DOĞRU (TDK)


1 . Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
2 . Gerçek, yalan olmayan: "Doğru haber."- .
3 . Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur."- A. Gündüz.
4 . isim Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz."- N. Ataç.
5 . isim, matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir."- .
6 . zarf Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde: "Çocuk doğru okudu."- .
7 . zarf Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
8 . zarf Yakın, yakınlarında: "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu."- F. R. Atay.
9 . edat Karşı yönünce: "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü."- S. F. Abasıyanık.
10 . mecaz Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

Doğru kelimesi baş harfi D son harfi U olan bir kelime. Başında D sonunda U olan kelimenin birinci harfi D , ikinci harfi O , üçüncü harfi Ğ , dördüncü harfi R , beşinci harfi U . Başı D sonu U olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AHLAK Nedir?


1 - Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, töre, °moral, °etik.
2 - Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim.
3 - İyi nitelikler, güzel huylar.

AHLAKLI Nedir?

Ahlak kurallarına bağlı, bunlara uygun davranan (kimse).

ATAÇ Nedir?

Atalardan gelen, ata ile ilgili olan.

BAĞLI Nedir?


1 . Bir bağ ile tutturulmuş olan: "Günlerden beri bağlı duran demir, sert bir hırıltıyla denize daldı."- Halikarnas Balıkçısı.
2 . Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste: "Ekinlerin gürleşmesi yağmura bağlıdır, Sevincimiz üzüntümüz / Hep sana bağlı."- B. Necatigil.
3 . Sınırlanmış, sınırlı: "Tüzüğe bağlı bir işlem."- .
4 . Kapatılmış olan, kapalı: "Bağlı geçit."- .
5 . Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan: "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun bağlı kuruluşlarını ziyaret ettim."- .
6 . Sadık: "Türkiye Cumhuriyeti Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."- Anayasa.
7 . mecaz Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, tutkun: "Çocuklarına bağlı ana."- .
8 . halk ağzında Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek).

BİÇİM Nedir?

Biçme işi: "Buğday biçim zamanı."- . biçim (II) isim
1 . Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkal: "İtalya elçiliği bugüne değin ilk biçimini korumuştur."- S. Birsel.
2 . Yakışık alan şekil, uygun şekil: "Söylediklerimden çok, söyleyiş biçimi etkili oluyor kalabalığın üstünde."- A. İlhan.
3 . Herhangi bir şeyin benzeri.
4 . Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.
5 . Tarz: "İngiliz biçimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantolonlar."- F. R. Atay.
6 . bilişim Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.
7 . bilişim Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.
8 . edebiyat Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil: "Gazel, mesnevi, rubai, sone birer şiir biçimidir."- .

ÇARPIK Nedir?


1 . Düzgünlüğünü yitirerek eğrilmiş, doğru karşıtı: "İyice kararmış çarpık bir tahta kapı aralık duruyordu."- Ç. Altan.
2 . mecaz Kötü: "Oraya özellikle çarpık vasıfları olanları toplarlarmış."- H. Taner.
3 . Gerektiği gibi olmayan, düzgün olmayan.
4 . zarf, mecaz Aksi, ters, huysuz bir biçimde: "Nedense Makbule, bu davetten çarpık dönüyordu."- R. N. Güntekin.

ÇİZGİ Nedir?


1 . Çizilerek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz, çizi, hat, tahril: "Bu kâğıda üç çizgi çekti."- Ö. Seyfettin.
2 . Yüz ve vücut hatlarının her biri: "Gözlerinin rengi, yüzünün çizgileri, boyu bosu bile değişmiyordu."- O. Rifat.
3 . matematik Bir noktanın yürütülmesiyle oluşan biçim: "Çizginin yalnız uzunluk boyutu vardır."- .
4 . mecaz Temel: "Ben hayatımı yeniden ve bambaşka çizgiler üzerinde kuracağım."- A. İlhan.
5 . mecaz Bir durumdan başka bir duruma atlanan, geçilen yer, sınır.

DAHA Nedir?


1 . Şimdiye kadar, henüz: "Daha kimse gelmemiş. Daha bir saat olmadı."- .
2 . Var olana, elde bulunana ek olarak, olana katarak: "Bir kızım daha olsaydı, adını Meliha koyardım."- P. Safa.
3 . Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz: "Daha kötüsü treni de kaçırdık."- .
4 . Bundan başka, bunun dışında: "Daha çiçekleri de sulayacağım."- H. Taner.

DEĞİŞ Nedir?


1 . Değme işi.
2 . Değişim.

DEĞİŞME Nedir?


1 . Değişmek işi: "Bu kadar büyük değişme için mutlaka bir kadın parmağı lazım."- R. N. Güntekin.
2 . Değişim.

DOĞRU Nedir?


1 . Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
2 . Gerçek, yalan olmayan: "Doğru haber."- .
3 . Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur."- A. Gündüz.
4 . isim Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz."- N. Ataç.
5 . isim, matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir."- .
6 . zarf Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde: "Çocuk doğru okudu."- .
7 . zarf Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
8 . zarf Yakın, yakınlarında: "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu."- F. R. Atay.
9 . edat Karşı yönünce: "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü."- S. F. Abasıyanık.
10 . mecaz Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

DOĞRUCA Nedir?


1 . Doğruya yakın.
2 . zarf (do'ğruca) Hiçbir yöne sapmadan, dolaylı olmayarak, dolaşmayarak: "Belki doğruca Ankara'ya dönersin, değil mi?"- E. İ. Benice.

DOĞRUSU Nedir?

Gerçeği söylemek gerekirse, gerçek şu ki: "Doğrusu ilk Türkçeleşme denemeleri de zevksizdirler."- F. R. Atay.

DOSDOĞRU Nedir?


1 . Çok doğru.
2 . zarf Sağa sola sapmadan: "Dosdoğru dayımın karşısına geçerek bağırdım."- P. Safa.

DUYU Nedir?

İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, duyum, hasse: "Tüm duyularım uyanık olarak trenimin rengini ve numarasını bulmaya çalışırdım."- N. Eray.

DÜRÜ Nedir?

Tarım aracı olarak kullanılan bel.

DÜRÜST Nedir?


1 - Sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan, doğru, onurlu.
2 - Doğru, yanlışsız.
3 - Dürüst, doğru olarak.

EDAT Nedir?

İlgeç.

EĞRİ Nedir?


1 . Doğru veya düz olmayan, bir noktasında yön değiştiren, çarpık, münhani, doğru karşıtı: "Eğri bir yol."- .
2 . Yay gibi kavislenmiş, eğmeçli, mukavves: "Eğri kılıç."- .
3 . Yatay veya düşey olmayan, bütünüyle bir yana eğilmiş bulunan, eğik, mail: "Eğri bir masa."- .
4 . zarf Yanlış bir biçimde: "Gazetecilik bu oğlum, eğri, doğru yazılıp çıkmalı."- M. Ş. Esendal.
5 . isim Bir olayın şiddetindeki azalış ve çoğalışları gösteren çizgi: "Sıcaklık eğrisi. Hava nemi eğrisi."- .
6 . isim, matematik Doğru veya düz olmayan çizgi, yüzey.

EKSİKSİZ Nedir?


1 . Eksiği olmayan, tam, tamam: "Eksiksiz bir çalışma."- .
2 . mecaz İyi, namuslu, temiz.
3 . zarf Tam olarak: "Verdiği emirler, on, on beş dakika içinde bütün Ege bölgesinde duyuluyor, eksiksiz uygulanıyordu."- N. Cumalı.

GEÇE Nedir?

(Herhangi bir saat başını) Geçerek, geçerken.

GERÇEK Nedir?


1 . Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat.
2 . Gerçeklik: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."- H. E. Adıvar.
3 . Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek.
4 . sıfat Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki, reel: "Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur."- .
5 . sıfat Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici: "Gerçek elmas. Gerçek hikâye."- .
6 . sıfat Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."- N. Ataç.
7 . sıfat Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan: "Bu peyzajdaki çiçekler son derece gerçek."- .
8 . sıfat Yapay olmayan.
9 . sıfat, felsefe Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan.

GÜNDÜZ Nedir?


1 . Günün sabahtan akşama kadar süren aydınlık bölümü.
2 . zarf Gündüz vaktinde: "Gündüz çalışmalı, gece uyumalı."- .

HABER Nedir?


1 . Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi, salık: "Çırağın bir şeyden haberi yok."- M. Ş. Esendal.
2 . İletişim veya yayın organlarıyla verilen bilgi: "Televizyonda dünya haberlerini izledi."- .
3 . Bilgi: "Sanattan haberi yok."- .
4 . eskimiş, dil bilgisi Yüklem.

HAKİ Nedir?


1 - Yeşile çalar toprakrengi.
2 - Bu renkte olan.
3 - Askerlikte üniforma.

HAKİKAT Nedir?


1 - Bir işin doğrusu, gerçek, °asıl, °esas.
2 - Gerçek, gerçeklik.

HİÇBİR Nedir?

Bir addan önce getirilerek o adın bildirdiği varlıktan bir tanesinin bile olmadığını anlatan bir söz: "Nevin hiçbir insana kin, hiçbir insana tiksinti duymamıştı."- S. F. Abasıyanık.

İNAN Nedir?


1 . İnanmak işi.
2 . Bir kimse veya şeyin doğruluğunu, büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme: "... kendi paylarına düşen fedakârlığı, devlet, millet uğrunda inanla, güvenle, umutla bir daha tazeliyorlardı."- R. E. Ünaydın.
3 . Tanrı'ya duyulan sınırsız inanış, iman, itikat.

İNSAN Nedir?


1 . İki eli bulunan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.
2 . Kişi, şahıs, âdemoğlu, âdem evladı: "O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar."- H. Taner.
3 . sıfat, mecaz Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).

İNSANOĞLU Nedir?

İnsan, âdemoğlu.

İSİM Nedir?


1 - Ad.
2 - Kişi, insan.

İSKELE Nedir?


1 . Deniz taşıtlarının yanaştığı, çoğu tahta ve betondan yapılmış, denize doğru uzanan yer: "Vapurdan indi, iskeleye çıkar çıkmaz etrafına bakındı."- S. F. Abasıyanık.
2 . Kıyıya yanaşan deniz aracına doğru uzatılan eğreti küçük köprü veya gemiye çıkmayı sağlayan merdiven: "Oturduğu yerden kalkıyor, iskele zincirine uzanan eli, iskele tabanına basan ayağı, kendini çekiyor yukarı."- Z. Selimoğlu.
3 . Vapur uğrağı olan şehir veya kasaba.
4 . İçerilerde bulunan bir yerin kendine en yakın olan deniz taşıtı uğrağı veya demir yolu durağı: "Mudanya, Bursa'nın iskelesidir."- .
5 . Yapıların dışında sıvama, boyama veya onarım için keresteden kat kat kurulan, çalışma sırasında üstüne çıkılan çatkı.
6 . Geminin sol yanı.
7 . sinema, TV (***) Işıkların yerleştirilmesi, ışıkçıların dolaşabilmesi için stüdyolarda tavana yakın yerde duvarı çepeçevre saran çıkıntı.

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KADIN Nedir?


1 . Erişkin dişi insan, zen erkek veya adam karşıtı: "Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler."- A. Ş. Hisar.
2 . Evlenmiş kız.
3 . sıfat Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan.
4 . mecaz Hizmetçi bayan.
5 . eskimiş Bayan: "Hintli kadın toplantıyı renklendirmek için herkesin kendisine bazı şeyler sormasını teklif ediyordu."- B. Felek.

KARŞI Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar.
2 . Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
3 . Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç.
4 . sıfat Bulunan yere göre önde, ileride olan: "Karşı evin kızları. Karşı mahalle."- .
5 . sıfat Karşıt, zıt, muhalif: "Karşı parti. Karşı takım."- .
6 . zarf Yüzünü bir şeye doğru çevirerek: "Bahçeye karşı oturmak."- .
7 . zarf Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar.
8 . zarf İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık.
9 . zarf -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık.

KARŞIT Nedir?

Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, °zıt, °kontrast.

KISA Nedir?


1 . Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı.
2 . Az süren, uzun olmayan: "Türk milleti en kısa zaman içinde yeni harflerle okumaya, yazmaya başladı."- E. İ. Benice.
3 . Ayrıntısı çok olmayan: "Kısa bilgi. Kısa yazı."- .
4 . isim Kısa olan şey: "Uzun lafın kısası."- .
5 . zarf Kısaca, kısaltarak: "Kısa konuştu."- .

KURA Nedir?


1 . İki veya daha çok aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kâğıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirleme, ad çekme: "Okulu bitirirken kurada Karaköse'yi çekince dağda taşta doya doya ata bineceği için seviniyordu."- N. Cumalı.
2 . Kime veya neye isabet edeceği önceden belli olmayan bir çekimle sonucu belirleme.

KURAL Nedir?


1 . Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam: "Dil bilgisi kuralları."- .
2 . Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke: "O yirmi beş yaşına kadar umumi kurallara, yargılara sığmayan bir hayat yaşamıştır."- H. E. Adıvar.

MANTI Nedir?

İçine kıyma konularak küçük bohçalar biçiminde dürülmüş hamur parçalarıyla hazırlanan yemek.

MATEMATİK Nedir?


1 . Aritmetik, cebir, geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı, riyaziye.
2 . sıfat Sayıya dayalı, mantıklı, ince hesaba bağlı: "Eski yorumcular daha ileri gitmiş, evrenin yaratılmasında ve doğanın kurallarında bile matematik bir öz bulmuşlardır."- H. Taner.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

NAMUS Nedir?


1 . Bir toplum içinde ahlak kurallarına karşı beslenen bağlılık.
2 . Dürüstlük, doğruluk.

NAMUSLU Nedir?


1 . Ahlak kurallarına uygun olarak davranan, namuskâr: "Benim babam namuslu bir vatanperverdi."- A. Gündüz.
2 . teklifsiz konuşmada Olması gerektiği gibi: "Sallanma, git bana namuslu bir kahve pişir."- M. Ş. Esendal.

NOKTA Nedir?


1 . Çok küçük boyutlarda işaret, benek.
2 . Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret.
3 . Yer: "Köşkten çıktık ve bahçenin her noktasını uzun uzun durup konuşarak dolaştık."- A. Haşim.
4 . Konu, konu ile ilgili önemli bölüm: "Genç adam, o noktada alaka uyandırıcı bir şey keşfetmiş gibiydi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Nöbetçi bulunan yer: "Orada polis noktası var."- .
6 . Nöbetçi, gözcü, bekçi: "O yokuşun başındaki küçücük karakolun her gece çıkardığı noktayı unutuyorsunuz."- Ö. Seyfettin.
7 . mecaz Sınır, derece, radde: "Savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada..."- .
8 . dil bilgisi Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.).
9 . matematik Hiçbir boyutu olmayan işaret.
10 . spor Orta nokta.

OTOMOBİL Nedir?

Motorlu, dört tekerlekli kara taşıtı: "Otomobiller, atlar, arabalar coşkun bir sel uğultusu ile geçiyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu.

ÖBÜR Nedir?


1 - "Bu" adılıyla belirtilen bir şeyden sonra olan, öteki, °diğer.
2 - (Zaman için) Önümüzdekinden bir sonraki.

SANA Nedir?

Sen zamirinin yönelme durumu.

SAPMA Nedir?


1 . Sapmak işi.
2 . fizik Serbest bir mıknatıslı iğnenin denge konumundayken gösterdiği doğrultudan geçen düşey düzlemle, bulunulan noktanın meridyen düzlemi arasındaki açı.
3 . fizik Bir ışının saydam bir biçmeden geçtikten sonraki doğrultusu arasında oluşan açı.
4 . dil bilgisi Bazı kelimelerin kurallara göre almaları gereken biçimlerden uzaklaşması durumu: Ben-ge > bene yerine bana, sen-ge > sene yerine sana olması gibi.

SAPSARI Nedir?

Her yanı sarı, çok sarı: "Yüzüm de sapsarı mı, kâğıt gibi beyaz mı? Bilmiyorum, aynaya bakmaktan çekiniyorum."- R. H. Karay.

SÖYLEMEK Nedir?


1 . Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak: "Bu konak için de yine senelerden beri aynı şeyi söylerim."- R. N. Güntekin.
2 . Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak: "Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar."- S. F. Abasıyanık.
3 . Yapılmasını istemek: "Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler."- F. R. Atay.
4 . (nsz) Türkü, şarkı vb. okumak: "Kanto söyler gibi hareketler ve taklitlerle söylediği şarkılar pek eğlenceli şeylerdi."- R. N. Güntekin.
5 . (nsz) Yazmak, düzmek: "Şiir söylemek."- .
6 . (-e) Haber vermek: "Benim burada nasıl yaşadığımı görenler gidip babama da söylerler."- A. Ş. Hisar.
7 . (-i, -e) Önceden bildirmek, tahmin etmek: "Bir değil iki tane olduğunu size söylemiştim."- R. H. Karay.
8 . (nsz), mecaz Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak: "Ne söyler bu türküler / Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler."- N. Cumalı.

ŞİMDİDEN Nedir?

İçinde bulunduğumuz zamandan başlayarak: "Şimdiden sonra bol bol görüşürüz, tavla atarız beyefendi..."- S. F. Abasıyanık.

UYGU Nedir?

İki şey arasındaki uygunluk ilkesi.

UYGUN Nedir?


1 . Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip: "Rıza Efendi'de yerine, zamanına ve konusuna uygun hikâyeler vardır."- T. Buğra.
2 . Elverişli, yarar, müsait, muvafık.
3 . mecaz Orantılı, oranlı.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAKI Nedir?

Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan, koyuca lapa: "Hardal yakısı."- .

YAKIN Nedir?


1 - (Zamanda ve yerde) Az bir ara ile ayrılmış olan.
2 - Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan.
3 - Aralarında sıkı ilgi bulunan.
4 - Benzeyen, andıran.
5 - Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan.
6 - Uzak olmayan yer.
7 - Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost ya da akraba.
8 - Uzak olmayarak.

YALAN Nedir?


1 . Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır: "Yalanı en güzel kullanmış olanlar eski şarklılardır."- A. Haşim.
2 . sıfat Uydurma.

YALNIZ Nedir?


1 . Yanında başkaları bulunmayan: "Sokaktaki yalnız çocuk."- .
2 . zarf (ya'lnız) Yanında başkaları olmayarak: "Ömrümde şehir içinde bile yalnız dolaşmaya alışmamış bir adam için bir genç kızın tek başına Avrupa seyahatine çıkışı akıl durdurucu bir şeydi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . zarf (ya'lnız) Yalnızca: "Kendisini yalnız Bombay'a kadar götürecek tren parası vardı."- F. R. Atay.
4 . bağlaç Ama: "Giderim yalnız arkadaşlarımı isterim. Güzel yalnız biraz renksiz."- .
5 . isim, ruh bilimi Toplumsal ilişkilerden yoksun veya yoksun bırakılan kişi.

YANLI Nedir?

Yandaş.

YANLIŞ Nedir?


1 . Bir kurala, bir ilkeye, bir gerçeğe uymama durumu, yanılgı, hata: "Sen hayatımdaki bir yanlışmışsın, keşke seni hiç tanımasaydım."- N. Eray.
2 . sıfat Bir kurala, bir ilkeye, bir gerçeğe uymayan, aykırı olan, hatalı: "Yanlış ve mantıksız hareketim bu suretle cezalanmalı."- A. Gündüz.
3 . zarf Hatalı bir biçimde: "Evime gitmek için, yanlış söyledim, gitmemek için vapurun kaçmasını bekliyordum."- S. F. Abasıyanık.
4 . sıfat, felsefe Biçimsel düşünme yasalarına uymayan, düşünülen şeyle uyuşmayan.

YÖNTEM Nedir?


1 . Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem, prosedür, politika.
2 . Bilimde belli bir sonuca erişmek için bir plana göre izlenen yol, metot.

ZARF Nedir?


1 . Kap, kılıf, sarma.
2 . İçine mektup veya başka kâğıtlar konulan kâğıttan kese: "Bir sabah kahvaltımı yaparken bana gösterişli bir zarf getirdiler."- A. Haşim.
3 . İçine fincan veya bardak oturtulan metal kap: "Kenarları ezik bir çift altın kahve fincanı zarfını elinde evirir çevirirdi."- R. Enis.
4 . dil bilgisi Bir fiilin, bir sıfatın veya bir zarfın anlamını zaman, yer, ölçü, nitelik, soru kavramları bakımından etkileyen kelime, belirteç: Az yaşamıştı. Geç kalınca utandı gibi.

D O R U Ğ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Doğru,

4 Harfli Kelimeler

Doğu, Doru, Ordu,

2 Harfli Kelimeler

Do, Od, Ur,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.