KARIŞTIRMAK (TDK)


1 . Karışma işini yaptırmak.
2 . (-i) İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak: "Ceplerimi karıştırdım, bozuk para bulamadım."- F. R. Atay.
3 . (-i) Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek: "Pilavı karıştırmak."- .
4 . (-i) Kurcalamak, oynamak.
5 . (-i) Göz atmak, araştırmak, incelemek: "... saatlerce, istediğim kitapları, divanları, Servetifünun koleksiyonlarını karıştırdım."- Y. Z. Ortaç.
6 . (-i) Üstünkörü okumak: "Verdiğim cevapları dinlemiyor gibi dalgın, parmaklarıyla bir risaleyi karıştırıyordu."- H. Z. Uşaklıgil.
7 . Ayırt edememek, tam olarak seçememek: "Siz düşle gerçeği birbirine karıştırıyorsunuz."- .

Karıştırmak kelimesi baş harfi K son harfi K olan bir kelime. Başında K sonunda K olan kelimenin birinci harfi K , ikinci harfi A , üçüncü harfi R , dördüncü harfi I , beşinci harfi Ş , altıncı harfi T , yedinci harfi I , sekizinci harfi R , dokuzuncu harfi M , onuncu harfi A , onbirinci harfi K . Başı K sonu K olan 11 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ALTÜST Nedir?

Çok karışık ve dağınık.

ANLAMAK Nedir?


1 . Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Babasının niçin bu kasabayı çok sevdiğini Nevin bir türlü anlayamamıştı."- S. F. Abasıyanık.
2 . Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
3 . Sorup öğrenmek.
4 . Doğru ve yerinde bulmak: "Hani bunu anladık ama!"- .
5 . Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay.
6 . (-den) Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Biz de onun kadar bu işten anlarız."- H. Taner.
7 . (-den, nsz) İyilik görmek, yararlanmak: "Bu ilaçtan hiçbir şey anlamadım."- .
8 . argo Sahip olmayı istemek, dileğinin yerine getirilmesini istemek: "Yediğinden biz de anlayalım."- .

ARAŞTIRMA Nedir?


1 . Araştırmak işi, taharri.
2 . Bilim ve sanatla ilgili olarak yapılan yöntemli çalışma: "Türkiye'nin nüfus patlaması konusunda yapılan araştırmalar ekonomik planlarımız için önemlidir."- .

ARAŞTIRMAK Nedir?


1 . Birini veya bir şeyi bulmak için bir yeri gözden geçirmek: "Odayı iyice araştırdım ama aradığımı bulamadım."- .
2 . Bir gerçeği ortaya çıkarmak için aramalarda bulunmak, sormak, soruşturmak.
3 . Bilimde ve sanatta yöntemli çalışmalar yapmak: "Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak."- Anayasa.

AYIRT Nedir?

Fark: "Ününün, sinemamıza getirdiği özel duyarlığın ayırdında bile değildi."- S. İleri.

BİRBİRİ Nedir?


1 - Karşılıklı olarak biri ötekini, öteki de onu.
2 - Biri diğerinin yanı sıra, ardından.

BOZUK Nedir?


1 . Madenî para, bozuk para: "Hiç olmazsa birkaç kuruş bozuk ver!"- M. Ş. Esendal.
2 . sıfat Bozulmuş olan: "Daracık ve bozuk kaldırımlardan çamurlu sular akıyordu."- T. Buğra.
3 . sıfat Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ): "Ağzındaki birkaç bozuk dişten şüphe ettim."- R. N. Güntekin.
4 . sıfat, mecaz Kötümser, gergin, huzursuz, karışık: "Bozgun sırasında Ankara'da meclisin havası pek bozuktu."- F. R. Atay.
5 . sıfat, mecaz Kızgın, sıkıntılı: "Süleyman'ı adada yüzü o kadar bozuk ve korkunç buldu ki."- H. E. Adıvar.

BULAMA Nedir?


1 . Bulamak işi.
2 . Genellikle üzüm şırasının kaynatılması ile yapılan koyu pekmez: "Atlar, arabalar, dalkavuklar arasında geçen debdebelerle şimdiki kırk paralık bulama, altmış paralık peynir müşterilerine meram anlatmak arasında ne büyük tezat vardı."- Ö. Seyfettin.

BULMAK Nedir?


1 - Arayarak ya da aramadan bir şeyle, bir kimseyle karşılaşmak; bir şeyi elde etmek.
2 - Yitirilen bir şeyi yeniden ele geçirmek.
3 - Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, °keşfetmek.
4 - İlk kez yeni bir şey yaratmak, ºicat etmek.
5 - İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak.
6 - Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak.
7 - Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak.
8 - Seçmek, uygun saymak.
9 - Sağlamak, ºtemin etmek.
10 - (Kabahat, suç, kusur için) Yüklemek. 1
1 - Erişmek. 1
2 - Cezaya uğramak. 1
3 - Anımsamak, hatırlamak.

CEVAP Nedir?

Bir soruya, bir isteğe, bir söz veya yazıya verilen karşılık, yanıt: "Belindeki önlüğü çıkarmaya uğraşıyor, cevap arıyor gibi düşünüyordu."- S. F. Abasıyanık.

DALGI Nedir?

Gaflet, aymazlık.

DALGIN Nedir?


1 . Çevresinde olup bitenleri fark edemeyecek kadar düşünceye dalan: "Kendi kendine mırıldanır gibiydi, dalgındı."- T. Buğra.
2 . Dikkatini belirli bir konu üstünde toplayamayan.
3 . zarf Kendinden geçmiş bir durumda: "Bunlara dalgın bakarken, öteden gelen bir araba onu çiğneyecekti."- M. Ş. Esendal.

DİVAN Nedir?


1 . Yüksek düzeydeki devlet adamlarının kurduğu büyük meclis.
2 . edebiyat Divan edebiyatı şairlerinin şiirlerini topladıkları eser.
3 . Sedir (I): "Köşedeki divana oturmuş, ayaklarını karşısındaki koltuğa dayamıştı."- Ö. Seyfettin.
4 . mecaz Meclis: "Çok geçmeden ortadaki masanın etrafında akşamki divan tekrar kurulmuş bulunuyordu."- R. N. Güntekin.

EDEMEMEK Nedir?


1 . yapamamak, yapmadan duramamak: "O zamanlar denize girmeden edemediği için bu nezleyi bir türlü geçiremediğini anlattı."- S. F. Abasıyanık.
2 . yeterli olmamak.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

İÇİNDE Nedir?


1 . Süresince, zarfında: "Bu yarım saat içinde evde neler geçti?"- Y. Z. Ortaç.
2 . Ortamında: "Dünya atom çağında, biz hâlâ medeniyet kavgası içindeyiz."- F. R. Atay.
3 . ... ile dolu bir biçimde: "Yüzü kırışık içinde."- .

İNCE Nedir?


1 . Kendi cinsinden olanlara göre, dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı: "İnce minare. İnce değnek. İnce kitap."- .
2 . Zayıf: "Sarışın, kuru, ince bir kadındı."- Y. K. Beyatlı.
3 . Taneleri ufak, iri karşıtı: "İnce un. İnce kum."- .
4 . Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı: "İnce nakış."- .
5 . Ayrıntılı: "Bugün temizlikçi geliyor. Şöyle ince bir temizliğe..."- T. Uyar.
6 . Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar).
7 . Tiz (ses), pes karşıtı: "İnce bir çocuk sesinin hırçınlaştığı, ağladığı işitildi."- R. N. Güntekin.
8 . Hafif, gücü az: "Hiçbir hareket bu gülüş kadar belirsiz ve ince değildir."- S. F. Abasıyanık.
9 . mecaz İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı: "Benim hasta olduğum günlerde her şey uzun uzun düşünülmüş, ince hesaplarla hazırlanmıştı."- R. N. Güntekin.
10 . mecaz Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı: "Dostum şair, yazar Sabahattin Teoman, yazdığı ince bir mektupla durumu düzeltiyor."- .

İNCELEME Nedir?


1 . İncelemek işi, tetkik.
2 . edebiyat Bir bilim veya sanat konusunu her yönüyle geniş biçimde açıklayan eser veya yazılı araştırma: "İlk çalışmaları daha çok deneme ve inceleme türünde olmuş, bunları edebî hatıraları izlemiştir."- A. Ş. Hisar.

İNCELEMEK Nedir?

Bir işi veya bir şeyi ele alıp özelliklerini, ayrıntılarını inceden inceye, özenle anlamaya, öğrenmeye çalışmak, tetkik etmek: "Ne kitap okur ne de başkalarının düşüncesini inceler."- S. Birsel.

KARIŞ Nedir?

Parmaklar birbirinden uzak duracak biçimde gergin duran elde, başparmak ile serçe parmağın uçları arasındaki açıklık: "Yürüyüp geçeceğim, basacağım yerlerin her bir karış mübarek toprağı benim için mukaddesti."- H. R. Gürpınar.

KARIŞMA Nedir?


1 . Karışmak işi: "Macarların çoğunun bize benzeyişinin bir nedeni de bu döl karışmasıdır."- H. Taner.
2 . Engelleme, araya girme, müdahale.
3 . Düzeni bozulma.

KARIŞTIRMA Nedir?

Karıştırmak işi.

KARIŞTIRMAK Nedir?


1 . Karışma işini yaptırmak.
2 . (-i) İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak: "Ceplerimi karıştırdım, bozuk para bulamadım."- F. R. Atay.
3 . (-i) Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek: "Pilavı karıştırmak."- .
4 . (-i) Kurcalamak, oynamak.
5 . (-i) Göz atmak, araştırmak, incelemek: "... saatlerce, istediğim kitapları, divanları, Servetifünun koleksiyonlarını karıştırdım."- Y. Z. Ortaç.
6 . (-i) Üstünkörü okumak: "Verdiğim cevapları dinlemiyor gibi dalgın, parmaklarıyla bir risaleyi karıştırıyordu."- H. Z. Uşaklıgil.
7 . Ayırt edememek, tam olarak seçememek: "Siz düşle gerçeği birbirine karıştırıyorsunuz."- .

KİTAP Nedir?


1 . Ciltli ve ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı kâğıt yaprakların bütünü: "Ona son olarak rüya için kitaptaki tabiri aramanın abes olduğunu söylediğimi hatırlıyorum."- A. Ş. Hisar.
2 . Herhangi bir konuda yazılmış eser: "Acaba bir edebiyat kitabında hazır bir tarif bulamaz mıyız?"- F. R. Atay.
3 . Kutsal kitap.

KOLEKSİYON Nedir?


1 . Öğrenme, yarar sağlama veya zevk amacıyla bir araya getirilmiş ve özelliklerine göre sınıflara ayrılmış nesnelerin bütünü, derlem: "Saat koleksiyonu yapmaya merak sarışım da işte buradan geliyor."- H. Taner.
2 . Modaevlerinin giyimdeki yenilikleri tanıtmak için düzenlediği defilelerde gösterilen modellerin bütünü.

KURCA Nedir?

Karıştırma, kaşıma.

KURCALAMA Nedir?

Kurcalamak işi.

KURCALAMAK Nedir?


1 . Ellemek, karıştırarak bakmak: "Radyoyu kurcalayıp iyice bozdu."- .
2 . Sivri bir şey sokup karıştırarak zorlamak: "Kilidi kurcalamışlar."- .
3 . Karıştırıp azdırmak, tahriş etmek: "Çıbanı kurcalamamalı."- .
4 . mecaz Meşgul ve rahatsız etmek: "Bu sorunun cevabı zihnimi bir hayli kurcalayıp durmuştur."- H. Taner.
5 . mecaz Bir konuyu araştırmak, üstünde durmak, eşelemek: "Tam bu bahsi kurcalayacak vakti buldum, doğrusu!"- R. H. Karay.

OKUMA Nedir?

Okumak işi, kıraat: "Okuması vardı, yazması azdı."- B. Felek.

OKUMAK Nedir?


1 . Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek: "Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu."- F. R. Atay.
2 . (nsz) Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek: "Gazete bile okumak istemiyorum."- B. Felek.
3 . (nsz) Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek: "Çabuk dil öğrenmedi, okumak istemedi."- H. E. Adıvar.
4 . (nsz) Şarkı, türkü, şiir vb.ni sesli olarak veya ezgi ile söylemek: "Salon boşalmaya başladı, biz şiirler okuyup dinliyoruz."- R. H. Karay.
5 . (nsz) Bir şeyin anlamını çözmek: "Şifre okumak."- .
6 . Hastalığı iyi edeceğini ileri sürerek okuyup üflemek, üfürükçülük etmek.
7 . mecaz Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak: "Yüzünü benden saklıyor. Niçin? Çehresinde, melalinde aşkının matemini okumayayım, diye mi?"- Ö. Seyfettin.
8 . (nsz), argo Sövmek, küfretmek.
9 . halk ağzında Bir yere çağırmak, davet etmek, okuntu göndermek.

OLDU Nedir?


1 . Evet.
2 . ünlem Başüstüne.

ORTA Nedir?


1 . Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer: "Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre: "Yılın ortası. Haftanın ortası. Günün ortası. Kışın ortası."- .
3 . Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm: "Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler."- Ö. Seyfettin.
4 . Ne uzun ne kısa, midi.
5 . Ne büyük ne küçük, midi.
6 . İyi ile kötü arasındaki durum.
7 . Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece: "Orta ile geçti."- .
8 . Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.
9 . sıfat Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.
10 . sıfat Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan: "Hademe orta bölmeyi açmak üzere koştu."- R. H. Karay. 1
1 . sıfat İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. 1
2 . fizik Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. 1
3 . matematik Orantı. 1
4 . spor Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş: "Aut çizgisinden nefis bir orta..."- H. Taner. 1
5 . tarih Yeniçeri Ocağında tabur.

ORTAÇ Nedir?

Sıfat-fiil.

OYNAMA Nedir?

Oynamak işi: "Dışarıda, çocuklar birdirbir oynamaya dalmışlardı"- A. İlhan.

OYNAMAK Nedir?


1 . Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak: "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor."- H. R. Gürpınar.
2 . Herhangi bir tutku, ilgi vb. sebeple bir şeye kendini vermek: "Babalar çocuklarının yanında rakı içer, kumar oynarsa çocuklar da ayyaş ... olurlar."- B. Felek.
3 . Kımıldamak, hareket etmek.
4 . (-le) Bir şeyi sürekli evirip çevirmek veya sürekli olarak ona dokunmak.
5 . Bir film, oyun vb.nde rol almak: "Bütün rolleri, şahısların sesleri, tavırları, mimikleriyle tek başına oynamıştı."- Y. Z. Ortaç.
6 . Film gösterilmek: "Bu akşam televizyonda hangi film oynuyor?"- .
7 . Tiyatro eseri sahneye konmak: "Birisi dedi ki bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış."- M. Ş. Esendal.
8 . Eşyanın herhangi bir parçası kımıldamak, hareket etmek: "Birdenbire apartman kapısının oynadığını hissettim."- P. Safa.
9 . Sarsılmak, yeri değişmek: "Depremde yapı oynadı."- .
10 . Sporla ilgili çalışmalara katılmak: "Tenis oynamak."- . 1
1 . Müziğin gerektirdiği uyumlu hareketleri yapmak: "Ne oynadığı gazinonun ismini söyledi ne de danslarından bahsetti."- R. H. Karay. 1
2 . Büyük bir ustalık, beceri ve kolaylıkla bir işi yapmak: "Borsada istediği gibi oynuyordu fiyatlarla."- N. Cumalı. 1
3 . Değişiklik göstermek: "Bunların fiyatı iki bin ile üç bin lira arasında oynar."- . 1
4 . (-le) Tehlikeye düşürmek: "Benim sağlığımla oynama."- . 1
5 . Oyalanmak, gereği gibi yapmamak, boşuna vakit geçirmek. 1
6 . (-le), mecaz Rastgele yön vermek, aldatmak: "Talih bizimle oynuyor."- . 1
7 . (-le), mecaz Herhangi birine karşı önemsemeyici davranışlarda bulunmak: "Koca adamla oynamaya utanmıyor musun?"- . 1
8 . mecaz Tedirgin etmek, rahatsız edici davranışta bulunmak.

PARA Nedir?


1 . Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit.
2 . Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
3 . eskimiş Kuruşun kırkta biri.

PARMAK Nedir?


1 . İnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, oynak, uzunca organların her biri: "Uzun, sinirli parmakları locanın kenarında uzanmış, boksörün kulağını koparıyordu."- R. N. Güntekin.
2 . sıfat Eni bu organ kadar olan: "Değneği iki parmak kısaltmalı."- .
3 . sıfat Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan: "Bir parmak bal."- .
4 . Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri.
5 . matematik İnç.
6 . mecaz Bir işe karışmış olma ilgisi: "Bu işte onun parmağı var."- .
7 . eskimiş Arşının yirmi dörtte biri.

RİSALE Nedir?

Küçük kitap, broşür: "Son derece kötü kâğıda basılmış bir risale idi."- Y. K. Karaosmanoğlu.

SAAT Nedir?


1 - Bir günlük sürenin yirmi dörtte birine eşit zaman parçası.
2 - Vakit, zaman.
3 - Bir işin yapıldığı belirli zaman.
4 - Bayağı yürüyüşle bir saatte alınan yol.
5 - Günün hangi saati olduğunu gösteren aygıt.
6 - Sayaç.

SAATLERCE Nedir?

Uzun süre: "Yemekten sonra yukarı çıktı, saatlerce gezindi."- M. Ş. Esendal.

SERVET Nedir?

Varlık, zenginlik, mal mülk.

TUTMA Nedir?


1 . Tutmak işi: "Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı, ikide bir düşürürdü."- R. H. Karay.
2 . Destekleme.
3 . Yanaşma.
4 . spor Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj.

UŞAK Nedir?


1 . Çocuk: "Doksan yaşına kadar yaşamış, yokluk yüzü görmemiş, oğul uşak toplansa koca bir mahalle olacak kadar bereketlenmiş."- M. Ş. Esendal.
2 . Herhangi bir bölgenin halkından olan erkek: "Kim bilir, bu Anadolu uşaklarının her birinde ne cevherler vardır."- C. S. Tarancı.
3 . Erkek hizmetçi: "... kapının eşiğinde fraklı, beyaz eldivenli bir uşak duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
4 . Tayfa: "Bir haykırma duyuldu. Uşakları koşturdum. Simit attırdım denize ama deniz geri vermedi."- Z. Selimoğlu.

ÜSTÜNKÖRÜ Nedir?


1 . İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, baştan savma yapılan.
2 . zarf (üstü'nkörü) İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, şöyle bir, baştan savma: "Annesiyle bir hafta evvel yaptığı görüşmeyi üstünkörü anlattı."- S. F. Abasıyanık.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAPTIRMA Nedir?

Yaptırmak işi.

YAPTIRMAK Nedir?

Yapmasını sağlamak, yapmasına imkân vermek: "Uzatmayalım, yeni yaptırdığım smokini giydim."- B. Felek.

YEME Nedir?


1 . Yemek işi: "Herkes yemeye ekmek bulamazken onlar rahat geçiniyorlardı."- M. Ş. Esendal.
2 . Yiyecek: "Bu ay yeme masrafımız çok oldu."- .

YOKLAMA Nedir?


1 . Yoklamak işi, kontrol: "Müdür sıkı bir kasket yoklaması yapıyor, kapıdan kuş uçurtmuyordu."- R. Ilgaz.
2 . Bir topluluğu oluşturan üyelerin belli bir zaman ve yerde bulunup bulunmadığını anlamak için yapılan sayma işlemi: "Okulda sınıf yoklaması. Asker yoklaması. Emekli yoklaması."- .
3 . Okullarda öğrencilerin bilgisini anlamak için yapılan sınav: "Yazılı yoklama. Sözlü yoklama."- .

YOKLAMAK Nedir?


1 . El ile dokunarak incelemek: "Hem kendimi hem etrafımda gördüğüm eşyayı elimle yokladım."- R. H. Karay.
2 . Bakmak, gözden geçirmek, kontrol etmek.
3 . Durum, bilgi, niyet vb.ni belirlemeye veya anlamaya çalışmak: "Kalbimi ne zaman yokladımsa ona dair bir iz bulamadım."- S. M. Alus.
4 . Ziyaret veya sağlığını sormak amacıyla birine gitmek: "Ara sıra da birimizden biri yukarı çıkarak Sevim'i yokluyordu."- R. N. Güntekin.
5 . Ara sıra etkisini göstermek: "İlaç aldığım hâlde ağrılarım yine beni yokluyor."- .
6 . Aramak, araştırmak: "Odaların köşe bucağını yoklamaya başladılar."- M. Ş. Esendal.

A A I I K K M R R T Ş Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

11 Harfli Kelimeler

Karıştırmak,

10 Harfli Kelimeler

Kakıştırma, Karıştırma,

9 Harfli Kelimeler

Kırktırma, Kışkırtma,

8 Harfli Kelimeler

Araştırı, Artırmak, Aşırtmak, Aştırmak, Karışmak, Karkamış, Karmaşık, Katışmak, Kırışmak, Kırıtmak, Takışmak, Taşırmak, Tıkışmak,

7 Harfli Kelimeler

Akışmak, Akıtmak, Aktarım, Aktarış, Arıtmak, Artırım, Artırış, Artırma, Aşırmak, Aşırtma, Aştırma, Atışmak, Işıtmak, Kakırtı, Kakışma, Kararış, Karartı, Karıkma, Karımak, Karışık, Karışım, Karışma, Kaşımak, Katışık, Katışma, Kırışma, Kırıtma, Şakımak, Şakırtı, Şımarık, Takışma, Taşımak, Taşırma, Tıkamak, Tıkışma,

6 Harfli Kelimeler

Akışma, Akıtış, Akıtma, Aratış, Arıtım, Arıtış, Arıtma, Artmak, Aşırma, Aşırtı, Atışma, Iramak, Irktaş, Işımak, Işıtma, Kakıma, Karıma, Karmak, Karmık, Karşıt, Kaşıma, Katmak, Katrak, Kıraat, Kırkar, Kırkım, Kırkma, Kırmak, Markka, Maşrık, Matrak, Şakıma, Şakrak, Takmak, Taşıma, Taşmak, Tıkama, Tıkmak, Tırmık,

5 Harfli Kelimeler

Karat, Akmak, Akşam, Aktar, Aktaş, Arkıt, Artık, Artım, Artış, Artma, Aşırı, Aşmak, Atmak, Atmık, Irama, Irmak, Işıma, Iştır, Kakım, Kakış, Kakma, Kamış, Karar, Karık, Karış, Karma, Karşı, Kaşar, Kaşık, Katar, Katık, Katım, Katır, Katkı, Katma, Kırat, Kırık, Kırım, Kırkı, Kırma,

4 Harfli Kelimeler

Akak, Akar, Akım, Akış, Akma, Arak, Arık, Arış, Arka, Arma, Artı, Aşar, Aşık, Aşım, Aşıt, Aşma, Atak, Ataş, Atık, Atım, Atış, Atkı, Atma, Irak, Işık, Işkı, Itır, Kaka, Kama, Kara, Karı, Kart, Katı, Kırk, Kıta, Maaş, Mark, Marş, Mart, Maşa,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Akı, Ama, Ara, Arı, Ark, Arş, Art, Aşı, Aşk, Ata, Ira, Irk, Kak, Kam, Kar, Kaş, Kat, Kır, Kış, Kıt, Maş, Mat, Ram, Şak, Şat, Şık, Tak, Tam, Tar, Taş, Tık, Tır,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, Ar, Aş, At, Ra, Ta,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.