KÖRPE (TDK)


1 . Dalından yeni koparılmış, tazeliği üstünde, daha büyümemiş (bitki), kart karşıtı: "Körpe fidan."- .
2 . Çok genç (kimse): "Köşedeki masada körpe, ötekinde olgun birer hoş kadın..."- R. H. Karay.
3 . Yavruluktan henüz çıkmış (hayvan): "Kaplan ve yılan, körpe ceylan hayaliyle gözlerini kapadılar."- H. E. Adıvar.
4 . mecaz Genç, hoş, güzel: "Bir vakitler, Mahinur'un körpe rayihasıyla doldurduğu odalar şimdi boş ve sahipsiz."- H. Taner.
5 . mecaz Henüz bozulmamış, yıpranmamış.

Körpe kelimesi baş harfi K son harfi E olan bir kelime. Başında K sonunda E olan kelimenin birinci harfi K , ikinci harfi Ö , üçüncü harfi R , dördüncü harfi P , beşinci harfi E . Başı K sonu E olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

BİRER Nedir?

Bir sayısının üleştirme sayı sıfatı, her birine bir: "Birer kalp bıraktılar bize kırık / Ömrümüzce gözyaşı döktürecek."- C. S. Tarancı.

BÜYÜ Nedir?


1 . Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağı: "Akkız Ana, Hasan'a gönül vermenin bir büyü olduğunu, ne kadar anlatmışsa da kâr etmemiş."- H. E. Adıvar.
2 . mecaz Karşı durulamaz güçlü etki: "Ondan tüten görünmez bir büyünün içinde titriyorum."- Y. Z. Ortaç.

BÜYÜME Nedir?


1 . Büyümek işi: "Bizans'a karşı devamlı muharebeler, Bulgarlığın büyümesine ve esaslanmasına yardım etti."- F. R. Atay.
2 . Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutların artması.

CEYLAN Nedir?

Çift parmaklılardan, boynuzlugiller familyasından, çöllerde yaşayan, çok hızlı koşan, gözlerinin güzelliği ile tanınan, ince bacaklı, zarif, memeli hayvan, ahu, gazal (Gazella dorcas).

DAHA Nedir?


1 . Şimdiye kadar, henüz: "Daha kimse gelmemiş. Daha bir saat olmadı."- .
2 . Var olana, elde bulunana ek olarak, olana katarak: "Bir kızım daha olsaydı, adını Meliha koyardım."- P. Safa.
3 . Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz: "Daha kötüsü treni de kaçırdık."- .
4 . Bundan başka, bunun dışında: "Daha çiçekleri de sulayacağım."- H. Taner.

FİDAN Nedir?


1 . Yeni yetişen ağaç veya ağaççık: "Elma fidanı. Gül fidanı."- .
2 . Başka bir yere dikilmek için bulunduğu yerden çıkarılan taze ağaç, dikme: "Evlendiklerinin haftası, oraya iki gül fidanı dikmişlerdi."- P. Safa.

GENÇ Nedir?


1 . Yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı: "Genç kızı bir gece pencerede görmüştü."- H. Taner.
2 . Gelişmesini tamamlamamış olan (bitki, hayvan): "Genç ağaç. Genç at."- .
3 . Gençlikteki özelliklerini koruyan, dinç.
4 . Zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy.
5 . mecaz Yeni gelişmekte olan, kısa bir geçmişi olan: "Atatürk'ün tabutu arkasından ağlayan on beş milyon Türk'ün yaşadığı, genç Türkiye mutluydu."- B. Felek.

GÜZEL Nedir?


1 . Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı: "Güzel kız. Güzel çiçek."- . "Yalının en güzel odası bizimdi."- .
2 . İyi, hoş: "Güzel şey canım, milletvekili olmak!"- Ç. Altan.
3 . Beklenene uygun düşen ve başarı düşüncesi uyandıran: "Güzel bir fırsat."- .
4 . Soyluluk ve ahlaki üstünlük düşüncesi uyandıran: "Güzel duygular. Güzel hareketler."- .
5 . Görgü kurallarına uygun olan.
6 . Sakin, hoş (hava): "Güzel bir gece."- .
7 . Okşayıcı, aldatıcı, kandırıcı: "Güzel vaatler."- .
8 . Pek iyi, doğru: "Güzel güzel amma!"- .
9 . isim Güzel kız veya kadın.
10 . isim Güzellik kraliçesi. 1
1 . zarf Hoşa giden, beğenilen, iyi, doğru bir biçimde: "Güzel konuştu."- . 1
2 . zarf Adamakıllı, şiddetli: ": Karıkoca bu kuzu yüzünden güzel bir kavga ettiler"- Ö. Seyfettin.

HAYA Nedir?

Erbezi torbası, yumurta, °testis.

HAYA Nedir?

Ut, utanç, utanma, sıkılma.

HAYAL Nedir?


1 - Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya.
2 - Bir kimse ya da bir şeyin bellekte kalan görüntüsü.
3 - Gerçeklikten uzak tasarı.
4 - Görüntü.
5 - Belli belirsiz görülen şey, gölge.
6 - Imge.
7 - Aydınlatılan bir perde arkasında deri ya da kartondan yapılmış, hareket edebilen resimlere verilen ad ve bu resimlerle oynatılan oyun.

HAYALİ Nedir?


1 - Hayal niteliğinde ya da hayal ürünü olan, düşsel, imgesel.
2 - Gerçek olmayan.
3 - Karagöz oynatan kimse, hayalci, karagözcü.

HENÜZ Nedir?


1 . Az önce, daha şimdi, yeni: "Memleketten henüz dönmüş, avlunun duvar dibinden yine mutfağa doğru yürüyordum."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Daha, hâlâ: "Henüz hareket etmeyen otomobile yaklaştı."- R. N. Güntekin.

KADI Nedir?

Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

KADIN Nedir?


1 . Erişkin dişi insan, zen erkek veya adam karşıtı: "Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler."- A. Ş. Hisar.
2 . Evlenmiş kız.
3 . sıfat Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan.
4 . mecaz Hizmetçi bayan.
5 . eskimiş Bayan: "Hintli kadın toplantıyı renklendirmek için herkesin kendisine bazı şeyler sormasını teklif ediyordu."- B. Felek.

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KARŞI Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar.
2 . Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
3 . Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç.
4 . sıfat Bulunan yere göre önde, ileride olan: "Karşı evin kızları. Karşı mahalle."- .
5 . sıfat Karşıt, zıt, muhalif: "Karşı parti. Karşı takım."- .
6 . zarf Yüzünü bir şeye doğru çevirerek: "Bahçeye karşı oturmak."- .
7 . zarf Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar.
8 . zarf İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık.
9 . zarf -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık.

KARŞIT Nedir?

Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, °zıt, °kontrast.

KART Nedir?


1 - Düzgün kesilmiş ince karton parçası.
2 - Kutlamalarda ya da kendini tanıtmada kullanılan, çoğunlukla beyaz, küçük, ince karton parçası, °kartvizit.
3 - Açık mektuplaşmada kullanılan, bir yüzü adrese, öbür yüzü yazıya ayrılmış olan karton parçası.
4 - Kartpostal.
5 - Kimi yerlere girmek ya da kimi şeylerden yararlanmak için verilen, kimliği belirten belge.
6 - Oyun kâğıdı.

KÖRPE Nedir?


1 . Dalından yeni koparılmış, tazeliği üstünde, daha büyümemiş (bitki), kart karşıtı: "Körpe fidan."- .
2 . Çok genç (kimse): "Köşedeki masada körpe, ötekinde olgun birer hoş kadın..."- R. H. Karay.
3 . Yavruluktan henüz çıkmış (hayvan): "Kaplan ve yılan, körpe ceylan hayaliyle gözlerini kapadılar."- H. E. Adıvar.
4 . mecaz Genç, hoş, güzel: "Bir vakitler, Mahinur'un körpe rayihasıyla doldurduğu odalar şimdi boş ve sahipsiz."- H. Taner.
5 . mecaz Henüz bozulmamış, yıpranmamış.

MASA Nedir?


1 - Bir destek üzerine oturtulmuş bir tabladan oluşan mobilya.
2 - Aynı masada oturanların tümü: Bizim masa sanatçıdan Rumeli türküleri istedi .
3 - Çeşitli amaçlarla kullanılan düz yüzeyli gereç.
4 - Belli konularla ilgili işlerin görüldüğü bölüm.
5 -
6 - İç içe geçme ayaklarıyla yüksekliği ayarlanabilen masa biçiminde atlama arası.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

OLGUN Nedir?


1 - (Meyveler için) Yenecek duruma gelmiş.
2 - (İnsanlar için) Bilgi, görgü ve höşgörüsü gelişmiş, °kâmil.

ÖTEKİ Nedir?


1 - Bilinenden, sözü edilenden ayrı, öbür.
2 - Sözü edilen ya da benzer iki nesneden önem ya da konum bakımından uzakta olan.

RAYİHA Nedir?

Koku, güzel koku: "Yağmur yağar yeşil otlar bitirir / Yel estikçe rayihasın getirir."- Karacaoğlan.

SAHİ Nedir?

Gerçekten, gerçek olarak: "Sahi dedikleri kadar güzelmiş! Siz onu görmediniz mi sahi!"- .

SAHİP Nedir?


1 . Herhangi bir şey üstünde mülkiyeti olan, onu yasaya uygun bir biçimde dilediği gibi kullanabilen kimse, iye, malik.
2 . Herhangi bir niteliği olan kimse, ehil: "Bilgi sahibi. Zevk sahibi."- .
3 . Bir iş yapmış, üstlenmiş veya bir eser ortaya koymuş kimse: "Düğün sahipleri gibi adımbaşında bahşiş dağıttığım için hizmetçiler de yüksünmüyorlardı."- R. N. Güntekin.
4 . mecaz Koruyan, arka çıkan, gözeten kimse.

SAHİPSİZ Nedir?


1 . Kimsenin malı olmayan, iyesiz: "Bu evin saadetinden, diğer mesut aile ocaklarına sahipsiz, manevi bir selam götürüyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . mecaz Koruyucusu, gözeteni bulunmayan.

ŞİMDİ Nedir?


1 . Şu anda, içinde bulunduğumuz zamanda: "Şimdi daha bahtiyar bir haberi sevgili bir sesten bizzat duymaya imkân buluyoruz."- A. Ş. Hisar.
2 . Az sonra, yakında: "Annen şimdi gelir, ağlama sus!"- .
3 . Az önce, biraz önce, demin: "Otobüs şimdi geçti, öbürü ne zaman gelir bilmem."- .
4 . Artık, bundan böyle, bu duruma göre: "Sizden kaçan hayvanı da şimdi kim bilir hangi semtte satacaklar?"- B. Felek.

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

TAZE Nedir?


1 . Bozulmamış, bayatlamamış olan: "Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum."- Y. Z. Ortaç.
2 . Dinç, yıpranmamış, yorulmamış: "Yüzü taze, taravetli ve güzeldi."- M. Ş. Esendal.
3 . Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı: "Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu."- M. Ş. Esendal.
4 . mecaz Yeni, zamanı geçmemiş: "Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü."- Halikarnas Balıkçısı.
5 . isim, mecaz Genç kadın: "Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor."- Ö. Seyfettin.

ÜSTÜN Nedir?


1 . Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan: "Zekâsının işlek, hatasız ve çok üstün olduğunu bir daha anlıyorum."- R. H. Karay.
2 . Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

VAKİ Nedir?

Olan, olmuş.

VAKİT Nedir?


1 - Zaman.
2 - Bir işe ayrılmış ya da bir iş için alışılmış saatler.
3 - Çağ.
4 - Geçim, para bakımından olanak.
5 - Saptanmış olan zaman.
6 - Zaman anlatan sözcüklere belirtilen durumunda gelince "iken" anlamını verir.
7 - Ettiği, edeceği biçimindeki ortaçlardan sonra getirilerek zaman belirteçleriyapılır.
8 - Olanak, fırsat.

YAVRU Nedir?


1 . Yeni doğmuş hayvan veya insan: "Kedi yavrusu. Kuş yavrusu."- .
2 . Çocuk, evlat: "O zaman gördü ki küçük çocuk, memleketlisi minimini yavru ağlıyor."- R. H. Karay.
3 . mecaz Bir şeyin küçüğü: "Ev, bodrumu, tavan arası ve iki katıyla tam bir konak yavrusudur."- T. Buğra.
4 . argo Güzel, alımlı genç kız.

YENİ Nedir?


1 . Kullanılmamış olan, eski karşıtı: "Yeni giysi. Yeni ayakkabı."- .
2 . Oluş veya çıkışından beri çok zaman geçmemiş olan: "Yeni haber. Yeni moda."- .
3 . En son edinilen: "Yeni eve taşındık."- .
4 . İşe henüz başlamış: "Yeni öğrenci. Yeni asker."- .
5 . O güne kadar söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş olan: "Yeni bir buluş. Yeni bir düşünce."- .
6 . Tanınmayan, bilinmeyen: "Yeni imzalara rastlıyoruz."- .
7 . Daha öncekilerden farklı olan: "Yeni ihtiyaçlarımız var."- .
8 . zarf Biraz önce, çok zaman geçmeden: "Yeni tanıştığım orman uzmanları çok nazik ve kibar insanlardı."- Ç. Altan.

YILAN Nedir?


1 . Sürüngenlerden, ayaksız, ince ve uzun olanların genel adı, yerdegezen: "Ok yılanı. Su yılanı. Çıngıraklı yılan. Gözlüklü yılan."- .
2 . sıfat, mecaz Sinsi ve hain: "Gözlerinde ancak annemin bildiği bir yılan ışıltısıyla gülüyor."- Y. Z. Ortaç.

YIPRANMA Nedir?


1 . Yıpranmak işi.
2 . tıp (***) Doku bozukluğu.

E K P R Ö Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Körpe,

4 Harfli Kelimeler

Köre, Krep, Örek,

3 Harfli Kelimeler

Erk, Kep, Ker, Kör, Öke, Örk, Pek,

2 Harfli Kelimeler

Ek, Er, Ke, Pe, Re,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.