BAĞDAŞMAK (TDK)


1 . Anlaşmak, uzlaşmak, uymak, imtizaç etmek: "Gerçekle bağdaşmayan ihtiraslar, insanın duygusunu hüzünden tedirginliğe hatta tiksintiye kadar zorluyor."- T. Buğra.
2 . Çocuk oyunlarında arkadaş olmak.
3 . (-e) Bağdaş kurup oturmak: "İçerde, peykelere bağdaşmış, sarıkları kirli, sakalları seyrek, kara sarı ihtiyarlar."- A. İlhan.

Bağdaşmak kelimesi baş harfi B son harfi K olan bir kelime. Başında B sonunda K olan kelimenin birinci harfi B , ikinci harfi A , üçüncü harfi Ğ , dördüncü harfi D , beşinci harfi A , altıncı harfi Ş , yedinci harfi M , sekizinci harfi A , dokuzuncu harfi K . Başı B sonu K olan 9 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ANLAŞMA Nedir?


1 . Anlaşmak işi.
2 . Devletler arası siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapılan uzlaşma ve bu uzlaşmanın tespit edildiği belge, uyuşma, itilaf, antant, konvansiyon: "Kültür anlaşması."- .
3 . Sözleşme.

ANLAŞMAK Nedir?


1 . Düşünce, duygu, amaç bakımından birleşmek, antant kalmak: "Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir."- Anayasa.
2 . (-le) Sözleşmek, sözleşme imzalamak.

ARKADAŞ Nedir?


1 . Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yaren.
2 . Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik: "Nedret'in arkadaşları bizi nezaketen davet ettiler."- M. Yesari.

BAĞDAŞ Nedir?

Sağ ayağı sol uyluğun, sol ayağı sağ uyluğun altına alarak oturma biçimi.

BAĞDAŞMA Nedir?

Bağdaşmak işi, imtizaç.

BUĞRA Nedir?

Erkek deve, iki hörgüçlü deve, buğur.

ÇOCUK Nedir?


1 . Küçük yaştaki oğlan veya kız: "Çocuğun bir sütninesi vardı."- R. H. Karay.
2 . Soy bakımından oğul veya kız, evlat: "Anası olacak bir kadın çocuğu omuzundan yakalamış."- B. R. Eyuboğlu.
3 . Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak: "Çocuk köşeyi dönerken ana arkasından su içmeye gitti."- B. R. Eyuboğlu.
4 . Genç erkek.
5 . mecaz Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi.
6 . mecaz Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse: "Otuz yaşında ama hâlâ çocuk."- .
7 . mecaz Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.

DUYGU Nedir?


1 . Duyularla algılama, his: "Bitkilerde duygu var mı?"- .
2 . Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek.
3 . Önsezi: "Yolunuzu değiştirmeniz lazım geldiğini de sezecek kadar bir duygum vardır."- A. Gündüz.
4 . Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği.
5 . Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik: "Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum, çok fenayım duygusu kapladı."- P. Safa.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

HATTA Nedir?


1 . Bile, hem de: "Bunlar çok sağlam hatta en sağlam devlet eshamından sayılır."- E. E. Talu.
2 . zarf (ha'tta:) Üstelik, ayrıca: "Dördü de buna inanmak istiyor hatta için için inanıyorlardı."- T. Buğra.

HÜZÜN Nedir?

İç kapanıklığı, gönül üzgünlüğü.

İHTİRA Nedir?

Türetme.

İHTİRAS Nedir?


1 . Aşırı, güçlü istek: "Aldım Rakofça kırlarının hür havasını / Duydum akıncı cetlerimin ihtirasını."- Y. K. Beyatlı.
2 . Tutku: "Gerçi eliyle yarattığı güzel bahçeyi hâlâ kıskanç bir ihtirasla seviyordu."- H. E. Adıvar.

İHTİYAR Nedir?


1 . Yaşlı, kocamış olan, pir (kimse), genç karşıtı: "İhtiyar öksürüyor, öksürdükçe de boğazından çürük bir ses çıkıyor."- M. Ş. Esendal.
2 . isim, teklifsiz konuşmada Baba veya anne.

İLHAN Nedir?


1 . İmparator.
2 . İran Moğollarında hükümdarın unvanı.

İMTİZAÇ Nedir?


1 . Karışabilme.
2 . Birbirini tutma, uyum sağlama, uygunluk.
3 . İyi geçinme, uyuşma.
4 . Kaynaşma.

İNSAN Nedir?


1 . İki eli bulunan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.
2 . Kişi, şahıs, âdemoğlu, âdem evladı: "O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar."- H. Taner.
3 . sıfat, mecaz Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KİRLİ Nedir?


1 . Leke, toz vb. ile kaplı, pis, murdar, mülevves: "Perdeci, çapaklı gözlerini kirli yumruklarıyla ovuşturarak cevap verdi."- P. Safa.
2 . Aybaşı durumunda bulunan (kadın).
3 . mecaz Toplumun değer yargılarına aykırı olan: "Bu isim bana bir zamanlar İstanbul'un en kirli âlemlerinde yuvalanmış bir simayı hatırlattı."- H. Z. Uşaklıgil.

KURU Nedir?


1 . Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı: "Yanakları kuruydu fakat gözleri tamamıyla siyah yaştı."- H. E. Adıvar.
2 . Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan: "Kuru çöl. Kuru tepeler."- .
3 . Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı: "Evlerin önlerine kuru meşe dallarıyla örtülü çardaklar yapmışlar."- R. H. Karay.
4 . Canlılığını yitirmiş (bitki): "Çiçek açmaz kuru bir ağaç, ötmeyi unutmuş bir kuş mu oldum?"- H. E. Adıvar.
5 . mecaz Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem: "Kara, kuru, kibirli, kazık gibi bir kadın!"- H. E. Adıvar.
6 . Salgısı olmayan: "Kuru öksürük. Kuru egzama."- .
7 . Döşenmemiş, çıplak: "Kuru tahtaya oturma!"- .
8 . Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek): "Kuru çayla karın doyar mı?"- .
9 . Etkisi ve sonucu olmayan: "Şahsına topluluğun isteğini emanet edenler boş bir riya, kuru bir şeref olsun diye laf etmediler."- R. E. Ünaydın.
10 . mecaz Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze: "Kuru, zevksiz bir hayat."- . 1
1 . mecaz Akıcı olmayan, duygudan yoksun: "Kuru bir anlatım."- . 1
2 . isim Kuru fasulye.

OTURMA Nedir?


1 . Oturmak işi.
2 . Kısa süre için konukluğa gitme: "Yemeğini yedikten sonra gece Vehbi Dedeye oturmaya gitti."- H. E. Adıvar.

OTURMAK Nedir?


1 . Vücudun belden yukarısı dik duracak biçimde ağırlığı kaba etlere vererek bir yere yerleşmek: "Bir sandalyenin üzerinde oturmuş, önüne bakıyordu."- S. F. Abasıyanık.
2 . (nsz) Bu biçimde yerleştiği yerde kalmak: "Bakın, hikâye zordur, acımasız ve hoşgörüsüzdür. Oturursunuz ve başından kalkamazsınız."- T. Dursun K.
3 . (-i) Uygun gelmek, ölçüleri tam olmak: "Ütüsüz ve beli oturmamış pantolonunu çekti."- T. Buğra.
4 . (-de) Bir yerde sürekli olarak kalmak, ikamet etmek: "Aynı semtte oturdukları için komşu da sayılırlar."- B. Felek.
5 . (nsz) Hiçbir iş yapmadan boş vakit geçirmek, boş durmak: "Böyle oturacağınıza çalışsanız olmaz mı?"- .
6 . (nsz) Toprak veya yapı çökmek, aşağı inmek: "Temelin bu tarafı on santim oturmuş."- .
7 . (-le) Biriyle beraber yaşamak: "O günden beri, enişte beyle oturuyorum."- S. M. Alus.
8 . Bir işi yapmakta olmak, bir işe başlamak üzere olmak: "Bu saat, kendimi bildim bileli sofraya oturma saatimizdir."- Y. Z. Ortaç.
9 . Yer almak, geçmek: "Valilik makamına oturdu."- .
10 . (nsz) Benimsenmek, yerleşmek, kökleşmek: "Gelenekler gün geçtikçe iyice oturdu."- . 1
1 . Belli bir yörüngede dönmeye başlamak: "Uydu yörüngeye oturdu."- . 1
2 . Sıvı tortuları dibe çökmek, dipte toplanmak. 1
3 . (nsz) Herhangi bir durumda belli bir süre kalmak: "Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı."- M. Ş. Esendal. 1
4 . halk ağzında Mal olmak: "Bu bize pahalıya oturdu."- .

OYUN Nedir?


1 . Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence: "Tenis, tavla, dama, çelik çomak, bale oyundur."- .
2 . Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa.
3 . Şaşkınlık uyandırıcı hüner: "Hokkabazın oyunu. Cambazın oyunu."- .
4 . Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi.
5 . Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Zeybek oyunu."- . "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar.
6 . Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.
7 . Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma: "Olimpiyat oyunları. Akdeniz oyunları."- .
8 . spor Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket.
9 . spor Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç.
10 . mecaz Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner.

PEYK Nedir?


1 - Uydu.
2 - Bir başkasına bağımlılığı olan.

PEYKE Nedir?

Genellikle eski iş yerlerinde bulunan, duvara bitişik, alçak, tahta sedir: "Tıpkı köyünde bir kahvenin peykesi üstüne oturur gibi oturuyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu.

SAKA Nedir?

Serçegillerden, başında ve boynunda kırmızı, sarı tüyler bulunan, güzel öttüğü için kafeste beslenen küçük bir kuş (Carduelis carduelis).

SAKAL Nedir?


1 . Yetişkin erkeklerde yanak ve alt çenede çıkan kılların tümü: "Sakalı kır, yaşı elliyi aşkın fakat dinçti."- F. R. Atay.
2 . Bazı hayvanlarda çene altında bulunan kılların tümü.
3 . denizcilik Gemi karinasında oluşan yosun, yapışan midye vb. yabancı madde.

SARI Nedir?


1 - Güneş ışığının ayrışma tayfında yeşil ile portakalrengi arasında olan renk, altının, kükürdün, limonun rengi.
2 - Bu renkte olan: Sarı defter .
3 - Soluk, solgun: Bugün seni sarı gördüm .

SARIK Nedir?


1 . Sarılarak meydana getirilen başlık: "O artık sarığı ile, cübbesi ve lapçınları ile tam bir hoca efendi idi."- T. Buğra.
2 . Kavuk, fes gibi bazı başlıkların üzerine sarılan tülbent, şal vb.

SEYREK Nedir?


1 . Benzerleri veya parçaları arasında çok aralık bulunan, aralıklı, sık karşıtı: "Öğle vapurlarının seyrek ahalisi içinden sıyrıldı, koşarak merdivenleri çıktı."- P. Safa.
2 . Çok bulunmayan, az rastlanan, nadir.
3 . zarf Uzun zaman aralıklarıyla, arada sırada, binde bir, nadiren, bayramdan bayrama, bayramda seyranda: "Evinden pek seyrek zamanlarda içtiği nargilesini istedi."- H. E. Adıvar.
4 . zarf Aralıklı olarak, aralıklı bir biçimde, nadir, nadiren.

TEDİRGİN Nedir?

Rahatı, huzuru kaçmış, bizar: "Herkes tedirgin, kuruntulu ve heyecanlı idi."- T. Buğra.

TİKSİNTİ Nedir?

Tiksinme işi, tiksinme, nefret: "Halktan insanlara duyduğu tiksintiyi bu hastalığına bağlamak gerekir."- A. Ş. Hisar.

UYMA Nedir?

Uymak işi, intibak, riayet, tebaiyet, tevafuk: "Bu karşılaştıklarına uyma yeteneği, en çok kocasıyla ilişkilerinde görünüyordu."- N. Cumalı.

UYMAK Nedir?


1 - Ölçüleri birbirini tutmak, tam gelmek.
2 - Renk, biçim vb. yönünden birbirini tutmak, uygun düşmek.
3 - Beğeniye, anlayışa uygun düşmek.
4 - Bir inanca, bir anlayışa, bir duruma ya da egemen bir güce uygun davranışta bulunmak.

UZLAŞMA Nedir?

Uzlaşmak durumu, uyuşma II, uzlaşı, uzlaşım, mutabakat, konsensüs: "Yoksa mutlu bir şansla bir uzlaşma olacak, bu da yumuşak bir tasfiyeye imkân bırakacak mıydı?"- T. Buğra.

UZLAŞMAK Nedir?

Aralarındaki düşünce veya çıkar ayrılığını, karşılıklı ödünlerle kaldırarak uyuşmak, karşılıklı anlaşmak ve mutabık kalmak, antant kalmak: "O vakit politika ile mücerret ilmi birbiriyle gayet kolay uzlaşır şeyler sanıyordum."- R. N. Güntekin.

ZORLU Nedir?


1 . Güçlü, kuvvetli, şiddetli: "Zorlu bir yağmur."- .
2 . Tuttuğunu koparan, baskı yapabilecek ölçüde güçlü (kimse): "Ne zorlu bir amir olduğunu daha ilk gününden belli etti."- H. Taner.
3 . Zor, güç yapılan: "Millî Mücadelenin bazı zorlu safhalarında onun âdeta, işlere seyirci kalır gibi bir kayıtsız, ilgisiz duruşu olurdu ki..."- Y. K. Karaosmanoğlu.
4 . Zorbalık yapan.

A A A B D K M Ğ Ş Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

9 Harfli Kelimeler

Bağdaşmak,

8 Harfli Kelimeler

Bağdamak, Bağdaşma,

7 Harfli Kelimeler

Bağdama, Kağşama,

6 Harfli Kelimeler

Adamak, Bağdaş, Başmak,

5 Harfli Kelimeler

Adama, Ağmak, Akbaş, Akşam, Aşama, Aşmak, Bağda, Bakam, Bakma, Başak, Başka, Damak, Maada,

4 Harfli Kelimeler

Adak, Adam, Adaş, Ağda, Ağma, Akma, Aşma, Bağa, Dama, Kaba, Kama, Maaş, Maşa, Şaka, Şama,

3 Harfli Kelimeler

Aba, Ada, Ağa, Aka, Ama, Aşk, Bad, Bağ, Bak, Baş, Dağ, Dam, Kam, Kaş, Maş, Şad, Şak,

2 Harfli Kelimeler

Ab, Ad, Ağ, Ak, Am, Aş,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.