KAZIMAK (TDK)


1 . Bir aleti sürterek bir şeyin yüzündeki tabakayı kaldırmak: "Tahtanın boyasını kazımak."- .
2 . Bir araç kullanarak silmek, çıkarmak: "O daktilo yanlışını iğneyle kazıyarak düzeltebilirsin."- .
3 . Sertçe ovmak.
4 . Tıraş etmek: "Sakalını kazımak."- .
5 . (nsz) Metal bir yüzey üstüne sert bir araçla şekil çizmek, yazı yazmak, nakşetmek: "Mühür kazımak."- .
6 . mecaz Aslını, kökünü çok detaylı araştırmak: "Avrupalılar, medeni bir adamı kazıyacak olursanız altında gorili bulursunuz, derler."- H. C. Yalçın.
7 . tıp (***) Vücuttaki yabancı bir cismi hasta, zararlı veya istenmeyen bir organı almak, temizlemek, yok etmek: "Çıbanı kazıyarak aldılar."- .

Kazımak kelimesi baş harfi K son harfi K olan bir kelime. Başında K sonunda K olan kelimenin birinci harfi K , ikinci harfi A , üçüncü harfi Z , dördüncü harfi I , beşinci harfi M , altıncı harfi A , yedinci harfi K . Başı K sonu K olan 7 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ADAMI Nedir?

bir işi ustalıkla yapan.

ALDI Nedir?

"söylemeye başladı" anlamında kullanılan bir söz: "Aldı Kerem. Aldı Köroğlu."- .

ALET Nedir?


1 - Bir el işini ya da mekanik bir işi gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış nesne.
2 - Bir sanatı yapmaya, uygulamaya yarayan özel araç, aygıt.
3 - Bir makineyi oluşturan ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri.
4 - Hoş görülmeyen bir işe yardımcı ya da aracı olmayı kabul eden kimse, maşa.

ALMA Nedir?


1 . Almak işi.
2 . Alıntı, iktibas: "Ondan acemicesine alma olarak."- Muallim Naci.
3 . spor Bir profesyonel sporcunun, para karşılığı kulübünden bir başka kulübe geçmesi, transfer.

ALMAK Nedir?


1 . Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak: "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."- N. Cumalı.
2 . (-i, -den) Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak: "Çocuğu okuldan aldı."- .
3 . Birlikte götürmek.
4 . (nsz) Satın almak: "Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan."- N. Cumalı.
5 . (nsz) Ele geçirmek, fethetmek: "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş."- Ö. Seyfettin.
6 . (nsz) İçine sığmak: "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."- .
7 . (-e, nsz) Kabul etmek: "Evine kiracı almak."- .
8 . (nsz) Kendine ulaştırılmak, iletilmek: "Mektup almak. Haber almak."- .
9 . (nsz) İçeri sızmak, içine çekmek: "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."- .
10 . (nsz) Erkek, kadınla evlenmek: "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü."- M. Ş. Esendal. 1
1 . (-i, nsz) Sürükleyip götürmek: "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."- . 1
2 . (nsz) Kazanmak, elde etmek. 1
3 . (nsz) Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak: "Soğuk almak. Ceza almak."- . 1
4 . (-i, nsz) Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 . (-den) Kısaltmak, eksiltmek: "Ceketin boyundan almak."- . 1
6 . (nsz) Yolmak, koparmak: "Kaş almak."- . 1
7 . Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 . Temizlemek: "Karyolanın altını süpürge ile al. Örümcekleri al."- . 1
9 . (-i, -e) İçeri girmesini sağlamak: "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış."- N. Cumalı.
20 . (nsz) Tat veya koku duymak: "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."- . 2
1 . (-i, -e) Örtmek, koymak: "Paltosunu sırtına aldı."- . 2
2 . (-i, -e) ... gibi anlamak: "Bir sözü şakaya almak."- . 2
3 . (-i, -de) Yol gitmek, mesafe katetmek: "O yolu bir saatte alırsınız."- . 2
4 . (-i, -den) Çalmak: "Cebimden saatimi almışlar."- . 2
5 . Soldurmak: "Güneş perdelerin rengini aldı."- . 2
6 . Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak: "Dalağını aldılar."- . 2
7 . (nsz) Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek: "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı."- H. Taner. 2
8 . (nsz) Göreve, işe başlatmak: "Yeni bir kapıcı aldı."- . 2
9 . (nsz) Başlamak: "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur."- Halk türküsü.
30 . (-den) Davranış veya makam değiştirmek: "Aşağıdan almak. Tizden almak."- . 3
1 . (nsz) İçecek veya sigara içmek: "Tadına bakmak için bir yudum aldım."- . 3
2 . (nsz) Yutmak, kullanmak: "İlaç almak."- . 3
3 . (-den) Görevden, işten çekmek. 3
4 . (-den, nsz) Kazanç sağlamak: "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."- . 3
5 . Gidermek, yok etmek: "İçine biraz su koy, tuzunu alır."- .

ALMAK Nedir?


1 - Bir şeyi ya da kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
2 - Bir şeyi, bir nesneyi elle, araçla vb. ile tutarak bulunduğu yerden ayırmak,kaldırmak.
3 - Yanında bulundurmak.
4 - Birlikte götürmek.
5 - Satın almak.
6 - İçine sığmak.
7 - Kabul etmek.
8 - Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
9 - İçeri sızmak, içine çekmek.
10 - (Erkek, kadın için)...ile evlenmek. 1
1 - Sürükleyip götürmek. 1
2 - Kazanmak, elde etmek. 1
3 - Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. 1
4 - Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 - Kısaltmak, eksiltmek. 1
6 - Yolmak, koparmak. 1
7 - Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 - Temizlemek. 1
9 - (Duş, banyo için) Yapmak; yıkanmak.
20 - (İçeri) Götürmek. 2
1 - Bir yeri savaşla ele geçirmek, fethetmek. 2
2 - (Tat ya da koku için) Duymak. 2
3 - Örtmek, koymak. 2
4 - (Süre için) Değiştirmek. 2
5 - (-e)...gibi anlamak. 2
6 - Başlamak. 2
7 - Davranış ya da makam değiştirmek. 2
8 - (İçecek ya da sigara için) İçmek. 2
9 - Yutmak; kullanmak.
30 - (Yol için) Gitmek. 3
1 - Çalmak. 3
2 - Göreve, işe başlatmak. 3
3 - Görevden,işten çekmek. 3
4 - Kazanç sağlamak. 3
5 - (Ölüm nedeniyle) Ayrılmak. 3
6 - Gidermek, yok etmek. 3
7 - Soldurmak. 3
8 - Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. 3
9 - (Motor) Çalışması için gerekli olan elektrik ya da yakıttan yararlanır duruma gelmek.
40 - Alışmak (Örgü, elişi vb.).

ALTI Nedir?


1 . Beşten sonra gelen sayının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 6, VI rakamlarının adı.
3 . sıfat Beşten bir artık.

ALTIN Nedir?


1 . Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,
9 olan, 106
4 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au): "Altın çok eski zamanlardan beri para basımında kullanılmaktadır."- .
2 . sıfat Bu elementten yapılmış: "Müsteşar, pantolonunun arka cebinden altın tabakasını çıkarıp sigara veriyor."- M. Ş. Esendal.
3 . Altından yapılmış sikke: "Çocuğa bir altın taktı."- .
4 . sıfat, mecaz Üstün nitelikli, değerli: "Altın ses."- .

ARAÇ Nedir?


1 . Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta, gücünden yararlanılan nesne.
2 . Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta: "Dil, anlaşmayı sağlayan bir araçtır."- .
3 . Taşıt: "Taşıt araçlarına hiç binmez, yaz kış asker postalları ile kilometrelerce yolu yaya yürürdü."- H. Taner.

ARAŞTIRMA Nedir?


1 . Araştırmak işi, taharri.
2 . Bilim ve sanatla ilgili olarak yapılan yöntemli çalışma: "Türkiye'nin nüfus patlaması konusunda yapılan araştırmalar ekonomik planlarımız için önemlidir."- .

ARAŞTIRMAK Nedir?


1 . Birini veya bir şeyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek: "Odayı iyice araştırdım ama aradığımı bulamadım."- .
2 . Bir gerçeği ortaya çıkarmak için aramalarda bulunmak, sormak, soruşturmak.
3 . Bilimde ve sanatta yöntemli çalışmalar yapmak: "Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak."- Anayasa.

BOYA Nedir?


1 . Renk vermek, dış etkilerden korumak için eşyanın üzerine sürülen veya içine katılan renkli madde: "Tırnaklarının boyasını beğenmiyorum."- F. R. Atay.
2 . Resim yapmak için kullanılan kuru, sulu veya yağlı boya.
3 . mecaz Aldatıcı görünüş.
4 . halk ağzında Yazmak için kullanılan mürekkep.

ÇIKAR Nedir?

Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar: "Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."- Anayasa.

ÇIKARMA Nedir?


1 . Çıkarmak işi, emisyon.
2 . askerlik Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma.
3 . matematik Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

ÇIKARMAK Nedir?


1 . Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak: "Çantasından çok sayfalı, maroken kaplı küçük bir defter çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . (-i) Sonunu getirmek: "Bu para ile ayı çıkarırız."- .
3 . (-i) Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek.
4 . (-i) Bulmak, ortaya koymak: "Yalanını çıkarmak. Yanlışını çıkarmak."- .
5 . (-i) Hatırlamak: "Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım."- N. Cumalı.
6 . (-i, -den) Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek: "Öfkesini benden çıkardı."- .
7 . (-i, -den) Sağlamak, elde etmek: "Ekmeğini taştan çıkarmak."- .
8 . (-i, nsz) Gibi göstermek, bir davranış yüklemek: "Birini hırsız çıkarmak. Suçlu çıkarmak."- .
9 . Sindirim yolundan dışarı atmak.
10 . İlgisini keserek uzaklaştırmak. 1
1 . (-i) Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak: "İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti."- S. F. Abasıyanık. 1
2 . (-i) Yayımlamak: "Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı."- O. S. Orhon. 1
3 . (-i) Gidermek: "Lekeyi çıkarmak."- . 1
4 . (nsz) Sebep olmak, yol açmak: "Bir dedektif bürosu açmış, hükûmet zorluk çıkardığından kapatmıştı."- R. H. Karay. 1
5 . (nsz) Yapmak, üretmek: "Bu terzi çok iş çıkarıyor."- . 1
6 . (-e, nsz) Sunmak: "Konuklara çerez çıkardı."- . 1
7 . (-e, -i) Göstermek: "Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın."- M. Ş. Esendal. 1
8 . (-i, -le) Bir şeyi bir örneğe göre yapmak: "Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami..."- H. Taner. 1
9 . (nsz) Yollamak, göndermek: "Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti."- .
20 . (nsz) Yükü boşaltmak: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay. 2
1 . (nsz) Resim yapmak. 2
2 . (nsz) Fotoğraf çektirmek. 2
3 . (-i), mecaz Söylemek: "Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır."- O. C. Kaygılı. 2
4 . (-i, -den), matematik Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek.

ÇİZME Nedir?

Çizmek işi. çizme (II) isim Koncu diz kapaklarına kadar çıkan bir çeşit ayakkabı: "Bedevi kadınları altı iri çivili bir tür yarım çizme giyiyorlar."- R. H. Karay.

ÇİZMEK Nedir?


1 - Çizgi çekmek, çizgi oluşturmak.
2 - Resmini yapmak, resmetmek.
3 - Çizgiler halinde belirtmek, desenini yapmak, planını, krokisini çıkarmak.
4 - Çizgi halinde berelemek.
5 - Geçersiz kılmak için üzerine çizgi çekmek.
6 - Betimlemek, anlatmak, canlandırmak.

DAKTİLO Nedir?


1 . Yazı makinesi.
2 . Daktilograf: "Bir daktilonun ille hanende olması şart değildir."- H. Taner.

DETAY Nedir?

Ayrıntı.

DÜZE Nedir?

Doz.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

GORİL Nedir?


1 . Afrika'nın Ekvator bölgesinde ormanlarda yaşayan, iri ve güçlü bir maymun türü (Gorilla gorilla).
2 . mecaz Koruyucu.

HASTA Nedir?


1 . Sağlığı bozuk olan, esenliği yerinde olmayan, hastalanmış, rahatsız: "Annem o evin önü sofalı bir odasında hasta yatıyordu."- Y. K. Beyatlı.
2 . mecaz Aşırı düşkün, tutkun: "Maç hastası."- .
3 . argo Parasız, züğürt.
4 . teklifsiz konuşmada Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

İĞNE Nedir?


1 . Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç.
2 . İki şeyi birbirine tutturmaya yarar ince, uzun, ucu sivri, metal araç: "Çengelli iğne. Toplu iğne."- .
3 . Toplu iğnenin süs olarak kullanılan, iri başlı, renkli bir türü.
4 . Genellikle kadınların süs olarak elbiselerinin göğüs, yaka vb. yerlerine taktıkları süs eşyası.
5 . Bazı araçların ucu sivri parçaları: "Pusula iğnesi."- .
6 . Bazı böceklerin kendilerini savunmak için kullandıkları organ: "Arının iğnesi. Akrebin iğnesi."- .
7 . Oltanın ucundaki küçük çengel.
8 . mecaz Dokunaklı söz.
9 . bitki bilimi Bitkilerde yumurtacıkla tepecik arasındaki sapçık.
10 . tıp (***) Kas veya damar yoluyla vücuda sıvı bir ilacı basınçla vermek için kullanılan bir tür pompa, şırınga, enjektör. 1
1 . tıp (***) Zerk yolu ile vücuda verilen ilaç: "Hekim hastaya hap yerine iğne verdi."- . 1
2 . tıp (***) Vücuda bu yolla ilaç verme işi, enjeksiyon: "Eczacının yaptığı bir adrenalin iğnesinden sonra gözlerini açtı."- H. Taner.

KALDIRMA Nedir?

Kaldırmak işi.

KALDIRMAK Nedir?


1 . Bulunduğu yerden almak: "Örtüyü masanın üzerinden kaldır."- .
2 . Yukarı doğru hareket ettirmek: "Gözlerini yüzüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık."- S. F. Abasıyanık.
3 . Yükseltmek: "Duvarı bir metre daha kaldırmalı."- .
4 . (nsz) Ürün toplamak, taşımak: "Harman kaldırmak."- .
5 . Çekmek, taşımak: "Bu araba bu yükü kaldırmaz."- .
6 . Bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek: "Meclis ... olağanüstü hâli kaldırabilir."- Anayasa.
7 . (-e) Hastayı hastaneye götürmek: "Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesi'ne kaldırdılar."- A. Gündüz.
8 . Tören yaparak ölüyü gömmek.
9 . Toplamak: "Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar."- N. Cumalı.
10 . Alıp başka yere götürmek. 1
1 . Uyandırmak: "Bir gece yanında mihman olduğum / Sabah oldu deyi kaldırdın beni."- Halk türküsü. 1
2 . Piyasadan çekmek: "İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar."- . 1
3 . Elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak: "Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin."- . 1
4 . Kaçırmak: "Yakın köyden kaldırdığı bir yosmayı sarhoş etmekle meşguldü."- S. F. Abasıyanık. 1
5 . İyi etmek, iyileştirmek: "Bu ilaç onu yataktan kaldırdı."- . 1
6 . Bir şeyden çokça satın almak. 1
7 . Tayin etmek, atamak: "Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler."- M. Ş. Esendal. 1
8 . Yok etmek, ortadan silmek: "Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır."- O. S. Orhon. 1
9 . (nsz), mecaz Katlanmak, tahammül etmek: "Doğrusunu isterseniz onu çoktan kapı dışarı etmeliydim ama yüreğim kaldırmıyor, acıyorum."- S. F. Abasıyanık.
20 . (nsz), mecaz Uygun gelmek, götürmek, yakışmak: "Bu kumaş fazla süs kaldırmaz."- . 2
1 . argo Çalmak, aşırmak.

KAZI Nedir?


1 . Bir yeri kazma işi, hafriyat.
2 . Yer altındaki tarihsel değeri olan şeyleri, yapıları ortaya çıkarmak amacıyla arkeologlarca toprağın belli kurallara ve yöntemlere göre kazılması, araştırılması.
3 . Hak (II).

KAZIMA Nedir?


1 . Kazımak işi.
2 . tıp (***) Vücutta boşluklar içinde bulunan yabancı cisimleri, hasta veya zararlı sayılan dokuları kazıyarak almak, kürtaj.

KAZIMAK Nedir?


1 . Bir aleti sürterek bir şeyin yüzündeki tabakayı kaldırmak: "Tahtanın boyasını kazımak."- .
2 . Bir araç kullanarak silmek, çıkarmak: "O daktilo yanlışını iğneyle kazıyarak düzeltebilirsin."- .
3 . Sertçe ovmak.
4 . Tıraş etmek: "Sakalını kazımak."- .
5 . (nsz) Metal bir yüzey üstüne sert bir araçla şekil çizmek, yazı yazmak, nakşetmek: "Mühür kazımak."- .
6 . mecaz Aslını, kökünü çok detaylı araştırmak: "Avrupalılar, medeni bir adamı kazıyacak olursanız altında gorili bulursunuz, derler."- H. C. Yalçın.
7 . tıp (***) Vücuttaki yabancı bir cismi hasta, zararlı veya istenmeyen bir organı almak, temizlemek, yok etmek: "Çıbanı kazıyarak aldılar."- .

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

MEDENİ Nedir?

Kentlileşmiş, kırsallıktan kurtulmuş, uygar: "Orada medeni bir insan gibi yaşamak, hasılı oraya yerleşmek istiyordu."- Y. K. Beyatlı.

METAL Nedir?


1 . Çok yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kendine özgü parlaklığı olan, oksijenli birleşimiyle çoğunlukla bazik oksitler veren madde, metal.
2 . Dizgi makinelerinde satırları oluşturmak için eritilen antimon ve kurşun alaşımı.

NAKŞETME Nedir?

Nakşetmek işi.

NAKŞETMEK Nedir?


1 . Süslemek, bezemek, nakış yapmak.
2 . mecaz Kalıcı ve etkili olmasını sağlamak: "Yüzünü hayalime nakşetmek için kalbimin bütün kuvvetiyle bakıyordum."- Y. K. Beyatlı.

OLUR Nedir?


1 . Olabilir: "Bu olur iş mi?"- .
2 . isim Onay, tasdik, yapabilme izni.
3 . edat “Evet” anlamında bir kabul sözü: "Gazeteyi okur musun? -Olur."- .

ORGAN Nedir?


1 . Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv: "Bütün iç organlarım burkulur gibi oldu."- N. Cumalı.
2 . mecaz Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş: "Devlet organları."- .

OVMA Nedir?

Ovmak işi.

SERT Nedir?


1 - Çizilmesi, kırılması, kesilmesi ya da çiğnenmesi güç olan, pek, katı,yumuşak karşıtı.
2 - Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen.
3 - Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, "yumuşak" karşıtı.
4 - Hırçın, öfkeli, hiddetli.
5 - Titizlikle uygulanan, sıkı.
6 - Güçlü, kuvvetli.
7 - Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı.
8 - Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan.
9 - Gönül kırıcı, katı, ters.
10 - yerb. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç.

SİLME Nedir?


1 . Silmek işi.
2 . zarf Ağzına kadar dolu, sıvama, lebalep: "O çağlarda saraylar, konaklar, yalılar silme cariyedir."- S. Birsel.
3 . zarf Baştan aşağı, tam olarak, tamamen.
4 . mimarlık Duvar, tavan vb. yerlerde yapılan kabartma kenar.

SİLMEK Nedir?


1 - Bir şeyin ıslaklığını gidererek kuru duruma getirmek.
2 - Üzerine genellikle bir bez sürterek tozlarını, kirlerini almak ya da parlatmak.
3 - (Bir yazıyı ya da çizgiyi) Kazıyarak ya da sürterek yok etmek.
4 - Üzerini çizerek atmak, yok etmek.
5 - Üstünlük göstererek, o alanda üstün olanları ikinci plana atmak.
6 - Ortadan kaldırmak, yok etmek ya da gidermek.

ŞEKİL Nedir?


1 - Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, biçim.
2 - Bir konuyu açıklamaya yarayan resim.
3 - Davranış biçimi, tutum, yol, °tarz.
4 - Bir kavramın, düşüncenin. olayın ya da eylemin değişik oluş biçimi.
5 - Toplumsal bir bütünün örgütleniş biçimi.
6 - Olma biçimi, durum, °hal.
7 - Kimi matematiksel varlıkların gösterilmesine yarayan resim.
8 - Anlatım biçimi.
9 - Biçim5.

TABA Nedir?


1 . Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi.
2 . sıfat Bu renkte olan.

TABAK Nedir?


1 . Yiyecek koymaya yarar, az derin ve yayvan kap: "Kadın masaya tabak, kaşık koyuyor."- A. Gündüz.
2 . sıfat Bu kabın alacağı miktarda olan.

TABAKA Nedir?


1 . Katman: "Madenin üzerindeki kalın toprak tabakası kaldırılıyor."- .
2 . Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş kâğıt.
3 . Derece.
4 . toplum bilimi Katman: "Bu insan nehrinin en aşağı tabakası, ipsiz takımıdır."- S. Birsel.

TEMİZ Nedir?


1 . Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan, arı, pak, hijyen, hijyenik: "İçki yerine soğuk su, temiz ayran... var."- F. R. Atay.
2 . Özenle yapılmış: "Temiz iş. Temiz dayak."- .
3 . Çok az kullanılmış veya hiç kullanılmamış olan, özrü olmayan: "Temiz araba."- .
4 . Ahlakça lekesiz, necip, nezih: "Biraz fazla saf olmakla beraber çok temiz ve nazik bir çocuk..."- R. N. Güntekin.
5 . zarf Kirli, lekeli, bulaşık olmayan bir biçimde: "Temiz giyinmek."- .

TEMİZLEME Nedir?


1 . Temizlemek işi: "Artık benim gündelikle çamaşıra, ortalık temizlemeye gitmemden başka çare kalmadı."- H. E. Adıvar.
2 . Yüzeylere yapışmış leke ve kirlerin giderilmesi, çözelti veya asıltı durumuna getirilmesi olayı.

TEMİZLEMEK Nedir?


1 . Arıtmak: "Yeşil alanların, parkların, koruların klorofili kirli havayı süzer, temizler."- H. Taner.
2 . Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak.
3 . mecaz Bitirmek, tüketmek: "Bir aylık iş vardı, bir haftada temizledim. Bir tepsi böreği temizledi."- .
4 . argo Öldürmek, yok etmek: "İntihar etmeden önce de yargıcı temizleyecekti."- Ç. Altan.
5 . argo Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak.
6 . tıp (***) Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek.

TIRAŞ Nedir?


1 . Saç veya sakalı kesme işi, yülüme: "Tıraştan sonra da bıyık, sakal yerleri belli olurdu."- M. Ş. Esendal.
2 . Erkek saçını belli bir biçim vererek kesme: "Asker tıraşı."- .
3 . Kesilme ve kazınma zamanı gelmiş saç ve sakal: "Üç günlük tıraşıyla hasta yatıyordu."- .
4 . Bir şeyin üzerindeki pürüzleri alma, belli bir biçim vermek için yontma.
5 . argo Yalan, asılsız, bıktırıcı söz: "Bırak tıraşı, doğru konuş."- .

ÜSTÜNE Nedir?


1 . İlişkin, üzerine, dair: "Arkadaşım aşk ve evlilik üstüne konuşulacak şeyler bulmuştu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Hesabına: "Kahveci içilen kahveleri Esat Ağanın üstüne yazıyor."- M. Ş. Esendal.
3 . ...-e göre, uygun olarak: "Paris'e yazıldı. Oradan ölçü üstüne gönderdiler, insan Paris'e kendi gidip diktirmeli."- M. Ş. Esendal.
4 . ...-den sonra: "Ben rakının üstüne şarap içmem diyecek oldu."- H. Taner.
5 . Kendinden önce gelen sözün ikileme biçiminde anlamını pekiştirmek ve sıklığını ifade etmek için kullanılan bir söz: "Memleketten mektup mektup üstüne para istemiyorlardı o sıralarda..."- S. F. Abasıyanık.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

VÜCUT Nedir?


1 . İnsan veya hayvan gövdesi, beden: "Koltukta vücudunu bir yandan bir yana çevirirken âdeta inliyor."- R. N. Güntekin.
2 . eskimiş Var olma, varlık.

YABANCI Nedir?


1 . Başka bir milletten olan, başka bir milletle ilgili olan (kimse), bigâne, ecnebi: "Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok."- R. E. Ünaydın.
2 . Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge: "Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım."- M. Ş. Esendal.
3 . Tanınmayan, bilinmeyen, yad: "Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı."- Y. Z. Ortaç.
4 . Aynı türden, aynı çeşitten olmayan: "Yağın içinde yabancı maddeler var."- .
5 . Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan: "Bu uygulamanın yabancısıyım."- .
6 . Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan: "Yabancı arabalar buraya park edemez."- .

YALÇIN Nedir?


1 . Dik, sarp: "Yanık ve yalçın araziden geçerken Mehmet Emin Bey'in bir mısrasını hatırladım."- H. E. Adıvar.
2 . Düz, kaygan.

YANLI Nedir?

Yandaş.

YANLIŞ Nedir?


1 . Bir kurala, bir ilkeye, bir gerçeğe uymama durumu, yanılgı, hata: "Sen hayatımdaki bir yanlışmışsın, keşke seni hiç tanımasaydım."- N. Eray.
2 . sıfat Bir kurala, bir ilkeye, bir gerçeğe uymayan, aykırı olan, hatalı: "Yanlış ve mantıksız hareketim bu suretle cezalanmalı."- A. Gündüz.
3 . zarf Hatalı bir biçimde: "Evime gitmek için, yanlış söyledim, gitmemek için vapurun kaçmasını bekliyordum."- S. F. Abasıyanık.
4 . sıfat, felsefe Biçimsel düşünme yasalarına uymayan, düşünülen şeyle uyuşmayan.

YAZI Nedir?


1 . Düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi, yazma işi: "Türklerde yazının kullanılması eskidir."- .
2 . Alfabe: "Türk yazısı. Arap yazısı. Nota yazısı"- .
3 . Harfleri yazma biçimi: "İnci gibi bir yazı. Okunaklı yazı."- .
4 . Herhangi bir konuda yazılmış bilim, düşünce ve sanat ürünü: "İstiklal Harbi'nde millî duyguları aksettiren ümit ile dolu yazılarını hâlâ unutmadık."- O. S. Orhon.
5 . Anlam, sanat veya biçim bakımından yazılan şey, makale: "İlk yazı denemelerim için gazete bulmaya çalışıyorum."- F. R. Atay.
6 . Metal paraların üzerinde değeri yazılan yüzü.
7 . din b. (***) Yazgı.

YAZMA Nedir?


1 . Yazmak işi, tahrir: "Yazmanın çok enstantane bir düşünce olduğunu biliyorum."- S. F. Abasıyanık.
2 . Basım tekniğinin gelişmediği dönemlerde elle yazılmış kitap.
3 . halk ağzında Kaba kulak hastalığı.

YAZMAK Nedir?


1 . Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak: "Büyük bir heyecan, bir haz içinde şu satırları yazıyorum."- Ö. Seyfettin.
2 . Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek: "Adresini bilmiyorum ki yazayım."- .
3 . (-de) Yazar olarak görev yapmak.
4 . (nsz) Yazı ile bildirmek, haber vermek: "Mağlubiyet Almanya'yı karıştırmış, gazeteler yazıyor."- A. İlhan.
5 . Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak.
6 . Sayaç vb. sayılarla niceliği belirtmek.
7 . Kaydetmek: "Çocuğu okula yazdılar."- .
8 . Bir göreve almak: "O delikanlıyı polis yazmışlar."- .
9 . (nsz), mecaz İnsanın geleceğini belirlemek: "Yazan böyle yazmış."- .
10 . halk ağzında Gelinin yüzünü süslemek: "Kalem alıp kaşın gözün yazmalı."- Halk türküsü.

YAZMAK Nedir?


1 - Sözü, düşünceyi özel im ya da harflerle anlatmak.
2 - Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek.
3 - Yazar olarak görev yapmak.
4 - Yazı ile bildirmek, haber vermek.
5 - Bir bilim ya da yazın yapıtı oluşturmak.
6 - (Sayaç vb.) Sayılarla niceliği belirtmek.
7 - Kayıt etmek; bir göreve almak.
8 - Yaymak, sermek.
9 - Gelinin yüzünü süslemek.
10 - (Doğaüstü güçler) İnsanın geleceğini belirlemek.

YÜZEY Nedir?

Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz (II).

ZARARLI Nedir?

Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek.

A A I K K M Z Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

7 Harfli Kelimeler

Kazımak,

6 Harfli Kelimeler

Kakıma, Kamkaz, Kazıma, Kazmak, Kızmak,

5 Harfli Kelimeler

Akmak, Akmaz, Azmak, Kakım, Kakma, Kazak, Kazık, Kazım, Kazma, Kızak, Kızma, Makak, Mazak,

4 Harfli Kelimeler

Akak, Akım, Akma, Azık, Azma, Kaka, Kama, Kaza, Kazı, Mazı, Zamk,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Akı, Ama, Aza, Azı, Kak, Kam, Kaz, Kız, Zam,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, Az,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.