DİKMEK (TDK)


1 . Bir cismi dik olarak durdurmak: "Bir yere direk dikmek."- .
2 . Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek: "Boş toprağa bir koru dikseniz otuz yılda gölge verir."- F. R. Atay.
3 . (-i) Bardak, kadeh, testi vb. kapların içindekini bir çırpıda, bir solukta içmek: "Doldurmasıyla kadehini dikmesi, gözünü kırpmadan tek yudumda devirmesi bir oluyor."- A. İlhan.
4 . Beklemek için birini bir şeyin başına getirmek.
5 . Top, taş vb.ni dikine havaya atmak.
6 . Yapı kurmak, inşa etmek.
7 . spor Top vb.ni oyun alanında belirli bir yere koymak: "Oyuncu topu penaltı noktasına dikti."- . dikmek (II) -er (-i) Biçilmiş veya yırtılmış kumaş, deri, yara vb.ni iğneye geçirilmiş iplikle tutturmak: "Giysi dikmek."- .

Dikmek kelimesi baş harfi D son harfi K olan bir kelime. Başında D sonunda K olan kelimenin birinci harfi D , ikinci harfi İ , üçüncü harfi K , dördüncü harfi M , beşinci harfi E , altıncı harfi K . Başı D sonu K olan 6 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ALAN Nedir?


1 . Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha.
2 . Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran.
3 . Yüz ölçümü.
4 . Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer.
5 . mecaz Bir çalışma çevresi: "Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için, bütün toplum için yaratılır."- N. Ataç.
6 . fizik İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası: "Yer çekimi alanı. Mıknatıs alanı. Elektrik alanı."- .
7 . sinema, TV (***) Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü.
8 . spor Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha.

BARDA Nedir?


1 . Dam ustalarının kullandığı, başının bir ucu çember parçası biçiminde eğri, öbür ucu keskin çekiç.
2 . Fıçıcı keseri.

BARDAK Nedir?


1 . Su vb. şeyleri içmek için kullanılan, genellikle camdan yapılan kap: "Elim titredi, bardağı dudağımda güç tuttum."- F. R. Atay.
2 . sıfat Bu kabın alacağı miktarda olan: "Bana sadece bir büyük bardak çay getirdiler."- R. N. Güntekin.
3 . Boduç, çamçak.
4 . halk ağzında Toprak testi.

BEKLEMEK Nedir?


1 . Bir iş oluncaya, biri gelinceye değin bir yerde kalmak, durmak: "Arkadaki tramvaylar dizi olmuş, bekliyorlardı."- H. Taner.
2 . (-i) Süre tanımak, acele etmemek: "Demin orada oturdum, senin uyanma saatini bekledim."- R. H. Karay.
3 . (-i) Bir şeyi, bir kimseyi gözetmek, korumak, muhafaza etmek: "Eşyayı beklemek. Tutukluları beklemek."- .
4 . Ummak: "Nikâhtan bu kadar keramet bekleme!"- P. Safa.
5 . Karşılaşma ihtimali bulunmak: "Sabri gittikten sonra Basire, ondan gebe kalmış olmaktan korkarak bekledi."- M. Ş. Esendal.
6 . Aramak, istemek: "Bu tecrübeli deniz kurdunun muhakkak bir beklediği var."- F. F. Tülbentçi.
7 . Oyalanmak.

BELİRLİ Nedir?

Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen: "Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı."- E. Bener.

BİRİ Nedir?

ya da.

BİRİ Nedir?


1 - Bir tanesi.
2 - Bilinmeyen bir kimse.
3 - Olumsuz nitelik gösteren bir tamlayanla, kendisinden küçümsemeyle söz eden kimse.

BİTKİ Nedir?

Bulunduğu yere kökleriyle tutunup gelişen, döl veren ve hayatını tamamladıktan sonra kuruyarak varlığı sona eren, yosun, ot, ağaç vb. canlıların genel adı, nebat.

ÇIRPI Nedir?


1 . Dal, budak kırpıntısı: "Bir çırpıya benzeyen kolunu sol tarafta bir yere uzattı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Boyalı ve gergin bir sicimi yay gibi çekip bırakmak yoluyla çizgi çizme: "Çırpı vurmak."- .
3 . Çok zayıf.

DERİ Nedir?


1 . İnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten: "Bütün kemikleri, ince bir deri altında birer birer sayılıyordu."- P. Safa.
2 . sıfat Bu tabakadan yapılmış: "Üstünde yine o siyah deri pardösüsü, kolunda siyah deri çantası."- N. Cumalı.
3 . İşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu.
4 . Soyulmadan yenen yemişlerin ince kabuğu veya soyulan yemişlerde kabuk altındaki zar.

DEVİR Nedir?


1 - Dönme, dönüş, dönü.
2 - Dolaşma, °tur.
3 - Aktarılma.
4 - Bir malın iyeliğini ya da bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme.
5 - Bir görevin, bir kimseden bir başkasına geçmesi.
6 - Sürekli ve düzenli değişme, çevrim.
7 - Bir devinim, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılan başka devinimlerden oluştuğunda devinimlerin her biri ya da bunların yapılması için geçen her zaman aralığı, °periyot.

DİKİNE Nedir?


1 . Dikey olarak, diklemesine: "Alnı da bir enlemesine, bir dikine kırış kırış oluyordu."- T. Buğra.
2 . mecaz İnadına.

DİKME Nedir?


1 . Dikmek işi.
2 . Ahşap yapılarda pencere ve kapı yanlarına dikilen direklerden her biri.
3 . mecaz Bir evde aileyi sürdürecek olan tek çocuk.
4 . halk ağzında Ağaç, direk.
5 . halk ağzında Fidan, yeni dikilmiş fidan.
6 . denizcilik Yük kaldırmakta kullanılan bir direkli maçuna.
7 . matematik Dikey olan doğru veya düzlem, amut.

DİKMEK Nedir?


1 . Bir cismi dik olarak durdurmak: "Bir yere direk dikmek."- .
2 . Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek: "Boş toprağa bir koru dikseniz otuz yılda gölge verir."- F. R. Atay.
3 . (-i) Bardak, kadeh, testi vb. kapların içindekini bir çırpıda, bir solukta içmek: "Doldurmasıyla kadehini dikmesi, gözünü kırpmadan tek yudumda devirmesi bir oluyor."- A. İlhan.
4 . Beklemek için birini bir şeyin başına getirmek.
5 . Top, taş vb.ni dikine havaya atmak.
6 . Yapı kurmak, inşa etmek.
7 . spor Top vb.ni oyun alanında belirli bir yere koymak: "Oyuncu topu penaltı noktasına dikti."- . dikmek (II) -er (-i) Biçilmiş veya yırtılmış kumaş, deri, yara vb.ni iğneye geçirilmiş iplikle tutturmak: "Giysi dikmek."- .

DİKMEK Nedir?


1 - Bir cismi dik olarak durdurmak.
2 - Yetiştirmek için bir bitkiyi toprağa yerleştirmek.

DİKSE Nedir?

Ağaçsız yerlerde, kuş yakalamak için üstüne ökse yerleştirilen ağaç.

DİREK Nedir?


1 . Ağaçtan veya demirden yapılan uzun ve kalın destek: "Kayıkçı yelkeni açmak için ilkin direği yerine oturtmalıdır."- S. Birsel.
2 . Sütun.

DURDURMAK Nedir?

Durmasını sağlamak: "Elini kaldırarak otobüsü durdurdu."- R. N. Güntekin.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

GETİRMEK Nedir?


1 . Gelmesini sağlamak: "Dün bir deri bir kemik hâlinde eve getirip bırakmışlar."- R. N. Güntekin.
2 . (-de) Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak.
3 . (-i) Erişmek veya eriştiğini sanmak: "Baharı getirdik."- .
4 . (nsz) İleri sürmek: "Örnek getirmek."- .
5 . (nsz) Sebep olmak, ortaya çıkarmak: "Bu rüzgâr kar getirir."- .
6 . (-i) İletmek, bildirmek: "Bir zabit nefes nefese şu haberi getirdi."- O. S. Orhon.
7 . (nsz) Sağlamak: "Haftada bir cuma günleri işleyen küçük bir kahve ayda ne kadar gelir getirirse."- Ö. Seyfettin.
8 . Bir makama atamak veya seçmek.
9 . (yardımcı fiil) Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar: "Ateh getirmek. Nedamet getirmek."- .

GÖLGE Nedir?


1 . Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık: "Etrafına gölge salmayan, yemiş vermeyen hangi kütük baltadan kurtulur?"- H. E. Adıvar.
2 . Güneş ışınlarından korunacak yer: "Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin."- M. Ş. Esendal.
3 . Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet: "Pencereden dışarıya bir gölge çıktı, arkasından seğirttiler."- A. Gündüz.
4 . Resimde bir şekli cisimlendirmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk.
5 . Röfle.
6 . Yetkisi olmadığı hâlde etkili olan: "Gölge başkan. Gölge kabine."- .
7 . mecaz Birinin yanından hiç ayrılmayan kimse.
8 . mecaz Koruma, kayırma himaye: "Onun gölgesi altında yaşıyor."- .

HAVAYA Nedir?

boşuna, sonuçsuz olarak.

İÇİNDE Nedir?


1 . Süresince, zarfında: "Bu yarım saat içinde evde neler geçti?"- Y. Z. Ortaç.
2 . Ortamında: "Dünya atom çağında, biz hâlâ medeniyet kavgası içindeyiz."- F. R. Atay.
3 . ... ile dolu bir biçimde: "Yüzü kırışık içinde."- .

İÇME Nedir?


1 . İçmek işi: "Lokantaya bir iki kadeh rakı içmeye giderdi."- A. Ş. Hisar.
2 . İçinde birtakım mineraller ve tuzlar bulunan, suyu ilaç olarak ve çoğunlukla iç sürdürmek için içilen kaynak, içmece.

İÇMEK Nedir?


1 - Bir sıvıyı ağza alıp yutmak.
2 - Sigara, nargile vb. nin dumanını içe çekmek.
3 - (Bir şey bir sıvıyı) içine çekmek, emmek.
4 - İçki kullanmak.

İĞNE Nedir?


1 . Dikiş dikmeye yarayan, ince, ucu sivri, bir ucunda iplik geçecek deliği bulunan çelik araç.
2 . İki şeyi birbirine tutturmaya yarar ince, uzun, ucu sivri, metal araç: "Çengelli iğne. Toplu iğne."- .
3 . Toplu iğnenin süs olarak kullanılan, iri başlı, renkli bir türü.
4 . Genellikle kadınların süs olarak elbiselerinin göğüs, yaka vb. yerlerine taktıkları süs eşyası.
5 . Bazı araçların ucu sivri parçaları: "Pusula iğnesi."- .
6 . Bazı böceklerin kendilerini savunmak için kullandıkları organ: "Arının iğnesi. Akrebin iğnesi."- .
7 . Oltanın ucundaki küçük çengel.
8 . mecaz Dokunaklı söz.
9 . bitki bilimi Bitkilerde yumurtacıkla tepecik arasındaki sapçık.
10 . tıp (***) Kas veya damar yoluyla vücuda sıvı bir ilacı basınçla vermek için kullanılan bir tür pompa, şırınga, enjektör. 1
1 . tıp (***) Zerk yolu ile vücuda verilen ilaç: "Hekim hastaya hap yerine iğne verdi."- . 1
2 . tıp (***) Vücuda bu yolla ilaç verme işi, enjeksiyon: "Eczacının yaptığı bir adrenalin iğnesinden sonra gözlerini açtı."- H. Taner.

İLHAN Nedir?


1 . İmparator.
2 . İran Moğollarında hükümdarın unvanı.

İNŞA Nedir?


1 . Yapı kurma, yapı yapma, kurma: "Köprü inşası."- .
2 . edebiyat Düz yazı veya şiir kaleme alma, yazıya dökme.
3 . edebiyat Düz yazı.

İPLİK Nedir?


1 . Pamuk, keten, yün, ipek, naylon vb. dokuma maddelerinin uzun, ince liflerinden her biri.
2 . Bu liflerin birlikte bükülmüş ve çekilmiş durumu: "İpek ipliği. Pamuk ipliği."- .
3 . Fasulye, bakla vb. sebzelerin veya bazı meyvelerin lifi.

KADEH Nedir?


1 . İçki içmeye yarayan ayaklı bardak: "Şimdi kadehleri masaya diziyordu."- R. H. Karay.
2 . sıfat Bu bardağın alabileceği miktarda olan.

KIRPMA Nedir?

Kırpmak işi.

KORU Nedir?

Bakımlı küçük orman: "Arkamda çam korularının parça parça neftîleştirdiği yeşil bir dağ."- R. H. Karay.

KOYMA Nedir?

Koymak işi.

KOYMAK Nedir?


1 - Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.
2 - Eklemek, katmak.
3 - (Bedeni) Bir yere yerleştirmek, dokunmak.
4 - (Bir kimseyi, hayvanı) Bir yere kapatmak.
5 - Bir kimseyi bir kimseye bırakmak, emanet etmek.
6 - Bırakmak, terk etmek.
7 - Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.
8 - Bırakmak.
9 - (Para için) Biriktirmek; yatırmak.
10 - (İmza, tarih, adres) Yazmak. 1
1 - Uyulması gereken kuralları saptamak, ortaya çıkarmak. 1
2 - Etkilemek, dokunmak. 1
3 - (Bütçede) Bir şey ya da kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. 1
4 - Pişmesi, ısınması için yemeği vb.'yi ocağın üzerine yerleştirmek. 1
5 - Bir kimseyi bir şey yerine koymak, onu öyle görmek.

KUMA Nedir?

Aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı, ortak: "Bir sene onunla dağlarda dolaşmış, anamın üstüne kuma getirmiş."- H. E. Adıvar.

KUMAŞ Nedir?


1 . Pamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma: "Her şey, esvap ve eşya Bursa'da dokunan ipek kumaşlardan yapılmıştır."- F. R. Atay.
2 . mecaz Varlığı ve kişiliği oluşturan nitelik veya malzeme.

KURMA Nedir?


1 . Kurmak işi.
2 . sıfat Prefabrik: "Kurma ev."- .

KURMAK Nedir?


1 - Bir şeyin oluşmasına yardım eden parçaları birleştirerek tüm durumuna getirmek, °monte etmek.
2 - Dik durmasını sağlamak, dikmek, germek.
3 - Hazırlamak.
4 - (Yaylı, zemberekli şeylerde) Yayı ya da zembereği germek.
5 - Gereken koşulları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak.
6 - (Etkisi ve önemi geniş, sürekli şeyler için) Meydana getirmek, °tesis etmek.
7 - Yapmak, °inşa etmek.
8 - Yapmak, oluşturmak.
9 - Ortaklık sağlamak.
10 - Belli bir işte beraber çalışacak kimseleri belirlemek. 1
1 - Bir araya getirmek, toplamak. 1
2 - Gizlice hazırlamak, tasarlamak. 1
3 - Düşünmek. 1
4 - Aklına koymak. 1
5 - Zihinde büyütmek. 1
6 - Bir kimseyi dedikodu ya da telkinlerle başkasına karşı öfkelendirmek. 1
7 - Sağlamak, oluşturmak.

NOKTA Nedir?


1 . Çok küçük boyutlarda işaret, benek.
2 . Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret.
3 . Yer: "Köşkten çıktık ve bahçenin her noktasını uzun uzun durup konuşarak dolaştık."- A. Haşim.
4 . Konu, konu ile ilgili önemli bölüm: "Genç adam, o noktada alaka uyandırıcı bir şey keşfetmiş gibiydi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Nöbetçi bulunan yer: "Orada polis noktası var."- .
6 . Nöbetçi, gözcü, bekçi: "O yokuşun başındaki küçücük karakolun her gece çıkardığı noktayı unutuyorsunuz."- Ö. Seyfettin.
7 . mecaz Sınır, derece, radde: "Savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada..."- .
8 . dil bilgisi Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.).
9 . matematik Hiçbir boyutu olmayan işaret.
10 . spor Orta nokta.

OTUZ Nedir?


1 . Yirmi dokuzdan sonra gelen sayının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 30, XXX rakamlarının adı.
3 . sıfat, matematik Üç kere on, yirmi dokuzdan bir artık.

OYUN Nedir?


1 . Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence: "Tenis, tavla, dama, çelik çomak, bale oyundur."- .
2 . Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa.
3 . Şaşkınlık uyandırıcı hüner: "Hokkabazın oyunu. Cambazın oyunu."- .
4 . Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi.
5 . Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Zeybek oyunu."- . "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar.
6 . Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.
7 . Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma: "Olimpiyat oyunları. Akdeniz oyunları."- .
8 . spor Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket.
9 . spor Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç.
10 . mecaz Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner.

PENALTI Nedir?


1 . Ceza atışı: "En tutulmaz penaltıları çeler ama bazen de bakarsın bacak arasından en olmayacak golleri yerdi."- H. Taner.
2 . Elemeli futbol maçlarının sonrasındaki eşitlik durumlarında takımların birbirlerine üstünlük sağlamaları için rakip kaleye en az beşer kez yaptığı vuruş.

SOLUK Nedir?


1 . Akciğerlere çekilen, akciğerlerden atılan hava, nefes: "Kalp gitgide hafiflemekteydi ve soluklarda hafif bir hışıltı başlamıştı."- R. N. Güntekin.
2 . Ciğerlere hava alıp verme.
3 . mecaz Tarz: "Gençler dergimize yeni bir soluk getirdiler."- .

SPOR Nedir?


1 . Kişisel veya toplu yarışlar biçiminde yapılan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü.
2 . sıfat Kullanışı rahat, kolay olan: "Hiç değilse spor bir ceket ister şöyle."- H. Taner.

TESTİ Nedir?


1 . Geniş gövdeli, dar boğazlı, emzikli veya emziksiz olabilen, toprak, cam, metal vb. maddelerden yapılan su kabı: "Kamış duvarlı yığın yığın evler, tüten dumanlar, başlarında testilerle sudan dönen kızlar gördük."- R. H. Karay.
2 . sıfat Bu kabın alabileceği miktarda olan.

TOPU Nedir?

Hepsi: "Sarf edilen gayretlerin topu, halkımıza turizmin önemini, yararlarını belletmeye yönelmiş görünüyor."- N. Cumalı.

TUTTURMA Nedir?

Tutturmak işi.

TUTTURMAK Nedir?


1 . Tutmasını sağlamak.
2 . (nsz) Bir işe başlayıp sürdürmek, bir şeyi yapmakta olmak: "Urumeli Hisarı'na oturmuşum / Oturmuş da bir türkü tutturmuşum."- O. V. Kanık.
3 . (nsz) Aklına koyup direnmek, ısrar etmek: "Sakal diye tutturmuş, başka laf dinlemiyor."- M. Ş. Esendal.
4 . (-i, -e) Çivi, toplu iğne, çengelli iğne vb. ile iliştirmek, bağlamak.
5 . (nsz) Hedefe vardırmak, değdirmek, isabet ettirmek: "Taşı fırlattı ama tutturamadı."- Halikarnas Balıkçısı.
6 . (-i) Takip etmek: "Geldiği yolu tutturup gene tek başına mahalle kahvesinin kapısı önüne kadar geldi."- M. Ş. Esendal.

VERİ Nedir?


1 . Bir araştırmanın, bir tartışmanın, bir muhakemenin temeli olan ana öge, muta, done: "İstatistik veriler."- .
2 . Bir sanat eserine veya bir edebî esere temel olan ana ilkeler: "Bir romanın verileri."- .
3 . Bilgi, data.
4 . matematik Bir problemde bilinen, belirtilmiş anlatımlardan bilinmeyeni bulmaya yarayan şey.
5 . bilişim Olgu, kavram veya komutların, iletişim, yorum ve işlem için elverişli biçimli gösterimi.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAPI Nedir?


1 . Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina.
2 . Yapılmakta olan konut, yol, köprü vb. inşaat, konstrüksiyon.
3 . Yapma, oluşturma, ortaya konulma, meydana getirme: "Kırıkkale yapısı bir tabanca."- .
4 . Canlı bir varlığın ruh veya beden özelliklerinin tümü, bünye, strüktür: "Yapısı sağlam, güzel bir erkekti."- Y. Z. Ortaç.
5 . Bütünün bir araya getirilişinde uyulan dizge, strüktür: "Dil yapısı. Cümle yapısı."- .
6 . felsefe Ögeleriyle somut bağımlılığı olan bütün.
7 . toplum bilimi Parçaları ve ögeleri arasında yasaya uygunluk, durağan bağlar ve karşılıklı ilişkiler bulunan dizge veya bütün, strüktür.

YARA Nedir?


1 . Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik: "Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım."- R. H. Karay.
2 . Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık: "Geminin omurgasındaki yara."- .
3 . mecaz Dert, üzüntü, acı: "Bu yarayı deşmeyin."- .

YERLEŞTİRME Nedir?


1 . Yerleştirmek işi: "Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasi partiler kurulamaz."- Anayasa.
2 . Yurtlandırma, iskân.

YERLEŞTİRMEK Nedir?


1 . Yerleşmesini sağlamak: "Düven tahtasının altına çakmak taşlarını yerleştiriyordu."- C. Uçuk.
2 . Yerine koymak: "Dışarıdaki pencereden veriyor, bu da raflara yerleştiriyor."- M. Ş. Esendal.
3 . mecaz Tokat, şamar vurmak: "Herife bir tokat yahut bir yumruk yerleştiremediğine bile yandı durdu."- P. Safa.
4 . mecaz Söz veya cevabı tam sırasında söylemek.

YETİŞTİRMEK Nedir?


1 . Birini, bir şeyi gitmekte veya gitmek üzere olan bir kimse veya şeye ulaştırmak, ulaşmasını sağlamak.
2 . Vaktinde hazır olmasını sağlamak, tamamlamak, bitirmek: "Kitabı önümüzdeki aya yetiştireceğim."- .
3 . Birini gerekli bir iş için tam zamanında bir yere götürmek: "Hastayı doktora yetiştirmek."- .
4 . (nsz) Üretmek, büyütmek, geliştirmek: "Evlerinin bahçesinde bir iki elma, erik ağacı yetiştirirler."- N. Cumalı.
5 . İletmek, duyurmak: "Müjdeyi komşu hanımlara yetiştirmeye koşmuştu."- H. F. Ozansoy.
6 . Sağlayıp vermek: "Sigara yakmak isteyenlere kibrit yetiştirir."- H. Taner.
7 . (-i) Yetmesini sağlamak: "Cephemiz susuz, kuru ekmek ve benzini güç yetiştiriyoruz."- F. R. Atay.
8 . (-e), mecaz Söylenmemesi gereken bir şeyi hemen söylemek: "Hiç kalır mı? Ertesi gün valiye yetiştirdiler."- M. Ş. Esendal.
9 . (-i), mecaz Çocuğun gelişip büyümesine özen göstermek: "Munise'yi güzel ahlaklı bir kadın olarak yetiştirecektim."- R. N. Güntekin.
10 . (-i), mecaz Eğitim, öğrenim sağlamak.

YUDUM Nedir?

Sıvı içiminde ağza alınan miktar.

D E K K M İ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

6 Harfli Kelimeler

Dikmek,

5 Harfli Kelimeler

Dikme, Kemik, Mekik,

4 Harfli Kelimeler

Edik, Edim, Ekim, Emik, Kedi, Mide,

3 Harfli Kelimeler

Dek, Dem, Dik, Edi, İde, Kek, Kem, Kik, Kim,

2 Harfli Kelimeler

De, Ek, Em, İm, Ke, Ki, Me, Mi,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.