KIVIRMAK (TDK)


1 . Herhangi bir şeyi bükmek: "Fino, beni görünce kuyruğunu kıvırıp düşmanca havlaya havlaya beyaz dişlerini gösterdi."- H. R. Gürpınar.
2 . Kenarından katlamak.
3 . Bir giysinin veya kumaşın kenarını bükerek tersinden dikmek.
4 . Kalçalarını iki yana sallayarak oynamak veya yürümek.
5 . Uydurup söylemek: "Gene yalanları kıvırmaya başladı."- .
6 . (-e) Sapmak: "Araba birdenbire sağa kıvırdı."- .
7 . (nsz) Yapmak istememek, yan çizmek.
8 . (nsz), mecaz Başarmak, başa çıkmak, becermek, hakkından gelmek: "Hâlbuki Nahit onu odasına çekip de baş başa prova yaptığı zamanlarda pek âlâ kıvıracağa benziyordu."- T. Buğra.

Kıvırmak kelimesi baş harfi K son harfi K olan bir kelime. Başında K sonunda K olan kelimenin birinci harfi K , ikinci harfi I , üçüncü harfi V , dördüncü harfi I , beşinci harfi R , altıncı harfi M , yedinci harfi A , sekizinci harfi K . Başı K sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

BAŞARMAK Nedir?

Bir işi istenilen biçimde bitirmek, muvaffak olmak: "Yüzünde zor bir işi başarmış adamın sevinci vardı."- M. Ş. Esendal.

BECERMEK Nedir?


1 . Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak, üstesinden gelmek: "Her zamanki şakacılığı ve filozofça sözleri ile evin içindeki bu gergin havayı yatıştırmasını çok iyi becerirdi."- H. Taner.
2 . alay yollu Bir şeyi kullanılmaz duruma getirmek, bozmak, kirletmek: "Bayramlık elbiseni ilk giyişte becerdin."- .
3 . argo Irzına geçmek, kirletmek.
4 . argo Birini öldürmek.

BEYAZ Nedir?


1 . Ak, kara, siyah karşıtı.
2 . sıfat Bu renkte olan: "Müdür, arkasına beyaz bir gömlek giymiş, ellerini de göbeğinin üstünden kavuşturmuş."- M. Ş. Esendal.
3 . Beyaz ırktan olan kimse: "Agni'nin iki kızı var, biri beyaz, biri siyah."- H. R. Gürpınar.
4 . Baskıda normal karalıkta görünen harf çeşidi.
5 . Beyaz zehir.

BİRDENBİRE Nedir?

Ansızın: "Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi."- S. F. Abasıyanık.

BUĞRA Nedir?

Erkek deve, iki hörgüçlü deve, buğur.

BÜKME Nedir?


1 . Bükmek işi.
2 . Bükülmüş kaytan veya iplik.
3 . spor Vücudun bir bölümünü yanındaki bölüm üzerine kıvırma, germe karşıtı.

ÇEKİ Nedir?


1 . Tartı.
2 . 225,97
8 kg olan, odun, kireç vb. ağır ve kaba şeyleri tartmakta kullanılan ağırlık ölçü birimi.
3 . mecaz Üzüntü, sıkıntı.
4 . halk ağzında Kadınların başlarına bağladıkları örtü.

ÇIKMA Nedir?


1 . Çıkmak işi.
2 . Bir yapının üst katlarından dışarıya doğru uzanmış bölüm, balkon.
3 . Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı, çıkacak.
4 . Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, derkenar.
5 . Desteklemek amacıyla verilen para.
6 . sıfat Çıkmış: "Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış."- A. Ş. Hisar.
7 . sıfat Eski, kullanılmış: "Çıkma jant."- .

ÇIKMAK Nedir?


1 - İçeriden dışarıya varmak, gitmek.
2 - Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek.
3 - Bir meslek ya da bilim kurumunda okuyup sınavını vererek yetişmiş olmak, mezun olmak.
4 - Ayrılmak, ilgisini kesmek.
5 - Süresi dolunca ayrılmak.
6 - Yapılmak, yürümek.
7 - Yetişecek ölçüde olmak.
8 - Eksilmek.
9 - Sonuca ulaşmak.
10 - Sıyrılmak, ayrılmak. 1
1 - Harcama zorunda kalmak. 1
2 - Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. 1
3 - Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. 1
4 - Bir şeyin yukarısına varmak ya da yükselmek. 1
5 - Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. 1
6 - İş için, yetkili birini orununda görmek. 1
7 - Talihine ya da payına düşmek, isabet etmek, vurmak. 1
8 - Gitmek, koyulmak. 1
9 - Bir konu yetkililerce karara bağlanmak.
20 - Birdenbire görünmek. 2
1 - Mal olmak.

ÇİZME Nedir?

Çizmek işi. çizme (II) isim Koncu diz kapaklarına kadar çıkan bir çeşit ayakkabı: "Bedevi kadınları altı iri çivili bir tür yarım çizme giyiyorlar."- R. H. Karay.

ÇİZMEK Nedir?


1 - Çizgi çekmek, çizgi oluşturmak.
2 - Resmini yapmak, resmetmek.
3 - Çizgiler halinde belirtmek, desenini yapmak, planını, krokisini çıkarmak.
4 - Çizgi halinde berelemek.
5 - Geçersiz kılmak için üzerine çizgi çekmek.
6 - Betimlemek, anlatmak, canlandırmak.

DİKME Nedir?


1 . Dikmek işi.
2 . Ahşap yapılarda pencere ve kapı yanlarına dikilen direklerden her biri.
3 . mecaz Bir evde aileyi sürdürecek olan tek çocuk.
4 . halk ağzında Ağaç, direk.
5 . halk ağzında Fidan, yeni dikilmiş fidan.
6 . denizcilik Yük kaldırmakta kullanılan bir direkli maçuna.
7 . matematik Dikey olan doğru veya düzlem, amut.

DİKMEK Nedir?


1 . Bir cismi dik olarak durdurmak: "Bir yere direk dikmek."- .
2 . Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek: "Boş toprağa bir koru dikseniz otuz yılda gölge verir."- F. R. Atay.
3 . (-i) Bardak, kadeh, testi vb. kapların içindekini bir çırpıda, bir solukta içmek: "Doldurmasıyla kadehini dikmesi, gözünü kırpmadan tek yudumda devirmesi bir oluyor."- A. İlhan.
4 . Beklemek için birini bir şeyin başına getirmek.
5 . Top, taş vb.ni dikine havaya atmak.
6 . Yapı kurmak, inşa etmek.
7 . spor Top vb.ni oyun alanında belirli bir yere koymak: "Oyuncu topu penaltı noktasına dikti."- . dikmek (II) -er (-i) Biçilmiş veya yırtılmış kumaş, deri, yara vb.ni iğneye geçirilmiş iplikle tutturmak: "Giysi dikmek."- .

DİKMEK Nedir?


1 - Bir cismi dik olarak durdurmak.
2 - Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek.

DÜŞMANCA Nedir?


1 . Düşman gibi, düşmana yakışır.
2 . zarf (düşma'nca) Düşman gibi, düşmana yakışır biçimde, düşmancasına: "Düşmanca davranmak."- .

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GİYSİ Nedir?

Her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, kıyafet, libas, urba: "Hanımlar, tatil köylerinde son moda giysiler giyiyorlar."- Ç. Altan.

GÖRÜ Nedir?


1 . Görme yetisi.
2 . Bir yerin çevreyi görme özelliği, nezaret: "Buranın görüsü geniş."- .
3 . felsefe Dolaysız kavrama, birden kavrama.

HAKKINDA Nedir?

İlgili olarak, üzerine: "Kocasının sağlığı hakkında bilgi istiyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu.

HERHANGİ Nedir?

Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

İSTEM Nedir?


1 . Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme, talep, arzu.
2 . Tüketicinin piyasadan mal çekmesi.
3 . ruh bilimi İrade veya isteğin eylem durumunda belirmesi.

İSTEME Nedir?

İstemek işi: "İsteme adresi."- .

KALÇA Nedir?

Gövdenin arka bölümünde, bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge: "Sol kolunu yürürken hep kalçasına dayardı."- Ö. Seyfettin.

KATLAMA Nedir?


1 . Katlamak işi.
2 . halk ağzında Mayasız hamurdan yapılan, peynirli veya peynirsiz pide, yufka.

KATLAMAK Nedir?


1 . Kâğıt, kumaş vb. nesneleri üst üste kat oluşturacak biçimde bükmek: "Gazeteleri itina ile katlayıp cebine koydu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Arttırarak çoğaltmak: "Parasını ikiye katladı."- .

KENAR Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka: "O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi."- O. V. Kanık.
2 . Bir şeyi çevreleyen çizgi.
3 . Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri: "Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade."- .
4 . Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer: "Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar."- M. Ş. Esendal.
5 . Yan.
6 . matematik Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri: "Bir üçgenin kenarları."- .

KIVIRMA Nedir?

Kıvırmak işi.

KUMA Nedir?

Aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı, ortak: "Bir sene onunla dağlarda dolaşmış, anamın üstüne kuma getirmiş."- H. E. Adıvar.

KUMAŞ Nedir?


1 . Pamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma: "Her şey, esvap ve eşya Bursa'da dokunan ipek kumaşlardan yapılmıştır."- F. R. Atay.
2 . mecaz Varlığı ve kişiliği oluşturan nitelik veya malzeme.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

OYNAMAK Nedir?


1 . Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak: "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor."- H. R. Gürpınar.
2 . Herhangi bir tutku, ilgi vb. sebeple bir şeye kendini vermek: "Babalar çocuklarının yanında rakı içer, kumar oynarsa çocuklar da ayyaş ... olurlar."- B. Felek.
3 . Kımıldamak, hareket etmek.
4 . (-le) Bir şeyi sürekli evirip çevirmek veya sürekli olarak ona dokunmak.
5 . Bir film, oyun vb.nde rol almak: "Bütün rolleri, şahısların sesleri, tavırları, mimikleriyle tek başına oynamıştı."- Y. Z. Ortaç.
6 . Film gösterilmek: "Bu akşam televizyonda hangi film oynuyor?"- .
7 . Tiyatro eseri sahneye konmak: "Birisi dedi ki bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış."- M. Ş. Esendal.
8 . Eşyanın herhangi bir parçası kımıldamak, hareket etmek: "Birdenbire apartman kapısının oynadığını hissettim."- P. Safa.
9 . Sarsılmak, yeri değişmek: "Depremde yapı oynadı."- .
10 . Sporla ilgili çalışmalara katılmak: "Tenis oynamak."- . 1
1 . Müziğin gerektirdiği uyumlu hareketleri yapmak: "Ne oynadığı gazinonun ismini söyledi ne de danslarından bahsetti."- R. H. Karay. 1
2 . Büyük bir ustalık, beceri ve kolaylıkla bir işi yapmak: "Borsada istediği gibi oynuyordu fiyatlarla."- N. Cumalı. 1
3 . Değişiklik göstermek: "Bunların fiyatı iki bin ile üç bin lira arasında oynar."- . 1
4 . (-le) Tehlikeye düşürmek: "Benim sağlığımla oynama."- . 1
5 . Oyalanmak, gereği gibi yapmamak, boşuna vakit geçirmek. 1
6 . (-le), mecaz Rastgele yön vermek, aldatmak: "Talih bizimle oynuyor."- . 1
7 . (-le), mecaz Herhangi birine karşı önemsemeyici davranışlarda bulunmak: "Koca adamla oynamaya utanmıyor musun?"- . 1
8 . mecaz Tedirgin etmek, rahatsız edici davranışta bulunmak.

PROVA Nedir?


1 . Bir şeyin amacına uygun, istenilen düzeyde olup olmadığını anlamak için yapılan deneme.
2 . Bir giysiye son biçimini vermeden önce giysiyi giyecek kişinin üzerinde yapılan düzeltme: "İlk prova."- .
3 . Yazar veya düzeltmen tarafından üstünde düzeltmeler yapılan basılı metin: "Gece yarısına kadar isli bir petrol lambasının ışığında gazetenin provalarını tashih ederdi."- R. N. Güntekin.

SAPMA Nedir?


1 . Sapmak işi.
2 . fizik Serbest bir mıknatıslı iğnenin denge konumundayken gösterdiği doğrultudan geçen düşey düzlemle, bulunulan noktanın meridyen düzlemi arasındaki açı.
3 . fizik Bir ışının saydam bir biçmeden geçtikten sonraki doğrultusu arasında oluşan açı.
4 . dil bilgisi Bazı kelimelerin kurallara göre almaları gereken biçimlerden uzaklaşması durumu: Ben-ge > bene yerine bana, sen-ge > sene yerine sana olması gibi.

SAPMAK Nedir?


1 - Yön değiştirmek.
2 - Önceden belirlenmiş, saptanmış görüş, düşünüş, amaç ya da davranıştan ayrılmak.
3 - Doğruluktan ayrılmak.

SÖYLEM Nedir?


1 . Söyleyiş, söyleniş, sesletim, telaffuz.
2 . Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade.
3 . Bir veya birçok cümleden oluşan, başı ve sonu olan bildiri, tez.

SÖYLEME Nedir?

Söylemek işi: "Düşündüğümü açıkça söylemeyi tercih ettim."- R. H. Karay.

SÖYLEMEK Nedir?


1 . Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak: "Bu konak için de yine senelerden beri aynı şeyi söylerim."- R. N. Güntekin.
2 . Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak: "Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar."- S. F. Abasıyanık.
3 . Yapılmasını istemek: "Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler."- F. R. Atay.
4 . (nsz) Türkü, şarkı vb. okumak: "Kanto söyler gibi hareketler ve taklitlerle söylediği şarkılar pek eğlenceli şeylerdi."- R. N. Güntekin.
5 . (nsz) Yazmak, düzmek: "Şiir söylemek."- .
6 . (-e) Haber vermek: "Benim burada nasıl yaşadığımı görenler gidip babama da söylerler."- A. Ş. Hisar.
7 . (-i, -e) Önceden bildirmek, tahmin etmek: "Bir değil iki tane olduğunu size söylemiştim."- R. H. Karay.
8 . (nsz), mecaz Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak: "Ne söyler bu türküler / Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler."- N. Cumalı.

TERS Nedir?


1 . Gerekli olan duruma karşıt, zıt.
2 . isim Bir şeyin içe gelen yanı, arkası: "Elinin tersiyle küçük bir tokat vurmuştu."- Ç. Altan.
3 . isim Kesici bir aletin kesmeyen yanı: "Kollarına bıçağın tersiyle birkaç tane vurmuşlar."- M. Ş. Esendal.
4 . mecaz Uygun olmayan, elverişsiz, münasebetsiz: "Ters sözlerinle, fazilet iddialarınla beni hırpalama."- H. C. Yalçın.
5 . mecaz Gönül ve cesaret kırıcı, huysuz, sert: "Ters adamın işi de ters gider."- M. Ş. Esendal.
6 . isim, mecaz Bir şeyin aksi, karşıtı: "Anlattığının tersi anlaşılınca utandı."- .

UYDU Nedir?


1 . Bir gezegenin çekiminde bulunarak onun çevresinde dolanan daha küçük gezegen, peyk: "Ay, yerin uydusudur."- .
2 . Türlü amaçlarla yerden fırlatılan ve genellikle kapalı bir yörünge çizerek yer çevresinde dolanan araç.
3 . sıfat, mecaz İşlerini ve davranışlarını daha güçlü birinin isteğine uyduran (devlet, kurum, kimse).

UYDURU Nedir?

Düşsel kişileri, olayları anlatan roman ve öykülere verilen ad.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YALAN Nedir?


1 . Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır: "Yalanı en güzel kullanmış olanlar eski şarklılardır."- A. Haşim.
2 . sıfat Uydurma.

YAPMAK Nedir?


1 . Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek: "Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır."- Ç. Altan.
2 . (nsz) Olmasına yol açmak: "Durgun sular sıtma yapar."- .
3 . (nsz) Yol almak.
4 . Onarmak, tamir etmek: "Bozulan saatimi saatçi yaptı."- .
5 . (nsz) Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek: "Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım."- R. H. Karay.
6 . Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek: "Şu işi yapıver, diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu."- S. M. Alus.
7 . (nsz) Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek: "Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım."- R. H. Karay.
8 . Düzenli bir duruma getirmek: "Yatak yapmak. Yolu yaptılar."- .
9 . (nsz) Üretmek: "Ayakkabı yapmak."- .
10 . (nsz) Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak: "Koşu yapmak. Sarsıntı yapmak."- . 1
1 . Zarara yol açmak. 1
2 . Etkili olmak. 1
3 . (nsz) Salgılamak, çıkarmak: "Tükürük bezleri tükürük yapar."- . 1
4 . (-e) Dışkı çıkarmak: "Çocuk, altına yapmış."- . 1
5 . Gerçekleştirmek: "İlk ve ortaöğrenimini Anadolu'da yapmıştır."- Y. Z. Ortaç. 1
6 . Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek: "Ben adamı ne yaparım biliyor musun?"- . 1
7 . (-i, -e) Evlendirmek: "Bu kızı sana yapacağız."- . 1
8 . (yardımcı fiil) Bir durum yaratmak: "Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı."- N. Araz. 1
9 . (yardımcı fiil) Edinmek, sahip olmak: "Servet yapmak. Altın yapmak."- .
20 . (yardımcı fiil) Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek: "Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı."- H. Taner. 2
1 . (nsz) Davranmak, hareket etmek: "İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. Uyumuş gibi yapmak."- . 2
2 . (nsz) Olmak: "Bu kış çok soğuk yaptı."- .

YÜRÜME Nedir?

Yürümek işi: "Kılıcını kaldırdı, ağır ağır hocaya doğru yürümeye başladı."- R. N. Güntekin.

YÜRÜMEK Nedir?


1 . Adım atarak ilerlemek, gitmek: "Kafası yerde, kamburunu çıkarmış, yürüyordu."- H. Taner.
2 . (-e) Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek: "Buz dağları güneye yürümüş."- .
3 . Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek: "Çocuk erken yürüdü."- .
4 . Yayan gezmek, yayan gitmek: "Gölgesinde yürüdüğü duvarın arkasından bir horoz sesi fark etti."- Ö. Seyfettin.
5 . Yol almak: "Biraz yürüyelim, geç kaldık."- .
6 . (-e) Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak: "Dallara su yürümek."- .
7 . (-e) Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek: "Asker kaleye yürüdü."- .
8 . Faiz, hesap edilmek, işlemek: "Bu paranın faizi yüzde beşten mi yürüyor?"- .
9 . Geçmek, ilerlemek, değişmek: "Doktor o hayatın dışında kalmış. Bu ne demek? Bu, o demek ki hayat yürümüş gitmiş, birlikte yürüyememiş."- M. Ş. Esendal.
10 . Bir işte ileri gitmek. 1
1 . mecaz Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek: "Bu evliliğin yürümeyeceği daha başından anlaşılmıştı ama belki yürütürüz demiştim."- Z. Selimoğlu. 1
2 . argo Ölmek: "O da yürümüş."- .

ZAMAN Nedir?


1 . Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit: "Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım."- Ö. Seyfettin.
2 . Bu sürenin belirli bir parçası, vakit: "Efendiler, az söylemek çok yapmak zamanı gelmiştir."- A. İlhan.
3 . Belirlenmiş olan an.
4 . Çağ, mevsim: "Gül zamanı. Çocukluk zamanı."- .
5 . Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit.
6 . Dönem, devir: "Eski müdür zamanında hayli şımarmış olan bu miskin ve ukala herifi sepetledi."- H. Taner.
7 . Bir süre ile ilgili durum ve şartlar: "Sigarasını efkârlı olduğu zamanlar yaptığı gibi sık nefeslerle çabuk çabuk içiyordu."- H. Taner.
8 . gök bilimi Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram.
9 . dil bilgisi Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı: "Geldi, gelmiş, geliyor, gelecek, gelir."- .
10 . jeoloji Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri.

ZAMANLA Nedir?

Aradan süre geçtikçe, giderek: "Basınımızın gelişmesini gözden geçirirsek görürüz ki zamanla konular uzmanlıklar arasında bölüşülür."- N. Cumalı.

A I I K K M R V Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Kıvırmak,

7 Harfli Kelimeler

Kıvırma,

6 Harfli Kelimeler

Karmık, Kırkım, Kırkma, Kırmak, Kıvrak, Kıvrık, Kıvrım,

5 Harfli Kelimeler

Irmak, Kakım, Karık, Kavkı, Kavmı, Kırık, Kırım, Kırkı, Kırma, Kıvam, Rakım,

4 Harfli Kelimeler

Akım, Arık, Irak, Karı, Kırk, Mark, Rakı,

3 Harfli Kelimeler

Akı, Arı, Ark, Ira, Irk, Kak, Kam, Kar, Kav, Kır, Ram, Var,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, Ar, Av, Ra,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.