DOĞRULMAK (TDK)


1 . Eğik veya eğri bir şey, düz bir duruma gelmek.
2 . Oturan veya yatan bir kimse toparlanmak, dik bir duruma gelmek: "Uzandığım yerden hafifçe doğrularak onları çizmeye başlıyorum."- R. N. Güntekin.
3 . (-e) Yönelmek: "Çocuk hızlı, paytak adımlarla parkın kapısına doğruldu."- S. F. Abasıyanık.
4 . mecaz Yeniden güçlenmek, kalkınmak.
5 . halk ağzında Para sağlanmak, kazanılmak: "Nasıl, gündelik doğruldu mu?"- .

Doğrulmak kelimesi baş harfi D son harfi K olan bir kelime. Başında D sonunda K olan kelimenin birinci harfi D , ikinci harfi O , üçüncü harfi Ğ , dördüncü harfi R , beşinci harfi U , altıncı harfi L , yedinci harfi M , sekizinci harfi A , dokuzuncu harfi K . Başı D sonu K olan 9 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ADIM Nedir?


1 . Yürümek için yapılan ayak atışlarının her biri.
2 . Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 7
5 cm olan mesafe.
3 . Girişim, hamle.
4 . matematik Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol.
5 . spor Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap.
6 . spor Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi.
7 . teknik İki diş arasındaki aralık: "Bir vida adımı."- .

BAŞLI Nedir?

Başı olan: "O zaman kırmızı başlı kibritler vardı ya."- P. Safa.

ÇİZME Nedir?

Çizmek işi. çizme (II) isim Koncu diz kapaklarına kadar çıkan bir çeşit ayakkabı: "Bedevi kadınları altı iri çivili bir tür yarım çizme giyiyorlar."- R. H. Karay.

DOĞRU Nedir?


1 . Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
2 . Gerçek, yalan olmayan: "Doğru haber."- .
3 . Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur."- A. Gündüz.
4 . isim Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz."- N. Ataç.
5 . isim, matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir."- .
6 . zarf Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde: "Çocuk doğru okudu."- .
7 . zarf Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
8 . zarf Yakın, yakınlarında: "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu."- F. R. Atay.
9 . edat Karşı yönünce: "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü."- S. F. Abasıyanık.
10 . mecaz Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

EĞİK Nedir?


1 . Dik veya paralel olmayan doğru.
2 . sıfat Yatay bir çizgi veya düzlemle açı oluşturacak biçimde olan, yalman, mail, şev.
3 . sıfat Eğilmiş olan, dik veya düz olmayan.
4 . sıfat Bükülmüş: "Başı yine yere eğik, sol kolu yine kalçasındaydı."- Ö. Seyfettin.

EĞRİ Nedir?


1 . Doğru veya düz olmayan, bir noktasında yön değiştiren, çarpık, münhani, doğru karşıtı: "Eğri bir yol."- .
2 . Yay gibi kavislenmiş, eğmeçli, mukavves: "Eğri kılıç."- .
3 . Yatay veya düşey olmayan, bütünüyle bir yana eğilmiş bulunan, eğik, mail: "Eğri bir masa."- .
4 . zarf Yanlış bir biçimde: "Gazetecilik bu oğlum, eğri, doğru yazılıp çıkmalı."- M. Ş. Esendal.
5 . isim Bir olayın şiddetindeki azalış ve çoğalışları gösteren çizgi: "Sıcaklık eğrisi. Hava nemi eğrisi."- .
6 . isim, matematik Doğru veya düz olmayan çizgi, yüzey.

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GÜÇLENMEK Nedir?

Güçlü duruma gelmek, kuvvetlenmek.

GÜNDELİK Nedir?


1 . Gün hesabıyla veya her gün ödenen para, yevmiye: "Hayat pahalılığı arttıkça işçi gündeliklerine yeni zam istekleri gelecek."- F. R. Atay.
2 . Günlük iş: "Onca hayhuy arasında, gündeliğin olağan mucizelerini iyiden iyiye unutmuştu."- M. Mungan.
3 . sıfat Her günkü, yevmi: "Her evde olduğu gibi gündelik yaşantısı boyunca kimse bunları fark etmezdi."- A. İlhan.
4 . sıfat Her gün yayımlanan, her gün çıkan: "Birkaç ay sonra Türkiye'de ilk gündelik spor gazetesini çıkarıyordu."- H. Taner.

HAFİFÇE Nedir?

Hafif olarak, hafif bir biçimde, belli belirsiz: "Birbirimize soğuk bir eda ile hafifçe baş eğdik."- R. H. Karay.

HALK Nedir?


1 . Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk: "Türk halkı."- .
2 . Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu: "Yahudi halkı."- .
3 . Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri: "Bağımsız Devletler Topluluğunun halkları."- .
4 . Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü: "Bütün köy halkı orada idi."- Ö. Seyfettin.
5 . Yöneticilere göre bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu: "Bilmiyorlar ki halk, halkın diliyle konuşan sanatkârla birliktir."- O. V. Kanık.

HIZLI Nedir?


1 . Çabuk, seri, süratli: "Hızlı yürüyorlar ve birbirine hiçbir lakırtı söylemiyorlardı."- M. Ş. Esendal.
2 . zarf Güç kullanarak, şiddetle: "Hızlı vurmak."- .
3 . zarf Çabuk çabuk: "Hızlı konuşmak."- .
4 . mecaz Uçarı, çapkın, hovarda: "Doludizgin, bir bekârlığın tam tadını çıkaran, renkli, değişken, hızlı bir yaşam sürüyordum."- H. Taner.

KALKINMA Nedir?


1 . Kalkınmak işi: "Yeni kurulan, hızla gelişmiş, kalkınma atılımlarını gerçekleştirmiş bir ülke."- N. Cumalı.
2 . İyileşme, şifa bulma: "Görünen, bir daha kalkınması artık pek zor."- M. A. Ersoy.

KALKINMAK Nedir?


1 . Durumunu düzeltmek, aşamalı bir biçimde gelişmek, ilerlemek: "Bu firma batmak üzereyken yeni müdürün çabasıyla kalkındı."- .
2 . ekonomi Zenginleşmek.

KAPI Nedir?


1 . Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı.
2 . Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat: "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer.
4 . Devlet dairesi: "Hükûmet kapısı."- .
5 . mecaz Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân: "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş."- S. F. Abasıyanık.
6 . mecaz Gidere yol açan gereksinim: "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."- .
7 . mecaz Ev gezmesi için gidilen yer: "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"- .

KAZA Nedir?


1 . Can veya mal kaybına, zararına neden olan kötü olay: "Tren kazası."- .
2 . İlçe, kaymakamlık: "Kazada mektepli dişçi olmadığı için onu vilayete götürdüm."- R. N. Güntekin.
3 . din b. (***) Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme.
4 . eskimiş, hukuk Yargı.
5 . eskimiş Kadılık görevi.

KAZAN Nedir?


1 . Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarayan büyük, derin kap: "Koca bir kazan patates kaynattık."- A. Gündüz.
2 . Buhar makinelerinde, kalorifer tesisatında, suyun kaynatıldığı büyük derin kap: "Kazan patladı."- .

KAZANILMA Nedir?

Kazanılmak işi.

KAZANILMAK Nedir?

Kazanma işi yapılmak.

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

ONLAR Nedir?

Ondalık sayı sistemine göre yazılan bir tam sayıda sağdan sola doğru ikinci basamak. onlar (II) zamir O şahıs zamirinin çokluk biçimi.

PARA Nedir?


1 . Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit.
2 . Kazanç: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
3 . eskimiş Kuruşun kırkta biri.

PARK Nedir?


1 - Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlıklı ve çiçekli büyük bahçe.
2 - Otopark.
3 - Trafik zorunlukları dışında durma biçimi.
4 - Cephane, makine ya da otomobillerin bulunduğu yer.

PAYTAK Nedir?


1 . Satranç oyununda piyade taşı.
2 . sıfat Çarpık, eğri bacaklı.

SAĞLANMA Nedir?

Sağlanmak işi: "Devlet ... çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri alır."- Anayasa.

SAĞLANMAK Nedir?

Sağlama işine konu olmak: "Onun da yardımı sağlandı."- .

TOPARLANMA Nedir?

Toparlanmak işi.

TOPARLANMAK Nedir?


1 . Toparlama işine konu olmak veya toparlama işi yapılmak.
2 . Para yönünden durumunu düzeltmek.
3 . Sağlığı düzelmek.
4 . Bir işi, bir hareketi yapmaya hazır duruma gelmek: "Can havliyle silkinip toparlanarak ve bütün bağlarından sıyrılarak birdenbire ayağa kalkıvermiş."- Y. K. Karaosmanoğlu.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YENİDEN Nedir?

Gene, yine, bir daha, tekrar: "Yemekhaneye indiğim zaman gönül bulantılarım yeniden teperdi."- Y. K. Karaosmanoğlu.

YÖNELME Nedir?

Yönelmek işi.

YÖNELMEK Nedir?


1 . Belli bir yön tutmak, yüzünü belli bir yöne doğru çevirmek, teveccüh etmek.
2 . mecaz Amaç olarak benimsemek: "Şiire veda etti ve sanatın başka bir bölümüne yöneldi, hikâye ve romana."- Y. Z. Ortaç.
3 . mecaz Hedef almak: "Suçlamalar bana yöneldi."- .

A D K L M O R U Ğ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

9 Harfli Kelimeler

Doğrulmak,

8 Harfli Kelimeler

Doğrulma, Doğurmak, Oldurmak,

7 Harfli Kelimeler

Doğurma, Dolukma, Kadrolu, Oldurma,

6 Harfli Kelimeler

Doğmak, Doğram, Dokuma, Dolmak, Durmak, Koruma, Kromlu, Kumral, Mağdur, Morluk, Morula, Muğlak,

5 Harfli Kelimeler

Doğal, Doğma, Doğru, Doğum, Dolak, Dolam, Dolar, Dolma, Dolum, Domur, Doruk, Dorum, Durak, Dural, Durma, Kadro, Komar, Koral, Kumar, Kumla, Kural, Kuram, Kurma, Lokma, Lokum, Makro, Makul, Marul, Moral, Moruk, Muğla, Oğlak, Okuma, Olmak, Uğrak,

4 Harfli Kelimeler

Akor, Akur, Amor, Daru, Doğa, Doğu, Doku, Dolu, Doru, Dram, Duka, Duma, Kamu, Karo, Klor, Kola, Koma, Kora, Koru, Kral, Krom, Kula, Kuma, Kura, Loda, Mark, Moda, Moka, Mola, Odak, Oğul, Okar, Okul, Okur, Oldu, Olma, Oluk, Olur, Omur, Orak,

3 Harfli Kelimeler

Alo, Ark, Dağ, Dal, Dam, Dar, Dok, Dua, Dul, Kal, Kam, Kar, Kod, Kol, Kom, Kor, Kul, Kum, Kur, Lak, Lam, Loğ, Lok, Lor, Mal, Mor, Oda, Oma, Ora, Ram, Rol, Rom, Rum, Ula,

2 Harfli Kelimeler

Ad, Ağ, Ak, Al, Am, Ar, Do, La, Od, Ok, Ol, Om, Ra, Ur,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.