 . Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.
9 . sıfat Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.
10 . sıfat Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan: "Hademe orta bölmeyi açmak üzere koştu."- R. H. Karay. 1
1 . sıfat İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. 1
2 . fizik Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. 1
3 . matematik Orantı. 1
4 . spor Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş: "Aut çizgisinden nefis bir orta..."- H. Taner. 1
5 . tarih Yeniçeri Ocağında tabur.

ORTAÇ Nedir?

Sıfat-fiil.

RÜYA Nedir?


1 . Düş: "Annemi ölmüş gördüm rüyamda / Ağlayarak uyanmışım."- O. V. Kanık.
2 . mecaz Gerçekleşmesi imkânsız durum, hayal: "Bu saadetin bir ay, bir buçuk ay sonra yeniden bir rüya olacağını bile aklına getirmiyordu."- R. N. Güntekin.
3 . mecaz Gerçekleşmesi beklenen ve istenen şey, umut.

SAMAN Nedir?

Türlü ekinlerin taneleri ayrıldıktan sonra kalan sapları ve daha çok bunların harmanda parçalanmışı.

SÖĞÜT Nedir?

Söğütgillerden, sulak yerlerde yetişen, yaprakları almaşık ve alt yüzleri havla örtülü büyük bir ağaç (Salix).

SÜRÜ Nedir?


1 . Evcil hayvanlar topluluğu: "Karşıki yamaçların sırtında kısrak sürüleri çanlarını sallayarak otluyordu."- R. H. Karay.
2 . Bir insanın bakımı altındaki hayvanların tümü.
3 . Birlikte yaşayan hayvan topluluğu.
4 . mecaz Yönlendirilebilen insan topluluğu: "Sokaklarda alay geçerken başka çocuklar da sürüye katılır, mektebe kadar giderler."- H. E. Adıvar.

VALLAHİ Nedir?

"Tanrı'yı tanık tutarım, Tanrı hakkı için" anlamında bir yemin sözü, billahi, tallahi: "Vallahi, arkadaş bu resimleri senin yaptığına kimse inanmaz."- P. Safa.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAPMA Nedir?


1 . Yapmak işi: "Ham ağaçları evcile çeviririm, aşı yapmayı bilirim, budamayı bilirim."- N. Araz.
2 . sıfat Doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış, yapay, suni, sahici karşıtı: "Eliyle bahçenin dökme taştan yapma mağaralarından birini göstererek..."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . sıfat Yapmacık: "Fakat fazla içliliği erkekliğe yakıştıramadığından kendini her zaman yapma bir sertliğin arkasına gizlerdi."- H. Taner.

ZORLA Nedir?


1 . Zor kullanarak, cebren, zecren, metazori: "Ona da bu hakikati zorla kabul ettirecekti."- Ö. Seyfettin.
2 . İstemeyerek, isteksiz olarak, zoraki: "Adama beş lira verdik, zorla başımızdan savdık."- B. Felek.

ZORLAMA Nedir?


1 . Zorlamak işi, zecir: "İlk gençliğimin en büyük sıkıntısı bu şiir zorlamasıdır."- F. R. Atay.
2 . tıp (***) Özellikle oynaklarda ara keseciklerinin fıtığı olarak beliren, bir organın zorlanmış olmasıyla ortaya çıkan aksaklık veya bozukluk.
3 . sıfat Zorlanarak sağlanan, cebrî: "Melodram ile vodvilin temelde eş yapıda, zorlama türler olduğunu yazar durmadan."- N. Cumalı.

ZORLAMAK Nedir?


1 . Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, zor kullanmak, mecbur etmek: "Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk."- F. R. Atay.
2 . Açılması, kırılması, sökülmesi gereken şeyler için güç kullanmak: "Gece kapıyı zorlamışlar."- .
3 . (nsz) Üstelemek, ısrar etmek: "Bütün köylü zorladı da bu sefer izin alabildi."- Ö. Seyfettin.

E E K K L M R S Ü Ü Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

10 Harfli Kelimeler

Sürüklemek,

9 Harfli Kelimeler

Sürükleme,

8 Harfli Kelimeler

Sürülmek,

7 Harfli Kelimeler

Kükreme, Küremek, Küresel, Kürümek, Seküler, Sürülme, Sürümek, Üremsel,

6 Harfli Kelimeler

Kerkes, Kermes, Kesmek, Küreme, Kürklü, Kürüme, Küslük, Küsmek, Meslek, Seklem, Sekmek, Sermek, Sürmek, Sürüme, Üremek, Ürkmek, Ürümek, Üsküre,

5 Harfli Kelimeler

Eklem, Ekler, Ekmek, Ekser, Elmek, Erkek, Ermek, Eslek, Esmek, Esmer, Kekre, Kelek, Kelem, Keler, Keles, Kemer, Kemre, Kerem, Keres, Kesek, Kesel, Keser, Kesme, Kesre, Kükre, Külek, Kümes, Kürek, Kürsü, Küskü, Küsme, Melek, Meles, Merek, Meres, Mesel, Remel, Sekel, Sekme, Selek,

4 Harfli Kelimeler

Ekme, Elek, Elem, Emek, Emel, Erek, Erke, Erme, Eser, Esme, Esre, Keke, Kele, Keme, Kere, Kese, Krem, Küme, Küre, Kürk, Küsü, Leke, Lüks, Meke, Mülk, Reel, Sele, Seme, Sere, Süre, Sürü, Ülke, Ülkü, Ümük, Ürem, Ürkü,

3 Harfli Kelimeler

Eke, Ekü, Elk, Erk, Kek, Kel, Kem, Ker, Kes, Kül, Kür, Küs, Lük, Sek, Sel, Sem, Ser, Üre,

2 Harfli Kelimeler

Ek, El, Em, Er, Es, Ke, Le, Me, Re, Se, Üs,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.