FERAHLAMAK (TDK)


1 . Genişlemek, açılmak.
2 . Serinlemek.
3 . İç açıcı duruma gelmek: "Ortadaki masa kaldırılınca oda ferahladı."- .
4 . Sıkıntısı, tasası dağılmak: "Geçer hepsi geçer elbet / Daralmış gönüller ferahlar."- B. Necatigil.

Ferahlamak kelimesi baş harfi F son harfi K olan bir kelime. Başında F sonunda K olan kelimenin birinci harfi F , ikinci harfi E , üçüncü harfi R , dördüncü harfi A , beşinci harfi H , altıncı harfi L , yedinci harfi A , sekizinci harfi M , dokuzuncu harfi A , onuncu harfi K . Başı F sonu K olan 10 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AÇICI Nedir?

Açmak eylemini yapan.

AÇILMA Nedir?


1 . Açılmak işi.
2 . Çatlama.
3 . sinema, TV (***) Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
4 . spor Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.

AÇILMAK Nedir?


1 . Açma işine konu olmak: "Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz."- Anayasa.
2 . Renk koyuluğunu yitirmek: "Perdenin rengi açıldı."- .
3 . Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak: "Ateşi düşünce hasta açıldı."- .
4 . (-e) Deniz aracı kıyıdan uzaklaşmak: "... Türk korsan gemileri, engin denizlere açılmışlardı."- F. F. Tülbentçi.
5 . Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak.
6 . Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak.
7 . İşini gereğinden veya götürebileceğinden geniş tutmak: "Fazla açıldığı için iflas etti."- .
8 . Genişlemek, bollaşmak: "Ayakkabısı açıldı."- .
9 . Delinmek, yırtılmak: "Pantolonun dizleri açıldı."- .
10 . Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek: "Belki hava açılıyor."- R. H. Karay. 1
1 . Gereken güce ulaşmak: "Araç uzun yolda açıldı, hızı arttı."- . 1
2 . (-e) Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek: "Hiç kimseye açılmayarak yaşadığım bu altı ay beni bitirdi."- P. Safa. 1
3 . (-e) Kapı, yol vb. geçit vermek: "Yol açılmış, biriken vasıtalar sel hâlinde akmaya başlamıştı."- H. Taner. 1
4 . Yüzerken kıyıdan uzaklaşmak: "Ben yüzerken biraz fazla açıldım, kendimi Vardar'ın kuvvetli bir akıntısına kaptırdım."- Y. K. Beyatlı. 1
5 . mecaz Ayrıntıya girmek.

DAĞILMA Nedir?


1 . Dağılmak işi: "Fatoş'un içeri girmesiyle sabahtan beri esen kederli havanın dağılması bir oldu."- S. F. Abasıyanık.
2 . askerlik Sınırlı bölgelere toplanmış birlik, gereç ve kuruluşların düşman saldırısına karşı daha iyi korunmalarını sağlamak amacıyla birbirlerinden uzaklaştırılmaları.
3 . askerlik Bir hedefe aynı silahla atılan mermilerin, barut haklarının ve başka şartların değişmesi yüzünden ayrı ayrı noktalara vurması.

DAĞILMAK Nedir?


1 . Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak: "Yolcular artık yavaş yavaş dağılıyorlardı."- H. Taner.
2 . Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek.
3 . Parçalanarak yayılmak, ufalanmak: "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu."- A. Kutlu.
4 . Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak: "Oda dağıldı."- . "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı."- C. Uçuk.
5 . mecaz Birliği, beraberliği bozulmak: "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."- .
6 . mecaz Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak, fesholunmak, münfesih olmak.
7 . mecaz Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak: "Ona ne zaman rastlasanız içiniz açılır, efkârınız dağılır."- H. Taner.

DARA Nedir?


1 . Kabıyla birlikte tartılan bir nesnenin kabının ağırlığı.
2 . Terazide dengeyi sağlamak için hafif gelen kefeye ağırlık olarak konulan taş, demir, çivi vb., abra.
3 . İçinde yük taşınan aracın boş durumdaki ağırlığı.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

ELBET Nedir?

Kuşkusuz, herhalde, şüphesiz.

FERAH Nedir?

Kalp, gönül, iç vb.nin sıkıntısız, tasasız olma durumu: "Bugün başım ne kadar dinç, gönlüm ne kadar ferah."- O. C. Kaygılı.

GEÇER Nedir?


1 . Yürürlükte bulunan, geçerliği olan, kullanılan: "Geçer para."- .
2 . Beğenilen, makbul, mergup.
3 . Geçme özelliği olan.
4 . isim Geçer not: "Türkçe dersinden geçer almışım."- .

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GENİŞ Nedir?


1 . Eni çok olan, enli, vâsi: "Geniş, bomboş bir taşlığın serin, rutubetli küf kokusu duyuldu."- P. Safa.
2 . Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı: "Bu ağaç, bir geniş bostan duvarının dış tarafında idi."- O. C. Kaygılı.
3 . Bol (elbise).
4 . Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro: "Geniş anlamlı."- .
5 . mecaz Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat: "Besbelli geniş, olabildiğince umursamaz görünmek istiyordu."- A. İlhan.
6 . mecaz Çok: "Geniş iş alanları sağlandı."- .

GENİŞLEME Nedir?

Genişlemek işi.

GENİŞLEMEK Nedir?


1 . Geniş duruma gelmek, büyümek.
2 . Bollaşmak.
3 . Rahat bir duruma gelmek, açılmak, ferahlamak: "Ahali dar parmaklıklardan kurtulur kurtulmaz, yelpaze gibi açılıp genişleyerek dağılıyorlardı."- P. Safa.
4 . mecaz Yaygın duruma gelmek: "Ünü, ölümünden sonra daha da genişlemişti."- .

GÖNÜL Nedir?


1 - Sevgi, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi yürekte varsayılan duygu kaynağı.
2 - İstek, °arzu.
3 - Aşk.

HEPSİ Nedir?

Varlıkların, şeylerin tümü.

MASA Nedir?


1 - Bir destek üzerine oturtulmuş bir tabladan oluşan mobilya.
2 - Aynı masada oturanların tümü: Bizim masa sanatçıdan Rumeli türküleri istedi .
3 - Çeşitli amaçlarla kullanılan düz yüzeyli gereç.
4 - Belli konularla ilgili işlerin görüldüğü bölüm.
5 -
6 - İç içe geçme ayaklarıyla yüksekliği ayarlanabilen masa biçiminde atlama arası.

NECAT Nedir?

Kurtuluş.

SERİ Nedir?


1 - Herhangi bir bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü, dizi2, sıra.
2 - Bir fabrika ya da atölyenin uzun bir süre aynı iş üzerinde çalıştığı üretim tipi.

SERİN Nedir?


1 . Az soğuk, ılık ile soğuk arası.
2 . Hoşa giden, hafif bir soğukluk veren: "... kuşluk vaktinin sıcağına rağmen bina loş ve serin."- R. H. Karay.

SERİNLEME Nedir?

Serinlemek durumu.

SERİNLEMEK Nedir?


1 . Hava serin bir duruma gelmek, hafifçe soğumak, serinleşmek: "Havanın üşütecek kadar serinlemiş olmasına göre sabah yakın."- R. N. Güntekin.
2 . Hafif soğukluk duymak.
3 . mecaz Biraz avunarak ferahlamak: "Canım şurada bir tek atalım, serinleriz, konuşuruz dediler."- R. H. Karay.

SIKI Nedir?


1 . Dar: "Sıkı bir kemer."- .
2 . İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan: "Sıkı bir denk."- .
3 . Zorlu, güçlü ve etkili: "En sıkı ve katı bir merkeziyet sistemi, bugün diğer faaliyet merkezlerini bloke edebilir."- B. Felek.
4 . Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan: "Ankaralılarla münasebetlerinde her zaman sıkı bir ahlak ve seviye kontrolüne tabi tutuldu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı.
6 . Yoğun: "Samsun'a geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğimi bildirdim."- Atatürk.
7 . Cimri.
8 . zarf Sıkıca, iyice: "Sıkı giyinmek."- .
9 . isim Disiplin.
10 . isim Zorlayıcı durum: "Sıkıya gelmemek. Sıkıyı görünce kaçtı."- . 1
1 . isim Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü: "İlk sıkıyı babam attı."- S. Kocagöz. 1
2 . Güçlü ve çabuk, hızlı: "Karabalçıklı çiftliği, kasabadan sıkı yürüyüşle bir saat çeker."- R. N. Güntekin.

SIKINTI Nedir?


1 . İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet: "İçinin sıkıntısını mümkün mertebe gizlemeye çalışarak, dereden tepeden konuşarak oyalandı."- P. Safa.
2 . Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet: "Sıkıntı ve ızdırapla sağa sola döndüm."- A. Gündüz.
3 . Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı: "İhtiyarın bir para sıkıntısı içinde olduğunu o söylemeden ben keşfetmiştim."- S. F. Abasıyanık.
4 . Bulunmama durumu: "Bu kış yine, kok kömürü sıkıntısı baş gösterecekmiş."- H. Taner.
5 . mecaz Sorun, mesele, sendrom, problem: "Atatürk öldüğü zaman Türkiye'nin ufak tefek sıkıntılar dışında hiçbir büyük problemi yoktu."- B. Felek.

TASA Nedir?


1 . Üzüntülü düşünce durumu, kaygı, endişe, gam: "Gazeteleriniz sürüm tasasına kapıldılar mı hemen İstanbul'un nabzını tutarlar."- F. R. Atay.
2 . ruh bilimi Tatmin edici olmayan veya tedirgin eden durumların ortaya çıkmasını önleyebilmede, güvensizlik içinde bulunulduğunda duyulan tedirgin edici duygu.

A A A E F H K L M R Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

10 Harfli Kelimeler

Ferahlamak,

9 Harfli Kelimeler

Ferahlama,

8 Harfli Kelimeler

Harlamak, Karamela,

7 Harfli Kelimeler

Ahlamak, Alarmak, Haklama, Harlama, Kalamar, Karlama, Malkara,

6 Harfli Kelimeler

Ahlama, Aklama, Alarma, Aramak, Falaka, Harlak, Kamara, Kamera, Karafa, Karama, Mahrek, Makale, Makara, Malafa, Malkar, Reklam,

5 Harfli Kelimeler

Ahkam, Ahlaf, Ahlak, Ahmak, Akala, Alaka, Alarm, Almak, Araka, Arama, Efkar, Eflak, Ehram, Elhak, Emlak, Felah, Ferah, Ferma, Flama, Hakem, Halef, Halfa, Halka, Hamak, Hamal, Hamel, Hamla, Hamle, Haram, Harem, Helak, Kalem, Kalfa, Kalma, Kamer, Karha, Karma, Kefal, Kelam, Kemah,

4 Harfli Kelimeler

Afak, Afal, Ahar, Akar, Akma, Alem, Alfa, Alma, Amal, Amel, Araf, Arak, Arka, Arma, Elma, Faal, Fakr, Fare, Fark, Frak, Hala, Hale, Halk, Hara, Hare, Harf, Hela, Herk, Kafa, Kafe, Kala, Kale, Kama, Kame, Kara, Kare, Kerh, Kral, Krem, Laka,

3 Harfli Kelimeler

Aha, Aka, Ala, Ama, Ara, Ark, Ela, Elk, Erk, Fak, Fal, Far, Fek, Fel, Fer, Haf, Hak, Hal, Ham, Har, Hem, Her, Kah, Kal, Kam, Kar, Kel, Kem, Ker, Laf, Lak, Lam, Lef, Leh, Mal, Raf, Ram,

2 Harfli Kelimeler

Af, Ah, Ak, Al, Am, Ar, Eh, Ek, El, Em, Er, Fa, Fe, Ha, He, Ke, La, Le, Me, Ra, Re,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.