AZMAK (TDK)


1 . Küçük su birikintisi, gölcük.
2 . Bataklık. azmak (II) -ar (nsz)
1 . Taşkınlıkta ileri gitmek: "Çocuklar azdı."- .
2 . Deniz, ırmak vb. kabarmak, taşmak: "Deniz azdı."- .
3 . Yara, hastalık etkili, tehlikeli duruma gelmek: "Bazılarının bronşiti, bazılarının romatizması azmış."- A. Haşim.
4 . Cinsel duyguları artmak.
5 . Çamaşır artık ağartılamaz duruma gelmek.
6 . Hayvanlar iki ayrı ırktan doğmak: "Katır, atla eşekten azmış bir hayvandır."- .
7 . Bitkiler, aşırı büyümek.

Azmak kelimesi baş harfi A son harfi K olan bir kelime. Başında A sonunda K olan kelimenin birinci harfi A , ikinci harfi Z , üçüncü harfi M , dördüncü harfi A , beşinci harfi K . Başı A sonu K olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AĞARTI Nedir?


1 . Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık.
2 . halk ağzında Süt, yoğurt, peynir, ayran vb. yiyecek ve içecekler.

ARTIK Nedir?


1 . Bir şey harcandıktan sonra artan bölümü: "Kumaş artığı."- .
2 . Kalan veya artan bölüm: "Yemek artığı."- .
3 . sıfat İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan.
4 . sıfat Daha çok, daha fazla.
5 . zarf (a'rtık) Bundan böyle, sonra, daha, yeter: "Artık onlar en lüks gazino ve barlara gidiyorlar, gecelerini oralarda geçiriyorlardı."- T. Buğra.
6 . müzik Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli.

ARTMAK Nedir?


1 - Eskisinden daha çok olmak, çoğalmak.
2 - Gereğince harcandıktan sonra bir miktar geri kalmak.
3 - Değeri yükselmek, fazlalaşmak.

AŞIRI Nedir?


1 . Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın: "Ticaret az gelişmiş toplumlarda aşırı bir gelişme gösterir."- O. Rifat.
2 . Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem.
3 . Gereğinden fazla, çok.
4 . zarf Ötede, ötesinde: "İki ev aşırı."- .
5 . zarf Gereğinden fazla olarak, çokça: "Çocuk aşırı üzülüyor."- .

BATAK Nedir?


1 . Üzerine basıldığında çöken çamurlaşmış toprak: "İnsan bu kumda, bir batakta gibi yürür, ayağını güç çeker, her adımda bir günlük yol zahmeti duyar."- F. R. Atay.
2 . Kötü durum, içinden çıkılmaz iş: "Bu bataktan kendini kurtarmaya çalıştıkça büsbütün saplandığını dehşetle görüyordu."- R. N. Güntekin.
3 . sıfat, mecaz Hayır gelmez, yarar sağlamaz, batmış.

BATAKLI Nedir?

Bataklığı olan (yer).

BATAKLIK Nedir?


1 . Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge: "Bataklıklarda birçok hayvan yığıldı kaldı."- Ö. Seyfettin.
2 . mecaz Uygunsuz ve kötü, ahlak dışı durum: "Bizler kendisini bu bataklıktan kurtarmak için fazlasını bile yaptık."- E. İ. Benice.

BAZI Nedir?


1 . Birtakım, kimi: "Bazı Türkler oraya eğlenmeye giderler."- Ö. Seyfettin.
2 . zarf Bazen: "Bazı, mağazadan içeriye girinceye kadar kendimden geçerdim."- Y. K. Karaosmanoğlu.

BİRİ Nedir?

ya da.

BİRİ Nedir?


1 - Bir tanesi.
2 - Bilinmeyen bir kimse.
3 - Olumsuz nitelik gösteren bir tamlayanla, kendisinden küçümsemeyle söz eden kimse.

BİRİKİNTİ Nedir?

Bir yerde kendi kendine birikmiş olan şey: "Komşunun kazları birikintilerde kanat çırpıp bağırıyordu."- R. Enis.

BİTKİ Nedir?

Bulunduğu yere kökleriyle tutunup gelişen, döl veren ve hayatını tamamladıktan sonra kuruyarak varlığı sona eren, yosun, ot, ağaç vb. canlıların genel adı, nebat.

BRONŞ Nedir?

Soluk borusunun akciğerlere giden iki kolundan her biri ve bunların dalları.

BRONŞİT Nedir?

Bronş ve bronşçukların yangılanması.

BÜYÜ Nedir?


1 . Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağı: "Akkız Ana, Hasan'a gönül vermenin bir büyü olduğunu, ne kadar anlatmışsa da kâr etmemiş."- H. E. Adıvar.
2 . mecaz Karşı durulamaz güçlü etki: "Ondan tüten görünmez bir büyünün içinde titriyorum."- Y. Z. Ortaç.

BÜYÜME Nedir?


1 . Büyümek işi: "Bizans'a karşı devamlı muharebeler, Bulgarlığın büyümesine ve esaslanmasına yardım etti."- F. R. Atay.
2 . Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutların artması.

BÜYÜMEK Nedir?


1 . Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek: "Büyür güzellikleri, vücutları, kısmetleri çocuklar uyurken."- F. H. Dağlarca.
2 . Yetişmek: "İhtiyar Süleyman Çavuşun ellerinde büyüdüm."- A. Gündüz.
3 . Yaşı artmak, yaşlanmak: "Fakat büyüdükçe o kadar sevdiği bu oyunlara veda etmek lazım gelecekti."- Ö. Seyfettin.
4 . Artmak, güçlenmek, şiddeti artmak: "İkinci de okuduktan sonra kavga büyüdü."- M. Ş. Esendal.
5 . Sayıca artmak.
6 . Genişlemek: "Barbarosların ülkesi büyüdükçe büyüyordu."- F. F. Tülbentçi.
7 . Önem ve değer kazanmak: "Türklük ülküsünün biraz daha köklendiğini, büyüdüğünü, yeşerdiğini duyarız."- O. S. Orhon.

CİNSEL Nedir?

Cinsiyetle ilgili, cinsî, eşeysel, seksüel.

ÇAMAŞIR Nedir?


1 . İç giysisi: "Çamaşırı ile yarı açık duran bacakları kan içindeydi."- M. Ş. Esendal.
2 . Kirli eşyaları yıkama işi: "Artık benim gündelikle çamaşıra, ortalık temizlemeye gitmemden başka çare kalmadı."- H. E. Adıvar.

DENİ Nedir?

Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse).

DENİZ Nedir?


1 . Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
2 . Bu su kütlesinin belirli bir parçası: "Marmara Denizi. Karadeniz."- .
3 . Aydaki düzlükler.
4 . mecaz Geniş alan.
5 . mecaz Çokluk, yoğunluk.

DOĞMA Nedir?


1 - Doğmak eylemi.
2 - Doğmuş.

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

DUYGU Nedir?


1 . Duyularla algılama, his: "Bitkilerde duygu var mı?"- .
2 . Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek.
3 . Önsezi: "Yolunuzu değiştirmeniz lazım geldiğini de sezecek kadar bir duygum vardır."- A. Gündüz.
4 . Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği.
5 . Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik: "Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum, çok fenayım duygusu kapladı."- P. Safa.

EŞEK Nedir?


1 . Atgillerden, uzun kulaklı binek ve hizmet hayvanı, merkep, karakaçan (Equus asinus).
2 . halk ağzında Odun kesme, duvar örme, sıva yapma vb. işlerde kullanılan üç veya dört ayaklı sehpa.

ETKİ Nedir?


1 . Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner.
2 . Bir etken veya bir sebebin sonucu: "Tokadın etkisi kötü oldu."- .
3 . mecaz Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra.

ETKİLİ Nedir?

Etkisi olan, tesirli, müessir, patetik: "Hayli etkili bir yer altı çalışması yapılıyormuş."- A. İlhan.

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GİTME Nedir?

Gitmek işi.

GİTMEK Nedir?


1 - Bir yere ulaşmak üzere yönelmek, varmak.
2 - Bir yerden ya da bir işten ayrılmak.
3 - Çıkmak, ulaşmak.
4 - Belli bir amaçla bir yere devam etmek ya da bir işle uğraşmak.
5 - Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak.
6 - Yakışmak, yaraşmak.
7 - Tüketilmek, harcanmak.
8 - Götürülmek, gönderilmek.
9 - Yeter olmak, yetmek, yetişmek.
10 - Yürümek, yol almak. 1
1 - Dayanmak. 1
2 - Geçmek. 1
3 - Herhangi bir durumda olmak. 1
4 - Yok olmak, elden çıkmak. 1
5 - Ölmek. 1
6 - Başvurmak, yapmak. 1
7 - Bir şey zarar görmüş olmak. 1
8 - (Makine için) İşlemek, çalışmak. 1
9 - (Bir durum) Sürmek.
20 - Satılmak. 2
1 - Bir yere, etkinliğe devam etmek. 2
2 - Yönelme durumundaki adla kalıplaşarak kullanılır. 2
3 - Sürerlik eylemleri kurar.

GÖLCÜK Nedir?

Gölet. Gölcük -k'ü özel, isim (gö'lcüğü) Kocaeli iline bağlı ilçelerden biri.

HASTALIK Nedir?


1 . Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı: "Hastalıktan, doktordan oldum bittim korkarım."- H. Taner.
2 . Ruh sağlığının bozulması durumu.
3 . Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk: "Filoksera, bağ hastalıklarının en korkuncudur."- .
4 . mecaz Aşırı düşkünlük, tutku: "Temizlik hastalığı."- .

HAYVAN Nedir?


1 . Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık: "İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi."- F. R. Atay.
2 . sıfat, mecaz Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse).
3 . hakaret yollu Kızılan bir kimseye söylenen bir söz.
4 . halk ağzında At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık: "Zavallı hayvan bir saattir yüz okkadan fazla bir yükü sürüklüyordu."- Ö. Seyfettin.

IRMAK Nedir?

Çoğunlukla denize dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir: "Sakarya sanki adı duyulmadık hatta adı konmadık bir ırmaktı."- T. Buğra.

İLERİ Nedir?


1 . Herhangi bir şeye göre daha ötede olan yer, geri karşıtı.
2 . Bir şeyin ulaşılacak yönü: "Yolun ilerisi düz."- .
3 . Henüz gelmemiş zaman, gelecek, sonra.
4 . sıfat Önde bulunan: "İleri karakol. İleri hat."- .
5 . sıfat Doğrusundan daha çok gösteren (saat): "Saat beş dakika ileridir."- .
6 . sıfat, mecaz Benzerlerini geride bırakmış: "İleri fikirler."- .
7 . zarf Öne doğru, ileri doğru: "Masayı biraz ileri çekelim."- .
8 . ünlem "Amaca doğru durmadan yürü" anlamında bir seslenme sözü: "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!"- Atatürk.
9 . spor Temel duruşta ayak uçlarının gösterdiği yön.

KABA Nedir?


1 . Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı: "Cebinden kaba fil dişi saplı bir de çakı çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . Taneleri iri: "Kaba çakıl."- .
3 . Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse): "Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar."- R. H. Karay.
4 . Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli: "Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum."- H. R. Gürpınar.
5 . isim Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.
6 . mecaz Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü: "Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı."- O. C. Kaygılı.

KABARMA Nedir?


1 . Kabarmak işi.
2 . mecaz Duygulanma: "Bir de mektuplar okunurken ve selamlar söylenirken içinde tuhaf bir kabarma beliriyordu."- H. E. Adıvar.
3 . mecaz Kendini üstün görme, büyüklük taslama.
4 . coğrafya Ay ve güneşin çekim etkisiyle, büyük denizlerde suların yükselmesi, met.

KABARMAK Nedir?


1 . Ağırlığı artmadan hacmi büyümek: "Ekmek iyi kabardı."- .
2 . Yağışlardan veya kaynamaktan taşmaya yüz tutmak: "Çay birdenbire kabararak şosenin rampalarını aşar ve epeyce zararlara sebep olur."- R. N. Güntekin.
3 . Niceliği artmak, büyümek: "Masraf kabardı."- .
4 . Şişmek, genişlemek: "İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi."- P. Safa.
5 . Hayvanların tüyleri dikilmek.
6 . Kumaş üzerinde tüyler oluşmak, havlanmak: "Bu kumaş çabuk kabardı."- .
7 . Islanıp veya ısınıp yerinden kurtulmak: "Masanın kaplaması kabardı."- . "Dolabın boyası kabardı."- .
8 . Deniz dalgalanmak, büyük dalgalar oluşmak.
9 . mecaz Bulanmak.
10 . mecaz Öfke, sevgi vb. duygular gittikçe güçlenmek: "Bu olayı duyunca delikanlının yüreği öç alma duygusuyla kabarır."- N. Cumalı. 1
1 . (nsz, -e), mecaz Kafa tutmak, öfkelenip üstüne yürüyecek gibi davranmak. 1
2 . mecaz Böbürlenmek, gururlanmak: "Kumandan, atını şahlandırarak hurra hurra diye kendisini alkışlayan keyifli halka boyun kırarak kabarıyordu."- Ö. Seyfettin.

KÜÇÜK Nedir?


1 . Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse.
2 . Küçük abdest.
3 . sıfat Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı: "Bir aralık başımın üstünde kartaldan küçük, atmacadan büyük yırtıcı kuşlardan birinin döndüğünü gördüm."- M. Ş. Esendal.
4 . sıfat Yaşı daha az olan: "Ortanca ve küçük ablalar ... beni, arabanın beklediği sokağa indirdiler."- R. N. Güntekin.
5 . sıfat Niceliği az olan: "Kimseden en küçük bir alaka görmüyordum."- S. F. Abasıyanık.
6 . sıfat Niteliği aşağı olan, bayağı: "Küçük adam."- .
7 . sıfat Geri aşamada: "Küçük bir memur."- .
8 . sıfat Değersiz, önemsiz: "Bu iyi temiz, sıhhatli, küçük insanların uykusu bambaşka bir şey."- S. F. Abasıyanık.
9 . sıfat Kısık, parlak olmayan (ses): "Küçük, tatlı bir sesle kovboy şarkıları söyledi."- R. H. Karay.

ROMATİZMA Nedir?

Kaslarda ve özellikle eklemlerde kendini gösteren ağrılı hastalıkların genel adı: "Dikkat ediniz, bu bir romatizma başlangıcıdır."- S. F. Abasıyanık.

TAŞKIN Nedir?


1 . Taşmış bir durumda olan.
2 . isim Su baskını, seylap, feyezan.
3 . mecaz Aşırı: "Bu yüz neşeli değil, taşkın denecek kadar mutlu idi."- T. Buğra.

TAŞKINLIK Nedir?

Taşkın olma durumu veya taşkınca davranış: "Başkalarını dertleriyle üzmekten, taşkınlıklarıyla rahatsız etmekten kaçınır."- N. Cumalı.

TEHLİKELİ Nedir?

Tehlikesi olan, korkulu, kazalı, muhataralı: "Bahar yorgunluklar için en tehlikeli bir mevsimdir."- Ö. Seyfettin.

YARA Nedir?


1 . Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik: "Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım."- R. H. Karay.
2 . Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık: "Geminin omurgasındaki yara."- .
3 . mecaz Dert, üzüntü, acı: "Bu yarayı deşmeyin."- .

A A K M Z Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Akmaz, Azmak, Kazma, Mazak,

4 Harfli Kelimeler

Akma, Azma, Kama, Kaza, Zamk,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Ama, Aza, Kam, Kaz, Zam,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, Az,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.