DELİK (TDK)


1 . Dar, küçük açıklık: "İğne deliği. Burun deliği."- .
2 . Dar, küçük çukur: "Küçük çocuk, kulübenin kenarına yığılmış taşlardan yukarıda bir deliğe sıkışmıştı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Küçük hayvan yuvası: "Fare deliği."- .
4 . sıfat Delinmiş olan: "Hangi evden istedilerse gittim, dama çıktım, akan delik kiremidi buldum, yerine sağlam kiremit koydum."- H. S. Tanrıöver.
5 . argo Cezaevi.

Delik kelimesi baş harfi D son harfi K olan bir kelime. Başında D sonunda K olan kelimenin birinci harfi D , ikinci harfi E , üçüncü harfi L , dördüncü harfi İ , beşinci harfi K . Başı D sonu K olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AÇIKLIK Nedir?


1 . Açık olma durumu, aleniyet.
2 . Uzaklık, mesafe.
3 . Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer.
4 . Boş ve geniş yer, meydanlık.
5 . Bir yerin uzaklara kadar bakılabilecek ve bakanın içinde ferahlık doğuracak durumda olması: "Kırlardaki açıklık insanı dinlendirir."- .
6 . Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu: "Demokrasi bir açıklık rejimidir."- .
7 . edebiyat Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh: "Reşat Nuri'nin anlatımında açıklık vardır."- .
8 . fizik Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.

ARGO Nedir?


1 . Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin kullanıldığı söz veya deyim.
2 . Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların kullandığı özel dil veya söz dağarcığı, jargon.
3 . mecaz Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.

BURUN Nedir?


1 - Alınla üstdudak arasında bulunan, çıkıntılı, kemik; kıkırdak, kas ve deriden oluşmuş koku alma ve solunum organı.
2 - Kimi şeylerin ön ve sivri bölümü.
3 - Karanın özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü.
4 - Koku alma yetisi.
5 - Kibir, büyüklenme, çalım.

CEZA Nedir?


1 . Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.
2 . hukuk Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım: "... kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."- Anayasa.

CEZAEVİ Nedir?

Hükümlülerin, içinde tutuldukları yapı, °hapishane, °mahpushane.

ÇIKTI Nedir?


1 . Üretim sonucu ortaya çıkan ürün, girdi karşıtı.
2 . Artık: "Sanayi çıktısı."- .
3 . bilişim Bilgisayarda yazılan bir metnin kâğıda dökülmüş biçimi, print.
4 . Mezuniyet belgesi.

ÇOCUK Nedir?


1 . Küçük yaştaki oğlan veya kız: "Çocuğun bir sütninesi vardı."- R. H. Karay.
2 . Soy bakımından oğul veya kız, evlat: "Anası olacak bir kadın çocuğu omuzundan yakalamış."- B. R. Eyuboğlu.
3 . Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak: "Çocuk köşeyi dönerken ana arkasından su içmeye gitti."- B. R. Eyuboğlu.
4 . Genç erkek.
5 . mecaz Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi.
6 . mecaz Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse: "Otuz yaşında ama hâlâ çocuk."- .
7 . mecaz Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

ÇUKUR Nedir?


1 - Çevresine göre aşağı çökmüş olan (yer).
2 - Çene ve yanaktaki gamze.
3 - Sin, °mezar.

DAMA Nedir?

Karelere ayrılmış zemin üzerinde on altı taşla iki kişi arasında oynanan oyun: "Gürültüsüz oyun isterseniz gelin damaya."- M. A. Ersoy.

DELİ Nedir?


1 . Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun.
2 . Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.): "Bu deli öfkeyi kime veya nelere, bir namlu gibi çevireceğini bilemiyordu."- T. Buğra.
3 . mecaz Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın: "Ben delinin biriyim, ateşe girerim."- F. R. Atay.

DELİK Nedir?


1 . Dar, küçük açıklık: "İğne deliği. Burun deliği."- .
2 . Dar, küçük çukur: "Küçük çocuk, kulübenin kenarına yığılmış taşlardan yukarıda bir deliğe sıkışmıştı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Küçük hayvan yuvası: "Fare deliği."- .
4 . sıfat Delinmiş olan: "Hangi evden istedilerse gittim, dama çıktım, akan delik kiremidi buldum, yerine sağlam kiremit koydum."- H. S. Tanrıöver.
5 . argo Cezaevi.

HAYVAN Nedir?


1 . Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık: "İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi."- F. R. Atay.
2 . sıfat, mecaz Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).
3 . hakaret yollu Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.
4 . halk ağzında At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık: "Zavallı hayvan bir saattir yüz okkadan fazla bir yükü sürüklüyordu."- Ö. Seyfettin.

KENAR Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka: "O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi."- O. V. Kanık.
2 . Bir şeyi çevreleyen çizgi.
3 . Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri: "Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade."- .
4 . Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer: "Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar."- M. Ş. Esendal.
5 . Yan.
6 . matematik Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri: "Bir üçgenin kenarları."- .

KİREMİT Nedir?

Çatıları örtmekte kullanılan, yan yana dizilerek suyu aşağıya geçirmeden dışarı akıtacak biçimde yapılmış, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha: "En fakir köyler taştandır ve üstü kiremittir."- F. R. Atay.

KULÜBE Nedir?


1 . Kerpiç, saman veya ağaçtan yapılmış küçük, basit, ilkel ev: "Ahırların öteki yamacında bir bahçıvan kulübesi vardı."- S. F. Abasıyanık.
2 . Bir yeri beklemekle görevli kimsenin içinde bulunduğu küçük barınak: "Nöbetçi kulübesi."- .
3 . Hayvanlar için yapılmış barınak: "Köpek kulübesi."- .
4 . mecaz Alçak gönüllülük göstermek amacıyla "ev" anlamında kullanılan bir söz.

KÜÇÜK Nedir?


1 . Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse.
2 . Küçük abdest.
3 . sıfat Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı: "Bir aralık başımın üstünde kartaldan küçük, atmacadan büyük yırtıcı kuşlardan birinin döndüğünü gördüm."- M. Ş. Esendal.
4 . sıfat Yaşı daha az olan: "Ortanca ve küçük ablalar ... beni, arabanın beklediği sokağa indirdiler."- R. N. Güntekin.
5 . sıfat Niceliği az olan: "Kimseden en küçük bir alaka görmüyordum."- S. F. Abasıyanık.
6 . sıfat Niteliği aşağı olan, bayağı: "Küçük adam."- .
7 . sıfat Geri aşamada: "Küçük bir memur."- .
8 . sıfat Değersiz, önemsiz: "Bu iyi temiz, sıhhatli, küçük insanların uykusu bambaşka bir şey."- S. F. Abasıyanık.
9 . sıfat Kısık, parlak olmayan (ses): "Küçük, tatlı bir sesle kovboy şarkıları söyledi."- R. H. Karay.

OLAN Nedir?


1 - olmak eyleminin şimdiki zaman ortacı.
2 - ad tamlaması belirtileni durumunda bulunan bir addan sonra getirildiğinde o adın sıfatı değerinde bir birleşik oluşturur.

SAĞLAM Nedir?


1 . Dayanıklı, kolay bozulmaz, yıkılmaz, stabil: "En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı."- F. R. Atay.
2 . Zarar görmemiş, bozulmamış: "Bütün eşya sağlam."- .
3 . Sakatlık veya hastalığı bulunmayan, sağlıklı, sıhhatli: "Kendisi uzun boylu, sağlam, orta yaşlı bir adamdır; ama yıprandığını söylüyor."- M. Ş. Esendal.
4 . Güvenilir: "Sağlam iş. Sağlam para."- .
5 . Gerçek, inanılır bir temeli olan: "Böyle sağlam adı nereden bulacaksın."- M. Ş. Esendal.
6 . zarf, halk ağzında (sa'ğlam) Her hâlde, muhakkak: "Sağlam bu gece perilere karıştım gitti."- H. R. Gürpınar.

SIFAT Nedir?


1 - Bir kimsenin görev, ödev, toplumsal ya da hukuksal bakımdan yeri ve özelliği.
2 - Yüz, kılık ve dış görünüş.
3 - Bir adı, nitelik, nicelik, yer, sıra vb. bakımından niteleyen, belirten sözcük, önad.

SIKI Nedir?


1 . Dar: "Sıkı bir kemer."- .
2 . İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan: "Sıkı bir denk."- .
3 . Zorlu, güçlü ve etkili: "En sıkı ve katı bir merkeziyet sistemi, bugün diğer faaliyet merkezlerini bloke edebilir."- B. Felek.
4 . Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan: "Ankaralılarla münasebetlerinde her zaman sıkı bir ahlak ve seviye kontrolüne tabi tutuldu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı.
6 . Yoğun: "Samsun'a geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğimi bildirdim."- Atatürk.
7 . Cimri.
8 . zarf Sıkıca, iyice: "Sıkı giyinmek."- .
9 . isim Disiplin.
10 . isim Zorlayıcı durum: "Sıkıya gelmemek. Sıkıyı görünce kaçtı."- . 1
1 . isim Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü: "İlk sıkıyı babam attı."- S. Kocagöz. 1
2 . Güçlü ve çabuk, hızlı: "Karabalçıklı çiftliği, kasabadan sıkı yürüyüşle bir saat çeker."- R. N. Güntekin.

TANRI Nedir?

Çok tanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri, ilah. Birleşik Sözler çok tanrılı http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=çok tanrılı&EskiSoz=tanrı&GeriDon=2 neden tanrıcı http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=neden tanrıcı&EskiSoz=tanrı&GeriDon=2 Tanrı (II) özel, isim, din b. (***) Kâinatta var olan her şeyi yaratan, koruyan, tek ve yüce varlık, Yaradan, Allah, Rab, İlah, Mevla, Halik, Hüda, Hu, Oğan.

YERİNE Nedir?


1 . Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere: "Bana haftalık yerine gündelik ver."- R. N. Güntekin.
2 . Başkasının adına: "Nitekim o gün eksiltmeye kendi yerine onu yollamıştı."- H. Taner.
3 . isim, edebiyat Alegori.

YUKARI Nedir?


1 . Bir şeyin üst bölümü, fevk, aşağı karşıtı.
2 . mecaz Yetkili kimse: "Emir yukarıdan, çaresiz kaldık."- .
3 . sıfat Benzerleri arasında üstte bulunan: "Yukarı kat."- .
4 . sıfat, mecaz Aşama, sınıf, makam bakımından ileride olan: "O bizden yukarı sınıftandı."- .
5 . zarf Üst tarafa, üstteki kata, üste, yükseğe, yukarıya: "Yukarı, kocasının odasına çıktı."- M. Ş. Esendal.

YUVA Nedir?


1 . Kuşların ve başka hayvanların barınmak, yumurtlamak, kuluçkaya yatmak, yavrularını büyütmek veya yavrulamak için türlü şeylerden yaptıkları ve türlü biçimlerde hazırladıkları barınak: "O zamanlar ... mezarlıkların serviliklerine gizlenen eski bülbül yuvaları meşhurdu."- A. Ş. Hisar.
2 . Genellikle ailenin oturduğu ev: "İnsanın kendi yuvasından daha sıcak ... ve samimi; hiçbir yer olmazdı."- S. F. Abasıyanık.
3 . İki buçukla dört yaş arası çocukların bakıldığı, okul öncesi eğitim kurumu.
4 . Kimsesizlere veya yoksullara yardım etmek ve onları barındırmak amacıyla açılan yer.
5 . Bir şeyin içinde yerleşmiş olduğu veya yerleştirildiği oyuk: "Diş yuvası. Kilit yuvası."- .
6 . mecaz Bazı kötü nitelikli kimselerin çok bulunduğu, toplandığı yer: "Hırsız yuvası."- .
7 . mecaz Bir şeyin öğretildiği yer: "İrfan yuvası."- .
8 . mecaz Bir şeyin çok bulunduğu yer: "Bu oda böcek yuvası."- .

D E K L İ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Delik, Dikel, Dilek,

4 Harfli Kelimeler

Deli, Delk, Edik, Ekli, Elik, İlke, Kedi, Kile,

3 Harfli Kelimeler

Dek, Dik, Dil, Edi, Elk, İde, İle, İlk, Kel, Kil,

2 Harfli Kelimeler

De, Ek, El, İl, Ke, Ki, Le,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.