FAKİR (TDK)


1 . Geçimini güçlükle sağlayan, yoksul, fukara, zengin karşıtı: "En fakir köyler taştandır ve üstü kiremittir."- F. R. Atay.
2 . Olması gerekenden az: "Seni fakir, soluk bir dekor içinde görmek istemem."- M. Yesari.
3 . isim Hindistan'da yokluğa, eziyete kendini alıştırmış derviş.
4 . mecaz Zavallı, kimsesiz: "Hey gidi kahpe felek, gençliklerine doymadan gitti fakirler."- H. Taner.
5 . isim, mecaz, eskimiş Kişinin alçak gönüllülük göstermek için kendisine verdiği san: "Fakir dün ziyaretinize geldimse de bulamadım."- Şemsettin Sami.

Fakir kelimesi baş harfi F son harfi R olan bir kelime. Başında F sonunda R olan kelimenin birinci harfi F , ikinci harfi A , üçüncü harfi K , dördüncü harfi İ , beşinci harfi R . Başı F sonu R olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ALÇAK Nedir?


1 . Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı: "Alçak tavanlı bir oda."- .
2 . Aşağı olan, yüksek olmayan (yer).
3 . Kısa (boy): "Alçak boylu bir adam."- .
4 . mecaz Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain: "Vatan hizmetinden kaçanlar alçaktır."- .

ALIŞ Nedir?

Alma işi.

BULAMA Nedir?


1 . Bulamak işi.
2 . Genellikle üzüm şırasının kaynatılması ile yapılan koyu pekmez: "Atlar, arabalar, dalkavuklar arasında geçen debdebelerle şimdiki kırk paralık bulama, altmış paralık peynir müşterilerine meram anlatmak arasında ne büyük tezat vardı."- Ö. Seyfettin.

DEKOR Nedir?


1 . Tiyatro, sinema ve televizyonda sahneye konulan eserin yazıldığı yerin ve geçtiği çağın özelliklerini belirleyen perde, aksesuar vb. ögelerin bütünü: "Kampta kurduğumuz sahneyi, yaptığımız dekorları, oynadığımız oyunları anlatıyordu."- R. N. Güntekin.
2 . Bir yere süsleme amacıyla verilen düzen.
3 . mecaz Görünüş, manzara: "Münzevi çiftliğin dekorundan hazzetti."- R. H. Karay.

DERVİŞ Nedir?


1 . Bir tarikata girmiş, onun yasa ve törelerine bağlı kimse, alperen.
2 . mecaz Yoksulluğu, çilekeşliği benimsemiş kimse.
3 . mecaz Alçak gönüllü ve her şeyi hoş gören kimse.
4 . hayvan bilimi Kırlangıç balığının pek küçüğü.

DOYMA Nedir?


1 . Doymak işi.
2 . fizik Yeğinliği gittikçe artırılan bir manyetik alanın içindeki bir çelik çubuğun alabileceği en çok manyetizmayı almış olması: "Tungstenli iyi bir çelik 15000 gauss miktarında manyetizma ile doyma durumuna gelir."- .
3 . fizik Bir gazın, belli bir sıcaklıkta o sıcaklığa özgü olan en büyük basınç altında bulunması.
4 . kimya Bir sıvının içinde belli bir cisimden eriyebilecek en çok miktarın erimiş bulunması, işba.

ESKİ Nedir?


1 . Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan, yeni karşıtı: "Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim. Neden böyle uzaksınız benden?"- N. Ataç.
2 . Önceki, sabık: "Anlatışına bakılırsa eski kâtibe, şimdi fevkalade şık giyiniyormuş."- H. Taner.
3 . Geçerli olmayan: "Bugün mekteplerimiz artık o eski mektepler değildir."- R. N. Güntekin.
4 . Herhangi bir meslekte uzun süreden beri çalışmış olan.
5 . Mesleğinde uzmanlaşmış, deneyimi olan: "Eski öğretmen."- .
6 . isim Çok kullanmaktan yıpranmış, harap olmuş şey: "Ben babamın eskilerinden uydurma şeylerle giyiniyordum."- H. Z. Uşaklıgil.
7 . isim, alay yollu Herhangi bir görevden düştüğü veya durumunu yitirdiği için bir kimsenin eski saygınlığının kalmadığı durumlarda kullanılan bir söz: "Mebus eskisi. Müdür eskisi."- .

EZİYET Nedir?

Aşırı güçlük ve sıkıntı, üzgü.

FAKİR Nedir?


1 . Geçimini güçlükle sağlayan, yoksul, fukara, zengin karşıtı: "En fakir köyler taştandır ve üstü kiremittir."- F. R. Atay.
2 . Olması gerekenden az: "Seni fakir, soluk bir dekor içinde görmek istemem."- M. Yesari.
3 . isim Hindistan'da yokluğa, eziyete kendini alıştırmış derviş.
4 . mecaz Zavallı, kimsesiz: "Hey gidi kahpe felek, gençliklerine doymadan gitti fakirler."- H. Taner.
5 . isim, mecaz, eskimiş Kişinin alçak gönüllülük göstermek için kendisine verdiği san: "Fakir dün ziyaretinize geldimse de bulamadım."- Şemsettin Sami.

FELEK Nedir?


1 . Gök, gökyüzü, sema.
2 . Dünya, âlem.
3 . Talih, baht, şans: "Felek oyun etmişti onlara, yiğitlerden ikisi uyuyakaldı."- C. Meriç.
4 . Askerî mızıkada zilli bir müzik aracı.

FUKARA Nedir?


1 . Yoksul, fakir: "Biriktirdiği bütün parasını sadaka olarak fukaraya verir."- Y. K. Beyatlı.
2 . isim Derviş: "Bir Bektaşi fukarası."- .
3 . mecaz Zavallı: "Bu karışık ve çok fukara bir kumpanyaydı."- H. E. Adıvar.

GEÇİM Nedir?


1 . Geçinme işi, geçinme araçları, geçinme, maişet.
2 . Anlaşma, uyum: "Aralarında geçim yok."- .

GENÇ Nedir?


1 . Yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı: "Genç kızı bir gece pencerede görmüştü."- H. Taner.
2 . Gelişmesini tamamlamamış olan (bitki, hayvan): "Genç ağaç. Genç at."- .
3 . Gençlikteki özelliklerini koruyan, dinç.
4 . Zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy.
5 . mecaz Yeni gelişmekte olan, kısa bir geçmişi olan: "Atatürk'ün tabutu arkasından ağlayan on beş milyon Türk'ün yaşadığı, genç Türkiye mutluydu."- B. Felek.

GENÇLİK Nedir?


1 . Genç olma durumu: "İlk gençliğinde at delisiydi."- N. Cumalı.
2 . İnsan hayatının ergenlikle orta yaş arasındaki dönemi: "Belki babam da gençliğinde Valantino'ya benziyordu."- M. Ş. Esendal.
3 . Genç insanların bütünü: "O gençliğin politikaya katılması yüzünden Balkan Harbine girmişiz."- F. R. Atay.
4 . mecaz Genç bir kimsenin tutumu, toyluk, deneyimsizlik: "Gençliğimi kapının eşiğinde bırakıp eve giriyorum."- Y. Z. Ortaç.

GEREK Nedir?


1 . İcap: "... millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi ... hâlinde belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir."- Anayasa.
2 . sıfat Bir şeyin yapılabilmesi veya olabilmesi ona bağlı olan, lazım: "Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni."- Yunus Emre.

GİDİ Nedir?


1 . Azarlama sözü: "Seni gidi seni!"- .
2 . Bir şeye duyulan özlem ve isteği belirtmek için kullanılan bir söz: "Hey gidi günler hey! Hey gidi gençlik hey!"- .
3 . sıfat, halk ağzında Ahlaksız, pezevenk.

GÖNÜLLÜLÜK Nedir?

Gönüllü olma durumu.

GÖRMEK Nedir?


1 - Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek.
2 - Anlamak, kavramak, bilincine varmak, sezmek.
3 - Bir şeyi, bir yeri incelemek, gezmek.
4 - Yanına gidip konuşmak.
5 - Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.
6 - Tıbben incelemek, muayene etmek.
7 - Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak; izlemek.
8 - Yapmak, etmek.
9 - Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak.
10 - Almak. 1
1 - Bir şeye erişmek. 1
2 - Çok değer vermek. 1
3 - Bir işleme uğramak. 1
4 - (Yer için) Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. 1
5 - Ziyaret etmek. 1
6 - Bir kimseyle karşılaşmak, rastlaşmak. 1
7 - Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. 1
8 - Sahne olmak, geçirmek. 1
9 - (Olumsuzu) Bir eylemin hiç yapılmadığını belirtir. 2
1 - Gezmek. 2
2 - Vermek. 2
3 - Karşı oyuncunun yapacağı vuruşu önceden kestirip ona göre durum almak.

GÖSTERMEK Nedir?


1 . Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek: "Vitrindeki oyuncağı parmağıyla gösterdi."- .
2 . (-i, -e) Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak: "Size kitaplarımı göstereyim."- .
3 . Belirtmek, anlatmak: "Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor."- .
4 . (-e) Bir şeyin etkisi altında tutulmak: "Güneşe göstermek. Aleve göstermek."- .
5 . (-e) Kanıtla inandırmak: "Bunun böyle olduğunu size göstereceğim."- .
6 . (nsz) Öğretmek, açıklamak: "Yol göstermek."- .
7 . (-e, nsz) Yapmasını söylemek, görevlendirmek: "Size ne iş gösterdiler?"- .
8 . Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin.
9 . Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak: "Gerçekleri çarpıtarak gösteriyor."- .
10 . (nsz) Görünmek, benzemek. 1
1 . (yardımcı fiil) Etmek: "İtaat göstermek. Dayanışma göstermek."- . 1
2 . (-e), mecaz Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin.

GÜÇLÜKLE Nedir?

Kolay olmayan bir biçimde, zar zor: "Kuş biraz havalanıp başka bir kayaya kadar güçlükle, zorlukla uçtu."- S. F. Abasıyanık.

HİNDİ Nedir?


1 . Tavukgillerden, XV. yüzyılda evcilleştirilerek Amerika'dan bütün dünyaya yayılan, boyun ve başı çıplak, parlak, yeşil ve esmer tüylü, kümes hayvanlarının en büyüğü (Meleagris gallopavo): "Bu hindileri yiyen oradaki fakir fukara da müsteşar beye amma da dua etmiştir."- B. Felek.
2 . sıfat, halk ağzında Aptal, şaşkın.

İÇİNDE Nedir?


1 . Süresince, zarfında: "Bu yarım saat içinde evde neler geçti?"- Y. Z. Ortaç.
2 . Ortamında: "Dünya atom çağında, biz hâlâ medeniyet kavgası içindeyiz."- F. R. Atay.
3 . ... ile dolu bir biçimde: "Yüzü kırışık içinde."- .

İSİM Nedir?


1 - Ad.
2 - Kişi, insan.

İSTEM Nedir?


1 . Bir kimseden bir şeyi yapmasını veya yapmamasını isteme, talep, arzu.
2 . Tüketicinin piyasadan mal çekmesi.
3 . ruh bilimi İrade veya isteğin eylem durumunda belirmesi.

İSTEME Nedir?

İstemek işi: "İsteme adresi."- .

KAHPE Nedir?


1 . Orospu, ahlaksız kadın.
2 . sıfat, mecaz Dönek.

KARŞI Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar.
2 . Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
3 . Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç.
4 . sıfat Bulunan yere göre önde, ileride olan: "Karşı evin kızları. Karşı mahalle."- .
5 . sıfat Karşıt, zıt, muhalif: "Karşı parti. Karşı takım."- .
6 . zarf Yüzünü bir şeye doğru çevirerek: "Bahçeye karşı oturmak."- .
7 . zarf Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar.
8 . zarf İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık.
9 . zarf -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık.

KARŞIT Nedir?

Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, °zıt, °kontrast.

KENDİ Nedir?


1 . İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat.
2 . Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatan bir söz: "Kendisi gelsin. Kendimiz görmeliyiz."- .
3 . Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirten bir söz: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek.
4 . "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılan bir söz: "Kendileri evde yoklar mı?"- .

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

KİMSESİZ Nedir?


1 . Annesi babası, yakını, koruyucusu olmayan (kimse), sahipsiz: "Ocağın kimsesiz çocukları okuttuğunu da biliyordum."- F. R. Atay.
2 . Boş, ıssız, içinde kimse bulunmayan: "Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında / Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum."- N. F. Kısakürek.
3 . zarf Kimsesi olmadan.

KİREMİT Nedir?

Çatıları örtmekte kullanılan, yan yana dizilerek suyu aşağıya geçirmeden dışarı akıtacak biçimde yapılmış, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha: "En fakir köyler taştandır ve üstü kiremittir."- F. R. Atay.

KİŞİ Nedir?


1 . İnsan, şahıs, zat, nefer: "Dilenciler de sayıda olduğu hâlde, yirmi otuz kişi kadardık."- M. Ş. Esendal.
2 . dil bilgisi Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs: "Ben (tekil kişi), sen (tekil kişi), o (tekil kişi); biz (çoğul kişi.) siz (çoğul kişi), onlar (çoğul kişi)."- .
3 . edebiyat Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.
4 . halk ağzında Eş, koca.
5 . eskimiş Erkek.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

SAMİ Nedir?


1 . Hz. Nuh'un oğlu Sam'dan türediklerine inanılan beyaz ırkın Arapça, Asurca, İbranice ve Habeşçe konuşan çeşitli kavimlerinin toplandığı kol.
2 . sıfat Bu kola özgü olan.

SOLUK Nedir?


1 . Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes: "Kalp gitgide hafiflemekteydi ve soluklarda hafif bir hışıltı başlamıştı."- R. N. Güntekin.
2 . Ciğerlere hava alıp verme.
3 . mecaz Tarz: "Gençler dergimize yeni bir soluk getirdiler."- .

ŞEMS Nedir?

Güneş.

ŞEMSE Nedir?

Yazma kitapların cildine, baş sayfalarının üst bölümüne veya kumaşlara, kapı, pencere vb. yerlere işlenen veya çizilen güneş biçiminde süs.

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

VERDİ Nedir?

Bir borudan bir saniyede geçen suyun veya bir iletken telden bir saniyede geçen elektriğin miktarı.

YOKSUL Nedir?


1 . Geçinmekte çok sıkıntı çeken (kimse, toplum, ülke), yoksuz, fakir, fukara, zengin, varsıl karşıtı: "Onu ... zavallı, yoksul çevresinde bırakıp gidebileceğini hiç düşünmüyordu."- H. E. Adıvar.
2 . mecaz İstenilen nitelikte ve özellikte olmayan, yetersiz: "Yazılarını okudum, sözlerini dinledim, bilgice onu biraz yoksul buldum."- M. Ş. Esendal.

ZAVALLI Nedir?


1 . Acınacak kadar kötü durumda bulunan, mutsuz: "Zavallıyı saatlerce kendine getiremediler."- H. Taner.
2 . mecaz Gücü bir şeye yetmeyen, âciz: "Bunu idrak etmekten o kadar zavallı ve biçareydi ki."- A. H. Tanpınar.

ZENGİN Nedir?


1 . Parası, malı çok olan, varlıklı, fakir, yoksul karşıtı: "Şık, zengin, keyfi yerinde, yazı Avrupa'da ve kışı Beyrut'ta geçiren Suriyelilerden biri idi."- F. R. Atay.
2 . Yararlı veya kendisinden beklenilen, istenilen nitelikleri çok olan: "Zengin bir dil. Zengin bir kitaplık. Zengin bir anlatım."- .
3 . Verimli: "Zengin bir doğa."- .
4 . Gösterişli: "Zengin bir giysi."- .

ZİYA Nedir?

Işık, aydınlık: "Dışarıda batmış güneşin bıraktığı ziya artık fersizleşiyor."- R. H. Karay.

ZİYARET Nedir?


1 - Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme, görüşme.
2 - Bir yeri görmeye gitme.

A F K R İ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Fakir, Firak, Kafir,

4 Harfli Kelimeler

Arif, Faik, Fakr, Fark, Frak, Kafi, Kari, Kira, Rika,

3 Harfli Kelimeler

Afi, Ari, Ark, Fak, Far, İfa, İka, Kar, Kir, Raf,

2 Harfli Kelimeler

Af, Ak, Ar, Fa, Ki, Ra,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.