AKTARMAK (TDK)


1 . Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek.
2 . (-i) Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek.
3 . (-den, -e) Bir dilden başka bir dile çevirmek, tercüme etmek.
4 . Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak.
5 . Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek.
6 . İletmek, bildirmek: "Derdini size aktarıp arınmış, sizi zehirleyip bırakmıştır."- H. Taner.
7 . Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak.
8 . Bir kitabı başından sonuna kadar okumak.
9 . (-i) Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak.
10 . edebiyat Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. 1
1 . (-i), edebiyat Alıntılamak: "Onun yerine Salah Birsel'in bir şiirini aktaracağız."- S. Birsel. 1
2 . teknik Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek.

Aktarmak kelimesi baş harfi A son harfi K olan bir kelime. Başında A sonunda K olan kelimenin birinci harfi A , ikinci harfi K , üçüncü harfi T , dördüncü harfi A , beşinci harfi R , altıncı harfi M , yedinci harfi A , sekizinci harfi K . Başı A sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AKTAR Nedir?


1 . Baharat veya güzel kokular satan kimse veya dükkân.
2 . İğne, iplik, baharat, zarf, kâğıt, tütün vb. satılan dükkân.

ALIN Nedir?


1 - Yüzün, kaşlarla saçlar arasındaki bölümü.
2 - (Kimi şeylerde) Ön, ön yüz, (ön) cephe, alnaç.
3 - karşı.

ALINTI Nedir?


1 . Bir yazıya başka bir yazarın yazısından alınmış parça, aktarma, iktibas.
2 . dil bilgisi Başka bir dilden alınmış kelime.

ALINTILAMAK Nedir?


1 . Bir yazıya başka bir yazarın yazısından cümle veya cümleler almak, alıntı yapmak, aktarmak, iktibas etmek.
2 . Bir yazının tamamını almak, alıntı yapmak, aktarmak, iktibas etmek.

ALTI Nedir?


1 . Beşten sonra gelen sayının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 6, VI rakamlarının adı.
3 . sıfat Beşten bir artık.

BAŞKA Nedir?


1 . Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge: "Yıllar sonra olaya başka bir açıdan bakabildim."- H. Taner.
2 . Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan: "Bütün bunlar beni herkesten başka bir insan yapmıyor."- H. E. Adıvar.
3 . edat "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -dan / -den başka biçiminde kullanılan bir söz.

BELLEM Nedir?

Bellemek yetisi.

BELLEME Nedir?

Bellemek işi. belleme (II) isim, halk ağzında At vb. hayvanların sırtına, eyerin altına konulan keçe, meşin veya kalın kumaş parçası, yapık, yuna.

BELLEMEK Nedir?


1 . Öğrenip akılda tutmak: "Kasım lodosla girdi mi kış yumuşak olur diye bellemiş atalarımız."- H. Taner.
2 . Sanmak: "Yumuşak, sabırlı, şefkatli bir insan bellemişsin."- H. Taner. bellemek (II) (-i) Bel denilen araçla toprağı işlemek, aktarmak.

BİÇİM Nedir?

Biçme işi: "Buğday biçim zamanı."- . biçim (II) isim
1 . Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkal: "İtalya elçiliği bugüne değin ilk biçimini korumuştur."- S. Birsel.
2 . Yakışık alan şekil, uygun şekil: "Söylediklerimden çok, söyleyiş biçimi etkili oluyor kalabalığın üstünde."- A. İlhan.
3 . Herhangi bir şeyin benzeri.
4 . Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form.
5 . Tarz: "İngiliz biçimi ceketler, sıcak iklimler için yapılmış kısa pantolonlar."- F. R. Atay.
6 . bilişim Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format.
7 . bilişim Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.
8 . edebiyat Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil: "Gazel, mesnevi, rubai, sone birer şiir biçimidir."- .

BİÇİMLENDİRMEK Nedir?


1 . Bir şeye belirli bir biçim vermek, şekillendirmek: "Parmaklar artık kuvvetin değil, deli eden arzunun gücünü biçimlendiriyordu."- T. Buğra.
2 . bilişim Yazı ve simgeleri bilgisayara elverişli duruma getirmek.
3 . bilişim Bilgisayarda disket vb.ni kullanılabilir duruma getirmek veya disket vb.ni zararlı ögelerden temizlemek.

BİLDİRME Nedir?

Bildirmek işi, beyan, tebliğ.

BİLDİRMEK Nedir?


1 . Herhangi bir şeyi haber vermek: "Anası böyle söyledi, gene de gidip kocasına bildirdi."- M. Ş. Esendal.
2 . (nsz) Herhangi bir konuda bilgi vermek: "Gönderdiğim mektubun bir ehemmiyeti yoktur, diye bildir, dedi."- F. R. Atay.
3 . (-i) Anlatmak, ifade etmek: "Sadi hem acele acele konuşarak fikirlerini bildiriyor hem de gözlerini ileriye uçan bisikletlerden hiç alamıyordu."- H. Taner.

BOZUK Nedir?


1 . Madenî para, bozuk para: "Hiç olmazsa birkaç kuruş bozuk ver!"- M. Ş. Esendal.
2 . sıfat Bozulmuş olan: "Daracık ve bozuk kaldırımlardan çamurlu sular akıyordu."- T. Buğra.
3 . sıfat Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ): "Ağzındaki birkaç bozuk dişten şüphe ettim."- R. N. Güntekin.
4 . sıfat, mecaz Kötümser, gergin, huzursuz, karışık: "Bozgun sırasında Ankara'da meclisin havası pek bozuktu."- F. R. Atay.
5 . sıfat, mecaz Kızgın, sıkıntılı: "Süleyman'ı adada yüzü o kadar bozuk ve korkunç buldu ki."- H. E. Adıvar.

ÇATI Nedir?


1 . Bir yapının, bir evin damını kuran parçaların bütünü: "Sık ağaçlar arasında yalnız üst katının çatısı görünen kırmızı aşı boyalı bir eski eve doğru yürüyorlardı."- Ö. Seyfettin.
2 . Birbirine çatılmış, çakılmış şeylerin bütünü.
3 . Yapının tavanı ile damı arasındaki kullanılan yer.
4 . İnsan ve hayvanda iskeletin kuruluşu.
5 . mecaz Barınılan, sığınılan yer.
6 . mecaz Belli bir maksada yönelik kimselerin oluşturduğu birlik.
7 . dil bilgisi Özne, nesne durumlarına göre, belirli çatı eklerinin fiil kök veya gövdelerine getirilen türev, bina: Sevinmek (sev-in-), sevdirmek (sev-dir-), sevindirmek (sev-in-dir-) gibi.
8 . edebiyat Hikâye, roman, piyes vb. edebî türlerde olay kuruluşu, kurgu: "Halit Ziya Uşaklıgil'in, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun, Reşat Nuri Güntekin'in romanlarındaki sağlam çatıyı onunkilerde bulamazdınız."- H. Taner.
9 . mimarlık Bir yapıyı örten ve eğik yüzeyleri olan damın tahtadan iç yapısı.

ÇEVİRME Nedir?


1 . Çevirmek işi, tedvir: "Kırmızı balıklar birdenbire canlanırlar ve kavanozun içinde birbiri ardınca keyifli keyifli çark çevirmeye başlarlar."- H. E. Adıvar.
2 . Kuzu, oğlak vb. hayvanların şişte, kor üzerinde çevrilerek pişirilmişi: "Değirmende, daha sabahtan gönderilip hazırlanan yağlı bir oğlak çevirmesini tam kıvamında buldular."- R. H. Karay.
3 . sıfat Çevrilmiş, tercüme edilmiş: "Fransızcadan çevirme bir eser."- .
4 . halk ağzında Dikenlerden, ağaç dallarından yapılmış duvar: "Evlerinin önü yüksek çevirme / Kadir Mevla'm bugünlük de ayırma"- Halk türküsü.
5 . askerlik Uzaktan dolaşıp düşmanın yan gerilerine düşerek onu istemediği bir durumda dövüşmek zorunda bırakma, sarma, muhasara.
6 . müzik Bir müzik parçasındaki aralığın veya bir cümle parçasının tiz sesini pese, pes sesini tize dönüştürmek işi.

ÇEVİRMEK Nedir?


1 . Bir şeyin yönünü değiştirmek: "Nefes nefese koşan anneme, başını çevirmeden cevap verdi."- Y. Z. Ortaç.
2 . Öteki yüzünü görünür duruma getirmek: "Sermet defterinin yapraklarını çeviriyordu."- Ö. Seyfettin.
3 . Döndürerek hareket ettirmek: "Resimleri albüme yapıştırırken kocası da radyonun düğmesini çevirdi."- S. F. Abasıyanık.
4 . Yönetmek, idare etmek: "Eteği belinde, bütün evi o çeviriyor."- H. Taner.
5 . Yolundan alıkoymak, yoldan döndürmek: "Arkadaşı bizi çevirip evine götürdü."- .
6 . Geri göndermek: "Kendisine yollanan parayı çevirmiş."- .
7 . Bir giyeceği söküp iç yüzünü dışa getirmek.
8 . Çevrilemek, tevil etmek: "Sözü işine geldiği gibi çevirdi."- .
9 . (-den) Çeviri yapmak: "Romanlar, hikâyeler yazar; yahut Fransızcadan çevirirmiş."- M. Ş. Esendal.
10 . (-i, -le) Bir yerin çevresini bir şeyle sarmak, kuşatmak: "Bağı duvarla çevirmek."- . 1
1 . (-i, -e) Bir durumdan başka duruma getirmek, dönüştürmek: "Evlerini otele çevirdiler."- . 1
2 . (-den, -e) Bir durumdan başka duruma geçmek. 1
3 . (nsz) Kâğıt oyunu oynamak. 1
4 . (nsz), mecaz Hile, dolap, dalavere vb. dürüst olmayan davranışlar ortaya koymak: "Bendenize şikâyetlerin yapılmaması, iş çevirmek isteyenlerin muvaffak olamayacaklarını bilmeleri neticesidir."- Atatürk. 1
5 . (-i, -e), mecaz Kötü bir duruma getirmek: "Adamı maskaraya çevirmek."- .

DEĞİŞ Nedir?


1 . Değme işi.
2 . Değişim.

DEĞİŞTİRME Nedir?

Değiştirmek işi, tebdil, tahrif: "Yazınımızın gelenek değiştirmesine bağlı olarak değişik etkenleri var bu durumun"- N. Cumalı.

DEĞİŞTİRMEK Nedir?


1 . Başka bir biçime sokmak, değişikliğe uğratmak: "Bulunduğu vaziyeti öteki ayağını berikinin üstüne koyarak değiştirdi."- S. F. Abasıyanık.
2 . Bir şey veya kimseyi bulunduğu yerden başka bir yere almak.
3 . (nsz) Bir şey verip yerine başka bir şey almak: "Bu ayakkabı sana küçük, değiştir."- .
4 . (nsz) Birini bırakıp başkasını kullanmak: "O zamanlar şöyle öğleye doğru otele bir başvurup çamaşır değiştireceği varsa değiştiriyor."- E. E. Talu.
5 . Başka bir duruma, başka bir görünüme getirmek: "Tuvalet onu ne değiştirmiş, gençliğinin cazibesini, vücudunu, gözlerinin rengini nasıl belli etmişti!"- P. Safa.
6 . Anlatıma yeni bir içerik vermek.

DUYURMAK Nedir?


1 . Duymasını sağlamak: "Sesini duyuramadığını anlayarak daha kuvvetle tekrar etti."- P. Safa.
2 . İlan etmek.
3 . mecaz Sezdirmek.

EDEBİ Nedir?


1 - Yazınsal.
2 - Yazınsal değeri olan.

EDEBİYAT Nedir?


1 - Yazın, °literatür.
2 - Bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve yapıtlarının tümü, °literatür.
3 - Yazınsal yapıtlara ilişkin bilgilerin öğretildiği ders.
4 - İçten olmayan, gereksiz, boş sözler.

ENERJİ Nedir?


1 . Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç, erke: "Isıl enerji. Elektrik enerjisi. Mekanik enerji."- .
2 . Organların çalışabilmesi ve vücut ısısının sürdürülebilmesini sağlayan besin ögelerinin oluşturduğu güç.
3 . mecaz Manevi güç: "Size yaşamak enerjisini verecek kitaplar tavsiye ederim."- P. Safa.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

GEÇİRME Nedir?

Geçirmek işi: "Esaretimin geri kalan müddetini bu ümitle geçirmeye başladım."- A. Mithat.

GEÇİRMEK Nedir?


1 . Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak.
2 . (-e) Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek: "Kalanımızı peşine takarak Murat suyunun karşı kıyısına geçirdi."- K. Bilbaşar.
3 . (-i, -e) Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek: "Odanın eşyasını öbür odaya geçirmek."- .
4 . (-i, -e) Tespit etmek, yazmak, kaydetmek: "Merkez, kadının dosyasına vefat kaydını geçirdi."- R. H. Karay.
5 . (-i, -e) Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak: "Yem torbalarını hayvanların boyunlarına geçirdikten sonra arkadaşına sordu."- O. C. Kaygılı.
6 . (-i, -e) Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek: "Arkadaşımı geçirmeye gittim."- .
7 . (-i, -de) Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak: "Kocan için geceyi evden dışarıda geçirmek fırsatını sen kendin temin et."- H. C. Yalçın.
8 . (-e, nsz) Giymek, giyinmek: "Sırtına pembe, kolları tamamen çıplak bir bluz geçirmişti."- S. F. Abasıyanık.
9 . (-den) Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak: "Kılıçtan geçirmek. Dayaktan geçirmek."- .
10 . (-i, -den) Herhangi bir durumu yaşamış olmak: "Ne yapar ne eder, günde iki üç saatini at üstünde geçirirdi."- N. Cumalı. 1
1 . Etmek, yapmak. 1
2 . (-i, -e) Hastalık bulaştırmak: "Nezleyi bana geçirdin."- . 1
3 . (-le) Zaman harcamak: "Benim bu işlerle geçirecek vaktim yok."- . 1
4 . Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak.

GELECEK Nedir?


1 . Daha gelmemiş, yaşanacak zaman, istikbal, ati: "Karakteri ve zekâsı gelecek için insana umut ışığı veriyordu."- H. E. Adıvar.
2 . sıfat Zaman bakımından ileride olması, gerçekleşmesi beklenen, müstakbel: "Kız, gelecek baharda yine geleceklerini müjdeledi."- O. C. Kaygılı.

GÖRE Nedir?


1 . Bir şeye uygun olarak, bir şey uyarınca, gereğince: "... günün modasına göre taranmış saçlarıyla güzel bir kadın başı uzandı bahçeye."- N. Cumalı.
2 . Bakılırsa, hesaba katılırsa, göz önünde tutulunca, bakarak, nazaran: "Bilginlerin dediğine göre on milyona yakın Türk yurt değiştirdi."- N. Araz.

HERHANGİ Nedir?

Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

İLETME Nedir?

İletmek işi.

İLETMEK Nedir?


1 . Götürmek, ulaştırmak, nakletmek, geçirmek: "Bunların tek kaygıları gördüklerini, duyduklarını okurlara iletmektir."- S. Birsel.
2 . fizik Elektrik akımı, ısı, gaz vb.ni bir yerden başka bir yere götürmek.

İYİCE Nedir?


1 . İyiye yakın: "İyice bir ev."- .
2 . zarf (iyi'ce) Çok, neredeyse tamamen: "Şapkası iyice yana yıkılmıştı."- Ç. Altan.
3 . zarf (iyi'ce) Gereği gibi: "Baltayı taşa mı vurduk, diyor, iyice görmemiş olacağım."- M. Ş. Esendal.

KABA Nedir?


1 . Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı: "Cebinden kaba fil dişi saplı bir de çakı çıkardı."- Ö. Seyfettin.
2 . Taneleri iri: "Kaba çakıl."- .
3 . Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse): "Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar."- R. H. Karay.
4 . Hafif olduğu hâlde kalın veya hacimli: "Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum."- H. R. Gürpınar.
5 . isim Kuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.
6 . mecaz Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü: "Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı."- O. C. Kaygılı.

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KAPTAN Nedir?


1 . Gemi yönetimiyle ilgili en yüksek görevli: "Raşit çocuk Denizyolları vapurlarından birinde kaptandı."- R. N. Güntekin.
2 . spor Takım oyunlarında takımı temsil eden kimse.
3 . Kaptan pilot.
4 . Yolcu otobüsü sürücüsü.
5 . tarih Balkanlarda çete savaşı yapan milis gücünde çarpışan kimse, efe: "Yaşar Kaptan dedikleri bir sarı yılan / Kayalar kadısını durdurur divan."- Halk türküsü.

KAYNAK Nedir?


1 . Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz: "Sonra yavaşça kaynağa doğru eğildi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Bir şeyin çıktığı yer, menşe: "İnanılır kaynaklardan alınan haberlere göre..."- .
3 . Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge: "Yabancı bir idare, iktisat, ticaret, memleketin bütün kazanç kaynaklarına musallat olur."- F. R. Atay.
4 . Araştırma ve incelemede yararlanılan belge, referans: "Tapu kayıtları onun XVI. yüzyılda yaşadığını gösteren başlıca kaynaklardandır."- .
5 . Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü, literatür.
6 . İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi.
7 . mecaz Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi.
8 . fizik Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer: "Işık kaynağı."- . "Isı kaynağı."- .

KIRIK Nedir?


1 . Kırılmış bir şeyden ayrılan parça: "Cam kırığı."- .
2 . Kemiğin bir etki ile kırılması: "Kolunda kırık yok ama çıkık var."- .
3 . Bir şeyin kırılan yeri: "Bunun kırığı neresinde?"- .
4 . Kırıntı: "Ekmek kırığı."- .
5 . Tavla oyununda oyun dışı bırakılan pul.
6 . sıfat Kırılmış olan: "Kırık pencereden ay, ışığını donduran bir soğuklukla odaya akıyor."- H. E. Adıvar.
7 . sıfat Melez: "Kırık tazı."- .
8 . sıfat Tam nota göre düşük olan (not): "Üç dersten kırığı var. Kırık not."- .
9 . sıfat Saf renkten hafif uzaklaşmış: "Kırık beyaz."- .
10 . sıfat, mecaz Gücenmiş, üzgün: "Eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış."- B. Necatigil.

KİREMİT Nedir?

Çatıları örtmekte kullanılan, yan yana dizilerek suyu aşağıya geçirmeden dışarı akıtacak biçimde yapılmış, kızıl toprağın renginde, pişmiş balçık levha: "En fakir köyler taştandır ve üstü kiremittir."- F. R. Atay.

KİŞİ Nedir?


1 . İnsan, şahıs, zat, nefer: "Dilenciler de sayıda olduğu hâlde, yirmi otuz kişi kadardık."- M. Ş. Esendal.
2 . dil bilgisi Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs: "Ben (tekil kişi), sen (tekil kişi), o (tekil kişi); biz (çoğul kişi.) siz (çoğul kişi), onlar (çoğul kişi)."- .
3 . edebiyat Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.
4 . halk ağzında Eş, koca.
5 . eskimiş Erkek.

KİTLE Nedir?


1 . İnsan topluluğu: "Kendimi bu acı ve acıklı kitlenin bir parçası gibi hissediyordum."- H. E. Adıvar.
2 . Kütle.

KOYMA Nedir?

Koymak işi.

KOYMAK Nedir?


1 - Bir şeyi bir yere bırakmak, belli bir yere yerleştirmek.
2 - Eklemek, katmak.
3 - (Bedeni) Bir yere yerleştirmek, dokunmak.
4 - (Bir kimseyi, hayvanı) Bir yere kapatmak.
5 - Bir kimseyi bir kimseye bırakmak, emanet etmek.
6 - Bırakmak, terk etmek.
7 - Bir kimseyi işe yerleştirmek, birine iş sağlamak.
8 - Bırakmak.
9 - (Para için) Biriktirmek; yatırmak.
10 - (İmza, tarih, adres) Yazmak. 1
1 - Uyulması gereken kuralları saptamak, ortaya çıkarmak. 1
2 - Etkilemek, dokunmak. 1
3 - (Bütçede) Bir şey ya da kimse için kullanmayı belirlemek, ayırmak. 1
4 - Pişmesi, ısınması için yemeği vb.'yi ocağın üzerine yerleştirmek. 1
5 - Bir kimseyi bir şey yerine koymak, onu öyle görmek.

LEHÇE Nedir?


1 . Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt.
2 . Konuşma tarzı: "Onun lehçesine aşina olanlara göre gayet derin hikmet, pek ince manalar taşırdı."- Y. K. Karaosmanoğlu.

OKUMA Nedir?

Okumak işi, kıraat: "Okuması vardı, yazması azdı."- B. Felek.

OKUMAK Nedir?


1 . Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek: "Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu."- F. R. Atay.
2 . (nsz) Yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek: "Gazete bile okumak istemiyorum."- B. Felek.
3 . (nsz) Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek: "Çabuk dil öğrenmedi, okumak istemedi."- H. E. Adıvar.
4 . (nsz) Şarkı, türkü, şiir vb.ni sesli olarak veya ezgi ile söylemek: "Salon boşalmaya başladı, biz şiirler okuyup dinliyoruz."- R. H. Karay.
5 . (nsz) Bir şeyin anlamını çözmek: "Şifre okumak."- .
6 . Hastalığı iyi edeceğini ileri sürerek okuyup üflemek, üfürükçülük etmek.
7 . mecaz Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak: "Yüzünü benden saklıyor. Niçin? Çehresinde, melalinde aşkının matemini okumayayım, diye mi?"- Ö. Seyfettin.
8 . (nsz), argo Sövmek, küfretmek.
9 . halk ağzında Bir yere çağırmak, davet etmek, okuntu göndermek.

OLAN Nedir?


1 - olmak eyleminin şimdiki zaman ortacı.
2 - ad tamlaması belirtileni durumunda bulunan bir addan sonra getirildiğinde o adın sıfatı değerinde bir birleşik oluşturur.

ORGAN Nedir?


1 . Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv: "Bütün iç organlarım burkulur gibi oldu."- N. Cumalı.
2 . mecaz Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş: "Devlet organları."- .

PARÇA Nedir?


1 . Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey: "Yolun bu parçası bozuk."- .
2 . Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner.
3 . Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül: "On parçadan yapılmış bir oda takımı."- .
4 . Tane: "Üç parça elbiselik kumaş."- .
5 . Pasaj: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım."- R. N. Güntekin.
6 . Müzik eseri.
7 . Benzeri, bir örneği: "Ay parçası, elmas parçası."- .
8 . mecaz Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu.
9 . argo Güzel, alımlı kız veya kadın.

SAĞLAM Nedir?


1 . Dayanıklı, kolay bozulmaz, yıkılmaz, stabil: "En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı."- F. R. Atay.
2 . Zarar görmemiş, bozulmamış: "Bütün eşya sağlam."- .
3 . Sakatlık veya hastalığı bulunmayan, sağlıklı, sıhhatli: "Kendisi uzun boylu, sağlam, orta yaşlı bir adamdır; ama yıprandığını söylüyor."- M. Ş. Esendal.
4 . Güvenilir: "Sağlam iş. Sağlam para."- .
5 . Gerçek, inanılır bir temeli olan: "Böyle sağlam adı nereden bulacaksın."- M. Ş. Esendal.
6 . zarf, halk ağzında (sa'ğlam) Her hâlde, muhakkak: "Sağlam bu gece perilere karıştım gitti."- H. R. Gürpınar.

SALAH Nedir?

Düzelme, iyileşme, iyilik.

ŞİİR Nedir?


1 . Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk: "Halk şiirinden, divan şiirinden değil, şiir mefhumundan, sadece şiirden bahsedeceğim."- N. Ataç.
2 . mecaz Düş gücüne, hayale, imgeye, gönle seslenen, anı, duygu, coşku uyandıran, etkileyen şey: "Burada herkes kendi gönlünden olduğu kadar bu tabiatın içinden gelen bir şiiri dinler."- A. Ş. Hisar.

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

TEKNİK Nedir?


1 . Bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin hepsi.
2 . Fizik, kimya, matematik vb. bilimlerden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama: "Yurdumuz teknik gelişme yolundadır."- .
3 . sıfat Bu uygulamaya dayanan, bu uygulamaya ilişkin: "Teknik okul."- .
4 . Yol, beceri, yöntem: "Bu kızın sanatını hiç olmazsa teknik tarafından bildiğine hükmediyorum."- H. E. Adıvar.

TERCÜME Nedir?

Çeviri: "Biz, telif eser ayarında bir sanat kıymeti taşıyan tercümelere teşekkür edelim."- B. R. Eyuboğlu.

UYARLAMA Nedir?


1 . Uyarlamak işi, adaptasyon.
2 . edebiyat Bir eseri çevrildiği dilin, konuşulduğu toplumun yaşayışına, inançlarına uydurma.
3 . teknik Birbirine uydurma.
4 . sıfat Uyarlanmış, adapte edilmiş.

UYARLAMAK Nedir?


1 . Birbirine herhangi bir bakımdan uyar duruma getirmek, intibak ettirmek.
2 . Edebî eserleri, sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirmek, adapte etmek.
3 . Bir yabancı eseri, kişi ve yer adlarını değiştirerek yerli bir eser durumuna getirmek, adapte etmek.

ÜRETİ Nedir?

Üretilen her türlü nesne.

ÜSTÜNE Nedir?


1 . İlişkin, üzerine, dair: "Arkadaşım aşk ve evlilik üstüne konuşulacak şeyler bulmuştu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Hesabına: "Kahveci içilen kahveleri Esat Ağanın üstüne yazıyor."- M. Ş. Esendal.
3 . ...-e göre, uygun olarak: "Paris'e yazıldı. Oradan ölçü üstüne gönderdiler, insan Paris'e kendi gidip diktirmeli."- M. Ş. Esendal.
4 . ...-den sonra: "Ben rakının üstüne şarap içmem diyecek oldu."- H. Taner.
5 . Kendinden önce gelen sözün ikileme biçiminde anlamını pekiştirmek ve sıklığını ifade etmek için kullanılan bir söz: "Memleketten mektup mektup üstüne para istemiyorlardı o sıralarda..."- S. F. Abasıyanık.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAYMA Nedir?


1 . Yaymak işi.
2 . Yaymacının sattığı şeylerden oluşan sergi: "Hırdavat yayması."- .

YAYMAK Nedir?


1 - Bir şeyi açarak, düzelterek bir alanı örtecek biçimde sermek.
2 - Birçok kimseye duyurmak.
3 - Çevreye dağılmasına neden olmak.
4 - Sınırını genişletmek.
5 - Otlatmak.
6 - Dağınık ve düzensiz bir biçimde saçmak, dağıtmak.

YERİNE Nedir?


1 . Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere: "Bana haftalık yerine gündelik ver."- R. N. Güntekin.
2 . Başkasının adına: "Nitekim o gün eksiltmeye kendi yerine onu yollamıştı."- H. Taner.
3 . isim, edebiyat Alegori.

YOLUNU Nedir?

uğruna.

ZEHİR Nedir?

Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde, ağı, °sem.

A A A K K M R T Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Aktarmak,

7 Harfli Kelimeler

Aktarma, Aratmak, Karamak, Taramak,

6 Harfli Kelimeler

Aramak, Aratma, Artmak, Atamak, Kamara, Karama, Karmak, Katmak, Katrak, Makara, Markka, Matara, Matrak, Takmak, Tarama,

5 Harfli Kelimeler

Karat, Akmak, Aktar, Araka, Arama, Artma, Atama, Atmak, Kakma, Karma, Katar, Katma, Makak, Makat, Makta, Marka, Rakam, Ramak, Takma, Tarak,

4 Harfli Kelimeler

Akak, Akar, Akma, Arak, Arka, Arma, Atak, Atma, Kaka, Kama, Kara, Kart, Mark, Mart, Taam, Taka,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Ama, Ara, Ark, Art, Ata, Kak, Kam, Kar, Kat, Mat, Ram, Tak, Tam, Tar,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, Ar, At, Ra, Ta,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.