KÜKREMEK (TDK)


1 . Aslan, bağırmak.
2 . Deniz, nehir kabarmak, taşmak: "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım / Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım."- M. A. Ersoy.
3 . Coşkuyla saldırmak: "Ordu kükremiş aslan gibiydi."- .
4 . Mayalanıp kabarmak.
5 . Gür bir biçimde yetişmek: "Kükredi çimenler, açıldı güller / Al şala bürünür bahçeler, bağlar."- Âşık Veysel.
6 . mecaz Coşmak, taşkınlık göstermek: "Tutkuların kükrediği günlerde, akıl sözünü dinletemez ki?"- N. Ataç.
7 . mecaz Kızgınlık ve öfke ile yüksek sesle bağırmak.

Kükremek kelimesi baş harfi K son harfi K olan bir kelime. Başında K sonunda K olan kelimenin birinci harfi K , ikinci harfi Ü , üçüncü harfi K , dördüncü harfi R , beşinci harfi E , altıncı harfi M , yedinci harfi E , sekizinci harfi K . Başı K sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AKIL Nedir?


1 - Us.
2 - Bellek.
3 - Öğüt, salık verilen yol.
4 - Düşünce, kanı.

ASLA Nedir?

Hiçbir zaman, hiçbir biçimde: "Dünyada her şeyle alay edilir şaka yapılır ama şiirle asla!"- S. F. Abasıyanık.

ASLAN Nedir?


1 . Kedigillerden, Afrika'da ve Asya'da yaşayan, erkekleri yeleli, yırtıcı, uzunluğu 160 cm, kuyruğu 70 cm ve ucu püsküllü, çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü, arslan.
2 . mecaz Gürbüz, cesur ve yiğit adam.

AŞAR Nedir?

Bir çokluğun ya da bir hesabın onda biri, ondalık.

ATAÇ Nedir?

Atalardan gelen, ata ile ilgili olan.

BAĞI Nedir?

Büyü.

BAĞIR Nedir?


1 - Göğüs.
2 - Ciğer, bağırsak gibi vücut boşluklarında göğüs bölgesi içinde bulunan organların ortak adı, °ahşa.
3 - Bayır, yamaç.

BAĞIRMAK Nedir?


1 . İnsan yüksek ve gür ses çıkarmak: "Yaşasın hürriyet diye bağırsa ismi tarihe geçecekti."- Ö. Seyfettin.
2 . mecaz Kendini belli etmek: "Kitap buradayım diye bağırıyor, sen onu görmüyorsun."- .
3 . (-e) Yüksek sesle azarlamak.

BAHÇE Nedir?


1 . Sebze yetiştirilen yer, bostan: "Bahçenin bir köşesinde büyük bir bostan kuyusuyla mıhlanmış bir kapı vardı."- R. N. Güntekin.
2 . Çiçek ve ağaç yetiştirilen yer: "Bir otelin ağaçlıklı, çiçeklerle süslü bahçesi önünde durmuştuk."- R. H. Karay.

BİÇİM Nedir?

Biçme işi: "Buğday biçim zamanı."- . biçim (II) isim
1 . Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkal: "İtalya elçiliği bugüne değin ilk biçimini korumuştur."- S. Birsel.
2 . Yakışık alan şekil, uygun şekil: "Söylediklerimden çok, söyleyiş biçimi etkili oluyor kalabalığın üstünde."- A. İlhan.
3 . Herhangi bir şeyin benzeri.
4 . Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.
5 . Tarz: "İngiliz biçimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantolonlar."- F. R. Atay.
6 . bilişim Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.
7 . bilişim Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.
8 . edebiyat Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil: "Gazel, mesnevi, rubai, sone birer şiir biçimidir."- .

COŞKU Nedir?


1 . Genellikle büyük bir istekle ortaya çıkan geçici hayranlık veya heyecan durumu: "Coşku ile giriştiği işten, uykuda pişman olabilirdi."- H. Taner.
2 . Sevinç gösterileriyle beliren güçlü heyecan: "Gençlerin coşkusu coşkuda kalıyor, yaratıcı bir tutarlığa bir türlü dönüşemiyordu."- Ç. Altan.
3 . ruh bilimi Salgı bezleri ve dinamik etkinliklerle kendine özgü ilişkileri bulunan iç veya dış uyaranların kamçıladığı güçlü duygu durumu.
4 . felsefe Bir düşünceyle, bir duyguyla dolarak yücelme, ruhun kendini aşıp yücelmesi, heyecan.

COŞMA Nedir?

Coşmak işi, galeyan: "Kadın bir izzetinefis coşmasına benzeyen öfke ile gözlerini açtı."- P. Safa.

COŞMAK Nedir?


1 - Duyguları güçlü bir tepkiyle dışarı vurmak, °galeyan etmek.
2 - (Doğa olaylarından herhangi biri) Birdenbire çoğalıp hızlanmak.

ÇİMEN Nedir?

Kendiliğinden yetişmiş çim: "Baş başa uzandık seninle ıslak / Çimenlerine yaz bahçelerinin."- A. H. Tanpınar.

DENİ Nedir?

Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse).

DENİZ Nedir?


1 . Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
2 . Bu su kütlesinin belirli bir parçası: "Marmara Denizi. Karadeniz."- .
3 . Aydaki düzlükler.
4 . mecaz Geniş alan.
5 . mecaz Çokluk, yoğunluk.

ENGİN Nedir?


1 . Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş, vâsi: "Bu deniz de sabahın sisi içinde engin, sınırsız bir deniz gibi görünür."- H. Taner.
2 . isim Açık deniz: "Enginden dönen deniz kuşları sessiz kanatlarıyla başımın üstünde dolaşıyorlar."- R. N. Güntekin. engin (II) sıfat, halk ağzında
1 . Değer ve fiyatı düşük olan: "Engin mal."- .
2 . Yüksekte olmayan, alçak (yer), ingin, münhat: "Engin olur bizim elin ovası / Yüksek olur yaylaların havası."- Halk türküsü.

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

GÖSTERME Nedir?


1 . Göstermek işi: ": "Akreditifi açtırmadan ithal edilecek malı karşılık olarak gösterme olanağı yok."- Ç. Altan.
2 . Teşhir, sergileme.

GÖSTERMEK Nedir?


1 . Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek: "Vitrindeki oyuncağı parmağıyla gösterdi."- .
2 . (-i, -e) Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak: "Size kitaplarımı göstereyim."- .
3 . Belirtmek, anlatmak: "Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor."- .
4 . (-e) Bir şeyin etkisi altında tutulmak: "Güneşe göstermek. Aleve göstermek."- .
5 . (-e) Kanıtla inandırmak: "Bunun böyle olduğunu size göstereceğim."- .
6 . (nsz) Öğretmek, açıklamak: "Yol göstermek."- .
7 . (-e, nsz) Yapmasını söylemek, görevlendirmek: "Size ne iş gösterdiler?"- .
8 . Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin.
9 . Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak: "Gerçekleri çarpıtarak gösteriyor."- .
10 . (nsz) Görünmek, benzemek. 1
1 . (yardımcı fiil) Etmek: "İtaat göstermek. Dayanışma göstermek."- . 1
2 . (-e), mecaz Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin.

GÜLLE Nedir?


1 . Eskiden som taş veya demirden, yuvarlak bir biçimde yapılırken, günümüzde çelikten silindir biçiminde, bir ucu sivri olarak yapılan top mermisi: "Atılan gülle ve lağımlardan kale duvarlarında geniş menfezler açıldı."- O. S. Orhon.
2 . spor Atletizm yarışmalarında atılan, pirinç veya pirinçten daha sert bir maddeden yapılan, erkekler için 7,25
7 kg, kadınlar için
4 kg olan madenî küre.

KABA Nedir?


1 . Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı: "Cebinden kaba fil dişi saplı bir de çakı çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . Taneleri iri: "Kaba çakıl."- .
3 . Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse): "Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar."- R. H. Karay.
4 . Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli: "Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum."- H. R. Gürpınar.
5 . isim Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.
6 . mecaz Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü: "Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı."- O. C. Kaygılı.

KABARMA Nedir?


1 . Kabarmak işi.
2 . mecaz Duygulanma: "Bir de mektuplar okunurken ve selamlar söylenirken içinde tuhaf bir kabarma beliriyordu."- H. E. Adıvar.
3 . mecaz Kendini üstün görme, büyüklük taslama.
4 . coğrafya Ay ve güneşin çekim etkisiyle, büyük denizlerde suların yükselmesi, met.

KABARMAK Nedir?


1 . Ağırlığı artmadan hacmi büyümek: "Ekmek iyi kabardı."- .
2 . Yağışlardan veya kaynamaktan taşmaya yüz tutmak: "Çay birdenbire kabararak şosenin rampalarını aşar ve epeyce zararlara sebep olur."- R. N. Güntekin.
3 . Niceliği artmak, büyümek: "Masraf kabardı."- .
4 . Şişmek, genişlemek: "İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi."- P. Safa.
5 . Hayvanların tüyleri dikilmek.
6 . Kumaş üzerinde tüyler oluşmak, havlanmak: "Bu kumaş çabuk kabardı."- .
7 . Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak: "Masanın kaplaması kabardı."- . "Dolabın boyası kabardı."- .
8 . Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak.
9 . mecaz Bulanmak.
10 . mecaz Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek: "Bu olayı duyunca delikanlının yüreği öç alma duygusuyla kabarır."- N. Cumalı. 1
1 . (nsz, -e), mecaz Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak. 1
2 . mecaz Böbürlenmek, gururlanmak: "Kumandan, atını şahlandırarak hurra hurra diye kendisini alkışlayan keyifli halka boyun kırarak kabarıyordu."- Ö. Seyfettin.

KIZGINLIK Nedir?


1 . Kızgın, ısınmış olma durumu.
2 . Hayvanların çiftleşme isteği.
3 . mecaz Öfkeli olma durumu: "Zeyno'nun yüzündeki gerginlik garip bir biçimde arttı, gözlerinde kızgınlık, acı belki de biraz hayret vardı."- H. E. Adıvar.

KÜKRE Nedir?

Öfke veya cinsel istek yüzünden saldırıcı bir durum alan (hayvan).

MAYA Nedir?


1 . Bazı besinlerin yapımında mayalanmayı sağlamak için kullanılan madde, ferment: "Ekmek mayası. Yoğurt mayası. Kımız mayası."- .
2 . kimya İçerdikleri enzimlerin katalizör niteliği etkisiyle şekerleri karbondioksit ve alkole dönüştüren bir hücreli bitki organizmaları.
3 . mecaz Yaradılış, öz nitelik: "Belki biri soyutlanmaya daha az yatkın, öteki daha fazla tetikti ama mayaları galiba birdi."- A. İlhan.
4 . argo Arsız, utanmaz kimse.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

NEHİR Nedir?

Irmak.

ÖFKE Nedir?

Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap: "Eve gelinceye kadar hiç öfkesi kalmadı."- Ö. Seyfettin.

SALDIRMA Nedir?


1 . Saldırmak işi: "... tütün tablasının kenarında kendimi kurtarmak için saldırmaya hazırlanmış kırmızı bir tilki duruyor."- M. Ş. Esendal.
2 . Bir tür büyük bıçak: "Hele Üsküdar gibi bıçkını fazla semtlerde on çocuktan üç dördünde bir bıçak, bir sustalı, bir usturpa hatta bir saldırma bulunurdu."- B. Felek.

SALDIRMAK Nedir?


1 . Bir kimseye veya bir şeye karşı saldırı yöneltmek, zarar verici bir davranışta bulunmak, hücum etmek: "Bugün şu dakikada onlar hâlâ düşmana saldırıyorlardı."- H. C. Yalçın.
2 . Bir şey veya kimse üzerine saldırı yapılmasına sebep olmak.
3 . (-den) Gemi, kalkmak için yelken açıp başını gideceği yola çevirmek.
4 . mecaz Yıkıcı ve sert eleştiriler yapmak.
5 . kimya Etkisiyle eritmek: "Asitler madenlere saldırır."- .

TAŞKINLIK Nedir?

Taşkın olma durumu veya taşkınca davranış: "Başkalarını dertleriyle üzmekten, taşkınlıklarıyla rahatsız etmekten kaçınır."- N. Cumalı.

YETİ Nedir?


1 . İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği, meleke: "Aklımız fikrimiz hep insanda, yetilerimizi var gücümüzle çoğaltıp onun rahatlığına çalışıyoruz."- A. Erhat.
2 . ruh bilimi Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri, meleke.

YETİŞME Nedir?

Yetişmek işi.

YETİŞMEK Nedir?


1 . Ulaşmak, ermek, varmak, vasıl olmak: "Gâvur Ali kahvedeki cemaate hiçbir şey söylemeden küçük çobanla uzaklaştı, bir nefeste ağıla yetişti."- Ö. Seyfettin.
2 . Vaktinde tamam olmak, bitmek, hazırlanmak, hazır olmak: "Bu giysi yarına yetişmeli."- .
3 . Vaktinde varmak, vaktinde bulunmak: "Öteki tünelle gelseler de vapura yetişeceklerini bilirlerdi."- A. Ş. Hisar.
4 . Bir işe başlamış olanlara veya gidenlere sonradan katılmak: "Kadınlar, derme çatma ayakkabılarıyla onlara zor yetişebiliyorlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Değmek, uzanıp dokunabilmek: "Ben o dala yetişemem. Bu ip kuyunun dibine yetişmez."- .
6 . Vakit bulmak, yapabilmek: "Ben bu kadar işe yetişemem."- .
7 . (nsz) Yetmek, yeter olmak, kâfi gelmek: "Bu para yetişir. Bu yemek hepimize yetişir."- .
8 . Bir zamanda yaşamış olmak, bir zamanı veya kimseyi görmüş olmak: "Bol zamanıma yetişti de ben onu böyle şımarık büyüttüm."- P. Safa.
9 . (nsz) Üremek, büyümek, olmak: "Şu Marmara kıyılarında o sene bol meyve yetişmişti."- S. F. Abasıyanık.
10 . (-de) Eğitim görmüş olmak, öğrenmek, gelişmek: "İşte bu kadronun içinde yetişecektim ben."- Y. Z. Ortaç. 1
1 . İş görebilecek yaşa gelmek, büyümek. 1
2 . Yardım etmek, yardımına koşmak: "Tam o sırada talih imdadıma yetişti."- R. H. Karay.

YÜKSEK Nedir?


1 . Yukarıda, üst tarafta olan yer: "Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu."- M. Ş. Esendal.
2 . sıfat Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı: "... mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı."- Ö. Seyfettin.
3 . sıfat Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan: "İri kanatları ile bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor."- H. Taner.
4 . sıfat Güçlü, etkili, şiddetli: "Yüksek basınç. Yüksek gerilim."- .
5 . sıfat Derece veya makamı bakımından üstün: "Yüksek kurul."- .
6 . sıfat Normal değerlerin üstünde olan, çok: "Türk milletinin karakteri yüksektir."- Atatürk.
7 . sıfat, mecaz Erdemli, faziletli: "Yüksek duygu."- .
8 . sıfat, mecaz Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan: "Yüksek sosyete."- .
9 . zarf Büyük para ile: "Yüksek oynamak."- .

E E K K K M R Ü Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Kükremek,

7 Harfli Kelimeler

Kükreme, Küremek,

6 Harfli Kelimeler

Küreme, Üremek, Ürkmek,

5 Harfli Kelimeler

Ekmek, Erkek, Ermek, Kekre, Kemer, Kemre, Kerem, Kükre, Kürek, Merek, Üreme, Ürkek, Ürkme,

4 Harfli Kelimeler

Ekme, Emek, Erek, Erke, Erme, Keke, Keme, Kere, Krem, Küme, Küre, Kürk, Meke, Ürem,

3 Harfli Kelimeler

Eke, Ekü, Erk, Kek, Kem, Ker, Kür, Üre,

2 Harfli Kelimeler

Ek, Em, Er, Ke, Me, Re,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.