DAĞITMAK (TDK)


1 . Toplu durumda bulunanları birbirinden uzaklaştırmak veya ayırmak: "Düşman ordusunu çil yavrusu gibi dağıtırlardı."- Y. K. Beyatlı.
2 . (nsz) Belli bir orana göre bölüştürmek, pay etmek, tevzi etmek: "Muhacir kümeleri arasında ekmek dağıtmakla uğraşan yaşlıca bir adama seslendi."- P. Safa.
3 . Herhangi bir şeyi ayrı ayrı kimselere vermek.
4 . Bir şeyin veya bir yerin düzenini bozmak: "Odayı dağıtmak. Kâğıtları dağıtmak."- .
5 . Güçlü bir vuruşla büyük bir zarara yol açmak: "Bir yumrukta beynini dağıttı."- .
6 . (nsz) İletmek, ulaştırmak: "Selamlar dağıtarak telaşsız ve yorgun bana doğru yürüyordu."- R. H. Karay.
7 . mecaz Bir topluluğun varlığına son vermek, feshetmek: "Kooperatifi dağıttılar."- .
8 . mecaz Kurulu bir düzeni bozmak.
9 . mecaz Etkisini, gücünü azaltmak, gidermek.
10 . (nsz), mecaz Ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek. 1
1 . (nsz), argo Değişik sebeplerle kendini koyuvermek, beklenmedik davranışlarda bulunmak.

Dağıtmak kelimesi baş harfi D son harfi K olan bir kelime. Başında D sonunda K olan kelimenin birinci harfi D , ikinci harfi A , üçüncü harfi Ğ , dördüncü harfi I , beşinci harfi T , altıncı harfi M , yedinci harfi A , sekizinci harfi K . Başı D sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AÇMA Nedir?


1 . Açmak işi.
2 . Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
3 . Bir çeşit susamsız, kalınca, yağlı çörek.

ADAM Nedir?


1 . İnsan.
2 . Erkek kişi, kadın karşıtı: "İyi bir adam isterse, babası da verirse varacak."- M. Ş. Esendal.
3 . Birinin yanında ve işinde bulunan kimse: "Kendisi gayet kibirli, öfkeli olduğu için hizmetçileri ve adamları korkarlar."- K. Tahir.
4 . Birinin yararlandığı, kullandığı kimse: "Hemen hepsi para çevrelerinin adamlarıydı."- C. Meriç.
5 . Birinin sözünü dinleyen, nazını çeken kimse, kayırıcı: "O benim adamımdır, hiçbir ricamı geri çevirmez."- .
6 . Görevli kimse: "Artık şunları toplatsak, dedi, kavasa söyleseniz de bir adam buluverse."- R. H. Karay.
7 . İyi huylu, güvenilir kimse: "Amcam, güngörmüş bir adamdı."- R. N. Güntekin.
8 . Bir alanda derin bilgisi olan kimse: "Bir sanatçının, bilim adamının düşünmek için bol zamana ihtiyacı vardır."- H. Taner.
9 . Bir alanı benimseyen kimse.
10 . ünlem Bir şeyin önemsenmediği anlatılmak istendiğinde kullanılan söz: "Adam, vazgeç!"- . 1
1 . halk ağzında Eş, koca.

ARGO Nedir?


1 . Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin kullanıldığı söz veya deyim.
2 . Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların kullandığı özel dil veya söz dağarcığı, jargon.
3 . mecaz Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.

AYIRMA Nedir?

Ayırmak işi: "Yapılabilecek şeylerle yapılamayacakları daha ilk anda ayırmasını biliyordu."- T. Buğra.

AYIRMAK Nedir?


1 . Bölmek: "Elmayı dörde ayırmak."- .
2 . (-e, -den) Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak: "Çocuklara pastadan biraz ayırdım."- .
3 . Bir yeri bir engelle bölmek.
4 . (-den) Birbirinden uzaklaştırmak.
5 . (-i) Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek.
6 . (-den, -e) Seçmek: "Günün fıkralarından bu kitaba ayırdıklarım pek azdır."- F. R. Atay.
7 . (-i, -den) İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak: "Karıyı kocasından ayırmak."- .
8 . (-i, -den) Farklı davranmak, fark gözetmek: "Çocuklarımın hepsini aynı derecede severim, onları hiç birbirinden ayırır mıyım?"- .
9 . Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek: "Odayı çocuklara ayırmak."- .

AZALTMAK Nedir?


1 . Az denecek bir miktara indirmek: "İlk işleri kullandıkları renkleri azaltmak oluyor."- B. R. Eyuboğlu.
2 . Eskisinden az bir duruma getirmek, kırmak.
3 . Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek: "Aspirin baş ağrımı azalttı."- .

BANA Nedir?

Ben zamirinin yönelme durumu ekli biçimi.

BELLİ Nedir?

Beli olan: "Hani sen benim gibi ince belli sarışınları severdin?"- N. Araz. Birleşik Sözler karınca belli http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=karınca belli&EskiSoz=belli&GeriDon=2 belli (II) sıfat
1 . Bilinmedik bir yanı olmayan, malum: "Hâlimiz, vaktimiz sizce belli."- H. R. Gürpınar.
2 . Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr: "Kıyafetinden söyleyeceği şeyin ciddiyeti belli."- Ö. Seyfettin.
3 . Belirli, muayyen: "Belli toplumsal evreler ve iktisadi çevrelerdeki şiir biçimi olan aruz ..."- S. Birsel.

BİLME Nedir?


1 . Bilmek işi.
2 . felsefe Bir şeyin ne olduğunun bilincine varma.
3 . felsefe Bilgi edinmenin gaye ve sonucu.

BİRBİRİ Nedir?


1 - Karşılıklı olarak biri ötekini, öteki de onu.
2 - Biri diğerinin yanı sıra, ardından.

BOZMA Nedir?


1 . Bozmak işi.
2 . sıfat Biçimi ve kullanılışı değiştirilmiş: "Büyükçe bir ahırdan bozma sinema salonu hâlâ gübre kokuyordu."- E. Bener.

BOZMAK Nedir?


1 - Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek.
2 - Bir yerin, bir şeyin düzenini bozmak, karıştırmak.
3 - Sağlığına dokunmak, zarar vermek.
4 - (Soyut şeyler için) Kötü duruma getirmek.
5 - Geçersiz bir duruma getirmek.
6 - Bir ilişkiyi, bağı koparmak.
7 - Büyük parayı ufak birimlere ayırmak.
8 - Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak ya da sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek.
9 - Bozguna uğratmak, yenmek, ºmağlup etmek.
10 - Altını paraya çevirmek, bozdurmak. 1
1 - Bağ ya da bostanın son ürününü toplamak. 1
2 - Kızlığını, bakireliğini gidermek. 1
3 - Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. 1
4 - Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. 1
5 - Bırakmak, dağıtmak.

BÖLÜ Nedir?


1 - Bölme işlemini gösteren ÷ iminin okunuşu, °taksim; a ÷ b anlatımı, "a bölü b" diye okunur.
2 - Bir bayağı kesrin gösterilişinde pay ile payda arasına konulan yatay çizginin okunuşu; a / b kesri "a bölü b" diye okunur.

BÖLÜŞ Nedir?

Bölme işi: "Sağdan sola taksim etmiş örgüsün / Onar onar bölüşünü sevdiğim."- Ruhsati.

BÖLÜŞTÜRMEK Nedir?

Bölüşme işini yaptırmak.

BULUNMAK Nedir?


1 . Bulma işine konu olmak: "Yerde para bulundu."- .
2 . (-de) Herhangi bir durumda olmak: "Hayırlı bir işe yardımda bulunmuş oluyorsunuz."- R. H. Karay.
3 . (-de) Bir yerde olmak: "İçinde bulunduğumuz tarihte Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu."- Atatürk.

BÜYÜK Nedir?


1 . Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı: "Büyük ağaçların altında, gazinoya doğru gidiyoruz."- Y. Z. Ortaç.
2 . Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram): "Büyük bir cevap sıkıntısı geçirdikten sonra itiraf etti."- P. Safa.
3 . Niceliği çok olan: "Benim büyük kalabalıklara karşı ürkekliğim vardır."- R. N. Güntekin.
4 . Üstün niteliği olan: "Molière büyük adammış, yeryüzüne gelmiş kişilerin en büyüklerinden biri."- N. Ataç.
5 . Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş: "Büyüklerin yanında sesim çıkmazdı."- S. F. Abasıyanık.
6 . Önemli: "Ömrünün tek ve büyük oyunu bitmişti."- T. Buğra.

DAĞITMAK Nedir?


1 . Toplu durumda bulunanları birbirinden uzaklaştırmak veya ayırmak: "Düşman ordusunu çil yavrusu gibi dağıtırlardı."- Y. K. Beyatlı.
2 . (nsz) Belli bir orana göre bölüştürmek, pay etmek, tevzi etmek: "Muhacir kümeleri arasında ekmek dağıtmakla uğraşan yaşlıca bir adama seslendi."- P. Safa.
3 . Herhangi bir şeyi ayrı ayrı kimselere vermek.
4 . Bir şeyin veya bir yerin düzenini bozmak: "Odayı dağıtmak. Kâğıtları dağıtmak."- .
5 . Güçlü bir vuruşla büyük bir zarara yol açmak: "Bir yumrukta beynini dağıttı."- .
6 . (nsz) İletmek, ulaştırmak: "Selamlar dağıtarak telaşsız ve yorgun bana doğru yürüyordu."- R. H. Karay.
7 . mecaz Bir topluluğun varlığına son vermek, feshetmek: "Kooperatifi dağıttılar."- .
8 . mecaz Kurulu bir düzeni bozmak.
9 . mecaz Etkisini, gücünü azaltmak, gidermek.
10 . (nsz), mecaz Ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek. 1
1 . (nsz), argo Değişik sebeplerle kendini koyuvermek, beklenmedik davranışlarda bulunmak.

DAVRANIŞ Nedir?


1 . Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket: "Düşünceleri, davranışları bana ters gelen biriyle bir arada oturamam elbet!"- N. Cumalı.
2 . felsefe Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.
3 . ruh bilimi Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü.

DEĞİŞİK Nedir?


1 . Değiştirilmiş, muaddel: "Yasanın değişik onuncu maddesi gereğince..."- .
2 . Alışılmışın dışında bir özelliği bulunan: "Değişik bir oda takımı."- .
3 . Çeşitli, farklı: "Değişik renkler."- .
4 . isim, halk ağzında Yedek iç çamaşırı, giyecek: "Hiç değişiğim kalmadı."- .
5 . isim, halk ağzında Çok hastalık geçirerek gelişmemiş çocuk.

DOĞRU Nedir?


1 . Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
2 . Gerçek, yalan olmayan: "Doğru haber."- .
3 . Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur."- A. Gündüz.
4 . isim Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz."- N. Ataç.
5 . isim, matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir."- .
6 . zarf Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde: "Çocuk doğru okudu."- .
7 . zarf Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
8 . zarf Yakın, yakınlarında: "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu."- F. R. Atay.
9 . edat Karşı yönünce: "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü."- S. F. Abasıyanık.
10 . mecaz Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

DÜZE Nedir?

Doz.

DÜZEN Nedir?


1 . Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem.
2 . Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept.
3 . Yerleştirme, tertip: "Evin en bozuk düzeninde bile hastalığa mahsus birtakım aletler vardır."- R. N. Güntekin.
4 . Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim.
5 . mecaz Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo.
6 . mecaz Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo.
7 . mecaz Dolap, hile: "Hile, düzen dağarcığından elbette yeni bir şey bulup çıkaracak."- E. E. Talu.
8 . müzik Müzik aletlerinde ses ayarı, akort.
9 . toplum bilimi Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri: "Orta hâlli ailelerin kurduğu bu düzende herkesin bacası tüten, kapısı çalınan bir evi var."- N. Meriç.
10 . halk ağzında Alet edevat takımı. 1
1 . halk ağzında Bez dokuma tezgâhı.

EKMEK Nedir?


1 . Tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılan yiyecek, nan, nanıaziz: "Odayı, tatlı, sıcak bir kızarmış ekmek kokusu bürümüş."- Y. Z. Ortaç.
2 . mecaz İnsanı geçindirecek iş, kazanç: "Biz iyi kötü tiyatroya bağlamışız ekmeğimizi."- N. Cumalı.
3 . halk ağzında Yemek, aş: "Ekmeği bizde yiyelim mi? Allah ne verdiyse."- T. Buğra.

ETKİ Nedir?


1 . Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner.
2 . Bir etken veya bir sebebin sonucu: "Tokadın etkisi kötü oldu."- .
3 . mecaz Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

FESHETME Nedir?

Feshetmek işi.

FESHETMEK Nedir?


1 . Verilmiş bir yargıyı kaldırmak, bozmak.
2 . Kapatmak, dağıtmak.

GEÇME Nedir?


1 . Geçmek işi, mürur.
2 . Birbirinin içine geçirilerek tutturulan iki şeyden birinde bulunan çıkıntılı parça.
3 . sıfat Çakılmış, yapıştırılmış veya lehimlenmiş olmayıp gereğinde sökülebilecek biçimde parçaları birbirine takılıp kenetlenmiş olan: "Geçme çerçeve."- .

GEÇMEK Nedir?


1 - Bir yerden başka bir yere gitmek.
2 - Bir yandan girip öte yandan çıkmak.
3 - Yol olarak kullanmak.
4 - [(Bir şey) Kafasından, yüreğinden, gözlerinden vb. geçmek] Kısa bir anortaya çıkmak.
5 - (Bir duruma) Uğramak, konu olmak.
6 - Bırakmak, vazgeçmek.
7 - Yaşamak.
8 - Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak.
9 - Olmak, vuku bulmak, °cereyan etmek.
10 - (Hastalık için) Bulatmak, °sirayet etmek. 1
1 - Herhangi bir durum, soyaçekim yoluyla birinde görünmek. 1
2 - Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. 1
3 - Yerini bırakıp başka yer almak. 1
4 - Bir konu üzerinde ya da bir yerde çalışmış, yetişmiş olmak. 1
5 - Etkilemek, işlemek. 1
6 - Görev almak. 1
7 - Kalmak, devrolmak. 1
8 - Geride bırakmak, aşmak. 1
9 - Tükenmek, bitmek, sona ermek.
20 - Üstünlük sağlamak. 2
1 - Söylemeden ya da bitirmeden atlamak. 2
2 - (Zaman için) Aşmak, geride bırakmak, harcamak. 2
3 - (Belli bir zaman) Sona ermek, bitmek. 2
4 - Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak ya da söylemek. 2
5 - Birinden meşk etmek. 2
6 - Sönmek. 2
7 - Bir madde durum, düzey değiştirmek. 2
8 - Yazılmak, girmek. 2
9 - Sürümü olmak, satılmak.
30 - Konuşmada ya da basında sözü edilmek. 3
1 - Yürürlükte bulunmak, geçerli olmak, tedavülde olmak. 3
2 - Okulda, sınavda başarı göstermek. 3
3 - Bir yere gidip oturmak. 3
4 - (Yol ya da akarsu için) Bir yerin yakınından ya da içinden gitmek. 3
5 - Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak, bozulmak. 3
6 - Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. 3
7 - Kimi sözcüklerle birleşik eylem yapar. 3
8 - İyileşmek. 3
9 - Fırsat yitirilmek.

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

GİDER Nedir?


1 . Bir iş için harcanan paranın bütünü, masraf: "Böylece temizleyici giderlerinden tasarruf ettiklerini sanırım."- H. Taner.
2 . Binalarda ortak kullanımla ilgili atık suların merkezî kanalizasyona iletilmesini sağlayan boru hattı.
3 . ekonomi Gelecekte sağlanacak değerler karşılığı yapılan harcamalar.

GİDERME Nedir?

Gidermek işi.

GİDERMEK Nedir?


1 . Ortadan kaldırmak, yok etmek: "Vapur sorar, yol öğrenir, merakımızı gideririz."- S. F. Abasıyanık.
2 . Dindirmek.

GÖRE Nedir?


1 . Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince: "... günün modasına göre taranmış saçlarıyla güzel bir kadın başı uzandı bahçeye."- N. Cumalı.
2 . Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran: "Bilginlerin dediğine göre on milyona yakın Türk yurt değiştirdi."- N. Araz.

GÜCÜ Nedir?

Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

GÜCÜN Nedir?


1 . Dara dar.
2 . Güçlükle, ancak, zorla.

GÜÇLÜ Nedir?


1 . Gücü olan, kuvvetli, yavuz: "Hele kendini güçlü hissederse tetik ol, basbayağı saldırganlaşır."- A. İlhan.
2 . Şiddeti çok olan.
3 . mecaz Etkisi, önemi büyük olan, sözü geçer, forslu.
4 . mecaz Nitelikleri ile etki yaratan, etkili: "Kitabında ne kadar güçlü ve üslup sahibi bir yazar olduğunu belgeler."- H. Taner.

HERHANGİ Nedir?

Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

İLETME Nedir?

İletmek işi.

İLETMEK Nedir?


1 . Götürmek, ulaştırmak, nakletmek, geçirmek: "Bunların tek kaygıları gördüklerini, duyduklarını okurlara iletmektir."- S. Birsel.
2 . fizik Elektrik akımı, ısı, gaz vb.ni bir yerden başka bir yere götürmek.

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KENDİ Nedir?


1 . İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat.
2 . Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatan bir söz: "Kendisi gelsin. Kendimiz görmeliyiz."- .
3 . Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirten bir söz: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek.
4 . "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılan bir söz: "Kendileri evde yoklar mı?"- .

KENDİNDEN Nedir?

Kendi aklından, kendi kendine: "Biliyor da mı söylüyor yoksa kendinden mi uyduruyor?"- M. Ş. Esendal.

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

KOYU Nedir?


1 . Yoğunluğundan dolayı güç akan, sulu karşıtı: "Koyu pekmez. Koyu süt."- .
2 . Rengi açık olmayan, daha belirgin, açık karşıtı: "Oturduğu yerden Boğaziçi'nin koyu mavi gecesinde bir balıkçı kayığı kayıp gidiyordu."- H. E. Adıvar.
3 . bilişim Yazı karakterinin daha belirgin olarak yazılmış biçimi.
4 . mecaz Aşırı (davranış, düşünce vb.): "Daha eski zamanda koyu bir Türkçe taraftarıymış."- A. Ş. Hisar.
5 . mecaz Derin, hararetli: "Koyu bir sohbet."- .

KOYUVERMEK Nedir?


1 - Salmak, serbest bırakmak.
2 - Oluruna bırakmak.

KURULU Nedir?

Kurulmuş olan, yerleşmiş, oturmuş: "Herkes kendini damlara, kurulu cibinliklerin içine atardı."- B. Günel.

KÜME Nedir?


1 . Tümsek biçimindeki yığın.
2 . Birbirine benzer veya aynı cinsten olan şeylerin oluşturduğu bütün, takım, öbek, grup: "Tarla kuşları Mustafa'nın sabanı altından yeni kurtulmuş olan kaba çığır üzerine kümeyle konarak buldukları tohumlara gaga çalmakta idiler."- N. Nâzım.
3 . Tomar.
4 . eğitim bilimi Bir sınıfta öğrencilerin, belli bir eğitim ve öğretim amacıyla bir süre için oluşturdukları takım veya öbek.
5 . spor Takımların durum ve nitelikleri göz önünde bulundurularak belli sayıdaki takımdan oluşturulan topluluk, lig.
6 . spor Koşularda, kendiliğinden oluşan yarışçı gruplarının her biri.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

ORAN Nedir?


1 . Büyüklük, nicelik, derece bakımından iki şey arasında veya parça ile bütün arasında bulunan bağıntı, nispet, rasyo: "Dini, dili ne olursa olsun her insan doğup büyüdüğü, ekmeğini kazandığı toprak üstünde korkusuz, güven altında yaşadığı oranda kendini mutlu duyuyordu."- N. Cumalı.
2 . İki şeyin birbirini tutması, karşılıklı uygunluk, tenasüp.
3 . Akıl yoluyla gerçeğe yakın olduğuna inanılarak verilen yargı, tahmin.
4 . matematik İki büyüklük, iki nicelik arasındaki bağıntı: "Üçün sekize oranı."- .

ORDU Nedir?


1 . Bir devletin silahlı kuvvetlerinin tümü: "Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi / Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi."- Y. K. Beyatlı.
2 . Bu topluluğun başlıca bölümlerinden her biri: "Dördüncü Ordu Karargâhına gidiş, artık bir mabede çıkılıyor gibi baş döndürür."- F. R. Atay.
3 . Amaç, nitelik vb. yönlerden benzeyen insanların bütünü.
4 . Çok sayıda insan, kalabalık.

SAFA Nedir?

bakınız sefa.

SEBEP Nedir?

Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey: "Aynayı kırmamın hiçbir sebebi yoktur."- S. F. Abasıyanık.

TELAŞSIZ Nedir?


1 . Telaş etmeyen, telaş göstermeyen, soğukkanlı: "Sonra telaşsız, emin adımlarla sinemaya doğru yürüdü."- H. Taner.
2 . zarf Soğukkanlılıkla, şaşırmadan: "Suları hiç telaşsız ama motor gibi kulaçlamaya başladı."- H. Taner.

TEVZİ Nedir?

Dağıtma, üleştirme.

TOPLU Nedir?


1 . Topu olan: "Toplu tabanca."- .
2 . Hepsi bir arada bulunan, toplanmış: "Yol, toplu yaşamanın doğurduğu bir gereksinmeyi karşılamak için yapılır."- N. Cumalı.
3 . Birlikte yapılan, kombine.
4 . Düzenlenmiş, dağınık olmayan: "Toplu bir oda."- .
5 . Topunu, tamamını, bütününü içine alan: "Toplu bir bakış."- .
6 . Vücutça dolgun.

UĞRA Nedir?

Yufka açılırken hamurun tahtaya yapışmaması için serpilen kalın un.

UĞRAŞ Nedir?


1 . Bir insanın yaptığı iş veya meslek, iş güç, meşguliyet.
2 . Bir kimsenin kendi isteğiyle seçerek ve zevk alarak yaptığı iş, iş güç, meşguliyet.
3 . Bir güçlüğü yenmek için gösterilen sürekli çaba, mücadele.

ULAŞTIRMA Nedir?


1 . Ulaştırmak işi.
2 . İnsanların, malların, haberlerin ulaşmasını sağlayan işlerin ve araçların tümü, münakalat: "Ulaştırma Bakanlığı."- .
3 . askerlik Orduda malzeme ve personel taşıma işlerini sağlayan sınıf.

ULAŞTIRMAK Nedir?

Ulaşmasını sağlamak.

UZAKLAŞTIRMAK Nedir?


1 . Uzağa götürmek: "Seni filan yere elçi göndermeye hatta seni bir müddet buradan uzaklaştırmaya karar verdik."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Çıkarmak, ayırmak: "Apaçık bir yalanla kızı yanından uzaklaştırıyordu."- H. R. Gürpınar.
3 . mecaz Yabancılaştırmak, ilgisiz bırakmak: "Sen onu bozmak, işten uzaklaştırmak, züppeleştirmek için bilmezlikle elinden geleni yaptın."- M. Ş. Esendal.

VERME Nedir?

Vermek işi: "İşitilen sözler, görülen tavırlar, beğenilen düşünceler Şinasi Bey'e yeni fikirler vermeye başladı."- M. Ş. Esendal.

VERMEK Nedir?


1 - (Üzerinde ya da yakınında olan bir şeyi) Birisine eriştirmek, iletmek.
2 - Bırakmak ya da bağışlamak.
3 - Ondan bilmek °atfetmek.
4 - (Düşünce ya da bilgi anlatan şeyler için) Başkalarına iletmek, bildirmek.
5 - Döndürmek, çevirmek, yöneltmek.
6 - Herhangi bir duruma yol açmak.
7 - (Eğlenceli toplantı) Düzenlemek, konuk çağırıp ağırlamak.
8 - (Sanatçı) Topluluk önünde sanatını göstermek, °icra etmek.
9 - Satmak.
10 - Biriyle evlendirmek. 1
1 - (-i) Ödemek. 1
2 - Yaymak. 1
3 - Ürün üretmek. 1
4 - Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. 1
5 - Tümünü herhangi bir duruma sokmak. 1
6 - Sahip olmasını sağlamak. 1
7 - (Bir şey üzerinde) Etki yapmak, biçimini değiştirmek. 1
8 - Saptamak, tespit etmek. 1
9 - Kazandırmak, katmak.
20 - Ayırmak, harcamak. 2
1 - Dayamak. 2
2 - Kök ya da gövdeleri sonuna -e (-a) ulaç eki almış eylemsilerle tezlikbildirir. 2
3 - Dilek bildiren birleşik eylemler yapar.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

VURU Nedir?

Kalbin, gevşeyip kasılmasından ileri gelen kımıldanışı, vuruş.

VURUŞ Nedir?


1 . Vurma işi: "Bazen kalbinin hafif ve sık çarpıntıları arasında ansızın tokmak gibi vuruşlar var."- P. Safa.
2 . müzik Bir ölçüyü oluşturan eşit sürelerden her biri, darp: "İki vuruşu olan ölçü."- .
3 . teknik Bir kuvvetin etkileme süresi ile şiddetinin çarpımından çıkarılan nicelik.

YAŞLICA Nedir?

Biraz yaşlı olan: "Yaşlıca bir erkekle biraz paytakça bir kadın ağır ağır yürüyorlardı."- A. Gündüz.

YAVRU Nedir?


1 . Yeni doğmuş hayvan veya insan: "Kedi yavrusu. Kuş yavrusu."- .
2 . Çocuk, evlat: "O zaman gördü ki küçük çocuk, memleketlisi minimini yavru ağlıyor."- R. H. Karay.
3 . mecaz Bir şeyin küçüğü: "Ev, bodrumu, tavan arası ve iki katıyla tam bir konak yavrusudur."- T. Buğra.
4 . argo Güzel, alımlı genç kız.

YORGUN Nedir?

Çalışma vb. sebeplerle beden veya zihin etkinliği yavaşlayan, yorulmuş olan: "Gurbetten gelmişim yorgunum hancı / Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş."- B. S. Erdoğan.

YUMRU Nedir?


1 . Yuvarlak, şişkin şey: "Alnında bir yumru var."- .
2 . Sap, kök veya dallarda bulunan, yedek besin taşıyan şişkin madde: "Patates nişastalı bir yumrudur."- .
3 . tıp (***) Genellikle derinin içine gömülü, yuvarlak ve sert oluşum, nod.
4 . sıfat Şişkin, kabarık, yuvarlak biçimli: "Yumru yanaklı bir çocuk."- .
5 . sıfat Eğri büğrü, çarpık, engebeli, yamru yumru.

YUMRUK Nedir?


1 . Parmakların kapanmasıyla elin aldığı biçim: "Dişlerini kilitleyerek iki yumruğunu havada salladı."- P. Safa.
2 . Elin bu biçimiyle yapılan vuruş: "Bir karış mesafeden inecek yumrukla, bir metre mesafeden çakılacak yumruğun tesirleri arasında büyük fark vardır."- A. Gündüz.
3 . mecaz Baskı: "Düşman yumruğu altında."- .

ZARAR Nedir?

Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat: "Aldığı günlerde iyi para getiren oteli zararla kapatmaya başlamışlar."- M. Ş. Esendal.

A A D I K M T Ğ Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Dağıtmak,

7 Harfli Kelimeler

Dağıtma,

6 Harfli Kelimeler

Akıtma, Tıkama,

5 Harfli Kelimeler

Adamı, Ağmak, Atmak, Atmık, Damak, Damat, Kağıt, Katım, Katma, Makat, Makta, Tadım, Takım, Takma, Tıkma,

4 Harfli Kelimeler

Adak, Adam, Adım, Ağda, Ağım, Ağıt, Ağma, Akım, Akma, Atak, Atık, Atım, Atkı, Atma, Dama, Data, Kadı, Kama, Katı, Kıta, Taam, Taka, Takı,

3 Harfli Kelimeler

Ada, Ağa, Ağı, Aka, Akı, Ama, Ata, Dağ, Dam, Kam, Kat, Kığ, Kıt, Mat, Tak, Tam, Tığ, Tık,

2 Harfli Kelimeler

Ad, Ağ, Ak, Am, At, Ta,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.