KOLTUKLAMAK (TDK)


1 . Koltuğu altına almak: "Tablolarını koltuklayarak İstanbul'a dönerken, Etimesgut köyünün elektriklerini görmüş."- F. R. Atay.
2 . Koltuğa girmek: "Karşıladılar, koltuklayıp içeri aldılar."- .
3 . mecaz Kıvanç verecek biçimde övmek, koltuklarını kabartacak sözler söylemek, pohpohlamak: "Maşallah da maşallah! Kırk bir kere! Tuh tuh! diyerek karşıladılar; koltuklayıp içeriye, camekâna aldılar."- E. E. Talu.

Koltuklamak kelimesi baş harfi K son harfi K olan bir kelime. Başında K sonunda K olan kelimenin birinci harfi K , ikinci harfi O , üçüncü harfi L , dördüncü harfi T , beşinci harfi U , altıncı harfi K , yedinci harfi L , sekizinci harfi A , dokuzuncu harfi M , onuncu harfi A , onbirinci harfi K . Başı K sonu K olan 11 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ALDI Nedir?

"söylemeye başladı" anlamında kullanılan bir söz: "Aldı Kerem. Aldı Köroğlu."- .

ALMA Nedir?


1 . Almak işi.
2 . Alıntı, iktibas: "Ondan acemicesine alma olarak."- Muallim Naci.
3 . spor Bir profesyonel sporcunun, para karşılığı kulübünden bir başka kulübe geçmesi, transfer.

ALMAK Nedir?


1 . Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak: "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."- N. Cumalı.
2 . (-i, -den) Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak: "Çocuğu okuldan aldı."- .
3 . Birlikte götürmek.
4 . (nsz) Satın almak: "Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan."- N. Cumalı.
5 . (nsz) Ele geçirmek, fethetmek: "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş."- Ö. Seyfettin.
6 . (nsz) İçine sığmak: "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."- .
7 . (-e, nsz) Kabul etmek: "Evine kiracı almak."- .
8 . (nsz) Kendine ulaştırılmak, iletilmek: "Mektup almak. Haber almak."- .
9 . (nsz) İçeri sızmak, içine çekmek: "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."- .
10 . (nsz) Erkek, kadınla evlenmek: "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü."- M. Ş. Esendal. 1
1 . (-i, nsz) Sürükleyip götürmek: "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."- . 1
2 . (nsz) Kazanmak, elde etmek. 1
3 . (nsz) Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak: "Soğuk almak. Ceza almak."- . 1
4 . (-i, nsz) Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 . (-den) Kısaltmak, eksiltmek: "Ceketin boyundan almak."- . 1
6 . (nsz) Yolmak, koparmak: "Kaş almak."- . 1
7 . Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 . Temizlemek: "Karyolanın altını süpürge ile al. Örümcekleri al."- . 1
9 . (-i, -e) İçeri girmesini sağlamak: "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış."- N. Cumalı.
20 . (nsz) Tat veya koku duymak: "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."- . 2
1 . (-i, -e) Örtmek, koymak: "Paltosunu sırtına aldı."- . 2
2 . (-i, -e) ... gibi anlamak: "Bir sözü şakaya almak."- . 2
3 . (-i, -de) Yol gitmek, mesafe katetmek: "O yolu bir saatte alırsınız."- . 2
4 . (-i, -den) Çalmak: "Cebimden saatimi almışlar."- . 2
5 . Soldurmak: "Güneş perdelerin rengini aldı."- . 2
6 . Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak: "Dalağını aldılar."- . 2
7 . (nsz) Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek: "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı."- H. Taner. 2
8 . (nsz) Göreve, işe başlatmak: "Yeni bir kapıcı aldı."- . 2
9 . (nsz) Başlamak: "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur."- Halk türküsü.
30 . (-den) Davranış veya makam değiştirmek: "Aşağıdan almak. Tizden almak."- . 3
1 . (nsz) İçecek veya sigara içmek: "Tadına bakmak için bir yudum aldım."- . 3
2 . (nsz) Yutmak, kullanmak: "İlaç almak."- . 3
3 . (-den) Görevden, işten çekmek. 3
4 . (-den, nsz) Kazanç sağlamak: "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."- . 3
5 . Gidermek, yok etmek: "İçine biraz su koy, tuzunu alır."- .

ALMAK Nedir?


1 - Bir şeyi ya da kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
2 - Bir şeyi, bir nesneyi elle, araçla vb. ile tutarak bulunduğu yerden ayırmak,kaldırmak.
3 - Yanında bulundurmak.
4 - Birlikte götürmek.
5 - Satın almak.
6 - İçine sığmak.
7 - Kabul etmek.
8 - Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
9 - İçeri sızmak, içine çekmek.
10 - (Erkek, kadın için)...ile evlenmek. 1
1 - Sürükleyip götürmek. 1
2 - Kazanmak, elde etmek. 1
3 - Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. 1
4 - Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 - Kısaltmak, eksiltmek. 1
6 - Yolmak, koparmak. 1
7 - Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 - Temizlemek. 1
9 - (Duş, banyo için) Yapmak; yıkanmak.
20 - (İçeri) Götürmek. 2
1 - Bir yeri savaşla ele geçirmek, fethetmek. 2
2 - (Tat ya da koku için) Duymak. 2
3 - Örtmek, koymak. 2
4 - (Süre için) Değiştirmek. 2
5 - (-e)...gibi anlamak. 2
6 - Başlamak. 2
7 - Davranış ya da makam değiştirmek. 2
8 - (İçecek ya da sigara için) İçmek. 2
9 - Yutmak; kullanmak.
30 - (Yol için) Gitmek. 3
1 - Çalmak. 3
2 - Göreve, işe başlatmak. 3
3 - Görevden,işten çekmek. 3
4 - Kazanç sağlamak. 3
5 - (Ölüm nedeniyle) Ayrılmak. 3
6 - Gidermek, yok etmek. 3
7 - Soldurmak. 3
8 - Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. 3
9 - (Motor) Çalışması için gerekli olan elektrik ya da yakıttan yararlanır duruma gelmek.
40 - Alışmak (Örgü, elişi vb.).

ALTI Nedir?


1 . Beşten sonra gelen sayının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 6, VI rakamlarının adı.
3 . sıfat Beşten bir artık.

ALTIN Nedir?


1 . Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,
9 olan, 106
4 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au): "Altın çok eski zamanlardan beri para basımında kullanılmaktadır."- .
2 . sıfat Bu elementten yapılmış: "Müsteşar, pantolonunun arka cebinden altın tabakasını çıkarıp sigara veriyor."- M. Ş. Esendal.
3 . Altından yapılmış sikke: "Çocuğa bir altın taktı."- .
4 . sıfat, mecaz Üstün nitelikli, değerli: "Altın ses."- .

BİÇİM Nedir?

Biçme işi: "Buğday biçim zamanı."- . biçim (II) isim
1 . Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkal: "İtalya elçiliği bugüne değin ilk biçimini korumuştur."- S. Birsel.
2 . Yakışık alan şekil, uygun şekil: "Söylediklerimden çok, söyleyiş biçimi etkili oluyor kalabalığın üstünde."- A. İlhan.
3 . Herhangi bir şeyin benzeri.
4 . Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.
5 . Tarz: "İngiliz biçimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantolonlar."- F. R. Atay.
6 . bilişim Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.
7 . bilişim Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.
8 . edebiyat Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil: "Gazel, mesnevi, rubai, sone birer şiir biçimidir."- .

DİYEREK Nedir?

Diye.

DÖNER Nedir?


1 . Dönmekte olan, dönen, dönecek biçimde düzenlenen: "Döner dolap"- .
2 . isim Bir eksene geçirilmiş etlerin döndürülerek pişirilmesiyle yapılan kebap, döner kebap: "Lokantaların vitrinlerinde, mis kokularla dönerler pişiyordu."- Ç. Altan.
3 . isim, ticaret Döner sermaye.

ELEK Nedir?

Taneli veya un gibi toz durumunda olan şeyleri yabancı maddelerden ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak için kullanılan, tahta bir kasnak ve tek tarafa gerilmiş, gözenekli tel, kıl, bez vb.nden oluşan araç: "Evden bir elek getirilecek, eleğin kenarına bir sopa konup kaldırılacak."- S. F. Abasıyanık.

ELEKTRİK Nedir?


1 . Maddenin elektron, pozitron, proton vb. parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü.
2 . Bu enerjinin gündelik hayatta kullanılan biçimi.
3 . Bu enerjiden elde edilen aydınlanma.
4 . Fiziğin, bu enerji ile oluşan olaylarını inceleyen kolu.
5 . mecaz Çarpıcılık, cazibe, canlılık: "Ufak tefek ama şimdiden elektriği öbürkülerden başka, yırtıkça bir kız var içlerinde."- H. Taner.

GİRME Nedir?

Girmek işi: "Fatoş'un içeri girmesiyle sabahtan beri esen kederli havanın dağılması bir oldu."- S. F. Abasıyanık.

GİRMEK Nedir?


1 . Dışarıdan içeriye geçmek: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamıştı."- H. Taner.
2 . Sığmak: "Elim bu eldivene girmiyor."- .
3 . Katılmak, iltihak etmek: "Bugün edebiyat imtihanına girdim."- Y. Z. Ortaç.
4 . Almak, fethetmek: "Ordularımız İstanbul'a girdiler."- M. Ş. Esendal.
5 . İncelemek, ayrıntılara inmek.
6 . Girişmek, başlamak: "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum."- N. Ataç.
7 . Bulaşmak: "Koyunlara kelebek hastalığı girdi."- .
8 . (nsz) Zaman anlamlı kavramlar için gelmek: "İlkbahar girdi."- .
9 . (nsz) Ağrı, sancı başlamak, saplanmak.
10 . Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek: "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu."- Ö. Seyfettin. 1
1 . İyice anlamak, iyice bilmek. 1
2 . Kavgaya tutuşmak. 1
3 . Başlamak. 1
4 . Erişmek, ulaşmak: "Yirmisine girdi."- . 1
5 . Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. 1
6 . Yazılmak, başlamak: "Okula girdi."- . 1
7 . Yemek yemek.

KABA Nedir?


1 . Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı: "Cebinden kaba fil dişi saplı bir de çakı çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . Taneleri iri: "Kaba çakıl."- .
3 . Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse): "Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar."- R. H. Karay.
4 . Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli: "Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum."- H. R. Gürpınar.
5 . isim Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.
6 . mecaz Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü: "Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı."- O. C. Kaygılı.

KARŞI Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar.
2 . Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
3 . Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç.
4 . sıfat Bulunan yere göre önde, ileride olan: "Karşı evin kızları. Karşı mahalle."- .
5 . sıfat Karşıt, zıt, muhalif: "Karşı parti. Karşı takım."- .
6 . zarf Yüzünü bir şeye doğru çevirerek: "Bahçeye karşı oturmak."- .
7 . zarf Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar.
8 . zarf İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık.
9 . zarf -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık.

KERE Nedir?

Kez, yol, defa, sefer: "Bir kere düştün mü ne arayan olur ne soran!"- B. Felek.

KIRK Nedir?


1 - Otuz dokuzdan sonra gelen sayının adı, 40, XL.
2 - Dört kere on, otuz dokuzdan bir artık.
3 - Pek çok.

KIVANÇ Nedir?


1 . Övünç, iftihar.
2 . Sevinç: "Yeni dostluklar kurmuş olmanın kıvancı içinde ev sahiplerimizden ayrıldık."- M. C. Anday.

KOLTUK Nedir?


1 . Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer: "Gazetelerini bir koltuğunun altına koydu, zayıf kollarıyla kutulara sarıldı."- H. E. Adıvar.
2 . Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye: "Ta yan beline kadar gömüldüğü koltuğunun içinden ileriye doğru uzandı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni: "Babamız, annemizi gelin geldiği ilk gün şu merdivenin alt başında karşılamış, 'koltuk' yapılmıştı."- H. C. Yalçın.
4 . Yapıcılıkta yan destek.
5 . denizcilik Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip.
6 . mecaz Koltuklama veya koltuklanma: "O koltuktan hoşlanmaz."- .
7 . mecaz Kayırma, destek: "Dayısının koltuğunda sırtı yere gelmez."- .
8 . mecaz Yüksek mevki, makam: "Koltuk kavgası."- .
9 . argo Genelev: "Burası Mesut Bey adında bir herifin koltuğudur."- H. R. Gürpınar.
10 . halk ağzında Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler. 1
1 . eskimiş Kenar, tenha yer.

MAŞA Nedir?


1 - Ateş ya da kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç: Mangal maşası .
2 - Çok küçük şeyleri tutmaya yarayan küçük, kollu araç.
3 - Çiftteker çatısının ön ve arkasında, çatal biçiminde, tekerleklerin takıldığı parça.
4 - Saçları kıvırmak, düzeltmek için elektrik ya da ateşle ısıtılan maşa biçiminde aygıt.
5 - Başkasının isteklerine, amaçlarına alet olan kimse.

MAŞALLAH Nedir?


1 . (ma:şalla:h) "Ne güzel, Allah nazardan saklasın" anlamlarında beğenme duyguları bildiren bir söz: "Maşallah! Şu güzelliğe bak, Ruhsar..."- A. İlhan.
2 . (ma:şalla:h) Umulmadık durumlar karşısında şaşkınlık ve sitem belirtmek için söylenen bir söz: "Baksana... Maşallah üçü de çocukluktan çoktan çıkmışlar!"- O. C. Kaygılı.
3 . isim (ma:şallah) Nazar değmemesi için çocukların üzerine takılan veya çeşitli araç, bina vb. yerlere asılan, üstünde "maşallah" yazılı nazarlık.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

ÖVME Nedir?

Övmek işi, sena, medih: "Şikâyetleri kesilince İstanbul'u övmeye başladı."- R. H. Karay.

ÖVMEK Nedir?

Birinin ya da bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, °methetmek, °sena etmek, yermek karşıtı.

POHPOH Nedir?

Pohpohlama işi: "Bazı insanlar pohpohtan hoşlanır."- .

POHPOHLAMA Nedir?

Pohpohlamak işi.

POHPOHLAMAK Nedir?

Birini, yüzüne karşı gereğinden çok övmek, koltuklamak, pehpehlemek: "Yaparsın, edersin diye adamı pohpohladılar, borca soktular."- R. N. Güntekin.

SÖYLEM Nedir?


1 . Söyleyiş, söyleniş, sesletim, telaffuz.
2 . Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade.
3 . Bir veya birçok cümleden oluşan, başı ve sonu olan bildiri, tez.

SÖYLEME Nedir?

Söylemek işi: "Düşündüğümü açıkça söylemeyi tercih ettim."- R. H. Karay.

SÖYLEMEK Nedir?


1 . Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak: "Bu konak için de yine senelerden beri aynı şeyi söylerim."- R. N. Güntekin.
2 . Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak: "Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar."- S. F. Abasıyanık.
3 . Yapılmasını istemek: "Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler."- F. R. Atay.
4 . (nsz) Türkü, şarkı vb. okumak: "Kanto söyler gibi hareketler ve taklitlerle söylediği şarkılar pek eğlenceli şeylerdi."- R. N. Güntekin.
5 . (nsz) Yazmak, düzmek: "Şiir söylemek."- .
6 . (-e) Haber vermek: "Benim burada nasıl yaşadığımı görenler gidip babama da söylerler."- A. Ş. Hisar.
7 . (-i, -e) Önceden bildirmek, tahmin etmek: "Bir değil iki tane olduğunu size söylemiştim."- R. H. Karay.
8 . (nsz), mecaz Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak: "Ne söyler bu türküler / Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler."- N. Cumalı.

VERECEK Nedir?

Birine verilmesi gereken para, borç, alacak karşıtı.

A A K K K L L M O T U Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

11 Harfli Kelimeler

Koltuklamak,

10 Harfli Kelimeler

Koltuklama,

9 Harfli Kelimeler

Koklatmak,

8 Harfli Kelimeler

Koklamak, Koklatma, Kokutmak, Kollamak, Kotlamak, Kutlamak,

7 Harfli Kelimeler

Kakaolu, Kalkmak, Koklama, Kokutma, Kollama, Kotlama, Kutlama, Muallak, Mutlaka, Oklamak, Okutmak, Otlamak, Taalluk,

6 Harfli Kelimeler

Alakok, Atomal, Kakmak, Kalkma, Kalmak, Kaloma, Kaltak, Katmak, Kokmak, Kolluk, Koltuk, Komuta, Laklak, Maktul, Mualla, Mutlak, Oklama, Okumak, Okutma, Otamak, Otlama, Takmak, Tokluk, Tokmak, Ulamak,

5 Harfli Kelimeler

Akmak, Alkol, Almak, Atmak, Kakao, Kakma, Kalak, Kalma, Katma, Kokak, Kokma, Kollu, Komut, Kukla, Kulak, Kumla, Lokal, Lokma, Lokum, Makak, Makat, Makta, Maktu, Makul, Malak, Malul, Matla, Molla, Okluk, Okuma, Olmak, Otama, Otlak, Otluk, Takla, Takma, Talak, Toklu, Tomak, Ukala,

4 Harfli Kelimeler

Akak, Akma, Akut, Alma, Alto, Amal, Amut, Atak, Atma, Atol, Atom, Kaka, Kala, Kama, Kamu, Koka, Koku, Kola, Koma, Kota, Kuka, Kula, Kuma, Laka, Lala, Lama, Lata, Lota, Mala, Malt, Moka, Mola, Muta, Okka, Okul, Olma, Olta, Oltu, Oluk, Otlu,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Ala, Alo, Alt, Ama, Ata, Aut, Kak, Kal, Kam, Kat, Kok, Kol, Kom, Kot, Kul, Kum, Kut, Lak, Lal, Lam, Lok, Lot, Mal, Mat, Mut, Oma, Tak, Tal, Tam, Tok, Tol, Tul, Ula,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Al, Am, At, La, Ok, Ol, Om, Ot, Ta, Tu, Ut,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.