ALMAK (TDK)


1 . Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak: "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."- N. Cumalı.
2 . (-i, -den) Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak: "Çocuğu okuldan aldı."- .
3 . Birlikte götürmek.
4 . (nsz) Satın almak: "Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan."- N. Cumalı.
5 . (nsz) Ele geçirmek, fethetmek: "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş."- Ö. Seyfettin.
6 . (nsz) İçine sığmak: "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."- .
7 . (-e, nsz) Kabul etmek: "Evine kiracı almak."- .
8 . (nsz) Kendine ulaştırılmak, iletilmek: "Mektup almak. Haber almak."- .
9 . (nsz) İçeri sızmak, içine çekmek: "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."- .
10 . (nsz) Erkek, kadınla evlenmek: "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü."- M. Ş. Esendal. 1
1 . (-i, nsz) Sürükleyip götürmek: "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."- . 1
2 . (nsz) Kazanmak, elde etmek. 1
3 . (nsz) Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak: "Soğuk almak. Ceza almak."- . 1
4 . (-i, nsz) Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 . (-den) Kısaltmak, eksiltmek: "Ceketin boyundan almak."- . 1
6 . (nsz) Yolmak, koparmak: "Kaş almak."- . 1
7 . Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 . Temizlemek: "Karyolanın altını süpürge ile al. Örümcekleri al."- . 1
9 . (-i, -e) İçeri girmesini sağlamak: "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış."- N. Cumalı.
20 . (nsz) Tat veya koku duymak: "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."- . 2
1 . (-i, -e) Örtmek, koymak: "Paltosunu sırtına aldı."- . 2
2 . (-i, -e) ... gibi anlamak: "Bir sözü şakaya almak."- . 2
3 . (-i, -de) Yol gitmek, mesafe katetmek: "O yolu bir saatte alırsınız."- . 2
4 . (-i, -den) Çalmak: "Cebimden saatimi almışlar."- . 2
5 . Soldurmak: "Güneş perdelerin rengini aldı."- . 2
6 . Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak: "Dalağını aldılar."- . 2
7 . (nsz) Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek: "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı."- H. Taner. 2
8 . (nsz) Göreve, işe başlatmak: "Yeni bir kapıcı aldı."- . 2
9 . (nsz) Başlamak: "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur."- Halk türküsü.
30 . (-den) Davranış veya makam değiştirmek: "Aşağıdan almak. Tizden almak."- . 3
1 . (nsz) İçecek veya sigara içmek: "Tadına bakmak için bir yudum aldım."- . 3
2 . (nsz) Yutmak, kullanmak: "İlaç almak."- . 3
3 . (-den) Görevden, işten çekmek. 3
4 . (-den, nsz) Kazanç sağlamak: "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."- . 3
5 . Gidermek, yok etmek: "İçine biraz su koy, tuzunu alır."- .

Almak kelimesi baş harfi A son harfi K olan bir kelime. Başında A sonunda K olan kelimenin birinci harfi A , ikinci harfi L , üçüncü harfi M , dördüncü harfi A , beşinci harfi K . Başı A sonu K olan 5 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AHALİ Nedir?


1 . Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk: "Mevsim daha Boğaz'ın bütün ahalisini toplayamamıştır."- A. Ş. Hisar.
2 . Bir yerde toplanan kalabalık, halk: "Ahaliden kimsenin kendisini tanımaması için bir siyah mantoya bürünmüştü."- R. N. Güntekin.

ALDI Nedir?

"söylemeye başladı" anlamında kullanılan bir söz: "Aldı Kerem. Aldı Köroğlu."- .

ALMA Nedir?


1 . Almak işi.
2 . Alıntı, iktibas: "Ondan acemicesine alma olarak."- Muallim Naci.
3 . spor Bir profesyonel sporcunun, para karşılığı kulübünden bir başka kulübe geçmesi, transfer.

ALMAK Nedir?


1 . Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak: "Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı."- N. Cumalı.
2 . (-i, -den) Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak: "Çocuğu okuldan aldı."- .
3 . Birlikte götürmek.
4 . (nsz) Satın almak: "Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan."- N. Cumalı.
5 . (nsz) Ele geçirmek, fethetmek: "Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş."- Ö. Seyfettin.
6 . (nsz) İçine sığmak: "Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır."- .
7 . (-e, nsz) Kabul etmek: "Evine kiracı almak."- .
8 . (nsz) Kendine ulaştırılmak, iletilmek: "Mektup almak. Haber almak."- .
9 . (nsz) İçeri sızmak, içine çekmek: "Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış."- .
10 . (nsz) Erkek, kadınla evlenmek: "O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü."- M. Ş. Esendal. 1
1 . (-i, nsz) Sürükleyip götürmek: "Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı."- . 1
2 . (nsz) Kazanmak, elde etmek. 1
3 . (nsz) Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak: "Soğuk almak. Ceza almak."- . 1
4 . (-i, nsz) Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 . (-den) Kısaltmak, eksiltmek: "Ceketin boyundan almak."- . 1
6 . (nsz) Yolmak, koparmak: "Kaş almak."- . 1
7 . Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 . Temizlemek: "Karyolanın altını süpürge ile al. Örümcekleri al."- . 1
9 . (-i, -e) İçeri girmesini sağlamak: "Sevdiği delikanlıyı gece evine almış."- N. Cumalı.
20 . (nsz) Tat veya koku duymak: "Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır."- . 2
1 . (-i, -e) Örtmek, koymak: "Paltosunu sırtına aldı."- . 2
2 . (-i, -e) ... gibi anlamak: "Bir sözü şakaya almak."- . 2
3 . (-i, -de) Yol gitmek, mesafe katetmek: "O yolu bir saatte alırsınız."- . 2
4 . (-i, -den) Çalmak: "Cebimden saatimi almışlar."- . 2
5 . Soldurmak: "Güneş perdelerin rengini aldı."- . 2
6 . Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak: "Dalağını aldılar."- . 2
7 . (nsz) Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek: "Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı."- H. Taner. 2
8 . (nsz) Göreve, işe başlatmak: "Yeni bir kapıcı aldı."- . 2
9 . (nsz) Başlamak: "Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur."- Halk türküsü.
30 . (-den) Davranış veya makam değiştirmek: "Aşağıdan almak. Tizden almak."- . 3
1 . (nsz) İçecek veya sigara içmek: "Tadına bakmak için bir yudum aldım."- . 3
2 . (nsz) Yutmak, kullanmak: "İlaç almak."- . 3
3 . (-den) Görevden, işten çekmek. 3
4 . (-den, nsz) Kazanç sağlamak: "Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar."- . 3
5 . Gidermek, yok etmek: "İçine biraz su koy, tuzunu alır."- .

ALMAK Nedir?


1 - Bir şeyi ya da kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
2 - Bir şeyi, bir nesneyi elle, araçla vb. ile tutarak bulunduğu yerden ayırmak,kaldırmak.
3 - Yanında bulundurmak.
4 - Birlikte götürmek.
5 - Satın almak.
6 - İçine sığmak.
7 - Kabul etmek.
8 - Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
9 - İçeri sızmak, içine çekmek.
10 - (Erkek, kadın için)...ile evlenmek. 1
1 - Sürükleyip götürmek. 1
2 - Kazanmak, elde etmek. 1
3 - Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. 1
4 - Bürümek, sarmak, kaplamak. 1
5 - Kısaltmak, eksiltmek. 1
6 - Yolmak, koparmak. 1
7 - Yerini değiştirmek, çekmek. 1
8 - Temizlemek. 1
9 - (Duş, banyo için) Yapmak; yıkanmak.
20 - (İçeri) Götürmek. 2
1 - Bir yeri savaşla ele geçirmek, fethetmek. 2
2 - (Tat ya da koku için) Duymak. 2
3 - Örtmek, koymak. 2
4 - (Süre için) Değiştirmek. 2
5 - (-e)...gibi anlamak. 2
6 - Başlamak. 2
7 - Davranış ya da makam değiştirmek. 2
8 - (İçecek ya da sigara için) İçmek. 2
9 - Yutmak; kullanmak.
30 - (Yol için) Gitmek. 3
1 - Çalmak. 3
2 - Göreve, işe başlatmak. 3
3 - Görevden,işten çekmek. 3
4 - Kazanç sağlamak. 3
5 - (Ölüm nedeniyle) Ayrılmak. 3
6 - Gidermek, yok etmek. 3
7 - Soldurmak. 3
8 - Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. 3
9 - (Motor) Çalışması için gerekli olan elektrik ya da yakıttan yararlanır duruma gelmek.
40 - Alışmak (Örgü, elişi vb.).

ALTI Nedir?


1 . Beşten sonra gelen sayının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 6, VI rakamlarının adı.
3 . sıfat Beşten bir artık.

ALTIN Nedir?


1 . Atom sayısı 79, atom ağırlığı 196,
9 olan, 106
4 °C'de eriyen, kolay işlenen, yüksek değerli, paslanmaz element, zer (simgesi Au): "Altın çok eski zamanlardan beri para basımında kullanılmaktadır."- .
2 . sıfat Bu elementten yapılmış: "Müsteşar, pantolonunun arka cebinden altın tabakasını çıkarıp sigara veriyor."- M. Ş. Esendal.
3 . Altından yapılmış sikke: "Çocuğa bir altın taktı."- .
4 . sıfat, mecaz Üstün nitelikli, değerli: "Altın ses."- .

AMEL Nedir?


1 . Yapılan iş, edim, fiil.
2 . din b. (***) Bir kimsenin dinin buyruklarını yerine getirmek için yaptıkları.
3 . mecaz İshal.

AMELİ Nedir?


1 - İşe, eyleme dayanan, eylemli, eylemsel, iş üstünde, uygulamalı, kılgılı,°tatbiki, °pratik.
2 - İş bakımından, işçe.
3 - Elverişli, kolay, uygun, kestirme, °pratik.
4 - Kılgılı.

AMELİYAT Nedir?


1 - Operatörün hastanın bir yerini kesme ve dikme yoluyla yaptığı sağaltım, °operasyon.
2 - İşler, etkinlikler, faaliyetler.

ANLAM Nedir?


1 . Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, fehva, valör.
2 . mantık Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey.

ANLAMA Nedir?


1 . Anlamak işi, vukuf.
2 . felsefe Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğunu görme.

ANLAMAK Nedir?


1 . Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Babasının niçin bu kasabayı çok sevdiğini Nevin bir türlü anlayamamıştı."- S. F. Abasıyanık.
2 . Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
3 . Sorup öğrenmek.
4 . Doğru ve yerinde bulmak: "Hani bunu anladık ama!"- .
5 . Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay.
6 . (-den) Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Biz de onun kadar bu işten anlarız."- H. Taner.
7 . (-den, nsz) İyilik görmek, yararlanmak: "Bu ilaçtan hiçbir şey anlamadım."- .
8 . argo Sahip olmayı istemek, dileğinin yerine getirilmesini istemek: "Yediğinden biz de anlayalım."- .

ARAÇ Nedir?


1 . Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta, gücünden yararlanılan nesne.
2 . Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta: "Dil, anlaşmayı sağlayan bir araçtır."- .
3 . Taşıt: "Taşıt araçlarına hiç binmez, yaz kış asker postalları ile kilometrelerce yolu yaya yürürdü."- H. Taner.

AYIRMA Nedir?

Ayırmak işi: "Yapılabilecek şeylerle yapılamayacakları daha ilk anda ayırmasını biliyordu."- T. Buğra.

AYIRMAK Nedir?


1 . Bölmek: "Elmayı dörde ayırmak."- .
2 . (-e, -den) Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak: "Çocuklara pastadan biraz ayırdım."- .
3 . Bir yeri bir engelle bölmek.
4 . (-den) Birbirinden uzaklaştırmak.
5 . (-i) Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek.
6 . (-den, -e) Seçmek: "Günün fıkralarından bu kitaba ayırdıklarım pek azdır."- F. R. Atay.
7 . (-i, -den) İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak: "Karıyı kocasından ayırmak."- .
8 . (-i, -den) Farklı davranmak, fark gözetmek: "Çocuklarımın hepsini aynı derecede severim, onları hiç birbirinden ayırır mıyım?"- .
9 . Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek: "Odayı çocuklara ayırmak."- .

BABA Nedir?


1 . Çocuğu olmuş erkek, peder.
2 . Çocuğun dünyaya gelmesinde etken olan erkek: "Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türktür."- Anayasa.
3 . Kazılarda çıkarılan toprağın miktarını hesaplayabilmek için yer yer bırakılan toprak dikme.
4 . Çatı merteği.
5 . Bir ülkeye veya bir topluluğa yararlı olmuş kimse: "Atatürk Türk milletinin babasıdır."- .
6 . mecaz Anlayışlı, iyi huylu erkek.
7 . mecaz Silah kaçakçılığı, kara para aklama ve uyuşturucu madde ticareti vb. kirli ve gizli işler yapan çetenin başı.
8 . mecaz Koruyucu, babalık duyguları ile dolu kimse.
9 . mecaz Ata: "Asya'daki babalarımızdan miras kalan millî şiirimizin manzum şekillerinde..."- Y. K. Beyatlı.
10 . sıfat, argo Çok kaliteli, üstün nitelikli. 1
1 . eskimiş Tarikatların bazısında tekke büyüğü: "Bektaşi babası."- . 1
2 . eskimiş Bu gibi kimselere verilen unvan: "Gül Baba. Nur Baba. Baba İlyas."- . 1
3 . denizcilik Gemi veya iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı iri demir, ağaç veya beton dikme. 1
4 . mimarlık Bir merdivende, tırabzanın sahanlıkla birleştiği yerde bulunan dikey öge.

BAKMAK Nedir?


1 - Bakışı bir şey ya da yer üzerine çevirmek.
2 - Aramak.
3 - (Yer için) Yüzü bir yöne doğru olmak.
4 - Bir şeyin gelişmesi ya da iyi bir durumda kalması için emek vermek.
5 - Beslemek, geçindirmek.
6 - (Bir iş) Birinden beklenmek.
7 - (Hasta için) Muayene etmek, tedavi etmek.
8 - Yoklamak, incelemek, denemek.
9 - Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak.
10 - Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. 1
1 - Gözetmek, ilgilenmek. 1
2 - (Renklerde) Benzemek, andırmak. 1
3 - Önem vermek, önem vererek üzerinde durmak. 1
4 - Anlamak, farkına varmak. 1
5 - Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki ya da önündeki işle uğraşır olmak.

BASTI Nedir?

Kıyma ile pişirilmiş sebze: "Kabak bastısı. Patlıcan bastısı."- .

BAŞKA Nedir?


1 . Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge: "Yıllar sonra olaya başka bir açıdan bakabildim."- H. Taner.
2 . Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan: "Bütün bunlar beni herkesten başka bir insan yapmıyor."- H. E. Adıvar.
3 . edat "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -dan / -den başka biçiminde kullanılan bir söz.

BAŞLAMAK Nedir?


1 . Bir işe girişmek, harekete geçmek: "Şairliğe on sekiz yaşında gazel ve rubailerle başlamıştı."- H. Taner.
2 . (nsz) Çalışır, işler, yürür duruma girmek: "Bundan başka evlenme hayatı da oldukça başarılı başladı."- H. E. Adıvar.
3 . Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak: "Şiirimiz milletimizin Anadolu'daki teşekkülü ile başlar."- Y. K. Beyatlı.
4 . Görünmek: "Kasabanın kenar mahallelerinden sonra bir mezarlık başlardı."- S. F. Abasıyanık.
5 . Etkisini göstermek: "Kış başlarken yapraklar döküldü."- C. Uçuk.
6 . Hoş olmayan bir davranışa koyulmak: "Etraftaki çocuklar gene arsızlanmaya başladılar."- O. C. Kaygılı.

BAŞLATMAK Nedir?


1 . Başlamasına yol açmak: "Kendini küçük yaşta zorla kemana başlatan amcasını o anda şefkatle hatırladı."- H. Taner.
2 . Birinin kötü konuşmasına yol açmak.

BİRAZ Nedir?


1 . Bir parça, azıcık: "Biraz yağmur yağdı mı Beyoğlu'nun yaya kaldırımlarında yürüyebilirsen yürü."- F. R. Atay.
2 . zarf (bi'raz) Kısa bir süre için: "Uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra."- O. Rifat.
3 . zarf (bi'raz) Az miktarda: "Dersini biraz biliyor."- .

BİRÇOK Nedir?

Oldukça çok, sayısı belirsiz, bir hayli, müteaddit: "Bu satırları, birçok mektuba biraz cevap olsun diye yazıyorum."- H. E. Adıvar.

BİRLİKTE Nedir?


1 . Bir arada, beraberce, hep beraber: "Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz / Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare."- T. Fikret.
2 . Yanında, beraberinde: "Kitabınızı birlikte getirdiniz mi?"- .

BOYUN Nedir?


1 - Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi.
2 - Şişe, güğüm gibi kapların ya da vida, cıvata gibi araçların dar olan üst bölümü.
3 - Sorumluluk.
4 - Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer.

BÜRÜM Nedir?

Bürülmüş, dürülmüş, katlanmış olan şey.

BÜRÜMEK Nedir?


1 . Sarmak, kaplamak, örtmek, basmak, istila etmek: "Tarlayı otlar bürümüştü."- N. Nâzım.
2 . mecaz Çok, güçlü etkilemek: "Bir kötümserlik bürümüş sizin içinizi."- N. Ataç.

BÜYÜKLÜK Nedir?


1 . Büyük olma durumu, ululuk: "Bu büyüklük değil ancak mertçe bir davranıştır."- N. Araz.
2 . mecaz Büyüklere yaraşır bağışlayıcı davranış.

CEZA Nedir?


1 . Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.
2 . hukuk Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım: "... kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."- Anayasa.

CUMA Nedir?


1 . Haftanın altıncı günü, perşembe ile cumartesi arasındaki gün.
2 . din b. (***) Cuma namazı.

ÇALI Nedir?

Böğürtlen, ahududu gibi ağaççıktan küçük, dalları çok çatallı ve sapları odunsu bitki.

ÇALIŞ Nedir?

Çalma işi: "Her muganninin okuyuşu, her çalanın çalışı yine şahsidir ve ayrıdır."- Y. K. Beyatlı.

ÇALIŞMA Nedir?


1 . Çalışmak işi, emek, say: "Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Bir yapı elemanının yük altında biçim değiştirmesi, az veya çok zorlanması: "Bu kiriş hesabında kirişin aşırı yük altında çalışması göz önüne alınmıştır."- .
3 . Bünyesindeki suyun azalması veya çoğalması sonucu ağacın biçim ve boyutlarının değişmesi: "Ağaçtan üretilen işlerin sonradan bozulması istenmiyorsa bütün birleştirilmelerde ağacın çalışması özelliği dikkate alınmalıdır."- .
4 . Bilimsel ve sanatsal amaçlı ürün.

ÇALMA Nedir?


1 . Çalmak işi: "Kimsenin bilmediği bir havayı çalmaya başladılar."- H. F. Ozansoy.
2 . Hırsızlık, sirkat: "Rüyamıza kadar giren bu bahçeden elma çalmaya gidiyorduk."- B. R. Eyuboğlu.
3 . Başa sarılan sarık.
4 . sıfat Çalınmış: "Çalma mal."- .
5 . sıfat Kakmalı olmayan, kalemle işlenmiş: "Çalma çiçekli bir gümüş vazo."- .
6 . halk ağzında Kibrit.

ÇEKİ Nedir?


1 . Tartı.
2 . 225,97
8 kg olan, odun, kireç vb. ağır ve kaba şeyleri tartmakta kullanılan ağırlık ölçü birimi.
3 . mecaz Üzüntü, sıkıntı.
4 . halk ağzında Kadınların başlarına bağladıkları örtü.

ÇEKME Nedir?


1 . Çekmek işi: "Siyah kehribar tespihini çekmeye başladı."- C. Uçuk.
2 . Çekmece: "Sonra çekmesinden pembe bir dosya çıkarıp önüne sürdü."- H. Taner.
3 . Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak.
4 . Parmak veya mızrapla çalınan çalgı.
5 . Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi.
6 . İş yaparken giyilen bir tür şalvar.
7 . sıfat Çekilerek giyilen veya kullanılan: "Erkekleri yandan lastikli çekme fotinden başkasını bilmiyorlardı."- R. H. Karay.
8 . sıfat Düzgün biçimli: "Çekme burun."- .
9 . spor Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması.

ÇEKMEK Nedir?


1 . Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek: "Hepsi iskemleleri çekerek masanın etrafında bir halka yapmaya hazırlanıyorlardı."- R. N. Güntekin.
2 . Taşıtı bir yere bırakmak, koymak.
3 . Germek: "İpi çekmek."- .
4 . İçine almak, emmek.
5 . Bir yerden başka bir yere taşımak: "Ekini tarladan çekmek."- .
6 . Bir amaçla ortadan kaldırmak: "Piyasadaki parayı çekmek."- .
7 . Solukla içine almak: "Beş defa yutkunup üç defa burnunu çektikten sonra anlattı."- B. R. Eyuboğlu.
8 . Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak: "Elindeki tabancayı tetiğine basmak için yeni çekivermiş gibiydi."- T. Buğra.
9 . Atmak, vurmak: "Dayak çekmek. Şut çekmek."- .
10 . Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. 1
1 . Güç durumlara dayanmak, katlanmak: "Yalnız bende meçhul bir hastalık vardı. Sekiz yaşından beri çekiyordum."- P. Safa. 1
2 . (-i) Yüklenmek, üzerine almak, etkisi altında bulunmak: "Onun bütün masraflarını ben çekiyorum."- . "Senin yüzünden bir hâl olursa azabını ömrün boyunca çekersin, ağabey..."- H. Taner. 1
3 . Tartıda ağırlığı olmak: "Tartsaydınız kırk, kırk beş kilodan fazla çekmezdi."- P. Safa. 1
4 . Döşemek: "Kablo çekmek."- . 1
5 . Herhangi bir engel kurmak: "Derenin kış yaz kurumayan suları böğürtlen fidanlarını yükseltmiş, iki tarafa yemiş dolu bir koyu çit çekmiş."- R. H. Karay. 1
6 . Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak: "Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim, diye bekleşiyorlar."- S. F. Abasıyanık. 1
7 . İmbik yardımı ile elde etmek: "İspirto çekmek. Gül yağı çekmek."- . 1
8 . Çizgi durumunda uzatmak: "Kirpiğine sürme çek / Kına yak parmağına."- F. N. Çamlıbel. 1
9 . Aynısını yazmak veya çizmek: "Yazıyı temize çekmek. Kopya çekmek."- .
20 . Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak: "Bardak çekmek."- . 2
1 . Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. 2
2 . Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek: "Fotoğraf çekmek. Film çekmek."- . 2
3 . Taşıma gücü olmak: "Bu araba 500 kilodan çok yük çekmez."- . 2
4 . Öğütmek: "Kahve çekmek."- . 2
5 . Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. 2
6 . Dikkat, ilgi vb.ni üzerine toplamak: "Bu kadın iyi terzi elinden çıkmış koyu renk elbiseleri içinde biçimli vücuduyla az sonra dikkati çeker."- R. H. Karay. 2
7 . Hoşa gitmek, sarmak. 2
8 . Kaçan ilmeği örmek: "Çorap çekmek."- . 2
9 . Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak: "Beni lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti."- H. E. Adıvar.
30 . Bir duyguyu içinde yaşatmak: "Ona yanıyorum, onun hasretini çekiyorum."- R. H. Karay. 3
1 . Yürütmek, sürmek: "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın."- Y. K. Beyatlı. 3
2 . (-e) Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek: "Yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur."- T. Buğra. 3
3 . Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak: "Sorguya çekmek."- . 3
4 . (-i, -e) Herhangi bir anlama almak: "Bak, sözümü nereye çekti!"- . 3
5 . (-i, -e) Örtmek, giymek: "Yorganınızı başınıza çeker ve uykunuza devam edersiniz."- R. H. Karay. 3
6 . (-i, -e) Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. 3
7 . Yol, ay sürmek: "Sevmediğim ayların çoğu otuz bir çeker, uzundur."- B. Felek. 3
8 . (nsz) Daralıp kısalmak: "Kumaşı yıkayınca çekti."- . 3
9 . Söylemek: "Bir nutuk çekmeye başlarken birdenbire yutkunmuş susmuştu."- Y. K. Beyatlı.
40 . Asmak: "Açıkta durduk. Demir attık. Kayığa tehlike bayrakları çektik."- Halikarnas Balıkçısı. 4
1 . Boya, badana vb. sürmek. 4
2 . Yollamak: "Çektikleri telgrafı babasıyla annesi, bakalım, alabilecekler mi?"- A. İlhan. 4
3 . Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak: "Tulumba, suyu iyi çekiyor. Baca iyi çekiyor."- . 4
4 . Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. 4
5 . fizik Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. 4
6 . teknik Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, tele

ÇEKMEK Nedir?


1 - Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek.
2 - (Taşıt için) Bırakmak, koymak.

ÇEVİK Nedir?

Kolaylık ve çabuklukla davranan, tetik, atik: "Sofrada Atatürk'ün pek kuvvetli ve çevik birkaç arkadaşı vardı."- F. R. Atay.

ÇIKAR Nedir?

Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar: "Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."- Anayasa.

ÇIKARMA Nedir?


1 . Çıkarmak işi, emisyon.
2 . askerlik Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma.
3 . matematik Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.

ÇIKARMAK Nedir?


1 . Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak: "Çantasından çok sayfalı, maroken kaplı küçük bir defter çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . (-i) Sonunu getirmek: "Bu para ile ayı çıkarırız."- .
3 . (-i) Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek.
4 . (-i) Bulmak, ortaya koymak: "Yalanını çıkarmak. Yanlışını çıkarmak."- .
5 . (-i) Hatırlamak: "Adamı nereden tanıdığımı tam olarak çıkarmaya çalıştım."- N. Cumalı.
6 . (-i, -den) Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek: "Öfkesini benden çıkardı."- .
7 . (-i, -den) Sağlamak, elde etmek: "Ekmeğini taştan çıkarmak."- .
8 . (-i, nsz) Gibi göstermek, bir davranış yüklemek: "Birini hırsız çıkarmak. Suçlu çıkarmak."- .
9 . Sindirim yolundan dışarı atmak.
10 . İlgisini keserek uzaklaştırmak. 1
1 . (-i) Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak: "İhtiyar hatun, onun ayakkabılarını ve ceketini çıkarıp çekilip gitmişti."- S. F. Abasıyanık. 1
2 . (-i) Yayımlamak: "Gençlerin tenkitlerini gördü, yeni çıkardıkları edebiyat tarihlerini karıştırdı."- O. S. Orhon. 1
3 . (-i) Gidermek: "Lekeyi çıkarmak."- . 1
4 . (nsz) Sebep olmak, yol açmak: "Bir dedektif bürosu açmış, hükûmet zorluk çıkardığından kapatmıştı."- R. H. Karay. 1
5 . (nsz) Yapmak, üretmek: "Bu terzi çok iş çıkarıyor."- . 1
6 . (-e, nsz) Sunmak: "Konuklara çerez çıkardı."- . 1
7 . (-e, -i) Göstermek: "Sosyeteye bir ustabaşıyı kocam diye çıkaracaksın."- M. Ş. Esendal. 1
8 . (-i, -le) Bir şeyi bir örneğe göre yapmak: "Yeni öğrendiği bir tangoyu piyanoda tek parmakla çıkarmaya çalışan İlhami..."- H. Taner. 1
9 . (nsz) Yollamak, göndermek: "Bir adam çıkarıp oğlunu yanına getirtti."- .
20 . (nsz) Yükü boşaltmak: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay. 2
1 . (nsz) Resim yapmak. 2
2 . (nsz) Fotoğraf çektirmek. 2
3 . (-i), mecaz Söylemek: "Bu dedikoduyu ortaya mutlak bizim arkadaş çıkarmıştır."- O. C. Kaygılı. 2
4 . (-i, -den), matematik Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek.

DAHA Nedir?


1 . Şimdiye kadar, henüz: "Daha kimse gelmemiş. Daha bir saat olmadı."- .
2 . Var olana, elde bulunana ek olarak, olana katarak: "Bir kızım daha olsaydı, adını Meliha koyardım."- P. Safa.
3 . Kendisinden sonra üçüncü kişi iyelik eki alan bir sıfatla birlikte sözü edilen konuda en önemli durumu belirtmek için kullanılan bir söz: "Daha kötüsü treni de kaçırdık."- .
4 . Bundan başka, bunun dışında: "Daha çiçekleri de sulayacağım."- H. Taner.

DAVRANIŞ Nedir?


1 . Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket: "Düşünceleri, davranışları bana ters gelen biriyle bir arada oturamam elbet!"- N. Cumalı.
2 . felsefe Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.
3 . ruh bilimi Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü.

DEĞİŞ Nedir?


1 . Değme işi.
2 . Değişim.

DEĞİŞTİRME Nedir?

Değiştirmek işi, tebdil, tahrif: "Yazınımızın gelenek değiştirmesine bağlı olarak değişik etkenleri var bu durumun"- N. Cumalı.

DEĞİŞTİRMEK Nedir?


1 . Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak: "Bulunduğu vaziyeti öteki ayağını berikinin üstüne koyarak değiştirdi."- S. F. Abasıyanık.
2 . Bir şey veya kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere almak.
3 . (nsz) Bir şey verip yerine başka bir şey almak: "Bu ayakkabı sana küçük, değiştir."- .
4 . (nsz) Birini bırakıp başkasını kullanmak: "O zamanlar şöyle öğleye doğru otele bir başvurup çamaşır değiştireceği varsa değiştiriyor."- E. E. Talu.
5 . Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek: "Tuvalet onu ne değiştirmiş, gençliğinin cazibesini, vücudunu, gözlerinin rengini nasıl belli etmişti!"- P. Safa.
6 . Anlatıma yeni bir içerik vermek.

DELİ Nedir?


1 . Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun.
2 . Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.): "Bu deli öfkeyi kime veya nelere, bir namlu gibi çevireceğini bilemiyordu."- T. Buğra.
3 . mecaz Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın: "Ben delinin biriyim, ateşe girerim."- F. R. Atay.

DELİK Nedir?


1 . Dar, küçük açıklık: "İğne deliği. Burun deliği."- .
2 . Dar, küçük çukur: "Küçük çocuk, kulübenin kenarına yığılmış taşlardan yukarıda bir deliğe sıkışmıştı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Küçük hayvan yuvası: "Fare deliği."- .
4 . sıfat Delinmiş olan: "Hangi evden istedilerse gittim, dama çıktım, akan delik kiremidi buldum, yerine sağlam kiremit koydum."- H. S. Tanrıöver.
5 . argo Cezaevi.

DELİKANLI Nedir?


1 . Çocukluk çağından çıkmış genç erkek: "Delikanlı çağımızdaki cevher / Yalvarmak, yakarmak nafile bugün."- C. S. Tarancı.
2 . sıfat, mecaz Sözünün eri, dürüst, namuslu (kimse).
3 . ünlem Gençlere bir seslenme sözü: "Delikanlı! Buraya gel."- .

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

DUYMA Nedir?

Duymak durumu: "Donmak üzere olan insanların tatlılığını içimde duymaya başladım."- S. F. Abasıyanık.

DUYMAK Nedir?


1 - Kulakla algılamak, işitmek, ses almak.
2 - Bilgi almak, öğrenmek, haber almak.
3 - Sezmek, fark etmek, hissetmek.
4 - Duyu organlarıyla algılamak, hissetmek.
5 - Nesnelere dokunmakla onların sıcaklık, soğukluk, sertlik, ağırlık, devinim gibi fizik durumlarını algılamak, duyumsamak, hissetmek.
6 - Bir ruh durumu içine girmek.

EKSİ Nedir?


1 - Çıkarma işleminde (-) iminin adı, ºnakıs.
2 - Sıfırdan küçük, önünde eksi imi bulunan (sayı), ºnegatif, ºnakıs, "artı" karşıtı.

EKSİLTME Nedir?


1 . Eksiltmek işi.
2 . Bir işin kimin tarafından daha ucuz yapılacağının anlaşılması için istekliler arasında açılan fiyat kırma işi, ihale: "O gün eksiltmeye kendi yerine onu yollamıştı."- H. Taner.

EKSİLTMEK Nedir?

Eksik duruma getirmek, sayısını azaltmak.

ELEKTRİK Nedir?


1 . Maddenin elektron, pozitron, proton vb. parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü.
2 . Bu enerjinin gündelik hayatta kullanılan biçimi.
3 . Bu enerjiden elde edilen aydınlanma.
4 . Fiziğin, bu enerji ile oluşan olaylarını inceleyen kolu.
5 . mecaz Çarpıcılık, cazibe, canlılık: "Ufak tefek ama şimdiden elektriği öbürkülerden başka, yırtıkça bir kız var içlerinde."- H. Taner.

ERKE Nedir?


1 . Enerji.
2 . felsefe Pozitif bilimlerde iş başarma gücü, bir direnmeyi yenme gücü.

ERKEK Nedir?


1 . İnsan, hayvan ve bitkilerin dişiyi dölleyecek cinsten olanı.
2 . biyoloji Sperma oluşturan organizma.
3 . Yetişkin adam, bay, kadın karşıtı: "Erkekler gelince buraya, karılar işte böyle kaçar."- O. C. Kaygılı.
4 . Koca: "Kadın erkeğini uğurladı."- .
5 . sıfat, mecaz Sözüne güvenilir, mert.
6 . sıfat Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden çıkıntılı olanı.
7 . sıfat Sert, kolay bükülmez: "Erkek demir, erkek bakır."- .

ESEN Nedir?

Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli, salim.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

EVİN Nedir?


1 . Bir şeyin içindeki öz, lüp.
2 . Buğday tanesinin olgunlaşmış içi, özü, habbe.

EVLENME Nedir?

Evlenmek işi, izdivaç: "Ama bu evlenmesinden şimdi pek pişmandır."- H. R. Gürpınar.

EVLENMEK Nedir?

Erkekle kadın, aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmek, izdivaç etmek: "Karımla benim, sanki, yeni evlenmiş gibi bir hâlimiz vardı."- Y. K. Karaosmanoğlu.

FETHETME Nedir?

Fethetmek işi.

FETHETMEK Nedir?


1 . Bir yeri veya ülkeyi savaşarak almak, ülke açmak: "Mekânı fethetmek bir marifettir fakat mekânla beraber zamanı da fethetmek yüz misli değerindedir."- Y. K. Beyatlı.
2 . mecaz Herkesin takdirini, övgüsünü kazanıp kendine hayran bırakmak: "Fettan bir kızcağız, İstanbul'u fethetmişti."- E. E. Talu.

FİLM Nedir?


1 . Fotoğrafçılıkta, radyografide ve sinemacılıkta resim çekmek için kullanılan, selülozdan, saydam, bükülebilir şerit.
2 . sinema Bir oyunun bütününü taşıyan şerit veya şeritlerin bütünü.
3 . sinema Sinemalarda gösterilen eser.
4 . Camlara yapıştırılarak içerinin görünmesini engelleyen bir tür ince yaprak.

FOTOĞRAF Nedir?


1 . Çeşitli araç ve malzeme kullanarak görüntüyü özel bir yüzey üzerinde sabitleme.
2 . Bu yöntemle aktarılarak çoğaltılan resim, foto: "Bir de yadigâr olmak üzere fotoğraf bıraktı."- Ö. Seyfettin.

GAZA Nedir?

İslam dinini korumak veya yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş: "Küffar üzerindeki gazamızın sevabı bize kâfidir."- F. F. Tülbentçi.

GECE Nedir?


1 - Güneş battıktan, gün ağarmaya başlayıncaya dek geçen süre, tün.
2 - Bu sürenin genellikle uykuya ayrılan bölümü.
3 - Eğlence, anma vb. amaçlarla geceleri düzenlenen toplantı.
4 - Gece avlanan, geceleri uyumayan hayvan.
5 - Türlü nedenlerle oluşan karanlık.
6 - Sıkıntılı, zor dönem.

GEÇİRME Nedir?

Geçirmek işi: "Esaretimin geri kalan müddetini bu ümitle geçirmeye başladım."- A. Mithat.

GEÇİRMEK Nedir?


1 . Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak.
2 . (-e) Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek: "Kalanımızı peşine takarak Murat suyunun karşı kıyısına geçirdi."- K. Bilbaşar.
3 . (-i, -e) Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek: "Odanın eşyasını öbür odaya geçirmek."- .
4 . (-i, -e) Tespit etmek, yazmak, kaydetmek: "Merkez, kadının dosyasına vefat kaydını geçirdi."- R. H. Karay.
5 . (-i, -e) Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak: "Yem torbalarını hayvanların boyunlarına geçirdikten sonra arkadaşına sordu."- O. C. Kaygılı.
6 . (-i, -e) Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek: "Arkadaşımı geçirmeye gittim."- .
7 . (-i, -de) Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak: "Kocan için geceyi evden dışarıda geçirmek fırsatını sen kendin temin et."- H. C. Yalçın.
8 . (-e, nsz) Giymek, giyinmek: "Sırtına pembe, kolları tamamen çıplak bir bluz geçirmişti."- S. F. Abasıyanık.
9 . (-den) Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak: "Kılıçtan geçirmek. Dayaktan geçirmek."- .
10 . (-i, -den) Herhangi bir durumu yaşamış olmak: "Ne yapar ne eder, günde iki üç saatini at üstünde geçirirdi."- N. Cumalı. 1
1 . Etmek, yapmak. 1
2 . (-i, -e) Hastalık bulaştırmak: "Nezleyi bana geçirdin."- . 1
3 . (-le) Zaman harcamak: "Benim bu işlerle geçirecek vaktim yok."- . 1
4 . Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak.

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GEREKLİ Nedir?

Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip, mukteza: "Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz."- H. E. Adıvar.

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

GİDER Nedir?


1 . Bir iş için harcanan paranın bütünü, masraf: "Böylece temizleyici giderlerinden tasarruf ettiklerini sanırım."- H. Taner.
2 . Binalarda ortak kullanımla ilgili atık suların merkezî kanalizasyona iletilmesini sağlayan boru hattı.
3 . ekonomi Gelecekte sağlanacak değerler karşılığı yapılan harcamalar.

GİDERME Nedir?

Gidermek işi.

GİDERMEK Nedir?


1 . Ortadan kaldırmak, yok etmek: "Vapur sorar, yol öğrenir, merakımızı gideririz."- S. F. Abasıyanık.
2 . Dindirmek.

GİRME Nedir?

Girmek işi: "Fatoş'un içeri girmesiyle sabahtan beri esen kederli havanın dağılması bir oldu."- S. F. Abasıyanık.

GİTME Nedir?

Gitmek işi.

GİTMEK Nedir?


1 - Bir yere ulaşmak üzere yönelmek, varmak.
2 - Bir yerden ya da bir işten ayrılmak.
3 - Çıkmak, ulaşmak.
4 - Belli bir amaçla bir yere devam etmek ya da bir işle uğraşmak.
5 - Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak.
6 - Yakışmak, yaraşmak.
7 - Tüketilmek, harcanmak.
8 - Götürülmek, gönderilmek.
9 - Yeter olmak, yetmek, yetişmek.
10 - Yürümek, yol almak. 1
1 - Dayanmak. 1
2 - Geçmek. 1
3 - Herhangi bir durumda olmak. 1
4 - Yok olmak, elden çıkmak. 1
5 - Ölmek. 1
6 - Başvurmak, yapmak. 1
7 - Bir şey zarar görmüş olmak. 1
8 - (Makine için) İşlemek, çalışmak. 1
9 - (Bir durum) Sürmek.
20 - Satılmak. 2
1 - Bir yere, etkinliğe devam etmek. 2
2 - Yönelme durumundaki adla kalıplaşarak kullanılır. 2
3 - Sürerlik eylemleri kurar.

GÖRE Nedir?


1 . Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince: "... günün modasına göre taranmış saçlarıyla güzel bir kadın başı uzandı bahçeye."- N. Cumalı.
2 . Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran: "Bilginlerin dediğine göre on milyona yakın Türk yurt değiştirdi."- N. Araz.

GÖREV Nedir?


1 . Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş.
2 . İşlev.
3 . Resmî iş, vazife: "Cavit Bey, görevi ona verdiği gün, Abdi Bey çok sevinmişti."- A. İlhan.
4 . Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı görev, misyon.
5 . dil bilgisi Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş.
6 . fizyoloji Bir organ veya hücrenin yaptığı iş.
7 . matematik Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi.

GÖTÜRMEK Nedir?


1 . Taşımak, ulaştırmak veya koymak: "Hamalın biri, sırtına koca bir ayna vurmuş, götürüyordu."- H. Taner.
2 . (-i, -e) Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek.
3 . (-i, -e) Bir şeyi yakından uzağa götürmek.
4 . Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek: "Bir mermi bacağını götürdü. Duvarı su götürdü."- .
5 . (nsz) Öldürmek: "Hastalık çok insan götürdü."- .
6 . (-e) Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.
7 . (-i, -e) Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek: "Beni evime kadar götürdü."- .
8 . (-e) Bir sonuca vardırmak: "Bitirmeden şunu da söyleyeyim, ahlaka, gerçek ahlaka götüren başlıca yollardan biri de aşktır."- N. Ataç.
9 . Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak: "Eksiler artıları götürdü."- .
10 . argo Tümüyle sahip olmak. 1
1 . argo Çalmak.

HABER Nedir?


1 . Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi, salık: "Çırağın bir şeyden haberi yok."- M. Ş. Esendal.
2 . İletişim veya yayın organlarıyla verilen bilgi: "Televizyonda dünya haberlerini izledi."- .
3 . Bilgi: "Sanattan haberi yok."- .
4 . eskimiş, dil bilgisi Yüklem.

HALK Nedir?


1 . Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk: "Türk halkı."- .
2 . Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu: "Yahudi halkı."- .
3 . Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri: "Bağımsız Devletler Topluluğunun halkları."- .
4 . Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü: "Bütün köy halkı orada idi."- Ö. Seyfettin.
5 . Yöneticilere göre bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu: "Bilmiyorlar ki halk, halkın diliyle konuşan sanatkârla birliktir."- O. V. Kanık.

HARE Nedir?


1 . Bazı nesne, canlı, göz vb.nde dalgalanır gibi görünen parlak çizgiler, meneviş, dalgır: "Uskumrunun hareleri daha sık, gözleri küçük oysa kolyozun hem hareleri daha taraklı hem gözleri daha patlak."- O. Rifat.
2 . Üzerinde dalgalı çizgiler bulunan kumaş.
3 . Çok sert taş, mermer.

HAREKE Nedir?

Arap alfabesiyle yazılmış metinlerde üstüne ve altına konduğu ünsüzlerin birer ünlü ile okunmasını sağlayan işaret.

HARMAN Nedir?


1 . Biçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması işi.
2 . Bu işin yapıldığı yer veya mevsim: "Çocuğum başka çocuklarla beraber harmanda düvene binmiş dönüyor."- R. N. Güntekin.
3 . Birçok çeşitten birer parça alıp yeni birleşim oluşturma işi: "Çay harmanı. Tütün harmanı."- .
4 . Selüloz açılması aşamasından başlayıp kâğıt veya karton sayfasının meydana gelmesine kadar kullanılan bir veya birkaç kâğıt hamuru ile diğer malzemelerin meydana getirdiği sulu süspansiyon.

HASTA Nedir?


1 . Sağlığı bozuk olan, esenliği yerinde olmayan, hastalanmış, rahatsız: "Annem o evin önü sofalı bir odasında hasta yatıyordu."- Y. K. Beyatlı.
2 . mecaz Aşırı düşkün, tutkun: "Maç hastası."- .
3 . argo Parasız, züğürt.
4 . teklifsiz konuşmada Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

IŞIK Nedir?


1 . Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk: "Okuyabilmek için kapıdaki ışık yeterli değildi."- H. E. Adıvar.
2 . Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç: "Buraya bir ışık getirin."- .
3 . Aydınlanmak için kullanılan elektrik: "On ikide ışıklar söndü."- .
4 . mecaz Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı: "Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu."- P. Safa.
5 . mecaz Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb: "Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan."- N. Cumalı.
6 . fizik Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma.

İÇECEK Nedir?

İçilen her şey, meşrubat: "Burada yiyecek, içecek her şey var."- .

İÇME Nedir?


1 . İçmek işi: "Lokantaya bir iki kadeh rakı içmeye giderdi."- A. Ş. Hisar.
2 . İçinde birtakım mineraller ve tuzlar bulunan, suyu ilaç olarak ve çoğunlukla iç sürdürmek için içilen kaynak, içmece.

İÇMEK Nedir?


1 - Bir sıvıyı ağza alıp yutmak.
2 - Sigara, nargile vb. nin dumanını içe çekmek.
3 - (Bir şey bir sıvıyı) içine çekmek, emmek.
4 - İçki kullanmak.

İKEN Nedir?

Esnasında, ...-dığı / -diği hâlde, ...-dığı / -diği zaman: "Dil bizim dilimiz iken, kitabımız bizim yabancımız olmuştu."- M. Ş. Esendal.

İLETİ Nedir?

Yazı veya sözle verilen, gönderilen bilgi, mesaj.

İLETİLMEK Nedir?

İletme işi yapılmak: "Bana iletildiğine göre..."- .

İŞTE Nedir?


1 . Bir şey gösterilirken veya bir şeye işaret edilirken söylenen bir söz, aha, ahacık: "Hani kitap? - İşte size anlattığım adam. İşte, korktuğum başıma geldi."- .
2 . Anlatılan bir sözün sonucuna gelindiğini gösterir: "İşte bütün manzara budur!"- R. E. Ünaydın.
3 . Anlatılan şeye dikkat çekmek için kullanılan bir söz: "Ekmek, peynir, yumurta, marul, limon, ne bulursan al işte."- N. Cumalı.

KABUL Nedir?


1 - Bir şeye isteyerek ya da istemeyerek razı olma.
2 - (Konukları ya da işi olanları) Yanına sokma, katına alma: Meclis başkanı yönetim kurulu üyelerini kabul etti .
3 - Sunulan bir şeyi, armağanı alma.
4 - Bir öneriyi uygun bulma, onaylama.
5 - Bir yere alınma.

KADI Nedir?

Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

KADIN Nedir?


1 . Erişkin dişi insan, zen erkek veya adam karşıtı: "Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler."- A. Ş. Hisar.
2 . Evlenmiş kız.
3 . sıfat Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan.
4 . mecaz Hizmetçi bayan.
5 . eskimiş Bayan: "Hintli kadın toplantıyı renklendirmek için herkesin kendisine bazı şeyler sormasını teklif ediyordu."- B. Felek.

KALDIRMA Nedir?

Kaldırmak işi.

KALDIRMAK Nedir?


1 . Bulunduğu yerden almak: "Örtüyü masanın üzerinden kaldır."- .
2 . Yukarı doğru hareket ettirmek: "Gözlerini yüzüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık."- S. F. Abasıyanık.
3 . Yükseltmek: "Duvarı bir metre daha kaldırmalı."- .
4 . (nsz) Ürün toplamak, taşımak: "Harman kaldırmak."- .
5 . Çekmek, taşımak: "Bu araba bu yükü kaldırmaz."- .
6 . Bir kuruluşun çalışmasına son vermek, feshetmek, lağvetmek: "Meclis ... olağanüstü hâli kaldırabilir."- Anayasa.
7 . (-e) Hastayı hastaneye götürmek: "Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesi'ne kaldırdılar."- A. Gündüz.
8 . Tören yaparak ölüyü gömmek.
9 . Toplamak: "Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar."- N. Cumalı.
10 . Alıp başka yere götürmek. 1
1 . Uyandırmak: "Bir gece yanında mihman olduğum / Sabah oldu deyi kaldırdın beni."- Halk türküsü. 1
2 . Piyasadan çekmek: "İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar."- . 1
3 . Elin ulaşamayacağı yere koymak, saklamak: "Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin."- . 1
4 . Kaçırmak: "Yakın köyden kaldırdığı bir yosmayı sarhoş etmekle meşguldü."- S. F. Abasıyanık. 1
5 . İyi etmek, iyileştirmek: "Bu ilaç onu yataktan kaldırdı."- . 1
6 . Bir şeyden çokça satın almak. 1
7 . Tayin etmek, atamak: "Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler."- M. Ş. Esendal. 1
8 . Yok etmek, ortadan silmek: "Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır."- O. S. Orhon. 1
9 . (nsz), mecaz Katlanmak, tahammül etmek: "Doğrusunu isterseniz onu çoktan kapı dışarı etmeliydim ama yüreğim kaldırmıyor, acıyorum."- S. F. Abasıyanık.
20 . (nsz), mecaz Uygun gelmek, götürmek, yakışmak: "Bu kumaş fazla süs kaldırmaz."- . 2
1 . argo Çalmak, aşırmak.

KAPICI Nedir?


1 . Otel, apartman vb. büyük yapılarda bekçilik, temizlik, alışveriş gibi işlerle görevli kimse: "Bu arada, aşağıdan kapıcının sesi, gece nöbetçisine çıkışıyor."- M. Ş. Esendal.
2 . tarih Osmanlı devlet teşkilatında saray kapılarını bekleyen görevli sınıfı.

KAPLAM Nedir?

Bir kavramın ve o kavramı dile getiren terimin içerdiği varlıkların ve bireysel olayların bütünü, kapsam, şümul: "Bütün insanlar, hayvanlar, bitkiler canlı kavramının kaplamı içine girerler."- .

KAPLAMA Nedir?


1 . Kaplamak işi.
2 . Bir şeyin dışına süsleme veya koruma amacıyla geçirilen başka maddeden kat: "Her pencereyi, her kaplamayı tanıyordum artık."- S. F. Abasıyanık.
3 . Kalınlığı
5 mm'den az, ince ağaç levha.
4 . sıfat Üstü herhangi bir başka maddeyle kaplanmış olan: "Bu, kaplama bir bilezik değil."- .

KAPLAMAK Nedir?


1 . Her yanını örtmek, istila etmek: "Bulutlar gökyüzünü kapladı."- . "Sessizlik ortalığı kapladı."- .
2 . Çepeçevre sarmak, kuşatmak: "Evlerin bir tarafını yol, üç tarafını da yine çam ormanları kaplar."- S. F. Abasıyanık.
3 . (nsz) Bir kabın, bir kılıfın, bir örtünün içine almak: "Yorgan kaplamak."- .
4 . Yayılıp doldurmak, etkisinde bırakmak.
5 . Bir yüzeyi döşemek, başka bir nesne ile örtmek: "Dudaklarının üstünü kaplayan muntazam kesilmiş sert ve koyu siyah bıyıkları..."- A. Ş. Hisar.
6 . Kaplama adı verilen ince ağaç levhaları, değişik yöntemlerle hazırlanan tablalara yapıştırmak.
7 . Bir madeni bir başka madenle kimyasal bir yöntemle örtmek.
8 . mecaz Bir kimsenin veya bir şeyin nitelikleri herkesçe bilinir olmak: "Ünü cihanı kapladı."- .
9 . mecaz Duygular için doldurmak: "İçini sevinç kapladı."- .
10 . mecaz Doldurmak, bastırmak.

KATETME Nedir?

Katetmek işi.

KATETMEK Nedir?


1 . Kesmek, bölmek.
2 . Bir yeri aşarak geçmek, yol olmak: "Yolumuz bir dereyi katedecekti."- A. Gündüz.

KAVANOZ Nedir?

Plastik, cam vb. maddelerden yapılmış ağzı geniş, çeşitli boylarda kap: "Gül ağaçlarının dibini akşamdan beyaz kavanozlara koyar, içine yüzüklerimizi, yüksüklerimizi atar, ertesi sabah güneş doğarken mâni söyleyerek tekrar çıkarırdık."- Ö. Seyfettin.

KAZA Nedir?


1 . Can veya mal kaybına, zararına neden olan kötü olay: "Tren kazası."- .
2 . İlçe, kaymakamlık: "Kazada mektepli dişçi olmadığı için onu vilayete götürdüm."- R. N. Güntekin.
3 . din b. (***) Vaktinde kılınmayan namazı veya tutulmayan orucu sonradan yerine getirme.
4 . eskimiş, hukuk Yargı.
5 . eskimiş Kadılık görevi.

KAZAN Nedir?


1 . Çok miktarda yemek pişirmeye veya bir şey kaynatmaya yarayan büyük, derin kap: "Koca bir kazan patates kaynattık."- A. Gündüz.
2 . Buhar makinelerinde, kalorifer tesisatında, suyun kaynatıldığı büyük derin kap: "Kazan patladı."- .

KAZANÇ Nedir?


1 . Satılan bir mal, yapılan bir iş veya harcanan bir emek karşılığında elde edilen para, getiri, temettü: "Aylık kazanç."- .
2 . mecaz Yarar, çıkar, kâr: "Yarı keyif, yarı kazanç için balıkçılık sanatında karar kılmıştı."- S. F. Abasıyanık.

KAZANMA Nedir?

Kazanmak işi, edinme.

KAZANMAK Nedir?


1 . Kazanç sağlamak: "Bu beş lirayı bitirmeden ben para kazanmalıyım."- P. Safa.
2 . (nsz) Olumlu, iyi bir sonuç elde etmek: "Böyle yazılara hiç cevap vermeyiz ve yazı çok ağırsa dava açarak çok defa kazanırız."- B. Felek.
3 . Çıkmak, isabet etmek.
4 . Edinmek, sahip olmak: "Emniyetlerini kazanmak için bu esrar bir kimya gibi gizli kalmalıdır."- R. N. Güntekin.
5 . (nsz) Tutulmak, yakalanmak: "Huy kazanmak."- . "Dert kazanmak."- .
6 . Kendinden yana çekmek: "Bu genç şairin dostluğunu kazanmak için hiçbir külfete katlanmadım."- M. Ş. Esendal.
7 . (-den) Ele geçirmek, fethetmek, kazanç sağlamak: "Düşmandan yer kazanmak."- .
8 . Yenmek, galip gelmek: "İşte kesin muharebeyi bu manevi kudret kazanacaktır."- R. E. Ünaydın.

KENDİ Nedir?


1 . İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat.
2 . Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatan bir söz: "Kendisi gelsin. Kendimiz görmeliyiz."- .
3 . Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirten bir söz: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek.
4 . "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılan bir söz: "Kendileri evde yoklar mı?"- .

KISA Nedir?


1 . Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı.
2 . Az süren, uzun olmayan: "Türk milleti en kısa zaman içinde yeni harflerle okumaya, yazmaya başladı."- E. İ. Benice.
3 . Ayrıntısı çok olmayan: "Kısa bilgi. Kısa yazı."- .
4 . isim Kısa olan şey: "Uzun lafın kısası."- .
5 . zarf Kısaca, kısaltarak: "Kısa konuştu."- .

KISALTMA Nedir?


1 . Kısaltmak işi, taksir.
2 . Kısaltılmış ad veya söz: "TDK, Türk Dil Kurumu adının kısaltmasıdır."- .

KISALTMAK Nedir?


1 . Kısa duruma getirmek: "Ben bu sözü biraz daha kısaltarak tekrar edeceğim."- R. N. Güntekin.
2 . Kısa gibi göstermek: "Bu giysi boyunu kısaltmış."- .

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

KİRACI Nedir?

Bir şeyi, bir yeri kira ile tutan kimse, müstecir: "Biz bu evde kiracıyız."- .

KİŞİ Nedir?


1 . İnsan, şahıs, zat, nefer: "Dilenciler de sayıda olduğu hâlde, yirmi otuz kişi kadardık."- M. Ş. Esendal.
2 . dil bilgisi Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs: "Ben (tekil kişi), sen (tekil kişi), o (tekil kişi); biz (çoğul kişi.) siz (çoğul kişi), onlar (çoğul kişi)."- .
3 . edebiyat Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.
4 . halk ağzında Eş, koca.
5 . eskimiş Erkek.

KOKU Nedir?


1 . Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu: "Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Güzel kokmak için sürülen esans: "Koku sürünmek."- .
3 . mecaz Belirti, işaret: "Ortalıkta bir savaş kokusu var."- .

KOPARMA Nedir?


1 . Koparmak işi: "Öte yandan canavar düdükleri de ilk çığlıklarını koparmaya başlamışlardı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . spor Halterde ağırlığı kaldırma biçimlerinden biri.

KOPARMAK Nedir?


1 . Kopmasını sağlamak, kopmasına yol açmak: "O koskoca lenduha gibi gövdenle ipi koparırsın da başımıza iş çıkarırsın!"- O. C. Kaygılı.
2 . (nsz) Daldan, ağaçtan alıp toplamak: "Yorulunca omzuma çıkar, çiçek koparmak isterse beni çağırır."- H. E. Adıvar.
3 . (nsz) Birden ve güçlü bir biçimde başlamak veya başlatmak: "Zehra birdenbire iki avucunu da yüzüne kapadı, kısa ve keskin bir çığlık kopardı."- P. Safa.
4 . Zor kullanarak almak.
5 . (-den, -i), mecaz Güçlükle elde etmek: "Bir kızla buluşmuşken bir başkasından söz ya da telefon numarası kopardığı oluyordu."- N. Cumalı.
6 . spor Birlikte koşan yarışçıyı üstün bir çaba ile hızlanıp geçmek.

KOYMA Nedir?

Koymak işi.

KOYMAK Nedir?


1 - Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.
2 - Eklemek, katmak.
3 - (Bedeni) Bir yere yerleştirmek, dokunmak.
4 - (Bir kimseyi, hayvanı) Bir yere kapatmak.
5 - Bir kimseyi bir kimseye bırakmak, emanet etmek.
6 - Bırakmak, terk etmek.
7 - Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.
8 - Bırakmak.
9 - (Para için) Biriktirmek; yatırmak.
10 - (İmza, tarih, adres) Yazmak. 1
1 - Uyulması gereken kuralları saptamak, ortaya çıkarmak. 1
2 - Etkilemek, dokunmak. 1
3 - (Bütçede) Bir şey ya da kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. 1
4 - Pişmesi, ısınması için yemeği vb.'yi ocağın üzerine yerleştirmek. 1
5 - Bir kimseyi bir şey yerine koymak, onu öyle görmek.

KULLANMA Nedir?

Kullanmak işi, istimal: "Deri gibi sert, yayvan tandır ekmeğine alışmıştı; yer sofrasında bunu kaşık, çatal yerine dürümleyerek kullanmayı beceriyordu."- R. H. Karay.

KULLANMAK Nedir?


1 . Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak: "Parmaklarının arasındaki mendili eskiyinceye kadar kullandığın hiç oldu mu?"- H. C. Yalçın.
2 . Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak: "Siz analarımızı nasıl esir gibi kullandınızsa biz de sizi öyle kullanacağız."- H. E. Adıvar.
3 . İşletmek, değerlendirmek: "Parasını ticarette kullanmak."- .
4 . (nsz) Giymek, takmak: "Hiç yağmurluk kullanmazdı."- .
5 . (nsz) Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek.
6 . (nsz) Kelimeyi yazmak, söylemek: "Lakırtılarında çok kere çifter çifter kelimeler kullanırdı ki bunlar bazen manayı değiştirir."- A. Ş. Hisar.
7 . Harcamak, sarf etmek: "Sattıkları küpenin parasını çok idareli kullanıyorlardı."- P. Safa.
8 . Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek: "Hâlbuki onlar, işte bu saflığı istismar ediyorlar. Bütün düşünceleri seni kullanmak, o kadar!"- A. İlhan.
9 . Araç veya aleti işletmek, yönetmek: "Nitekim çocuklarımın bile kullandıkları hesap makineleri, bunların küçük modelleridir."- B. Felek.

LİRA Nedir?


1 . Yüz kuruş değerinde Türk para birimi, teklik: "Bu pazarlığın yapıldığı zamanda liranın kıymeti vardı."- R. H. Karay.
2 . Bazı ülkelerin para birimi: "Mısır lirası. Suriye lirası."- .
3 . eskimiş Yedi gram ağırlığında altın sikke, sarı lira.

MAKAM Nedir?


1 . Mevki, kat, yer: "İnsan değil gökyüzündeki makamını şaşırarak yere inmiş bir melektir."- H. R. Gürpınar.
2 . müzik Klasik Türk müziğinde bir müzik parçası veya şarkının işleniş biçimi.

MAKİ Nedir?

Akdeniz dolaylarında yaygın olan, bodur ağaç ve çalılardan oluşan bitki örtüsü. maki (II) isim, hayvan bilimi(Madagaskar yerlilerinin dilinden) Makigillerden, Madagaskar adasında sık rastlanan, uzun kuyruklu, yumuşak tüylü bir memeli primat (Lemur).

MAKİNE Nedir?


1 . Herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için çarklar, dişliler ve çeşitli parçalardan oluşan düzenekler bütünü: "Tıraş makineleri ile usturalar çekmecelerde dururdu."- N. Cumalı.
2 . Bir alet veya taşıtın hareket etmesini sağlayan mekanizması: "Saatin makinesi. Gramofonun makinesi."- .
3 . halk ağzında Araba, otomobil.

MESAFE Nedir?


1 . Ara, aralık, uzaklık: "Beş kilometrelik mesafede yine konuşmadık."- R. H. Karay.
2 . mecaz İlişkilerde çok içten olmama durumu, resmiyet.
3 . matematik Uzaklık.

MOTOR Nedir?


1 . Herhangi bir enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren düzenek: "Taşındıkları kamyon önünde durunca motorun patırtısı kesildi."- N. Cumalı.
2 . Akaryakıtla işleyen deniz aracı: "Rıhtıma varabildiği zaman vapura gidecek olan son motor kalkmak üzere idi."- F. R. Atay.
3 . halk ağzında Motosiklet.

OKUL Nedir?


1 . Her türlü eğitim ve öğretimin toplu olarak yapıldığı yer, mektep: "Daha gelir gelmez, ayağının tozu ile vilayet merkezinin okullarını gezdi."- M. Ş. Esendal.
2 . Bir okuldaki öğrenci ve görevlilerin bütünü: "Okul dağıldı."- .
3 . Ekol.

OLAN Nedir?


1 - olmak eyleminin şimdiki zaman ortacı.
2 - ad tamlaması belirtileni durumunda bulunan bir addan sonra getirildiğinde o adın sıfatı değerinde bir birleşik oluşturur.

OLDU Nedir?


1 . Evet.
2 . ünlem Başüstüne.

OLMUŞ Nedir?


1 - Olgunlaşmış, ergin.
2 - Oluşmuş.

ONLAR Nedir?

Ondalık sayı sistemine göre yazılan bir tam sayıda sağdan sola doğru ikinci basamak. onlar (II) zamir O şahıs zamirinin çokluk biçimi.

ORGAN Nedir?


1 . Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv: "Bütün iç organlarım burkulur gibi oldu."- N. Cumalı.
2 . mecaz Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş: "Devlet organları."- .

ÖRTME Nedir?


1 . Örtmek işi.
2 . halk ağzında Baş örtüsü: "Kızlığında, başlarına soluk örtmelerini alır, yünlerini sırtlar, ırmak boyuna yün boyamaya giderdi."- N. Meriç.
3 . halk ağzında Üstü kapalı, önü açık yer: "Damın örtmesinin altında hasta koyunlara bakıyordu bir adamla beraber."- Y. Kemal.

ÖRTMEK Nedir?


1 - Korumak, görünmez duruma getirmek ya da gizlemek için üstüne bir şey koymak.
2 - Kapamak.
3 - Kaplamak.
4 - (Kötü bir durumu) Belli etmemek, gizlemek, saklamak.

ÖRÜMCE Nedir?

Örümcek.

ÖRÜMCEK Nedir?


1 . Örümcekler takımından, ince bir ağ kurarak küçük böcekleri avlayan eklemli bir hayvan (Aranea): "Köşede bir örümcek, ince ipliklerini tavandan duvara atarak ağını örüyor."- Y. Z. Ortaç.
2 . Bu hayvanın ördüğü ağ.
3 . Yürüteç.

ÖRÜMCEKLER Nedir?

Örümceklerle akrepleri içine alan bir eklem bacaklılar takımı.

PANTOL Nedir?

Pantolon.

PANTOLON Nedir?

Belden başlayan ve genellikle paçaları ayak bileklerine kadar inen giyecek: "Redingot giymemiş olanlar kara ceket, yelek, çizgili pantolon giymişler."- M. Ş. Esendal.

PARTİ Nedir?


1 . Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk, fırka: "Seçmenler yeni güç santrallerinin doğayı bozacağını düşündükleri için karşı partiyi tutmuşlar."- H. Taner.
2 . İnsan topluluğu. Birleşik Sözler parti ocağı http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=parti ocağı&EskiSoz=parti&GeriDon=2 kardeş parti http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=kardeş parti&EskiSoz=parti&GeriDon=2 merkez parti http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=merkez parti&EskiSoz=parti&GeriDon=2 siyasal parti http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=siyasal parti&EskiSoz=parti&GeriDon=2 siyasi parti http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=siyasi parti&EskiSoz=parti&GeriDon=2 muhalefet partisi http://sozbul.ASPX?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F75456518CA&Kelime=muhalefet partisi&EskiSoz=parti&GeriDon=2 parti (II) isim Fransızca partie
1 . Bir bütünün parçası, kısım: "Yedi sekiz balyalık bir partiden bir buçuk, iki kilo tütün yürütüyordu."- N. Cumalı.
2 . Bazı oyunlarda bir kez: "Öğle sonları birkaç parti tavla oynamaktan hiç vazgeçmiyorduk."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . Bir kişi, bir kuruluş veya bir topluluğun, çoğu belli bir şeyi kutlamak amacıyla düzenledikleri eğlence: "Gülümhan'ın partisinde tanışır gibi olmuştuk."- A. İlhan.
4 . ekonomi Tutam (II).
5 . mecaz Çok ucuza elde edilen şey, kelepir.
6 . mecaz Vurgun, kazanç: "Kazanmakta olduğu partinin güme gitmesinden korkan terlikçi İhsan..."- H. Taner.
7 . müzik Armoniyi oluşturan ezgilerden her biri.

PERDE Nedir?


1 . Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü: "Perdeleri nasıl kendi eliyle pencerelere taktığını ... düşündü."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey: "Sinema perdesi. Karagöz perdesi."- .
3 . İki yeri birbirinden ayıran bölme: "Duvarın önüne çekilen tahta perdeye yapıştırılmış ilanlara bakıyordu."- M. Ş. Esendal.
4 . Seste pes perde: "Sonra da ince ve çok acıklı bir perdeden şarkı söylemeye başladı."- A. Mithat.
5 . mecaz Doğruyu görmeye engel olan şey: "Bu sözü duyunca gözlerimdeki perde kalkıverdi."- .
6 . hayvan bilimi Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar.
7 . müzik Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi.
8 . müzik Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer.
9 . tıp (***) Katarakt: "Gözlerine perde inmiş."- .
10 . tiyatro Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri: "Oyunun üç perdesi de böyle alkışlar içinde geçti."- M. Ş. Esendal.

PİYASA Nedir?


1 . Satıcıların mal satmak için bir araya geldiği yer, pazar: "Şimdi de pazar, piyasa yerlerinde, mahalle dolaylarında tanır, sayarlar."- M. Ş. Esendal.
2 . Bir yol üzerinde gidip gelerek gezinme: "Kahvenin önünden dört beş kere daha geçer, akşam piyasasını yapardım."- S. F. Abasıyanık.
3 . Alışveriş fiyatı, geçerli fiyat: "Sonbaharda, yakında açılacak tütün piyasasının haberleriyle ümitlenir, tasalanır, yüzleri bir gün gülerse beş gün kederli kalırdı."- N. Cumalı.
4 . ekonomi Arz ve talebin karşılaştığı alan.
5 . Ortalık: "Bunlardan bir kısmı bugün piyasada alaturka çalgıcılığın en ileri gelenlerindendir."- O. C. Kaygılı.

SAAT Nedir?


1 - Bir günlük sürenin yirmi dörtte birine eşit zaman parçası.
2 - Vakit, zaman.
3 - Bir işin yapıldığı belirli zaman.
4 - Bayağı yürüyüşle bir saatte alınan yol.
5 - Günün hangi saati olduğunu gösteren aygıt.
6 - Sayaç.

SAĞLAM Nedir?


1 . Dayanıklı, kolay bozulmaz, yıkılmaz, stabil: "En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı."- F. R. Atay.
2 . Zarar görmemiş, bozulmamış: "Bütün eşya sağlam."- .
3 . Sakatlık veya hastalığı bulunmayan, sağlıklı, sıhhatli: "Kendisi uzun boylu, sağlam, orta yaşlı bir adamdır; ama yıprandığını söylüyor."- M. Ş. Esendal.
4 . Güvenilir: "Sağlam iş. Sağlam para."- .
5 . Gerçek, inanılır bir temeli olan: "Böyle sağlam adı nereden bulacaksın."- M. Ş. Esendal.
6 . zarf, halk ağzında (sa'ğlam) Her hâlde, muhakkak: "Sağlam bu gece perilere karıştım gitti."- H. R. Gürpınar.

SAĞLAMA Nedir?


1 . Sağlamak işi: "Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."- Anayasa.
2 . matematik Bir problemin çözümü veya bir hesabın doğruluğunu denetlemek için yapılan kontrol işlemi, mizan.

SAĞLAMAK Nedir?


1 . Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek: "Biz bu ihtiyara son günlerinde hiç aklından geçirmediği bir saadet sağladık."- H. Taner.
2 . Elde etmek, sahip olmak: "... o sevimli yavru hâliyle sağladığı sempatinin büyük bir kısmını yitirmişti."- Y. N. Nayır.
3 . matematik Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. sağlamak (II) (nsz) Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek.

SALON Nedir?


1 . Bir evde konukları ağırlamakta kullanılan en geniş oda: "Hasta alt kattaki salona kadar gitti ve bir kanepenin üstüne düştü."- P. Safa.
2 . Toplantıların, kutlamaların, gösterilerin yapıldığı geniş yer: "Düğün salonu. Konferans salonu."- .
3 . Dükkân, mağaza: "Çay salonu. Berber salonu."- .

SARMA Nedir?


1 . Sarmak işi: "Evlerindeki düzensizliğin, yozlaşmanın ve erinçsizliğin her yanı sarmasının yaratıcısı annesiydi."- M. Uyguner.
2 . Saran, içine alan şey, zarf.
3 . askerlik Çevirme.
4 . Lahana, pazı ve üzüm yaprağının hazırlanan içle sarılmasıyla yapılan etli veya zeytinyağlı yemek.
5 . madencilik Bir ayakta alınan paralel veya dik olarak dikmelerin üzerine yerleştirilen direk.
6 . sıfat Sarılarak yapılan: "Sarma yay."- .

SATIN Nedir?

"Bedelini ödeyerek bir şey almak" anlamındaki satın almak birleşik fiilinde geçen bir söz: "Okuma yazma bilmemesine rağmen bir Köroğlu gazetesi satın aldı."- H. Taner.

SEBEP Nedir?

Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey: "Aynayı kırmamın hiçbir sebebi yoktur."- S. F. Abasıyanık.

SIZMA Nedir?


1 . Sızmak işi.
2 . Kapı, pencere aralıklarından oda havasının değişmesi.
3 . sıfat Sızdırılmış: "Sızma zeytinyağı."- .

SIZMAK Nedir?


1 - İnce aralıklardan ya da gözeneklerden az miktarda ve belli olmadan yavaş yavaş akmak, çıkmak.
2 - Gizli tutulan haber sır gibi şeyler duyulmak, yayılmak.
3 - Düşman mevzileri arasına gizlice girmek ve ilerlemek.
4 - Herhangi bir topluluğu, bir örgütü yolundan saptırmak için gizlice arasına girmek.
5 - Gizlice, haber vermeden gitmek, sıvışmak.
6 - İçki ya da yorgunluk gibi nedenlerle kendinden geçerek uyuya kalmak.

SİGARA Nedir?

İnce kâğıda, kıyılmış tütün sarılarak hazırlanan, silindir biçiminde, ağızdan dumanı çekilen nesne: "İhtiyar diplomat sigara üstüne sigara yakıyordu."- Ö. Seyfettin.

SOLDURMA Nedir?

Soldurmak işi.

SOLDURMAK Nedir?

Solmasına sebep olmak: "Güneş, boyaları soldurdu."- .

SÜPÜRGE Nedir?


1 . Süpürme işinde kullanılan araç: "Hasta bakıcının elinden süpürgeyi kaparak ut gibi çalmaya başlamış."- R. N. Güntekin.
2 . Elektrik süpürgesi.

SÜRÜ Nedir?


1 . Evcil hayvanlar topluluğu: "Karşıki yamaçların sırtında kısrak sürüleri çanlarını sallayarak otluyordu."- R. H. Karay.
2 . Bir insanın bakımı altındaki hayvanların tümü.
3 . Birlikte yaşayan hayvan topluluğu.
4 . mecaz Yönlendirilebilen insan topluluğu: "Sokaklarda alay geçerken başka çocuklar da sürüye katılır, mektebe kadar giderler."- H. E. Adıvar.

ŞAKA Nedir?

Güldürmek, eğlendirmek amacıyla karşısındakini kırmadan yapılan hareket ya da söylenen söz, °latife.

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

TEHLİKELİ Nedir?

Tehlikesi olan, korkulu, kazalı, muhataralı: "Bahar yorgunluklar için en tehlikeli bir mevsimdir."- Ö. Seyfettin.

TEMİZ Nedir?


1 . Kirli, lekeli, pis, bulaşık olmayan, arı, pak, hijyen, hijyenik: "İçki yerine soğuk su, temiz ayran... var."- F. R. Atay.
2 . Özenle yapılmış: "Temiz iş. Temiz dayak."- .
3 . Çok az kullanılmış veya hiç kullanılmamış olan, özrü olmayan: "Temiz araba."- .
4 . Ahlakça lekesiz, necip, nezih: "Biraz fazla saf olmakla beraber çok temiz ve nazik bir çocuk..."- R. N. Güntekin.
5 . zarf Kirli, lekeli, bulaşık olmayan bir biçimde: "Temiz giyinmek."- .

TEMİZLEME Nedir?


1 . Temizlemek işi: "Artık benim gündelikle çamaşıra, ortalık temizlemeye gitmemden başka çare kalmadı."- H. E. Adıvar.
2 . Yüzeylere yapışmış leke ve kirlerin giderilmesi, çözelti veya asıltı durumuna getirilmesi olayı.

TEMİZLEMEK Nedir?


1 . Arıtmak: "Yeşil alanların, parkların, koruların klorofili kirli havayı süzer, temizler."- H. Taner.
2 . Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak.
3 . mecaz Bitirmek, tüketmek: "Bir aylık iş vardı, bir haftada temizledim. Bir tepsi böreği temizledi."- .
4 . argo Öldürmek, yok etmek: "İntihar etmeden önce de yargıcı temizleyecekti."- Ç. Altan.
5 . argo Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak.
6 . tıp (***) Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek.

TUTARAK Nedir?


1 - Ruh sayrılığı nöbeti.
2 - Sara.

TÜRK Nedir?


1 . Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse: "Ne mutlu Türk'üm diyene!"- Atatürk.
2 . Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse: "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur."- M. E. Yurdakul.

TÜRKÜ Nedir?

Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş manzume: "Kulak ver ki havasında bahçemizin / Gök maviliğinden, dal yeşilliğinden / Bir türkü söylenmede kendiliğinden."- C. S. Tarancı.

UĞRA Nedir?

Yufka açılırken hamurun tahtaya yapışmaması için serpilen kalın un.

UĞRAMA Nedir?

Uğramak işi: "Paşa acele bir taarruzun başarısızlığa uğramasından çekinmektedir."- F. R. Atay.

UĞRAMAK Nedir?


1 . Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak: "Üç günde yalnız üç vapur iskeleye uğradı."- S. F. Abasıyanık.
2 . Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek: "Ona kapıdan şöyle bir uğramak isterdim."- H. Taner.
3 . Fırlayarak çıkmak, dışarı çıkmak: "Zelzele çığlığıyla beraber hepsi evden dışarı uğradılar."- M. Ş. Esendal.
4 . Kötü duruma konu olmak: "Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir."- Atatürk.
5 . Yaklaşmak: "Erkek misafir geldiği zaman Despina'dan başka kimse salona, kapının yanına uğramayacaktı."- Ö. Seyfettin.
6 . Karşılaşmak, maruz kalmak: "Millî Mücadele'nin başından o güne kadar Atatürk'ün en hafif bir sitemine uğramamıştım."- Y. K. Karaosmanoğlu.
7 . Cin, peri çarpmak.

ULAŞTIRILMA Nedir?

Ulaştırılmak eylemi.

ULAŞTIRILMAK Nedir?

Ulaştırmak eylemi yapılmak.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

VÜCUT Nedir?


1 . İnsan veya hayvan gövdesi, beden: "Koltukta vücudunu bir yandan bir yana çevirirken âdeta inliyor."- R. N. Güntekin.
2 . eskimiş Var olma, varlık.

YAĞMUR Nedir?


1 . Atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı, yağar, yağış, baran, bereket, rahmet: "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu."- M. Ş. Esendal.
2 . mecaz Çok ve sık düşen, gelen şey.
3 . mecaz Çokluk, bolluk: "Para yağmuru. Övgü yağmuru."- .

YAKI Nedir?

Bazı hastalıkları tedavi etmek amacıyla bir bez üzerine yayılıp deri üzerine uygulanan, beden ısısıyla vücuda yapışan, koyuca lapa: "Hardal yakısı."- .

YAKIT Nedir?

Odun, kömür, mazot gibi ısı sağlamak amacıyla yakılan madde, yakacak, °mahrukat.

YARA Nedir?


1 . Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik: "Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım."- R. H. Karay.
2 . Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık: "Geminin omurgasındaki yara."- .
3 . mecaz Dert, üzüntü, acı: "Bu yarayı deşmeyin."- .

YARAR Nedir?


1 . Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj: "Al takke ver külah, kırsal kesimi çocuğunu okutmanın yararına inandırdık."- A. İlhan.
2 . Çıkar: "Kızılay yararına bir balo."- .
3 . sıfat Yarayan, elverişli, uygun: "Çiçek koymaya yarar bir kap."- .

YARDIM Nedir?


1 . Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet: "Bu, bir ricada bulunacak, bir yardım isteyecek sandı."- M. Ş. Esendal.
2 . Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri.
3 . Etki: "Otların üstünde, ağaçların yapraklarında kalan yağmur damlaları rüzgârın da yardımıyla öğleye kadar kurudu."- N. Cumalı.
4 . Bağış, iane.

YARDIMCI Nedir?


1 . Yardım eden veya gerektiğinde yardım edecek olan kimse vb., muavin, muin, yaver, asistan: "Savcı yardımcısı, bütün savcı yardımcıları gibi, zeki bir adamdı."- H. Taner.
2 . sıfat Yardımı olan (şey, nesne): "Vücut yapısı da onun güldürücülüğünde ayrı bir yardımcı unsurdu."- H. Taner.

YİNE Nedir?


1 . Yeniden, bir daha, tekrar, gene.
2 . Öyle de olsa, öyle olmasına karşılık.
3 . Buna rağmen, bununla birlikte.

YOLMA Nedir?


1 . Yolmak işi: "Arpalar erdi de gelin, girdik yolmaya"- H. Türküsü.
2 . halk ağzında Sapı orakla biçilmeyecek kadar kısa kalmış ekin.

YUDUM Nedir?

Sıvı içiminde ağza alınan miktar.

YUTMA Nedir?

Yutmak işi: "Ne bulursam yutmaya mecbur kalıyordum, zayıflamış, sersemlemiş, neşesizleşmiştim."- R. H. Karay.

YUTMAK Nedir?


1 - Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek.
2 - Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak.
3 - Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak.
4 - Tam ve doğru söyleyememek.
5 - İnanmak, aldanmak, kanmak.
6 - Türlü anlamlara gelebilen sözü anlayamamak.
7 - Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek.
8 - (Oyunda bir şey) Kazanmak.
9 - İyice, eksiksiz olarak öğrenmek.

ZARAR Nedir?

Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat: "Aldığı günlerde iyi para getiren oteli zararla kapatmaya başlamışlar."- M. Ş. Esendal.

ZARARLI Nedir?

Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek.

ZAYIF Nedir?


1 . Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan): "Uzun boylu, zayıf, ellilik bir hanım."- S. M. Alus.
2 . Görevini yapacak yeterli gücü olmayan: "Zayıf bir ordu. Gözleri zayıf."- .
3 . mecaz Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan: "Zayıf bir yapı."- .
4 . mecaz Önemli, güvenilir olmayan: "Zayıf bir bilgi."- .
5 . mecaz Çok az: "Zayıf bir ihtimal."- .
6 . Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan: "Radyoda uzak bir istasyonun zayıf sesini duydu. Zayıf ışık."- .
7 . isim Başarısızlığı gösteren not.
8 . mecaz Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz: "Zayıf bir öğretmen."- .
9 . mecaz Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan: "Zayıf ve uydurma bir âşık bu cevaba karşı perişan olurdu."- A. Gündüz.

A A K L M Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

5 Harfli Kelimeler

Almak, Kalma, Malak,

4 Harfli Kelimeler

Akma, Alma, Amal, Kala, Kama, Laka, Lama, Mala,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Ala, Ama, Kal, Kam, Lak, Lam, Mal,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Al, Am, La,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.