İNDİRMEK (TDK)


1 . Yüksekten, sarp ve kötü yerden veya yukarıdan aşağıya inmesini sağlamak: "Zeynep'i o sel yatağından, yağdan kıl çeker gibi indirdi."- Y. Kemal.
2 . Bir taşıt veya binek hayvanından aşağıya almak.
3 . Fiyatını azaltmak, düşürmek.
4 . Hızla vurmak: "Genç adamın başına son darbeyi indirdi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Kapamak: "Kepenkleri indirmek."- .
6 . (nsz) Yağmur, sis, birdenbire bastırmak: "Haberlerle birlikte hızlı bir yağmur indirdi."- N. Cumalı.
7 . Kırmak, tahrip etmek: "Göstericiler yapının camlarını indirmişler."- .

İndirmek kelimesi baş harfi İ son harfi K olan bir kelime. Başında İ sonunda K olan kelimenin birinci harfi İ , ikinci harfi N , üçüncü harfi D , dördüncü harfi İ , beşinci harfi R , altıncı harfi M , yedinci harfi E , sekizinci harfi K . Başı İ sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ADAM Nedir?


1 . İnsan.
2 . Erkek kişi, kadın karşıtı: "İyi bir adam isterse, babası da verirse varacak."- M. Ş. Esendal.
3 . Birinin yanında ve işinde bulunan kimse: "Kendisi gayet kibirli, öfkeli olduğu için hizmetçileri ve adamları korkarlar."- K. Tahir.
4 . Birinin yararlandığı, kullandığı kimse: "Hemen hepsi para çevrelerinin adamlarıydı."- C. Meriç.
5 . Birinin sözünü dinleyen, nazını çeken kimse, kayırıcı: "O benim adamımdır, hiçbir ricamı geri çevirmez."- .
6 . Görevli kimse: "Artık şunları toplatsak, dedi, kavasa söyleseniz de bir adam buluverse."- R. H. Karay.
7 . İyi huylu, güvenilir kimse: "Amcam, güngörmüş bir adamdı."- R. N. Güntekin.
8 . Bir alanda derin bilgisi olan kimse: "Bir sanatçının, bilim adamının düşünmek için bol zamana ihtiyacı vardır."- H. Taner.
9 . Bir alanı benimseyen kimse.
10 . ünlem Bir şeyin önemsenmediği anlatılmak istendiğinde kullanılan söz: "Adam, vazgeç!"- . 1
1 . halk ağzında Eş, koca.

ADAMI Nedir?

bir işi ustalıkla yapan.

ALMA Nedir?


1 . Almak işi.
2 . Alıntı, iktibas: "Ondan acemicesine alma olarak."- Muallim Naci.
3 . spor Bir profesyonel sporcunun, para karşılığı kulübünden bir başka kulübe geçmesi, transfer.

ALMAK Nedir?


1 . Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak: "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."- N. Cumalı.
2 . (-i, -den) Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak: "Çocuğu okuldan aldı."- .
3 . Birlikte götürmek.
4 . (nsz) Satın almak: "Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan."- N. Cumalı.
5 . (nsz) Ele geçirmek, fethetmek: "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş."- Ö. Seyfettin.
6 . (nsz) İçine sığmak: "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."- .
7 . (-e, nsz) Kabul etmek: "Evine kiracı almak."- .
8 . (nsz) Kendine ulaştırılmak, iletilmek: "Mektup almak. Haber almak."- .
9 . (nsz) İçeri sızmak, içine çekmek: "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."- .
10 . (nsz) Erkek, kadınla evlenmek: "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü."- M. Ş. Esendal. 1
1 . (-i, nsz) Sürükleyip götürmek: "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."- . 1
2 . (nsz) Kazanmak, elde etmek. 1
3 . (nsz) Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak: "Soğuk almak. Ceza almak."- . 1
4 . (-i, nsz) Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 . (-den) Kısaltmak, eksiltmek: "Ceketin boyundan almak."- . 1
6 . (nsz) Yolmak, koparmak: "Kaş almak."- . 1
7 . Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 . Temizlemek: "Karyolanın altını süpürge ile al. Örümcekleri al."- . 1
9 . (-i, -e) İçeri girmesini sağlamak: "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış."- N. Cumalı.
20 . (nsz) Tat veya koku duymak: "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."- . 2
1 . (-i, -e) Örtmek, koymak: "Paltosunu sırtına aldı."- . 2
2 . (-i, -e) ... gibi anlamak: "Bir sözü şakaya almak."- . 2
3 . (-i, -de) Yol gitmek, mesafe katetmek: "O yolu bir saatte alırsınız."- . 2
4 . (-i, -den) Çalmak: "Cebimden saatimi almışlar."- . 2
5 . Soldurmak: "Güneş perdelerin rengini aldı."- . 2
6 . Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak: "Dalağını aldılar."- . 2
7 . (nsz) Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek: "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı."- H. Taner. 2
8 . (nsz) Göreve, işe başlatmak: "Yeni bir kapıcı aldı."- . 2
9 . (nsz) Başlamak: "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur."- Halk türküsü.
30 . (-den) Davranış veya makam değiştirmek: "Aşağıdan almak. Tizden almak."- . 3
1 . (nsz) İçecek veya sigara içmek: "Tadına bakmak için bir yudum aldım."- . 3
2 . (nsz) Yutmak, kullanmak: "İlaç almak."- . 3
3 . (-den) Görevden, işten çekmek. 3
4 . (-den, nsz) Kazanç sağlamak: "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."- . 3
5 . Gidermek, yok etmek: "İçine biraz su koy, tuzunu alır."- .

ALMAK Nedir?


1 - Bir şeyi ya da kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
2 - Bir şeyi, bir nesneyi elle, araçla vb. ile tutarak bulunduğu yerden ayırmak,kaldırmak.
3 - Yanında bulundurmak.
4 - Birlikte götürmek.
5 - Satın almak.
6 - İçine sığmak.
7 - Kabul etmek.
8 - Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
9 - İçeri sızmak, içine çekmek.
10 - (Erkek, kadın için)...ile evlenmek. 1
1 - Sürükleyip götürmek. 1
2 - Kazanmak, elde etmek. 1
3 - Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. 1
4 - Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 - Kısaltmak, eksiltmek. 1
6 - Yolmak, koparmak. 1
7 - Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 - Temizlemek. 1
9 - (Duş, banyo için) Yapmak; yıkanmak.
20 - (İçeri) Götürmek. 2
1 - Bir yeri savaşla ele geçirmek, fethetmek. 2
2 - (Tat ya da koku için) Duymak. 2
3 - Örtmek, koymak. 2
4 - (Süre için) Değiştirmek. 2
5 - (-e)...gibi anlamak. 2
6 - Başlamak. 2
7 - Davranış ya da makam değiştirmek. 2
8 - (İçecek ya da sigara için) İçmek. 2
9 - Yutmak; kullanmak.
30 - (Yol için) Gitmek. 3
1 - Çalmak. 3
2 - Göreve, işe başlatmak. 3
3 - Görevden,işten çekmek. 3
4 - Kazanç sağlamak. 3
5 - (Ölüm nedeniyle) Ayrılmak. 3
6 - Gidermek, yok etmek. 3
7 - Soldurmak. 3
8 - Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. 3
9 - (Motor) Çalışması için gerekli olan elektrik ya da yakıttan yararlanır duruma gelmek.
40 - Alışmak (Örgü, elişi vb.).

AŞAĞI Nedir?


1 . Bir şeyin alt bölümü, zir, yukarı karşıtı.
2 . Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri.
3 . sıfat Bir yere göre daha alçak yerde bulunan: "Aşağı katı, sakin ve daha sıcak olduğu için seçtik."- A. Gündüz.
4 . sıfat Bayağı, adi.
5 . sıfat, mecaz Niteliği düşük, kötü: "Aşağı mal."- .
6 . sıfat, mecaz Daha küçük, daha az: "On sekiz yaşından aşağı olanlar giremez."- .
7 . sıfat, mecaz Değeri daha az.
8 . zarf Aşağıya, yere doğru: "Aşağı inmek."- .

AZALTMAK Nedir?


1 . Az denecek bir miktara indirmek: "İlk işleri kullandıkları renkleri azaltmak oluyor."- B. R. Eyuboğlu.
2 . Eskisinden az bir duruma getirmek, kırmak.
3 . Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek: "Aspirin baş ağrımı azalttı."- .

BASTI Nedir?

Kıyma ile pişirilmiş sebze: "Kabak bastısı. Patlıcan bastısı."- .

BASTIRMAK Nedir?


1 . Basma işini yaptırmak: "Çok güçlüydü, bastırdı, omuzlarını yatağa yapıştırdı âdeta."- T. Dursun K.
2 . Zararlı bir olayı önlemek: "Yangını bastırmak."- .
3 . Durdurmak: "İsyanı bastırmak."- .
4 . Üstünlüğünü göstermek: "Şişman, kısa boylu bir yüzbaşı usulsüzlükte, şarlatanlıkta, inatta hepimizi bastırıyor."- Ö. Seyfettin.
5 . Bir kumaşın kenarını kıvırıp dikmek.
6 . Gidermek: "Heyecanını bir türlü bastıramıyor."- N. Araz.
7 . Hemen söylemek: "Cevabı bastırdı."- .
8 . (nsz) Ansızın birinin yanına gitmek: "Ama bir evi tek başına çeviren, o evin düzeninden sorumlu kadınlar ansızın bastıran konuktan her zaman tedirgin olurlar."- O. Rifat.
9 . (nsz) Birdenbire gerçekleşmek ve pek çok etki göstermek: "Tipi birdenbire bastırmış."- S. F. Abasıyanık.
10 . (-e) Baskı yapmak, üzerine iyice düşmek: "Köyün ihtiyarları da Feyziye'nin babasına bastırmışlar, onları bağışlatmışlar."- E. Bener. 1
1 . halk ağzında Kümes hayvanlarını kuluçkaya yatırmak.

BİNEK Nedir?

Binmeye yarayan (otomobil, at vb.).

BİRDENBİRE Nedir?

Ansızın: "Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi."- S. F. Abasıyanık.

BİRLİKTE Nedir?


1 . Bir arada, beraberce, hep beraber: "Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz / Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare."- T. Fikret.
2 . Yanında, beraberinde: "Kitabınızı birlikte getirdiniz mi?"- .

CUMA Nedir?


1 . Haftanın altıncı günü, perşembe ile cumartesi arasındaki gün.
2 . din b. (***) Cuma namazı.

ÇEKER Nedir?

Bir tartma aletinin kaldırabildiği ağırlık miktarı.

DARBE Nedir?


1 . Vuruş, çarpış: "Başına şiddetli bir darbe indirerek hayvanı sersemletti."- O. C. Kaygılı.
2 . Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi: "Partisinin hükûmet darbesi yapacağına dair haber aldığını söylediğini, açık açık belirtmişti."- Ç. Altan.
3 . mecaz Birini kötü duruma düşüren, sarsan olay: "Bu, nereden ve kimden geldiği belli olmayan darbe son kalkınma ümitlerini de silip süpürmüştü."- E. E. Talu.

DÜŞÜRMEK Nedir?


1 . Düşmesine yol açmak, düşmesine sebep olmak: "Ben şimdi buracıkta tarağımı düşürmüşüm, gördünüz mü?"- O. C. Kaygılı.
2 . (-i) Değerini, fiyatını indirmek.
3 . (-i) Azaltmak.
4 . (nsz) Vücuttan yavru, çocuk, taş, solucan vb. atmak: "Çocuk, solucan düşürüyor."- .
5 . (-i) Iskat etmek: "Bakanlar kurulunu düşürmek."- .
6 . Uğratmak: "Tehlikeye düşürmek."- .
7 . (-i, -den) Değerli bir şeyi ucuz veya kolay elde etmek: "Bu güzel halıyı bedestenden çok ucuza düşürdüm."- .
8 . (-i) Zayıf bırakmak, gücünü azaltmak: "Annemi verem iyiden iyiye düşürmüştü."- Y. K. Beyatlı.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

FİYAT Nedir?


1 - Alım ya da satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri, eder, °paha.
2 - Bir mal ya da hizmet için uygun görülen parasal karşılık.
3 - Bir değer ile para birimi arasındaki ilişki.

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

HAYVAN Nedir?


1 . Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık: "İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi."- F. R. Atay.
2 . sıfat, mecaz Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).
3 . hakaret yollu Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.
4 . halk ağzında At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık: "Zavallı hayvan bir saattir yüz okkadan fazla bir yükü sürüklüyordu."- Ö. Seyfettin.

HIZLA Nedir?

Çabucak: "Dar ve sapa yollardan hızla yürümeye çalışıyorduk."- A. H. Tanpınar.

HIZLI Nedir?


1 . Çabuk, seri, süratli: "Hızlı yürüyorlar ve birbirine hiçbir lakırtı söylemiyorlardı."- M. Ş. Esendal.
2 . zarf Güç kullanarak, şiddetle: "Hızlı vurmak."- .
3 . zarf Çabuk çabuk: "Hızlı konuşmak."- .
4 . mecaz Uçarı, çapkın, hovarda: "Doludizgin, bir bekârlığın tam tadını çıkaran, renkli, değişken, hızlı bir yaşam sürüyordum."- H. Taner.

İNDİ Nedir?

Herkesçe kabul edilebilecek bir temele bağlanamayıp yalnız bir kişinin kendi kanısına dayanan: "Bizden evvelki zamanların tarihleri hep değilse de ekseriyetle indi vesikalara istinat etmiştir."- A. Gündüz.

İNDİRME Nedir?

İndirmek işi.

İNDİRMEK Nedir?


1 . Yüksekten, sarp ve kötü yerden veya yukarıdan aşağıya inmesini sağlamak: "Zeynep'i o sel yatağından, yağdan kıl çeker gibi indirdi."- Y. Kemal.
2 . Bir taşıt veya binek hayvanından aşağıya almak.
3 . Fiyatını azaltmak, düşürmek.
4 . Hızla vurmak: "Genç adamın başına son darbeyi indirdi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Kapamak: "Kepenkleri indirmek."- .
6 . (nsz) Yağmur, sis, birdenbire bastırmak: "Haberlerle birlikte hızlı bir yağmur indirdi."- N. Cumalı.
7 . Kırmak, tahrip etmek: "Göstericiler yapının camlarını indirmişler."- .

İNME Nedir?


1 . İnmek işi.
2 . tıp (***) Vücudun bir bölümünde hareket ve hissetmenin kalkması, felç, paralizi, nüzul.

KAPAMA Nedir?


1 . Kapamak işi.
2 . Taze soğan ve marulla pişirilmiş kuzu eti yemeği.
3 . Metres.
4 . eskimiş Üst baş, giyecek takımı.

KAPAMAK Nedir?


1 . Bir açıklığı örtmek için bir şeyi, açık yerin üzerine getirmek: "Hasan, yıldırımla vurulmuş gibi hemen kapıyı kapadı, kaçtı."- H. E. Adıvar.
2 . Hava bulutlarla kaplanmak, sıkıntılı bir hâl almak.
3 . Bir şeyin görünmesine engel olmak: "Bu yapı manzarayı kapadı."- .
4 . Geçişi engellemek: "Kar yolu kapamıştı."- .
5 . Tıkamak, içini doldurmak: "Çukuru kapamak."- .
6 . Su, elektrik gelişini kesmek: "Elektriği kapadı."- .
7 . Çalışamaz, görev ve iş yapamaz duruma getirmek: "Fabrikayı kapamışlar. Gazeteyi kapadılar."- .
8 . Üzerinde durmamak, bir şey üzerinde konuşmayı bırakmak: "O konuyu kapayalım."- .
9 . Bir yere sokup dışarı çıkmasına engel olmak, hapsetmek: "Zengin kadını tımarhaneye koymadılar, buraya, çiftliğe getirip kapadılar."- H. R. Gürpınar.
10 . Ortalıktan alıp saklamak: "Vurguncular kumaşları kapamışlar."- . 1
1 . Karşılamak, denk gelmek: "Bu ikramiye borçlarımı kapar."- .

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KEMAL Nedir?


1 - Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik.
2 - En yüksek değer.

KIRMA Nedir?


1 . Kırmak işi.
2 . Pili.
3 . Kırılmış veya dövülmüş tahıl: "Buğday kırması."- .
4 . Basılı kâğıtları forma durumuna getirmek için belli yerlerinden bükme ve katlama işi.
5 . sıfat Ortasından kırılarak doldurulan (tüfek): "Mustafa, kırma tüfeğe bir kurşun sürdü."- Y. Kemal.
6 . sıfat, biyoloji Melez: "Arap kırması bir at."- .
7 . sıfat, mecaz Yabancı etkilerle özgün niteliğini yitirmiş olan.

KÖTÜ Nedir?


1 . İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı: "Kötü bir kalem."- .
2 . Zararlı, tehlikeli: "Kötü adam."- .
3 . Korku, endişe veren: "Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk."- R. E. Ünaydın.
4 . Kaba ve kırıcı: "Kızına söylemedik kötü lakırtı bırakmamış."- M. Ş. Esendal.
5 . Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan.
6 . zarf Aşırı, çok: "Kız, oğlana kötü tutuldu."- .

SAĞLAM Nedir?


1 . Dayanıklı, kolay bozulmaz, yıkılmaz, stabil: "En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı."- F. R. Atay.
2 . Zarar görmemiş, bozulmamış: "Bütün eşya sağlam."- .
3 . Sakatlık veya hastalığı bulunmayan, sağlıklı, sıhhatli: "Kendisi uzun boylu, sağlam, orta yaşlı bir adamdır; ama yıprandığını söylüyor."- M. Ş. Esendal.
4 . Güvenilir: "Sağlam iş. Sağlam para."- .
5 . Gerçek, inanılır bir temeli olan: "Böyle sağlam adı nereden bulacaksın."- M. Ş. Esendal.
6 . zarf, halk ağzında (sa'ğlam) Her hâlde, muhakkak: "Sağlam bu gece perilere karıştım gitti."- H. R. Gürpınar.

SAĞLAMA Nedir?


1 . Sağlamak işi: "Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."- Anayasa.
2 . matematik Bir problemin çözümü veya bir hesabın doğruluğunu denetlemek için yapılan kontrol işlemi, mizan.

SAĞLAMAK Nedir?


1 . Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek: "Biz bu ihtiyara son günlerinde hiç aklından geçirmediği bir saadet sağladık."- H. Taner.
2 . Elde etmek, sahip olmak: "... o sevimli yavru hâliyle sağladığı sempatinin büyük bir kısmını yitirmişti."- Y. N. Nayır.
3 . matematik Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. sağlamak (II) (nsz) Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek.

SARP Nedir?


1 . Dik, çıkması ve geçilmesi güç (yer), yalman: "İki gündür sarp dağ yollarını aşıyoruz."- F. R. Atay.
2 . isim, mecaz Güç, güçlük: "Düz ovada sarpa çekme yolunu / Ver mektebe okutsunlar oğlunu."- Âşık Veysel.

TAHRİP Nedir?

Yıkma, kırıp dökme, harap etme, bozma: "Ormanları beyhude yere kesilmekten, tahripten kurtaracağım."- S. F. Abasıyanık.

TAŞIT Nedir?

Taşıma aracı.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

VURMA Nedir?

Vurmak işi.

VURMAK Nedir?


1 - Elini ya da elinde tuttuğu bir şeyi bir yere hızla indirmek.
2 - Ses çıkarmak için, bir şeyi başka bir şey üzerine hızlıca değdirmek.
3 - Sapmak, yönelmek.
4 - Etkisi bir yere kadar uzanmak, sokulmak, girmek, duyulmak, yansımak, °aksetmek.
5 - Hızla değmek, çarpmak.
6 - Çarpma işlemini yapmak.
7 - Sürmek.
8 - Bağlamak, takmak, koymak.
9 - Olduğundan başka bir biçime çevirmek ya da olduğundan başka biçimdegörünmek.
10 - Batıcı ya da kesici cisimleri saplamak, kakmak. 1
1 - Uygulamak, basmak, koymak. 1
2 - Çok etki etmek, yaralamak. 1
3 - Ses çıkarmak, ses vermek, çalmak. 1
4 - argo Herhangi bir biçimde yolsuzca para almak, soymak. 1
5 - İçki içmek. 1
6 - Amaçladığı şeye rast getirmek. 1
7 - Hızla çarpmak. 1
8 - Silahla yaralamak, öldürmek. 1
9 - Dokunmak, hasta etmek.
20 - (Soğuk, dolu gibi şeyler için) Zarar vermek. 2
1 - Vuru durumunda olmak, çarpmak. 2
2 - Çıkmak, isabet etmek. 2
3 - Üzerinde görünmek, üzerine düşmek. 2
4 - Desteklemek, dayamak. 2
5 - Çıkmak, görünmek. 2
6 - Sırtına, omzuna yerleştirmek ya da bir şeyi başka bir şey üzerine koymak. 2
7 - Tavla oyununda pulu kırmak.

YAĞMUR Nedir?


1 . Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı, yağar, yağış, baran, bereket, rahmet: "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu."- M. Ş. Esendal.
2 . mecaz Çok ve sık düşen, gelen şey.
3 . mecaz Çokluk, bolluk: "Para yağmuru. Övgü yağmuru."- .

YAPI Nedir?


1 . Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina.
2 . Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat, konstrüksiyon.
3 . Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme: "Kırıkkale yapısı bir tabanca."- .
4 . Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür: "Yapısı sağlam, güzel bir erkekti."- Y. Z. Ortaç.
5 . Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür: "Dil yapısı. Cümle yapısı."- .
6 . felsefe Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün.
7 . toplum bilimi Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür.

YAPIN Nedir?

Aygıt ya da el ile yapılmış her şey.

YUKARI Nedir?


1 . Bir şeyin üst bölümü, fevk, aşağı karşıtı.
2 . mecaz Yetkili kimse: "Emir yukarıdan, çaresiz kaldık."- .
3 . sıfat Benzerleri arasında üstte bulunan: "Yukarı kat."- .
4 . sıfat, mecaz Aşama, sınıf, makam bakımından ileride olan: "O bizden yukarı sınıftandı."- .
5 . zarf Üst tarafa, üstteki kata, üste, yükseğe, yukarıya: "Yukarı, kocasının odasına çıktı."- M. Ş. Esendal.

YÜKSEK Nedir?


1 . Yukarıda, üst tarafta olan yer: "Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu."- M. Ş. Esendal.
2 . sıfat Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan, alçak karşıtı: "... mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı."- Ö. Seyfettin.
3 . sıfat Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan: "İri kanatları ile bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor."- H. Taner.
4 . sıfat Güçlü, etkili, şiddetli: "Yüksek basınç. Yüksek gerilim."- .
5 . sıfat Derece veya makamı bakımından üstün: "Yüksek kurul."- .
6 . sıfat Normal değerlerin üstünde olan, çok: "Türk milletinin karakteri yüksektir."- Atatürk.
7 . sıfat, mecaz Erdemli, faziletli: "Yüksek duygu."- .
8 . sıfat, mecaz Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan: "Yüksek sosyete."- .
9 . zarf Büyük para ile: "Yüksek oynamak."- .

D E K M N R İ İ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

İndirmek,

7 Harfli Kelimeler

Deminki, Direnim, İndirme,

6 Harfli Kelimeler

Demiri, Dikine, Dikmen, Dineri, Dinmek, Edinim, Kendir, Kirmen, Minder,

5 Harfli Kelimeler

Demin, Demir, Denim, Derik, Derin, Diken, Dikim, Dikme, Dinek, Dinme, Direk, Diren, Dirim, Erkin, Ermin, İmren, İnmek, İrkme, İrmik, Kendi, Kerim, Kirde, Kredi, Minik, Nedim,

4 Harfli Kelimeler

Deni, Denk, Deri, Derk, Dimi, Dine, Dini, Dink, Diri, Dren, Edik, Edim, Ekim, Ekin, Emik, Emin, Emir, Enik, Enir, Erik, Erim, Erin, İken, İmdi, İndi, İnek, İnik, İnme, İrin, Kedi, Kimi, Krem, Meni, Meri, Mide, Midi, Mine, Mini, Mink, Remi,

3 Harfli Kelimeler

Dek, Dem, Dik, Din, Edi, Erk, İde, İki, İni, İri, Kem, Ker, Kim, Kin, Kir, Men, Mir, Nem, Nim,

2 Harfli Kelimeler

De, Ek, Em, En, Er, İm, İn, Ke, Ki, Me, Mi, Ne, Re,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.