ACI (TDK)


1 - Tat alma organında kimi maddelerin bıraktığı yakıcı duyum, "tatlı" karşıtı.
2 - Tadı bu nitelikte olan.
3 - Tatlı olmayan, şekersiz.
4 - Keskin, hoşa gitmeyen, sert.
5 - (Renk için) Koyu.
6 - Dışarıdan gelen bir etkiyle dış organlarda birdenbire duyulan ve o etkilerin kalkmasıyla geçen rahatsızlık, ağrı, sızı, sancı, °elem, °ıstırap.
7 - Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, °ıstıraplı.
8 - Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, °keder, °elem.

Acı kelimesi baş harfi A son harfi I olan bir kelime. Başında A sonunda I olan kelimenin birinci harfi A , ikinci harfi C , üçüncü harfi I . Başı A sonu I olan 3 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AĞRI Nedir?

Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı: "Sabah yataktan müthiş bir omuz ağrısı ile kalkmıştı."- H. Taner.

ALMA Nedir?


1 . Almak işi.
2 . Alıntı, iktibas: "Ondan acemicesine alma olarak."- Muallim Naci.
3 . spor Bir profesyonel sporcunun, para karşılığı kulübünden bir başka kulübe geçmesi, transfer.

BİRDENBİRE Nedir?

Ansızın: "Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi."- S. F. Abasıyanık.

DEPREM Nedir?

Yer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi veya yanardağların püskürme durumuna geçmesi yüzünden oluşan sarsıntı, yer sarsıntısı, hareket, zelzele.

DIŞARI Nedir?


1 . Dış çevre, dış yer, hariç, içeri karşıtı: "Dışarıda yağmur yağıyor."- S. F. Abasıyanık.
2 . Kişinin konutundan ayrı olan yer: "Dışarıda, çocuklar birdirbir oynamaya dalmışlardı."- A. İlhan.
3 . Yurt dışı: "Dışarıyla iyi geçiniyorduk, Yunanlılarla az kalsın birleşecek kadar sıkı fıkı idik."- B. Felek.
4 . zarf Dışa, dış çevreye: "Artık komutanlardan başka hiç kimse dışarı çıkmazdı."- A. İlhan.

DOKU Nedir?


1 . Bir vücudun veya bir organın yapı ögelerinden birini oluşturan hücreler bütünü, nesiç.
2 . mecaz Bir bütünün yapısı ve özelliği.

DOKUNAKLI Nedir?

Etkili, insanın içine işleyen, müessir, patetik: "Seni anlıyorum kızım dedim. Aklıma daha dokunaklı bir söz gelmedi."- M. Ş. Esendal.

DUYU Nedir?

İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, duyum, hasse: "Tüm duyularım uyanık olarak trenimin rengini ve numarasını bulmaya çalışırdım."- N. Eray.

DUYUM Nedir?


1 . Duyu.
2 . Doğruluğu kesin olarak bilinmeyen haber, istihbarat: "Bu haberi duyumlarınıza dayanarak mı söylüyorsunuz?"- .
3 . fizyoloji Kişinin duyular yoluyla elde ettiği izlenim, ihsas.

ETKİ Nedir?


1 . Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir: "Bu etki, genç kuşak konservatuvar mezunlarında yerini daha doğal bir Türkçeye bırakıyor."- H. Taner.
2 . Bir etken veya bir sebebin sonucu: "Tokadın etkisi kötü oldu."- .
3 . mecaz Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim: "Sustu, istediği etkiyi tam olarak yapmak için olmalıydı bu."- T. Buğra.

GEÇEN Nedir?

Bir önceki (hafta, ay, yaz, kış vb.): "Yine bir gün o kızı geçen yıl gördüğü incirlikte bir daha gördü."- O. C. Kaygılı.

GELEN Nedir?


1 . Gelme işini yapan (kimse veya nesne).
2 . fizik Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

GİTME Nedir?

Gitmek işi.

İNCİ Nedir?


1 . İstiridye gibi bazı kavkılı deniz hayvanlarının içerisinde oluşan, değerli, küçük, sert, sedef renginde süs tanesi.
2 . Bu tanelerden oluşan takı: "Yalıdaki ev, Dürnev Hanım'ın halılarını, incilerini gözden çıkarmasıyla kurtuldu."- N. Cumalı.
3 . teklifsiz konuşmada Yanlışlığı sebebiyle gülünç olan söz veya cümle.

İNCİTİCİ Nedir?

İnciten, dokunaklı, gönül kırıcı (söz veya davranış): "Beni elebaşı olmak üzere gösterip incitici hücumlardan kurtuluyorlar."- A. Rasim.

KALKMA Nedir?

Kalkmak işi.

KARŞI Nedir?


1 . Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar.
2 . Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
3 . Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç.
4 . sıfat Bulunan yere göre önde, ileride olan: "Karşı evin kızları. Karşı mahalle."- .
5 . sıfat Karşıt, zıt, muhalif: "Karşı parti. Karşı takım."- .
6 . zarf Yüzünü bir şeye doğru çevirerek: "Bahçeye karşı oturmak."- .
7 . zarf Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar.
8 . zarf İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık.
9 . zarf -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık.

KARŞIT Nedir?

Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, °zıt, °kontrast.

KESKİ Nedir?


1 - Ağaç, taş, metal vb. yontmaya yarayan, bir ucu keskin çelik araç.
2 - Demir ve sac kesmek için üzerine çekiçle vurularak yürütülen keskin araç.

KESKİN Nedir?


1 . Çok kesici, iyi kesen: "Sonunda keskin bir taşı testere gibi kullanarak ipi incelte incelte kopardı."- H. R. Gürpınar.
2 . mecaz Tiz (ses): "Bir kadın sesiydi bu. İnce ve keskin, dikkati hemen kapan ve bırakmayan bir ses."- P. Safa.
3 . mecaz Kırıcı, incitici: "En yakın dostlarının bile kusurlarını keskin bir dille yüzlerine vururmuş."- H. Taner.
4 . mecaz Etkili, sert: "Nihayet güneş doğdu, sis ve duman içinde çölün sabahlarında esen serin ve keskin rüzgârla üşüdük."- F. R. Atay.
5 . argo Zampara.

KIRICI Nedir?


1 . Kırma işini yapan.
2 . mecaz Kaba, sert, çevresindekileri inciten (davranış, söz vb.): "Kırıcı bir davranış."- .
3 . mecaz Bir şeyin gerektiği gibi gelişmesini, oluşmasını önleyen, engelleyen: "Grev kırıcı."- .
4 . fizik Kırınım oluşturan: "Kırıcı ortam."- .
5 . isim, ticaret Senet, tahvil, bono ve süresi gelmemiş alacaklarla ilgili alışveriş veya işlem yapan kimse, kuruluş.

KİMİ Nedir?


1 . Birtakımı, bazısı, kimisi: "Kimi su çeker, kimi sebze ayıklar, kimi yufka açar, çamaşır yıkar..."- N. Cumalı.
2 . sıfat Bazı (canlı varlıklar için): "Kimi çocuklar."- .

KOYU Nedir?


1 . Yoğunluğundan dolayı güç akan, sulu karşıtı: "Koyu pekmez. Koyu süt."- .
2 . Rengi açık olmayan, daha belirgin, açık karşıtı: "Oturduğu yerden Boğaziçi'nin koyu mavi gecesinde bir balıkçı kayığı kayıp gidiyordu."- H. E. Adıvar.
3 . bilişim Yazı karakterinin daha belirgin olarak yazılmış biçimi.
4 . mecaz Aşırı (davranış, düşünce vb.): "Daha eski zamanda koyu bir Türkçe taraftarıymış."- A. Ş. Hisar.
5 . mecaz Derin, hararetli: "Koyu bir sohbet."- .

MADDE Nedir?


1 . Duyularla algılanabilen nesne.
2 . Bir cismi oluşturan öge, öz: "Cam yapmak için silisli maddeler kullanılır."- .
3 . Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm: "Kanun tatbikatında merhamet bilmez. Suçları maddeleriyle ölçer. Hükmünü verir, çarpar."- H. R. Gürpınar.
4 . Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri: "Bir uzmanla buluşacağı zaman ansiklopediyi açar, o konuyla ilgili maddeyi okur."- S. Birsel.
5 . Para, mal vb. ile ilgili şey: "Maddeye önem vermek."- .
6 . Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım.
7 . fizik Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek.
8 . kimya Molekül.

NİTE Nedir?

Nasıl, niçin.

NİTEL Nedir?

Nitelik bakımından, nitelikle ilgili, kalitatif.

NİTELİK Nedir?


1 . Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet: "Niteliğini kestiremediği müzmin iştahsızlıktan yorgun düşmüş."- A. İlhan.
2 . Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite.
3 . felsefe Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçebilen özellik, keyfiyet.

OLAN Nedir?


1 - olmak eyleminin şimdiki zaman ortacı.
2 - ad tamlaması belirtileni durumunda bulunan bir addan sonra getirildiğinde o adın sıfatı değerinde bir birleşik oluşturur.

OLAY Nedir?


1 . Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka: "O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla."- N. Cumalı.
2 . Önemli tarihsel olgu, fenomen: "Nötron bombası günümüzün olayıdır."- .

ORGAN Nedir?


1 . Vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümü, uzuv: "Bütün iç organlarım burkulur gibi oldu."- N. Cumalı.
2 . mecaz Bir görevi, bir işi yerine getirmekle yükümlü kuruluş: "Devlet organları."- .

ÖLÜM Nedir?


1 . Bir insan, bir hayvan veya bitkide hayatın tam ve kesin olarak sona ermesi, ahiret yolculuğu, emrihak, irtihal, memat, mevt, vefat: "Çenesinde babamın ölüm günü gördüğüm asabi buruşmalar var."- Y. Z. Ortaç.
2 . Ölme biçimi: "Yanarak ölümü, feciydi."- .
3 . İdam cezası: "Ölüme mahkûm oldu."- .
4 . ünlem Ölmesi istenen canlı için kullanılan bir söz: "Zalimlere ölüm!"- .
5 . mecaz Sona erme, yok olma, ortadan kalkma: "Küçük sanayinin ölümü."- .
6 . mecaz Çok büyük sıkıntı, üzüntü: "Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu."- R. N. Güntekin.

RAHAT Nedir?


1 - İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, erinç, °huzur.
2 - Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan, erinçli.
3 - Sıkıntı ya da yorgunluk, tedirginlik vermeyen.
4 - Aldırmaz, gamsız.
5 - Kolay bir biçimde, kolaylıkla.
6 - "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut.

RAHATSIZ Nedir?


1 . Rahatı olmayan, tedirgin, huzursuz.
2 . Rahat kullanılmayan, sıkıntı, tedirginlik veren: "Bu sandalye pek rahatsız."- .
3 . Hasta, keyifsiz.

RAHATSIZLIK Nedir?


1 . Rahatsız olma durumu, tedirginlik: "Bununla beraber, içimde bir rahatsızlık var, unutulmaktan korkuyorum."- H. E. Adıvar.
2 . mecaz Hastalık.

SANCI Nedir?


1 . İç organlarda batar veya saplanır gibi duyulan, nöbetlerle azalıp çoğalan ağrı: "Ani bir diş ağrısı gibi, manevi bir sancı ruhumu burmaya başladı."- H. C. Yalçın.
2 . mecaz Sıkıntı.

SERT Nedir?


1 - Çizilmesi, kırılması, kesilmesi ya da çiğnenmesi güç olan, pek, katı,yumuşak karşıtı.
2 - Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen.
3 - Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, "yumuşak" karşıtı.
4 - Hırçın, öfkeli, hiddetli.
5 - Titizlikle uygulanan, sıkı.
6 - Güçlü, kuvvetli.
7 - Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı.
8 - Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan.
9 - Gönül kırıcı, katı, ters.
10 - yerb. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç.

SIZI Nedir?


1 . Hafif ve ince ağrı: "Eli yarama dokunur dokunmaz bütün sızılarım birden diniverecek."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . mecaz Ruhsal acı, ızdırap: "Depremlerin acısını sızısını belirtmek de adı sanı bilinmez köylü şairlere düşer."- B. R. Eyuboğlu.

ŞEKER Nedir?


1 . Şeker kamışı, şeker pancarı, patates, havuç, mısır, buğday vb. bitkilerin sap ve köklerinin öz suyundan veya nişastasından çıkarılan, birleşiminde karbon, oksijen ve hidrojen bulunan, beyaz, suda eriyen, mayalanabilen ve çoğu tatlı olan maddelerin genel adı.
2 . Bu madde katılarak yapılmış lokum, akide, çikolata vb. tatlı yiyeceklerin genel adı: "Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan, iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu."- L. Tekin.
3 . tıp (***) Şeker hastalığı: "Yirmi gün evvel ameliyat edildiği hâlde biraz şekeri görüldüğü için henüz taburcu edilememişti."- H. Taner.
4 . sıfat, mecaz Sevimli, cana yakın ve güzel: "Hele bak, ne şeker şey!"- .

ŞEKERSİ Nedir?

Şekere benzeyen.

ŞEKERSİZ Nedir?


1 . Şekeri olmayan.
2 . Şekeri az, tadı az olan.
3 . Sade.

TATLI Nedir?


1 . Şeker tadında olan: "Tatlı nar. Tatlı elma."- .
2 . Acı olmayan, içilebilen, yenilebilen: "Tatlı su. Tatlı salatalık."- .
3 . isim Şekerle veya şekerli şeylerle yapılan yiyecek: "Baklava, revani, lokma birer tatlıdır."- .
4 . zarf Hoşa gidecek bir biçimde, tatlılıkla: "Ne tatlı bakıyordu."- .
5 . mecaz İnsanı çeken, göze, kulağa hoş gelen, rahatlatan, dinlendiren, sevindiren: "Bu acı adam, tatlı ve nüktedandı."- Y. Z. Ortaç.

ÜZÜCÜ Nedir?

Üzüntü veren, acıklı: "Üzücü bir durum."- .

ÜZÜNTÜ Nedir?

Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür: "Sesinde bir üzüntü hatta bir sitem sezdim."- A. Gündüz.

YAKICI Nedir?


1 . Yakma özelliği olan, yakan: "Sanki sesleri güneşin yakıcı aydınlıklarını ürpertiyor."- Ö. Seyfettin.
2 . isim Yakı yapan veya satan kimse.
3 . mecaz Etkili, dokunaklı.
4 . kimya Başka bir maddeyle birleşerek o maddenin yanmasını sağlayan (madde): "Oksijen yanıcı değil, yakıcıdır."- .

YANGI Nedir?

Vücudun mikroplara karşı koymak için herhangi bir yerine fazla kan hücumu ile orada şişkinlik, kırmızılık, ısı ve ağrı ile beliren irin toplaması, iltihap, enflamasyon: "Dolama bir yangıdır."- .

YANGIN Nedir?


1 . Zarara yol açan büyük ateş: "Yangın yaklaştığı için yaverleri ve dostları telaşta idi."- F. R. Atay.
2 . Hastalıkta ateş.
3 . mecaz Coşkunluk.
4 . sıfat, mecaz Tutkun, düşkün, âşık: "Haydi ben kumar yangınıyım fakat senin vaziyetin benimkinden daha vahim."- M. Yesari.

YARA Nedir?


1 . Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik: "Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım."- R. H. Karay.
2 . Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık: "Geminin omurgasındaki yara."- .
3 . mecaz Dert, üzüntü, acı: "Bu yarayı deşmeyin."- .

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.