BAGET (TDK)


1 . Bateri çalmaya yarayan ince, kısa çubuk.
2 . Tıraşlanmış, dikdörtgen biçiminde değerli taş.
3 . Düşük gramajlı ince, uzun ekmek.
4 . Tavuk, piliç vb. kanatlılarda but ile paça arasında kalan etli bölüm.
5 . Çorabı gergin tutmak ve düşmesini engellemek için kullanılan sert lastik.

Baget kelimesi baş harfi B son harfi T olan bir kelime. Başında B sonunda T olan kelimenin birinci harfi B , ikinci harfi A , üçüncü harfi G , dördüncü harfi E , beşinci harfi T . Başı B sonu T olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

BATERİ Nedir?

Orkestrada vurmalı çalgı takımı, davul.

BİÇİM Nedir?

Biçme işi: "Buğday biçim zamanı."- . biçim (II) isim
1 . Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkal: "İtalya elçiliği bugüne değin ilk biçimini korumuştur."- S. Birsel.
2 . Yakışık alan şekil, uygun şekil: "Söylediklerimden çok, söyleyiş biçimi etkili oluyor kalabalığın üstünde."- A. İlhan.
3 . Herhangi bir şeyin benzeri.
4 . Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.
5 . Tarz: "İngiliz biçimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantolonlar."- F. R. Atay.
6 . bilişim Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.
7 . bilişim Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.
8 . edebiyat Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil: "Gazel, mesnevi, rubai, sone birer şiir biçimidir."- .

BÖLÜ Nedir?


1 - Bölme işlemini gösteren ÷ iminin okunuşu, °taksim; a ÷ b anlatımı, "a bölü b" diye okunur.
2 - Bir bayağı kesrin gösterilişinde pay ile payda arasına konulan yatay çizginin okunuşu; a / b kesri "a bölü b" diye okunur.

BÖLÜM Nedir?


1 . Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, kısım: "Asıl yalıya bitişik bir binada belki de eski selamlık bölümünde idiler."- R. H. Karay.
2 . Bir kuruluşun yönetim birimlerinden her biri, departman, seksiyon.
3 . mecaz Çağ, devir: "O gün edebiyat tarihinde hecenin beş şairi diye bir bölüm açanların üçü orada tanıştılar."- Y. Z. Ortaç.
4 . biyoloji Canlıların bölümlenmesinde filumların bir araya gelmesiyle oluşan birlik.
5 . eğitim bilimi Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri, departman.
6 . matematik Bölme işlemi sonunda elde edilen sayı.

ÇALMA Nedir?


1 . Çalmak işi: "Kimsenin bilmediği bir havayı çalmaya başladılar."- H. F. Ozansoy.
2 . Hırsızlık, sirkat: "Rüyamıza kadar giren bu bahçeden elma çalmaya gidiyorduk."- B. R. Eyuboğlu.
3 . Başa sarılan sarık.
4 . sıfat Çalınmış: "Çalma mal."- .
5 . sıfat Kakmalı olmayan, kalemle işlenmiş: "Çalma çiçekli bir gümüş vazo."- .
6 . halk ağzında Kibrit.

ÇUBUK Nedir?


1 . Körpe dal: "Asma çubukları taze de duman yapıyor, duman kaçtı gözüme."- C. Uçuk.
2 . Değnek biçiminde ince, uzun ve sert olan şey: "Sıcak bir demir çubuktan niçin elini çekiyorsun?"- H. C. Yalçın.
3 . Tütün içmek için kullanılan uzun ağızlık: "Sabahtan başlar, akşama kadar çubuk içer."- M. Ş. Esendal.
4 . Kumaşta düz çizgi.
5 . denizcilik Ana direkler üzerine sürülen ikinci ve üçüncü direk parçası.

DEĞERLİ Nedir?

Değeri olan veya değeri yüksek olan, kıymetli: "Hiç olmazsa susmanın ne kadar değerli olduğunu anlamışlardır."- M. Ş. Esendal.

DİKDÖRTGEN Nedir?


1 . Açıları dik olan paralel kenar, mustatil.
2 . sıfat Bu biçimde olan: "Saz takımında cızgara denilen ensiz, dikdörtgen bir kemanla santur da yer alır."- S. Birsel.

DÜŞÜK Nedir?


1 . Yaşayabilecek duruma gelmeden doğan yavru, ceninisakıt, sakıt.
2 . sıfat Aşağı doğru düşmüş, aşağı sarkmış: "Düşük mide. Düşük omuz."- .
3 . sıfat Az: "Düşük faiz. Düşük fiyat."- .
4 . sıfat İktidardan düşmüş veya düşürülmüş.
5 . sıfat Dil bilgisi kurallarına uymayan: "Düşük cümle."- .
6 . sıfat, mecaz Eski değer ve onurunu yitirmiş olan: "Dolmuşa bindiğine göre orta hâlli belki de daha düşük olacak."- R. H. Karay.

EKME Nedir?

Ekmek işi.

EKMEK Nedir?


1 . Tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılan yiyecek, nan, nanıaziz: "Odayı, tatlı, sıcak bir kızarmış ekmek kokusu bürümüş."- Y. Z. Ortaç.
2 . mecaz İnsanı geçindirecek iş, kazanç: "Biz iyi kötü tiyatroya bağlamışız ekmeğimizi."- N. Cumalı.
3 . halk ağzında Yemek, aş: "Ekmeği bizde yiyelim mi? Allah ne verdiyse."- T. Buğra.

EKMEK Nedir?


1 - Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak ya da gömmek.
2 - Toprağı ekip biçmek için kullanmak.
3 - Serpmek.
4 - Bir şeyin başlamasına yol açacak nedenleri hazırlamak.
5 - Birini uydurma bir nedenle bırakıp gitmek, savuşmak, atlatmak.
6 - (Para için) Boşuna harcamak, ziyan etmek.
7 - Yarışta geçmek.
8 - Bekletip gelmemek ya da birini yüzüstü bırakmak.
9 - (Öğrenci argosunda) Derse girmemek.

ENGELLEMEK Nedir?


1 . Bir şeyin gerçekleşmesini veya yapılmasını önlemek: "Bununla beraber, gülüşünü engelleyen değil, değiştiren bir şeyler de vardı."- T. Buğra.
2 . spor Güreşte hasmı çaprazda sürerken düşürmek için ayağına basmak veya topuğuna ayak takmak.

ETLİ Nedir?


1 . İçinde et bulunan.
2 . Eti çok olan: "Etli koyun."- .
3 . Dolgun, kalın: "... aşağıya sarkan kalın, etli, ıslak dudakları vardı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
4 . Yenecek kısmı çok olan (meyve): "Etli, lezzetli bir zeytin."- .

GERGİN Nedir?


1 . Gerilmiş durumda olan: "Gergin tel. Gergin kiriş."- .
2 . Buruşuğu, kırışığı olmayan (cilt): "Siyah jarse elbisesi içinde, hâlâ diri, gergin vücuduyla güzel ve ihtişamlıydı."- P. Safa.
3 . mecaz Bozulacak duruma gelmiş olan (ilişki): "Arkadaşımın kocasıyla arası gergin."- .
4 . mecaz Huzursuz, sinirli: "Dudaklarında gergin, cali bir tebessümle ilerledi."- P. Safa.

GRAM Nedir?

Kilogramın binde biri değerindeki ağırlık ölçüsü birimi.

GRAMAJ Nedir?

Ekmek ve kâğıt için ağırlık ölçüsü.

İNCE Nedir?


1 . Kendi cinsinden olanlara göre, dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı: "İnce minare. İnce değnek. İnce kitap."- .
2 . Zayıf: "Sarışın, kuru, ince bir kadındı."- Y. K. Beyatlı.
3 . Taneleri ufak, iri karşıtı: "İnce un. İnce kum."- .
4 . Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı: "İnce nakış."- .
5 . Ayrıntılı: "Bugün temizlikçi geliyor. Şöyle ince bir temizliğe..."- T. Uyar.
6 . Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar).
7 . Tiz (ses), pes karşıtı: "İnce bir çocuk sesinin hırçınlaştığı, ağladığı işitildi."- R. N. Güntekin.
8 . Hafif, gücü az: "Hiçbir hareket bu gülüş kadar belirsiz ve ince değildir."- S. F. Abasıyanık.
9 . mecaz İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı: "Benim hasta olduğum günlerde her şey uzun uzun düşünülmüş, ince hesaplarla hazırlanmıştı."- R. N. Güntekin.
10 . mecaz Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı: "Dostum şair, yazar Sabahattin Teoman, yazdığı ince bir mektupla durumu düzeltiyor."- .

KALAN Nedir?


1 . Kalma işini yapan.
2 . Artan, mütebaki: "Kalan on lirayı Aliş'e verdim."- Halikarnas Balıkçısı.
3 . isim, matematik Bir çıkarmanın sonucu.
4 . isim, matematik Bölme işleminde bölünenden artan sayı.

KANA Nedir?

Geminin çektiği suyu göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konulan işaretler.

KANAT Nedir?


1 . Kuşlarda ve böceklerde uçmayı sağlayan organ: "Kuşun kanatlarını kısıp bir taş parçası gibi yere süzüldüğü gözümün önündedir."- M. Ş. Esendal.
2 . Balıklarda yüzgeç.
3 . Bir uçağın havada durmasını sağlayan taşıyıcı aerodinamik güçlerin etkilediği yatay yüzey.
4 . Kapı, pencere, dolap gibi dikine açılıp kapanan şeylerin kapağı: "Bir müddet kapı kanatlarının kenarlarını okşarcasına yokladı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . Yan, taraf: "Perde kanadı."- .
6 . Meclis, parti vb. topluluklarda düşünce yönünden özellik gösteren taraflardan her biri: "Partinin sol kanadı."- .
7 . Fırıldak biçiminde olan şeylerde kol: "Yel değirmeni kanadı."- . "Pervane kanadı."- .
8 . Angıç.
9 . askerlik Savaş düzenindeki ordunun iki yanından her biri, cenah: "Ordunun sağ kanadı."- .
10 . spor Futbol, hentbol vb. takım oyunlarında hücum hattının sağ ve sol uçlarında yer alan oyuncular.

KANATLI Nedir?

Kanadı olan: "Senelerden beri leylek görmüyorum. Hatta bu kanatlı yaz seyyahlarının son senelerde İstanbul'a rağbetleri az."- A. Haşim.

KANATLILAR Nedir?

Böceklerin kanatlı olanlarını içine alan alt sınıf.

KISA Nedir?


1 . Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı.
2 . Az süren, uzun olmayan: "Türk milleti en kısa zaman içinde yeni harflerle okumaya, yazmaya başladı."- E. İ. Benice.
3 . Ayrıntısı çok olmayan: "Kısa bilgi. Kısa yazı."- .
4 . isim Kısa olan şey: "Uzun lafın kısası."- .
5 . zarf Kısaca, kısaltarak: "Kısa konuştu."- .

LASTİK Nedir?


1 . Ayakkabı üzerine giyilen kauçuktan pabuç: "Lastikleri ayağında, bastonu koluna asılı, erkenciydi yine."- N. Cumalı.
2 . Kauçuktan yapılmış ayakkabı.
3 . Kauçuktan yazı silgisi.
4 . Taşıtların jantlarına yerleştirilen, elastiki tekerlek bandajı: "Şoförle bahçıvan arabanın ön sol lastiğini pompalıyorlar."- H. Taner.
5 . Esnek, ince kauçuk veya kauçuklu şerit.
6 . Bir tür esnek örgü.
7 . Korse.
8 . Uzun konçlu çorabın düşmesini önlemek için üst kısmına gelecek biçimde bacağa geçirilen esnek şerit.
9 . sıfat Kauçuktan yapılmış: "Rıza, lastik yakalığı fırlamış, gözleri dönmüş, kan ter içinde içeriye düşer."- R. N. Güntekin.

PAÇA Nedir?


1 . Pantolon, don, şalvar vb. giyeceklerde bacakların çıktığı aşağı bölüm.
2 . Kasaplık hayvanların kesilmiş ayağı.
3 . Bu ayaktan yapılan çorba.

PİLİÇ Nedir?


1 . Tavuğun küçüğü, erginleşmemiş tavuk veya horoz.
2 . argo Genç, güzel ve alımlı kız veya kadın.

SERT Nedir?


1 - Çizilmesi, kırılması, kesilmesi ya da çiğnenmesi güç olan, pek, katı,yumuşak karşıtı.
2 - Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen.
3 - Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, "yumuşak" karşıtı.
4 - Hırçın, öfkeli, hiddetli.
5 - Titizlikle uygulanan, sıkı.
6 - Güçlü, kuvvetli.
7 - Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı.
8 - Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan.
9 - Gönül kırıcı, katı, ters.
10 - yerb. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç.

TAVUK Nedir?

Sülüngillerden, eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı (Gallus).

TIRAŞ Nedir?


1 . Saç veya sakalı kesme işi, yülüme: "Tıraştan sonra da bıyık, sakal yerleri belli olurdu."- M. Ş. Esendal.
2 . Erkek saçını belli bir biçim vererek kesme: "Asker tıraşı."- .
3 . Kesilme ve kazınma zamanı gelmiş saç ve sakal: "Üç günlük tıraşıyla hasta yatıyordu."- .
4 . Bir şeyin üzerindeki pürüzleri alma, belli bir biçim vermek için yontma.
5 . argo Yalan, asılsız, bıktırıcı söz: "Bırak tıraşı, doğru konuş."- .

TUTMAK Nedir?


1 . Elde bulundurmak, ele almak: "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . Ele geçirmek, yakalamak: "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."- Ö. Seyfettin.
3 . Avlamak: "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."- R. H. Karay.
4 . Yanında bulundurmak, alıkoymak: "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"- .
5 . Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek: "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."- S. F. Abasıyanık.
6 . Kaplamak: "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir."- T. Buğra.
7 . Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak: "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."- S. F. Abasıyanık.
8 . Denetimi ve yetkisi altına almak.
9 . Desteklemek, birinden yana çıkmak.
10 . Benimsemek, beğenmek: "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."- T. Buğra. 1
1 . Gereğini yapmak, yerine getirmek: "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."- . 1
2 . Uygun gelmek, çelişmez olmak: "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."- R. N. Güntekin. 1
3 . Hizmetine almak veya kiralamak: "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."- P. Safa. 1
4 . Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek: "Yapıyı geniş tuttu."- . 1
5 . Girişmek, yapmak: "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u."- S. F. Abasıyanık. 1
6 . Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak: "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."- M. Ş. Esendal. 1
7 . Ağrımak, sancımak, musallat olmak: "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor."- M. Ş. Esendal. 1
8 . Ulaşmak, varmak: "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor."- S. M. Alus. 1
9 . Para toplamı ...-e varmak: "Aldığım şeyler bin lira tuttu."- .
20 . Uğramak: "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."- . 2
1 . Herhangi bir durumda bulundurmak: "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."- H. Taner. 2
2 . Varsaymak, farz etmek: "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."- M. Ş. Esendal. 2
3 . (-i, -e) Hedef olarak almak: "Taşa tutmak."- . 2
4 . (-i, -e) Alacağa veya vereceğe saymak: "On bin lirayı borcunuza tuttum."- . 2
5 . (-i, -e) Yaklaştırmak: "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."- A. Ş. Hisar. 2
6 . Kullanmak: "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."- . 2
7 . Bağlamak: "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."- B. S. Erdoğan. 2
8 . (nsz) Beklenen sonucu vermek: "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."- Ş. Rado. 2
9 . (nsz) İş görebilmek: "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."- T. Buğra.
30 . (nsz) Sürmek, zaman almak: "Bu iş iki saat tuttu."- . 3
1 . (nsz) Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak: "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."- . 3
2 . Giyinmesine yardım etmek: "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."- T. Buğra. 3
3 . Sunmak: "Konuklara şeker tutmak."- . 3
4 . İşgal etmek. 3
5 . İzlemek: "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."- R. H. Karay. 3
6 . Bırakmamak: "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."- P. Safa. 3
7 . Yönelmek: "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular."- H. Taner. 3
8 . Sarmak, bürümek: "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"- Halk türküsü. 3
9 . Asılmak, kuvvetlice sarılmak: "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."- P. Safa.
40 . Bir kimsenin yerini almak: "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."- Y. K. Karaosmanoğlu. 4
1 . Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek. 4
2 . Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak: "Kapıyı açık tutmayın."- . 4
3 . Bir yerde kalmasını sağlamak. 4
4 . Yemek hafifçe yanmak. 4
5 . Bir sanat eseri gen

UZUN Nedir?


1 . İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı.
2 . Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren: "Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece."- Âşık Veysel.
3 . zarf Ayrıntılı, derinlemesine: "Uzun düşündüğünü unuttuğu ve düşüncelerinin yönünü kaybettiği bir anda yemeğe çağırdılar."- H. E. Adıvar.

YARA Nedir?


1 . Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik: "Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım."- R. H. Karay.
2 . Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık: "Geminin omurgasındaki yara."- .
3 . mecaz Dert, üzüntü, acı: "Bu yarayı deşmeyin."- .

A B E G T Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Baget,

4 Harfli Kelimeler

Beta, Ebat,

3 Harfli Kelimeler

Abe, Ate, Bat, Bet, Tab,

2 Harfli Kelimeler

Ab, At, Be, Et, Ge, Ta, Te,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.