BOŞALMAK (TDK)


1 . Boş duruma gelmek, içinde bir şey kalmamak, inhilal etmek.
2 . Dışarıya akmak, dökülmek.
3 . Gevşemek, açılmak: "Sicim gitgide boşalıyor, gemi hafif yana yatarak pupa gidiyordu."- S. F. Abasıyanık.
4 . mecaz Derdini, sıkıntısını birine anlatarak ferahlamak, deşarj olmak: "Derdimle öyle dolmuş ki boşalmadan evine gidemeyecek."- Y. Z. Ortaç.
5 . Hayvan, bağından kurtulmak.

Boşalmak kelimesi baş harfi B son harfi K olan bir kelime. Başında B sonunda K olan kelimenin birinci harfi B , ikinci harfi O , üçüncü harfi Ş , dördüncü harfi A , beşinci harfi L , altıncı harfi M , yedinci harfi A , sekizinci harfi K . Başı B sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AÇILMA Nedir?


1 . Açılmak işi.
2 . Çatlama.
3 . sinema, TV (***) Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
4 . spor Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.

AÇILMAK Nedir?


1 . Açma işine konu olmak: "Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz."- Anayasa.
2 . Renk koyuluğunu yitirmek: "Perdenin rengi açıldı."- .
3 . Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak: "Ateşi düşünce hasta açıldı."- .
4 . (-e) Deniz aracı kıyıdan uzaklaşmak: "... Türk korsan gemileri, engin denizlere açılmışlardı."- F. F. Tülbentçi.
5 . Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak.
6 . Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak.
7 . İşini gereğinden veya götürebileceğinden geniş tutmak: "Fazla açıldığı için iflas etti."- .
8 . Genişlemek, bollaşmak: "Ayakkabısı açıldı."- .
9 . Delinmek, yırtılmak: "Pantolonun dizleri açıldı."- .
10 . Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek: "Belki hava açılıyor."- R. H. Karay. 1
1 . Gereken güce ulaşmak: "Araç uzun yolda açıldı, hızı arttı."- . 1
2 . (-e) Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek: "Hiç kimseye açılmayarak yaşadığım bu altı ay beni bitirdi."- P. Safa. 1
3 . (-e) Kapı, yol vb. geçit vermek: "Yol açılmış, biriken vasıtalar sel hâlinde akmaya başlamıştı."- H. Taner. 1
4 . Yüzerken kıyıdan uzaklaşmak: "Ben yüzerken biraz fazla açıldım, kendimi Vardar'ın kuvvetli bir akıntısına kaptırdım."- Y. K. Beyatlı. 1
5 . mecaz Ayrıntıya girmek.

AKMA Nedir?


1 . Akmak işi.
2 . halk ağzında Reçine, çam sakızı, akındırık.

AKMAK Nedir?


1 - (Sıvı maddeler ya da çok ince taneli katı maddeler için) Bir yerden başka bir yere doğru gitmek.
2 - (Bu gibi maddeler) Aşağıya, yere düşmek.
3 - (Sıvı bir madde için) Bir yerden çıkmak.
4 - (Bir kap ya da bir yer) İçindeki ya da üstündeki sıvıyı sızdırmak.
5 - Çabucak savuşmak; ortadan kaybolmak.
6 - Art arda ve toplu olarak gitmek.
7 - (Kumaş için) Yıpranıp iplikleri erimeye başlamak.
8 - (Zaman için) Çabuk geçmek.
9 - (Para vb. için) Bol bol gelmek, gitmek.
10 - (Boya için) Birbirine karışmak ya da ıslanıp erimek.

BAĞI Nedir?

Büyü.

BAĞIN Nedir?

İnşaatta veya kazı sırasında toprağın çökmesini önlemek için yerleştirilen parça veya dayak.

BİRİ Nedir?

ya da.

BİRİ Nedir?


1 - Bir tanesi.
2 - Bilinmeyen bir kimse.
3 - Olumsuz nitelik gösteren bir tamlayanla, kendisinden küçümsemeyle söz eden kimse.

BOŞALMA Nedir?


1 . Boşalmak işi, inhilal: "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması hâlinde, ara seçime gidilir."- Anayasa.
2 . mecaz Derdini birine açarak ferahlama, rahatlama, deşarj.
3 . fizik Elektrik yükünün başka bir iletkene geçişi veya sıfıra düşmesi, deşarj.

DEŞARJ Nedir?


1 . Boşalma.
2 . mecaz Rahatlama.

DIŞARI Nedir?


1 . Dış çevre, dış yer, hariç, içeri karşıtı: "Dışarıda yağmur yağıyor."- S. F. Abasıyanık.
2 . Kişinin konutundan ayrı olan yer: "Dışarıda, çocuklar birdirbir oynamaya dalmışlardı."- A. İlhan.
3 . Yurt dışı: "Dışarıyla iyi geçiniyorduk, Yunanlılarla az kalsın birleşecek kadar sıkı fıkı idik."- B. Felek.
4 . zarf Dışa, dış çevreye: "Artık komutanlardan başka hiç kimse dışarı çıkmazdı."- A. İlhan.

DOLMUŞ Nedir?


1 . Boş yeri kalmamış, meşbu.
2 . isim Yolcu taşımaya yarayan kayık, motor, otomobil, minibüs vb. küçük taşıt: "En iyisi ben buradan bir dolmuşa binip eve gideyim."- Ç. Altan.

DÖKÜLMEK Nedir?


1 . Dökme işi yapılmak veya dökme işine konu olmak: "Tepesinden saçları bir hayli dökülmüştü."- S. F. Abasıyanık.
2 . Kumaş dökümlü olmak.
3 . Bir işi, bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik olmak.
4 . (-e) Düşmek: "Bizim motor ikiye bölünüp suya döküldüğümüzde, dört kişiydik."- Z. Selimoğlu.
5 . Çıkmak, ortaya konulmak: "Âdeta düşünmeksizin kaleminden masal sahnelerine benzeyen dağ, dere, uçurum resimleri dökülüyordu."- R. N. Güntekin.
6 . Kaplamak, yayılmak: "Duvarlar, bütün ışıkları yutuyor, halkın üstüne bir toprak rengi dökülüyor."- M. Ş. Esendal.
7 . (-e) Salınmak, serbest bırakılmak: "Saçlarını arkaya atıp ensesine dökülen buklelerini kabarttı."- H. Taner.
8 . (-e), mecaz Kır, sokak vb. yerlerde insanlar çokça birikmek: "Bahar o sene erken gelmiş, herkes tarlalara dökülmüştü."- S. F. Abasıyanık.
9 . mecaz Çok eskimiş olmak, değerini ve güzelliğini yitirmek: "Yaşayan, var olan her şey eskiyip dökülecek."- B. R. Eyuboğlu.
10 . mecaz Çok yorgun, hasta olmak: "Erkek arıların takatleri kesilmeye başlar, bir bir dökülür, ölür giderler."- T. Buğra. 1
1 . coğrafya Akarsular, göl veya denize akmak.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

EVİN Nedir?


1 . Bir şeyin içindeki öz, lüp.
2 . Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü, habbe.

FERAH Nedir?

Kalp, gönül, iç vb.nin sıkıntısız, tasasız olma durumu: "Bugün başım ne kadar dinç, gönlüm ne kadar ferah."- O. C. Kaygılı.

FERAHLAMA Nedir?

Ferah duruma gelme.

FERAHLAMAK Nedir?


1 . Genişlemek, açılmak.
2 . Serinlemek.
3 . İç açıcı duruma gelmek: "Ortadaki masa kaldırılınca oda ferahladı."- .
4 . Sıkıntısı, tasası dağılmak: "Geçer hepsi geçer elbet / Daralmış gönüller ferahlar."- B. Necatigil.

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GEMİ Nedir?

Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine: "Yük gemisi. Savaş gemisi."- .

GEVŞEME Nedir?


1 . Gevşemek işi, relaks.
2 . mecaz İsteğin, çabanın, ciddiyetin azalması: "Vicdan hürriyetine değil, ahlak gevşemesine şahit oluyoruz."- H. C. Yalçın.
3 . biyoloji Kalbin atmasında kasılmadan sonra gelen dinlenme ve içine kan dolma dönemi.
4 . ekonomi Para piyasasında değer yitimi: "Uluslararası piyasalarda doların gevşemesi iç piyasalara yansıdı."- .
5 . ruh bilimi Gerilen kasların veya öfke, kaygı, korku vb. coşkularla artan ruhsal gerilimin normal duruma gelmesi.
6 . spor Gerilmiş vücut bölümlerinin, direnci olmadan kendi ağırlıklarıyla, bazı hareketlerle yeniden kendi durumuna gelmesi, gerilme karşıtı.

GEVŞEMEK Nedir?


1 . Sertlik ve gerginliği bozulmak: "Kar kalkmış, hava açmış, ayaz gevşemişti."- A. Gündüz.
2 . Çözülmek: "Boynuna dolanan kolları gevşedi."- .
3 . mecaz Yumuşamak, yatışmak, sakinleşmek: "Poker lafını işitmesin, eli ayağı gevşiyor."- A. İlhan.
4 . argo Sevmek, hoşlanmak.
5 . ekonomi Para piyasasında değer yitirmek.

GİDİ Nedir?


1 . Azarlama sözü: "Seni gidi seni!"- .
2 . Bir şeye duyulan özlem ve isteği belirtmek için kullanılan bir söz: "Hey gidi günler hey! Hey gidi gençlik hey!"- .
3 . sıfat, halk ağzında Ahlaksız, pezevenk.

GİTGİDE Nedir?

Zaman ilerledikçe, giderek, gittikçe, ileride: "Adem Ağaya gitgide bir çekingenlik geldi."- F. R. Atay.

HAFİF Nedir?


1 . Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı.
2 . Güç veya yorucu olmayan, kolay: "Hafif bir iş."- .
3 . Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa: "Hafif bir kadın."- .
4 . Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek): "Onlar da akşam yemeğini pek hafif yerlerdi."- S. F. Abasıyanık.
5 . Kalınlığı veya yoğunluğu az olan: "Dışarıda yanan lambanın aydınlığıyla burası hafif bir karanlık içindeydi."- M. Ş. Esendal.
6 . Etkisi az olan, sert karşıtı: "Hafif bir içki."- .
7 . Önemli olmayan: "Hafif bir ceza."- .
8 . Çabuk uyanılan (uyku): "Uykusu çok hafiftir."- .
9 . Çok dik olmayan (sırt, yokuş): "Hafif bir meyilden indik."- H. R. Gürpınar.
10 . Gücü az olan, belli belirsiz: "Kaskatı kesilmiş vücudu, suyun hafif akıntısına uyarak yavaş yavaş uzaklaştı."- R. N. Güntekin. 1
1 . Sıkıntısız, ferah, rahat: "Kendimi bugün çok hafif hissediyorum."- .

HAYVAN Nedir?


1 . Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık: "İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi."- F. R. Atay.
2 . sıfat, mecaz Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).
3 . hakaret yollu Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.
4 . halk ağzında At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık: "Zavallı hayvan bir saattir yüz okkadan fazla bir yükü sürüklüyordu."- Ö. Seyfettin.

İÇİNDE Nedir?


1 . Süresince, zarfında: "Bu yarım saat içinde evde neler geçti?"- Y. Z. Ortaç.
2 . Ortamında: "Dünya atom çağında, biz hâlâ medeniyet kavgası içindeyiz."- F. R. Atay.
3 . ... ile dolu bir biçimde: "Yüzü kırışık içinde."- .

KALMA Nedir?


1 . Kalmak işi: "Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak."- T. Uyar.
2 . sıfat Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan: "Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk"- Ö. Seyfettin.

KURTULMA Nedir?

Kurtulmak işi: "Öyle ya, hasta olduklarını bilseler bu hastalıktan kurtulmaya çalışmazlar mı?"- O. V. Kanık.

KURTULMAK Nedir?


1 . Tehlikeli veya kötü bir durumu atlatmak: "Beni musluğa götüren namuslu polisler kurtulduğumu görünce sevindiler."- A. Gündüz.
2 . (-den) İstenmeyen, sıkıntı veren, hoşlanılmayan bir kimseden, bir yerden, bir durumdan uzaklaşmak: "Kayıtsızlıktan, tembellikten, gerilikten kurtulmak için inanmak lazım."- O. S. Orhon.
3 . (-den) Bir şey bulunduğu veya bağlı olduğu yerden ayrılmak: "Yüksek dallardaki fazla olgun, ballı şeftaliler, saplarından kurtularak dolgun, yumuşak bir sesle yerlere, çimenler içine durmamacasına yavaş yavaş dökülürdü."- R. H. Karay.
4 . Bağını koparıp kaçmak: "At kurtulmuş."- .
5 . mecaz Doğurmak: "Kadın sabaha karşı kurtulmuş."- .

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

ORTA Nedir?


1 . Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer: "Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre: "Yılın ortası. Haftanın ortası. Günün ortası. Kışın ortası."- .
3 . Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm: "Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler."- Ö. Seyfettin.
4 . Ne uzun ne kısa, midi.
5 . Ne büyük ne küçük, midi.
6 . İyi ile kötü arasındaki durum.
7 . Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece: "Orta ile geçti."- .
8 . Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.
9 . sıfat Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.
10 . sıfat Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan: "Hademe orta bölmeyi açmak üzere koştu."- R. H. Karay. 1
1 . sıfat İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. 1
2 . fizik Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. 1
3 . matematik Orantı. 1
4 . spor Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş: "Aut çizgisinden nefis bir orta..."- H. Taner. 1
5 . tarih Yeniçeri Ocağında tabur.

ORTAÇ Nedir?

Sıfat-fiil.

ÖYLE Nedir?


1 . Onun gibi olan, ona benzer: "Ben öyle bir şey demedim."- R. H. Karay.
2 . zarf O yolda, o biçimde, o tarzda: "... öyle tembel tembel salınışları, birdenbire öyle bir duruşları, arkalarına bir bakışları var ki insanı çileden çıkarıyor."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . zarf (ö'yle) O denli, o kadar, o derece: "Bugünlerde biraz üzüntü içindeysen de kasavetlenmeyesin öyle."- O. C. Kaygılı.
4 . ünlem İçinde "ne, nasıl" vb. sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatan bir söz: "O ne biçim iş öyle! O nasıl hayvan öyle!"- .

PUPA Nedir?

Geminin arkası, kıç: "Öyle bir denizci ki rüzgârı pupasından aldı mı deniz atı gibi gidiyor düşmanın üzerine."- Z. Selimoğlu.

SIKI Nedir?


1 . Dar: "Sıkı bir kemer."- .
2 . İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan: "Sıkı bir denk."- .
3 . Zorlu, güçlü ve etkili: "En sıkı ve katı bir merkeziyet sistemi, bugün diğer faaliyet merkezlerini bloke edebilir."- B. Felek.
4 . Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan: "Ankaralılarla münasebetlerinde her zaman sıkı bir ahlak ve seviye kontrolüne tabi tutuldu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı.
6 . Yoğun: "Samsun'a geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğimi bildirdim."- Atatürk.
7 . Cimri.
8 . zarf Sıkıca, iyice: "Sıkı giyinmek."- .
9 . isim Disiplin.
10 . isim Zorlayıcı durum: "Sıkıya gelmemek. Sıkıyı görünce kaçtı."- . 1
1 . isim Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü: "İlk sıkıyı babam attı."- S. Kocagöz. 1
2 . Güçlü ve çabuk, hızlı: "Karabalçıklı çiftliği, kasabadan sıkı yürüyüşle bir saat çeker."- R. N. Güntekin.

SIKINTI Nedir?


1 . İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet: "İçinin sıkıntısını mümkün mertebe gizlemeye çalışarak, dereden tepeden konuşarak oyalandı."- P. Safa.
2 . Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet: "Sıkıntı ve ızdırapla sağa sola döndüm."- A. Gündüz.
3 . Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı: "İhtiyarın bir para sıkıntısı içinde olduğunu o söylemeden ben keşfetmiştim."- S. F. Abasıyanık.
4 . Bulunmama durumu: "Bu kış yine, kok kömürü sıkıntısı baş gösterecekmiş."- H. Taner.
5 . mecaz Sorun, mesele, sendrom, problem: "Atatürk öldüğü zaman Türkiye'nin ufak tefek sıkıntılar dışında hiçbir büyük problemi yoktu."- B. Felek.

A A B K L M O Ş Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Boklaşma, Boşalmak, Boşlamak,

7 Harfli Kelimeler

Boklama, Boşalma, Boşamak, Boşlama,

6 Harfli Kelimeler

Başmak, Başmal, Boşama, Kaloma, Mablak, Oklama, Okşama,

5 Harfli Kelimeler

Abaşo, Ablak, Akbaş, Akşam, Almak, Almaş, Aşmak, Bakam, Bakla, Bakma, Başak, Başka, Kablo, Kalma, Koşam, Koşma, Lamba, Lokma, Malak, Olmak, Şalak,

4 Harfli Kelimeler

Abla, Akma, Alma, Amal, Aşma, Bala, Balo, Blok, Kaba, Kala, Kama, Kloş, Kola, Koma, Koşa, Laka, Lama, Maaş, Mala, Maşa, Moka, Mola, Olma, Şaka, Şama,

3 Harfli Kelimeler

Aba, Aka, Ala, Alo, Ama, Aşk, Bak, Bal, Baş, Boa, Bok, Bol, Bom, Boş, Kal, Kam, Kaş, Kol, Kom, Lak, Lam, Lok, Loş, Mal, Maş, Oba, Oma, Şak, Şal, Şok, Şom,

2 Harfli Kelimeler

Ab, Ak, Al, Am, Aş, La, Ok, Ol, Om,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.