AÇILMAK (TDK)


1 . Açma işine konu olmak: "Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz."- Anayasa.
2 . Renk koyuluğunu yitirmek: "Perdenin rengi açıldı."- .
3 . Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak: "Ateşi düşünce hasta açıldı."- .
4 . (-e) Deniz aracı kıyıdan uzaklaşmak: "... Türk korsan gemileri, engin denizlere açılmışlardı."- F. F. Tülbentçi.
5 . Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak.
6 . Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak.
7 . İşini gereğinden veya götürebileceğinden geniş tutmak: "Fazla açıldığı için iflas etti."- .
8 . Genişlemek, bollaşmak: "Ayakkabısı açıldı."- .
9 . Delinmek, yırtılmak: "Pantolonun dizleri açıldı."- .
10 . Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek: "Belki hava açılıyor."- R. H. Karay. 1
1 . Gereken güce ulaşmak: "Araç uzun yolda açıldı, hızı arttı."- . 1
2 . (-e) Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek: "Hiç kimseye açılmayarak yaşadığım bu altı ay beni bitirdi."- P. Safa. 1
3 . (-e) Kapı, yol vb. geçit vermek: "Yol açılmış, biriken vasıtalar sel hâlinde akmaya başlamıştı."- H. Taner. 1
4 . Yüzerken kıyıdan uzaklaşmak: "Ben yüzerken biraz fazla açıldım, kendimi Vardar'ın kuvvetli bir akıntısına kaptırdım."- Y. K. Beyatlı. 1
5 . mecaz Ayrıntıya girmek.

Açılmak kelimesi baş harfi A son harfi K olan bir kelime. Başında A sonunda K olan kelimenin birinci harfi A , ikinci harfi Ç , üçüncü harfi I , dördüncü harfi L , beşinci harfi M , altıncı harfi A , yedinci harfi K . Başı A sonu K olan 7 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AÇILAMA Nedir?

Güç bir sahnenin çeşitli açılardan çekiminin yapılması.

AÇILMA Nedir?


1 . Açılmak işi.
2 . Çatlama.
3 . sinema, TV (***) Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
4 . spor Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.

AÇMA Nedir?


1 . Açmak işi.
2 . Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
3 . Bir çeşit susamsız, kalınca, yağlı çörek.

AKIN Nedir?


1 . Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması: "Ada'yı bir rençper akını doldurmuştu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul vb. amaçlarla toplu olarak yapılan baskın: "Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!"- Y. K. Beyatlı.
3 . spor Gol atmak veya sayı yapmak amacıyla karşı takımın sahasına doğru genellikle topluca girişilen hücum.

AKINTI Nedir?


1 . Akma işi: "Musluğun akıntısı bir türlü kesilemedi."- .
2 . Havanın veya suyun herhangi bir yöne doğru yer değiştirmesi, akım, cereyan: "Bataklıklardan kurtulduktan sonra, akıntıyı takip ederek bir köye giriyordum."- Ö. Seyfettin.
3 . Eğiklik, eğim, meyil: "Bu damın akıntısı az gelmiş."- .
4 . Çam türü ağaçlarda bulunan reçinenin eriyerek akması olayı.
5 . Sıvı yapıştırıcıların ağaç yüzeylerine gereğinden çok sürülmesi ile oluşan durum.
6 . tıp (***) Hastalık sebebiyle vücudun herhangi bir yerinden sulu madde akması: "Ertesi sabah, sol kulağımda ağrı ile beraber akıntı başladı."- R. N. Güntekin.

AKMA Nedir?


1 . Akmak işi.
2 . halk ağzında Reçine, çam sakızı, akındırık.

ALTI Nedir?


1 . Beşten sonra gelen sayının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 6, VI rakamlarının adı.
3 . sıfat Beşten bir artık.

ANAYASA Nedir?

Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi.

ARACI Nedir?


1 . Ara bulucu.
2 . Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt.
3 . ekonomi İki şey arasında, bağlantı kuran kimse, vasıta.
4 . ekonomi İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.

AYKIRI Nedir?


1 . Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan, karşıt, ters, mugayir: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir."- Anayasa.
2 . Çapraz, ters.
3 . Toplumda görüş ve yaşayış biçimiyle uçlarda bulunan (kimse), marjinal.
4 . mecaz Gidilen yol üzerinde olmayıp gidiş yönüne ters düşen: "Burası Ankara'ya iki günöte, ana yollardan aykırı küçük bir kasabaydı."- R. H. Karay.
5 . matematik Bütün noktaları aynı düzlemde bulunmayan.

AYRINTI Nedir?


1 . Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri, teferruat, detay: "Az daha kuşku diyecektim herkes gibi. Oysa şüphe başka, kuşku başka şeydir. Bir ayrıntı sorunu ama neylersiniz ki dilin inceliği ayrıntılara dayanır."- H. Taner.
2 . Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri, teferruat, tafsilat.
3 . tiyatro Bir tiyatro eserinde ana düşünceye yardımcı olan kelime, cümle veya eşya.

BAŞLAMAK Nedir?


1 . Bir işe girişmek, harekete geçmek: "Şairliğe on sekiz yaşında gazel ve rubailerle başlamıştı."- H. Taner.
2 . (nsz) Çalışır, işler, yürür duruma girmek: "Bundan başka evlenme hayatı da oldukça başarılı başladı."- H. E. Adıvar.
3 . Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak: "Şiirimiz milletimizin Anadolu'daki teşekkülü ile başlar."- Y. K. Beyatlı.
4 . Görünmek: "Kasabanın kenar mahallelerinden sonra bir mezarlık başlardı."- S. F. Abasıyanık.
5 . Etkisini göstermek: "Kış başlarken yapraklar döküldü."- C. Uçuk.
6 . Hoş olmayan bir davranışa koyulmak: "Etraftaki çocuklar gene arsızlanmaya başladılar."- O. C. Kaygılı.

BİRA Nedir?

Arpa ile şerbetçi otunun mayalandırılmasıyla yapılan bir içki, arpa suyu: "Onu iki bardak bira içmeye razı etmişti."- R. N. Güntekin.

BİRAZ Nedir?


1 . Bir parça, azıcık: "Biraz yağmur yağdı mı Beyoğlu'nun yaya kaldırımlarında yürüyebilirsen yürü."- F. R. Atay.
2 . zarf (bi'raz) Kısa bir süre için: "Uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra."- O. Rifat.
3 . zarf (bi'raz) Az miktarda: "Dersini biraz biliyor."- .

BİRİ Nedir?

ya da.

BİRİ Nedir?


1 - Bir tanesi.
2 - Bilinmeyen bir kimse.
3 - Olumsuz nitelik gösteren bir tamlayanla, kendisinden küçümsemeyle söz eden kimse.

BOLLAŞMAK Nedir?

Bol duruma gelmek: "Biraz zayıflamış, kolalı beyaz yakalığı bollaşmıştı."- C. Uçuk.

ÇEKİ Nedir?


1 . Tartı.
2 . 225,97
8 kg olan, odun, kireç vb. ağır ve kaba şeyleri tartmakta kullanılan ağırlık ölçü birimi.
3 . mecaz Üzüntü, sıkıntı.
4 . halk ağzında Kadınların başlarına bağladıkları örtü.

DAĞILMA Nedir?


1 . Dağılmak işi: "Fatoş'un içeri girmesiyle sabahtan beri esen kederli havanın dağılması bir oldu."- S. F. Abasıyanık.
2 . askerlik Sınırlı bölgelere toplanmış birlik, gereç ve kuruluşların düşman saldırısına karşı daha iyi korunmalarını sağlamak amacıyla birbirlerinden uzaklaştırılmaları.
3 . askerlik Bir hedefe aynı silahla atılan mermilerin, barut haklarının ve başka şartların değişmesi yüzünden ayrı ayrı noktalara vurması.

DAĞILMAK Nedir?


1 . Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak: "Yolcular artık yavaş yavaş dağılıyorlardı."- H. Taner.
2 . Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek.
3 . Parçalanarak yayılmak, ufalanmak: "Kentin eski merkezindeki evler kendiliğinden yıkılıyor, bahçe duvarları dökülüp dağılıyordu."- A. Kutlu.
4 . Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak: "Oda dağıldı."- . "Siyah saçları hare hare suyun yüzüne dağıldı."- C. Uçuk.
5 . mecaz Birliği, beraberliği bozulmak: "Golü yiyince takım dağıldı. Babanın ölümünden sonra aile dağıldı."- .
6 . mecaz Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak, fesholunmak, münfesih olmak.
7 . mecaz Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak: "Ona ne zaman rastlasanız içiniz açılır, efkârınız dağılır."- H. Taner.

DELİ Nedir?


1 . Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun.
2 . Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.): "Bu deli öfkeyi kime veya nelere, bir namlu gibi çevireceğini bilemiyordu."- T. Buğra.
3 . mecaz Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın: "Ben delinin biriyim, ateşe girerim."- F. R. Atay.

DELİNMEK Nedir?


1 . Delme işi yapılmak: "Kızın kulağı delindi."- .
2 . Bir şeyde delik oluşmak: "Midesi delindi."- .
3 . mecaz Çiğnenmek, uyulmamak, aykırı davranılmak: "Yöneticinin koyduğu yasaklar delindi."- .

DENİ Nedir?

Alçak, kötü, kişiliksiz (kimse).

DENİZ Nedir?


1 . Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi.
2 . Bu su kütlesinin belirli bir parçası: "Marmara Denizi. Karadeniz."- .
3 . Aydaki düzlükler.
4 . mecaz Geniş alan.
5 . mecaz Çokluk, yoğunluk.

DUMAN Nedir?


1 . Bir maddenin yanması ile çıkan ve içinde katı zerrelerle buğu bulunan kara veya esmer renkli gaz: "Emin ol ki her sigara yakışta / Daha duman tüter tütmez ordayım."- B. S. Erdoğan.
2 . Havalanan tozların veya sisin oluşturduğu bulanıklık: "Köyünün üstüne boz bir duman çökmüştü."- Y. Kemal.
3 . argo Kötü, yaman: "İşimiz duman. Hâlimiz duman."- .
4 . argo Esrar.

DÜŞÜNCE Nedir?


1 . Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, mülahaza, ide, idea: "Anlaşmazlıklarda aracılığına, zor durumlarda düşüncesine başvurulur."- T. Buğra.
2 . Dış dünyanın insan zihnine yansıması.
3 . Niyet, tasarı.
4 . mecaz Tasa, kaygı, sıkıntı: "Sınıfta kalma düşüncesi uykumu kaçırdı."- .
5 . felsefe İlke, yönetici sav.

EĞİTİM Nedir?


1 . Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve eğitme işi: "Mezun olduktan sonra yüksek eğitim için Lyon'a gönderilir."- H. Taner.
2 . Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye: "Eğitim, bizim istediğimiz kalıplara göre adam yetiştirmek değildir."- H. Taner.
3 . eğitim bilimi Eğitim bilimi.

ENGİN Nedir?


1 . Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş, çok geniş, vâsi: "Bu deniz de sabahın sisi içinde engin, sınırsız bir deniz gibi görünür."- H. Taner.
2 . isim Açık deniz: "Enginden dönen deniz kuşları sessiz kanatlarıyla başımın üstünde dolaşıyorlar."- R. N. Güntekin. engin (II) sıfat, halk ağzında
1 . Değer ve fiyatı düşük olan: "Engin mal."- .
2 . Yüksekte olmayan, alçak (yer), ingin, münhat: "Engin olur bizim elin ovası / Yüksek olur yaylaların havası."- Halk türküsü.

ESAS Nedir?


1 . Bir şeyin özünü oluşturan ana öge, temel.
2 . Bir iş veya sözde doğru biçim: "Bu işin esası böyle değil."- .
3 . sıfat Ana, temel olarak alınan, başlıca, asal, esasi: "Esas düşünce. Esas görev."- .

FAZLA Nedir?


1 . Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade: "Yaşamak için çok zorluk çekiyordu. Fazla olarak hastaydı."- R. N. Güntekin.
2 . Daha çok, aşkın: "Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz."- B. Felek.
3 . Artmış olan: "Fazla ekmeğiniz var mı?"- .
4 . zarf Gereksiz, yersiz bir biçimde: "Fazla konuşma yeter."- .
5 . zarf Gereğinden, alışılmıştan çok olarak.

FERAH Nedir?

Kalp, gönül, iç vb.nin sıkıntısız, tasasız olma durumu: "Bugün başım ne kadar dinç, gönlüm ne kadar ferah."- O. C. Kaygılı.

FERAHLAMA Nedir?

Ferah duruma gelme.

FERAHLAMAK Nedir?


1 . Genişlemek, açılmak.
2 . Serinlemek.
3 . İç açıcı duruma gelmek: "Ortadaki masa kaldırılınca oda ferahladı."- .
4 . Sıkıntısı, tasası dağılmak: "Geçer hepsi geçer elbet / Daralmış gönüller ferahlar."- B. Necatigil.

GEÇİT Nedir?


1 . Geçmeye yarayan yer, geçecek yer: "Başka türlü düşünmek, köprüyü bırakıp çayda geçit aramaya benzer."- T. Buğra.
2 . coğrafya İki dağ arasında dar ve uzun yol.

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GEMİ Nedir?

Su üstünde yüzen, insan ve yük taşımaya yarayan büyük taşıt, sefine: "Yük gemisi. Savaş gemisi."- .

GENİŞ Nedir?


1 . Eni çok olan, enli, vâsi: "Geniş, bomboş bir taşlığın serin, rutubetli küf kokusu duyuldu."- P. Safa.
2 . Alanı büyük olan, makro, dar karşıtı: "Bu ağaç, bir geniş bostan duvarının dış tarafında idi."- O. C. Kaygılı.
3 . Bol (elbise).
4 . Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın, makro: "Geniş anlamlı."- .
5 . mecaz Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat: "Besbelli geniş, olabildiğince umursamaz görünmek istiyordu."- A. İlhan.
6 . mecaz Çok: "Geniş iş alanları sağlandı."- .

GENİŞLEME Nedir?

Genişlemek işi.

GENİŞLEMEK Nedir?


1 . Geniş duruma gelmek, büyümek.
2 . Bollaşmak.
3 . Rahat bir duruma gelmek, açılmak, ferahlamak: "Ahali dar parmaklıklardan kurtulur kurtulmaz, yelpaze gibi açılıp genişleyerek dağılıyorlardı."- P. Safa.
4 . mecaz Yaygın duruma gelmek: "Ünü, ölümünden sonra daha da genişlemişti."- .

GEREK Nedir?


1 . İcap: "... millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi ... hâlinde belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir."- Anayasa.
2 . sıfat Bir şeyin yapılabilmesi veya olabilmesi ona bağlı olan, lazım: "Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni."- Yunus Emre.

GİRME Nedir?

Girmek işi: "Fatoş'un içeri girmesiyle sabahtan beri esen kederli havanın dağılması bir oldu."- S. F. Abasıyanık.

GİRMEK Nedir?


1 . Dışarıdan içeriye geçmek: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamıştı."- H. Taner.
2 . Sığmak: "Elim bu eldivene girmiyor."- .
3 . Katılmak, iltihak etmek: "Bugün edebiyat imtihanına girdim."- Y. Z. Ortaç.
4 . Almak, fethetmek: "Ordularımız İstanbul'a girdiler."- M. Ş. Esendal.
5 . İncelemek, ayrıntılara inmek.
6 . Girişmek, başlamak: "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum."- N. Ataç.
7 . Bulaşmak: "Koyunlara kelebek hastalığı girdi."- .
8 . (nsz) Zaman anlamlı kavramlar için gelmek: "İlkbahar girdi."- .
9 . (nsz) Ağrı, sancı başlamak, saplanmak.
10 . Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek: "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu."- Ö. Seyfettin. 1
1 . İyice anlamak, iyice bilmek. 1
2 . Kavgaya tutuşmak. 1
3 . Başlamak. 1
4 . Erişmek, ulaşmak: "Yirmisine girdi."- . 1
5 . Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. 1
6 . Yazılmak, başlamak: "Okula girdi."- . 1
7 . Yemek yemek.

HASTA Nedir?


1 . Sağlığı bozuk olan, esenliği yerinde olmayan, hastalanmış, rahatsız: "Annem o evin önü sofalı bir odasında hasta yatıyordu."- Y. K. Beyatlı.
2 . mecaz Aşırı düşkün, tutkun: "Maç hastası."- .
3 . argo Parasız, züğürt.
4 . teklifsiz konuşmada Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

HAVA Nedir?


1 . Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.
2 . Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü: "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu."- M. Ş. Esendal.
3 . Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu: "Havanın üşütecek kadar serinlemiş olmasına göre sabah yakın."- R. N. Güntekin.
4 . Gökyüzü: "Havada bir tek bulut yok."- .
5 . Çevreyi kuşatan boşluk: "Tozlar havada uçuşuyordu."- .
6 . Esinti: "Bugün hava olursa yelkenli kalkacak."- .
7 . Müzik parçalarında tür: "Kâğıthane havası tutturur, bahriye çiftetellisi çalardık."- S. F. Abasıyanık.
8 . Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi.
9 . sıfat, mecaz Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz): "Bu sözlerin sonu hava."- .
10 . mecaz Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik: "Buna rağmen öyle kibar ve asil havası vardır ki bu damga bile onu çirkinleştiremez, inadına daha bir uçarı, daha bir sevimli yapar."- H. Taner. 1
1 . mecaz Tarz, üslup: "Namık Kemal'e, Tevfik Fikret'e başarılı nazireler yazmıştır. Onların diliyle, onların sesiyle, onların havasıyla..."- Y. Z. Ortaç. 1
2 . mecaz Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans: "Bugünlük, bu masal havası içinde onunla beraber yaşamalıyız."- S. F. Abasıyanık. 1
3 . mecaz Çekicilik, albeni, alım, cazibe: "Kadın güzel değil ama havası var."- . 1
4 . mecaz Keyif, âlem: "Onu kendi havasına bıraksak çalışmaz."- .

İFLAS Nedir?


1 . Borçlarını ödeyemediği mahkeme kararı ile tespit ve ilan olunan işadamının durumu, batkı, batkınlık: "Her gün küçük tüccarlardan birisi iflasa sürükleniyordu."- N. Cumalı.
2 . mecaz Yenilgiye uğrama, değerini yitirme.
3 . mecaz İşlevini veya görevini yapamama.

İYİLEŞME Nedir?

İyileşmek işi.

İYİLEŞMEK Nedir?


1 . İyi duruma gelmek: "Hava iyileşti."- .
2 . Hastalıktan kurtulmak, sağlığı yerine gelmek, salah bulmak: "İyileşmek için en küçük bir gayret göstermiyorsun."- N. Cumalı.

KALMA Nedir?


1 . Kalmak işi: "Asıl derdi, tumturaklı sözler, bitimsiz tartışmalarla gözünü boyayıp birazcık yanında kalmamı sağlamak."- T. Uyar.
2 . sıfat Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan: "Annemden kalma bir evim vardı. Onu rehine koyarak bir ev tuttuk"- Ö. Seyfettin.

KAPI Nedir?


1 . Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı.
2 . Bu açıklıktaki açılıp kapanan kanat: "Evlerin kapılarında kocaman yeşil bronz tokmaklar vardı."- S. F. Abasıyanık.
3 . Tavla oyununda iki pul üst üste getirilerek karşı oyuncunun o haneyi kullanmasına engel olunan yer.
4 . Devlet dairesi: "Hükûmet kapısı."- .
5 . mecaz Gelir, geçim, kısmet sağlayan yer, kaynak veya imkân: "Onların başvuracağı her kapıya gitmiş."- S. F. Abasıyanık.
6 . mecaz Gidere yol açan gereksinim: "Bayram geldi, yine masraf kapıları açıldı."- .
7 . mecaz Ev gezmesi için gidilen yer: "Bugün yine kaç kapı dolaştın?"- .

KARA Nedir?

Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak: "Havamız da karamız da denizlerimiz de kirli olduğuna göre..."- H. Taner.

KARANLIK Nedir?


1 . Işık olmama durumu: "Biz, karanlığın içinde ilerliyoruz."- H. Taner.
2 . mecaz Üzüntü, sıkıntı, perişanlık: "Demiştim ya; bütün memleketi bir yas karanlığı kaplamıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu.
3 . sıfat Işığı olmayan, bütünü veya bir parçası ışıktan yoksun olan.
4 . sıfat, mecaz Yasalara, töreye uygun olmayan: "Bu karanlık işlerin hesabını sorarlar."- M. Ş. Esendal.
5 . sıfat, mecaz Gereğince anlaşılıp bilinemeyen, ne olacağı, sonu belli olmayan (durum): "Bu kadar karışık ve karanlık bir mevzuda neye istinaden, hangi ... teşhis konulabilir?"- A. Ş. Hisar.
6 . sıfat, mecaz Karışık.

KENDİ Nedir?


1 . İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat.
2 . Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatan bir söz: "Kendisi gelsin. Kendimiz görmeliyiz."- .
3 . Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirten bir söz: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek.
4 . "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılan bir söz: "Kendileri evde yoklar mı?"- .

KIYI Nedir?


1 . Kara ile suyun birleştiği yer: "Kandilli akıntısını geçiyoruz. İşte Küçüksu kasrı, kıyıda bembeyaz gülüyor."- Y. Z. Ortaç.
2 . Kenar, periferi.
3 . denizcilik Sahil: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay.
4 . mecaz Issız, tenha yer.

KİMSE Nedir?

Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi: "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."- N. Cumalı.

KONU Nedir?


1 . Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje: "Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım."- Y. Z. Ortaç.
2 . Üzerinde konuşulan şey, bahis: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek.

KORSAN Nedir?


1 . Düşman veya kendi ulusunun gemilerine saldıran deniz haydudu, deniz hırsızı: "Bu adayı ilk defa Portekizli korsanlar bulmuşlar."- S. F. Abasıyanık.
2 . mecaz Başkalarının hakkını zor kullanarak alan kimse.
3 . sıfat İzinsiz olarak çoğaltılan (kitap, kaset vb.).
4 . sıfat, mecaz Bir hakkı izinsiz olarak kullanan: "Korsan kasetçilik. Korsan yayın."- .

KOYU Nedir?


1 . Yoğunluğundan dolayı güç akan, sulu karşıtı: "Koyu pekmez. Koyu süt."- .
2 . Rengi açık olmayan, daha belirgin, açık karşıtı: "Oturduğu yerden Boğaziçi'nin koyu mavi gecesinde bir balıkçı kayığı kayıp gidiyordu."- H. E. Adıvar.
3 . bilişim Yazı karakterinin daha belirgin olarak yazılmış biçimi.
4 . mecaz Aşırı (davranış, düşünce vb.): "Daha eski zamanda koyu bir Türkçe taraftarıymış."- A. Ş. Hisar.
5 . mecaz Derin, hararetli: "Koyu bir sohbet."- .

KURU Nedir?


1 . Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı: "Yanakları kuruydu fakat gözleri tamamıyla siyah yaştı."- H. E. Adıvar.
2 . Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan: "Kuru çöl. Kuru tepeler."- .
3 . Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı: "Evlerin önlerine kuru meşe dallarıyla örtülü çardaklar yapmışlar."- R. H. Karay.
4 . Canlılığını yitirmiş (bitki): "Çiçek açmaz kuru bir ağaç, ötmeyi unutmuş bir kuş mu oldum?"- H. E. Adıvar.
5 . mecaz Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem: "Kara, kuru, kibirli, kazık gibi bir kadın!"- H. E. Adıvar.
6 . Salgısı olmayan: "Kuru öksürük. Kuru egzama."- .
7 . Döşenmemiş, çıplak: "Kuru tahtaya oturma!"- .
8 . Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek): "Kuru çayla karın doyar mı?"- .
9 . Etkisi ve sonucu olmayan: "Şahsına topluluğun isteğini emanet edenler boş bir riya, kuru bir şeref olsun diye laf etmediler."- R. E. Ünaydın.
10 . mecaz Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze: "Kuru, zevksiz bir hayat."- . 1
1 . mecaz Akıcı olmayan, duygudan yoksun: "Kuru bir anlatım."- . 1
2 . isim Kuru fasulye.

KURUL Nedir?

Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.

KURULU Nedir?

Kurulmuş olan, yerleşmiş, oturmuş: "Herkes kendini damlara, kurulu cibinliklerin içine atardı."- B. Günel.

KURULUŞ Nedir?


1 . Kurulma işi: "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu 1923'tedir."- .
2 . Topluma hizmet, üretim, tüketim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis: "Hastaneler, okullar, bankalar, fabrikalar birer kuruluştur."- .
3 . mecaz Yapı, yapılış, bünye.
4 . mecaz Kasılma.
5 . askerlik Bir sefer kuvvetini oluşturan birliklerin yapısı.

KUVVETLİ Nedir?


1 . Gücü çok olan, zorlu, şiddetli: "Güneşin en yüksek, rüzgârın en kuvvetli olduğu an kavga azıyor."- H. E. Adıvar.
2 . Sağlam, dayanıklı olan: "Beyaz şayaklar giymiş, kuvvetli gürbüz yüzü, ensesi güneşten yanmış sporcu."- Ö. Seyfettin.
3 . Görevini iyi yapan, keskin: "Kuvvetli gözleri var."- .
4 . Çok etkileyici: "En kuvvetli inatlar ve zulmetler bile artık mukavemet edemiyor."- Ö. Seyfettin.
5 . Saygın, nüfuzlu.
6 . Üstün, donanımlı.
7 . Etkili: "İkinci gün sıtmadan şüphelendik, kuvvetli dozda kinin verdik."- R. N. Güntekin.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

ÖĞRETİM Nedir?


1 . Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim: "Ben bizzat bölükte ilköğretim hocalığı yaptım."- F. R. Atay.
2 . Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi.

RENK Nedir?


1 - Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum.
2 - Nitelik.

SAFA Nedir?

bakınız sefa.

SIKI Nedir?


1 . Dar: "Sıkı bir kemer."- .
2 . İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan: "Sıkı bir denk."- .
3 . Zorlu, güçlü ve etkili: "En sıkı ve katı bir merkeziyet sistemi, bugün diğer faaliyet merkezlerini bloke edebilir."- B. Felek.
4 . Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan: "Ankaralılarla münasebetlerinde her zaman sıkı bir ahlak ve seviye kontrolüne tabi tutuldu."- Y. K. Karaosmanoğlu.
5 . İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı.
6 . Yoğun: "Samsun'a geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğimi bildirdim."- Atatürk.
7 . Cimri.
8 . zarf Sıkıca, iyice: "Sıkı giyinmek."- .
9 . isim Disiplin.
10 . isim Zorlayıcı durum: "Sıkıya gelmemek. Sıkıyı görünce kaçtı."- . 1
1 . isim Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü: "İlk sıkıyı babam attı."- S. Kocagöz. 1
2 . Güçlü ve çabuk, hızlı: "Karabalçıklı çiftliği, kasabadan sıkı yürüyüşle bir saat çeker."- R. N. Güntekin.

SIKILMA Nedir?


1 . Sıkılma işi.
2 . mecaz Utanma ve çekinme duygusu, hicap.

SORU Nedir?


1 . Bir şey öğrenmek için birine yöneltilen ve karşılık gerektiren söz veya yazı, sual: "Minicik ellerini uzatarak bu taş nedir, diyen sorusu hâlâ hatırımızda!"- O. S. Orhon.
2 . Bir öğrenciye sınavda yöneltilen söz veya yazı, sual.

SORUN Nedir?


1 . Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem.
2 . mecaz Sıkıntı veren durum, dert.

SÖYLEM Nedir?


1 . Söyleyiş, söyleniş, sesletim, telaffuz.
2 . Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade.
3 . Bir veya birçok cümleden oluşan, başı ve sonu olan bildiri, tez.

SÖYLEME Nedir?

Söylemek işi: "Düşündüğümü açıkça söylemeyi tercih ettim."- R. H. Karay.

SÖYLEMEK Nedir?


1 . Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak: "Bu konak için de yine senelerden beri aynı şeyi söylerim."- R. N. Güntekin.
2 . Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak: "Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar."- S. F. Abasıyanık.
3 . Yapılmasını istemek: "Biraz sonra nazırın yine beni istediğini söylediler."- F. R. Atay.
4 . (nsz) Türkü, şarkı vb. okumak: "Kanto söyler gibi hareketler ve taklitlerle söylediği şarkılar pek eğlenceli şeylerdi."- R. N. Güntekin.
5 . (nsz) Yazmak, düzmek: "Şiir söylemek."- .
6 . (-e) Haber vermek: "Benim burada nasıl yaşadığımı görenler gidip babama da söylerler."- A. Ş. Hisar.
7 . (-i, -e) Önceden bildirmek, tahmin etmek: "Bir değil iki tane olduğunu size söylemiştim."- R. H. Karay.
8 . (nsz), mecaz Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak: "Ne söyler bu türküler / Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler."- N. Cumalı.

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

TUTMA Nedir?


1 . Tutmak işi: "Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı, ikide bir düşürürdü."- R. H. Karay.
2 . Destekleme.
3 . Yanaşma.
4 . spor Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj.

TUTMAK Nedir?


1 . Elde bulundurmak, ele almak: "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . Ele geçirmek, yakalamak: "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı."- Ö. Seyfettin.
3 . Avlamak: "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz."- R. H. Karay.
4 . Yanında bulundurmak, alıkoymak: "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"- .
5 . Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek: "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir."- S. F. Abasıyanık.
6 . Kaplamak: "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir."- T. Buğra.
7 . Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak: "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları."- S. F. Abasıyanık.
8 . Denetimi ve yetkisi altına almak.
9 . Desteklemek, birinden yana çıkmak.
10 . Benimsemek, beğenmek: "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır."- T. Buğra. 1
1 . Gereğini yapmak, yerine getirmek: "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."- . 1
2 . Uygun gelmek, çelişmez olmak: "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu."- R. N. Güntekin. 1
3 . Hizmetine almak veya kiralamak: "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim."- P. Safa. 1
4 . Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek: "Yapıyı geniş tuttu."- . 1
5 . Girişmek, yapmak: "Askerden sonra ne iş tutacağını bilmemek kahrediyordu Yusuf'u."- S. F. Abasıyanık. 1
6 . Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak: "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak."- M. Ş. Esendal. 1
7 . Ağrımak, sancımak, musallat olmak: "... poker oynanıyor. Yenilirse kızıyor. Başı tutuyor, komşu doktorun hizmetçisini çağırıp çenesini ovduruyor."- M. Ş. Esendal. 1
8 . Ulaşmak, varmak: "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor."- S. M. Alus. 1
9 . Para toplamı ...-e varmak: "Aldığım şeyler bin lira tuttu."- .
20 . Uğramak: "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."- . 2
1 . Herhangi bir durumda bulundurmak: "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor."- H. Taner. 2
2 . Varsaymak, farz etmek: "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti."- M. Ş. Esendal. 2
3 . (-i, -e) Hedef olarak almak: "Taşa tutmak."- . 2
4 . (-i, -e) Alacağa veya vereceğe saymak: "On bin lirayı borcunuza tuttum."- . 2
5 . (-i, -e) Yaklaştırmak: "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar."- A. Ş. Hisar. 2
6 . Kullanmak: "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."- . 2
7 . Bağlamak: "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım."- B. S. Erdoğan. 2
8 . (nsz) Beklenen sonucu vermek: "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez."- Ş. Rado. 2
9 . (nsz) İş görebilmek: "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona."- T. Buğra.
30 . (nsz) Sürmek, zaman almak: "Bu iş iki saat tuttu."- . 3
1 . (nsz) Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak: "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."- . 3
2 . Giyinmesine yardım etmek: "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır."- T. Buğra. 3
3 . Sunmak: "Konuklara şeker tutmak."- . 3
4 . İşgal etmek. 3
5 . İzlemek: "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız."- R. H. Karay. 3
6 . Bırakmamak: "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu."- P. Safa. 3
7 . Yönelmek: "Oyuncular ağır ağır soyunma odasının yolunu tuttular."- H. Taner. 3
8 . Sarmak, bürümek: "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!"- Halk türküsü. 3
9 . Asılmak, kuvvetlice sarılmak: "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş."- P. Safa.
40 . Bir kimsenin yerini almak: "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam."- Y. K. Karaosmanoğlu. 4
1 . Otobüs, vapur, uçak vb. dokunmak, hasta etmek. 4
2 . Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak: "Kapıyı açık tutmayın."- . 4
3 . Bir yerde kalmasını sağlamak. 4
4 . Yemek hafifçe yanmak. 4
5 . Bir sanat eseri gen

TUTMAK Nedir?


1 - Elde bulundurmak, elle kavramak, ele almak.
2 - Ele geçirmek, yakalamak.
3 - Avlamak.
4 - Anlamak, farkına varmak.
5 - Yanında bulundurmak, alıkoymak .
6 - Özgürlüğünden yoksun edip bir yere kapamak, °tevkif etmek.
7 - Kaplamak .
8 - (Kırağı, çiğ, kar için) Bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak.
9 - Denetimi ve yetkisi altına almak.
10 - Desteklemek, birinden yana çıkmak. 1
1 - Benimsemek, beğenmek. 1
2 - Gereğini yapmak, yerine getirmek. 1
3 - Uygun gelmek, çelişmez olmak. 1
4 - Hizmetine almak ya da kiralamak. 1
5 - (Bir işe) Herhangi bir anlayışla girişmek. 1
6 - İçine girmek; girişmek, yapmak. 1
7 - Kocası olmak. 1
8 - Dokunmak; etkisini göstermek. 1
9 - (İlenç için) Etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek.
20 - Ağrımak, sancımak, musallat olmak. 2
1 - Ulaşmak, varmak. 2
2 - Para toplamı...-e varmak. 2
3 - Uğramak. 2
4 - Herhangi bir durumda bulundurmak. 2
5 - Varsaymak, °farz etmek. 2
6 - Hedef olarak almak. 2
7 - Alacağa (ya da vereceğe) saymak. 2
8 - Yaklaştırmak. 2
9 - Edinmek, peyda etmek.
30 - Kullanmak. 3
1 - Bağlamak 3
2 - Başlamak. 3
3 - Beklenen sonucu vermek. 3
4 - İş görebilmek. 3
5 - Sürmek, zaman almak. 3
6 - Kayıt, zabıt, not sözcüklerine "etmek" anlamıyla yardımcı eylem olarak katılır. 3
7 - Yapışarak ya da sokularak çıkmaz olmak. 3
8 - Giyinmesine yardım etmek. 3
9 - Bir tümcede eylemden önce ve eylemin kipinde ya da ortaç durumunda kullanıldığında o eylemin anlattığı işin çok beklenmediği, umulmadığı ya da çok uygun düşmediği halde yapıldığını anlatır.
40 - Sunmak. 4
1 - İşgal etmek. 4
2 - İzlemek. 4
3 - Alıkoymak. 4
4 - Bırakmamak. 4
5 - Yönelmek. 4
6 - Kaplamak, sarmak, bürümek . 4
7 - Asılmak, çekmek. 4
8 - Bir kimsenin yerini almak. 4
9 - (Otobüs, vapur, uçak vb. için) Dokunmak, hasta etmek. 50 - Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak.

TUTU Nedir?

Bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri alınmak şartıyla borçlunun alacaklıya verdiği değerli şey, rehin, ipotek.

TUTUK Nedir?


1 . Akıcı, rahat konuşamayan.
2 . Eski işlevini göremez duruma gelmiş: "Geçen gün beni dövdüler. Boynum, omuzlarım hâlâ tutuk."- A. İlhan.
3 . Kısılmış, tutulmuş, kesik: "Ağır ağır ve tahtalar arasında boğulan tutuk akislerle yükseliyordu."- P. Safa.
4 . hukuk Tutuklu.
5 . Kapalı, tıkalı.
6 . Sıkıntılı: "Bu tutuk hava içinde saat ona doğru Meclisin zili uzun uzun çaldı."- R. E. Ünaydın.
7 . mecaz Durgun, çekingen, sıkılgan: "Bu babadan geçme derviş huyum, hoşgörüm yüzünden tutuk oluşumu anlamıyorlar."- N. Meriç.

TUTUKLU Nedir?

Kanun yoluyla hürriyetlerinden alıkonularak bir yere kapatılan (kimse), tutuk, mevkuf: "Girip çıkan resmîler, siviller, elleri bağlı ya da çözük tutuklular..."- Ç. Altan.

TÜLBENT Nedir?


1 . İnce ve seyrek dokunmuş, hafif ve yumuşak pamuklu bez: "Orta hâlli hanımlar renkli yeldirmeler giyerler ve beyaz tülbent başörtüleri örtünürlerdi."- A. Ş. Hisar.
2 . Bu bezden yapılmış baş örtüsü: "Mürüvvet bacı, limon küfü tülbendini düşmesin diye bir ucundan ısırmış, elinde süzgeçle çıkageldi."- A. İlhan.

TÜLBENTÇİ Nedir?

Tülbent satan kimse.

TÜRK Nedir?


1 . Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse: "Ne mutlu Türk'üm diyene!"- Atatürk.
2 . Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse: "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur."- M. E. Yurdakul.

ULAŞMA Nedir?

Ulaşmak durumu: "On yedinci yüzyıldan beri Batı Yeni Çağa ulaşma yolundadır."- F. R. Atay.

ULAŞMAK Nedir?


1 . Varmak, gelmek: "Doğudan batıya kadar ulaşmış bir zafer bestesi dinliyorum."- R. H. Karay.
2 . Elde etmek, erişmek.
3 . Yetişmek.
4 . Birbirine katılmak, dökülmek: "Nehirler denizlere ulaşıyor."- .

UZAK Nedir?


1 . Yakın olmayan yer: "Fazla uzağa gitme."- .
2 . sıfat Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı: "Mualla, uzaklardan bir ses duyar gibi oldu."- P. Safa.
3 . sıfat Arada çok zaman bulunan: "Uzak bir gelecekte neler olacağı bilinmez."- .
4 . sıfat Eli, gücü veya hükmü yetişmez: "O böyle işlerden pek uzaktır."- .
5 . sıfat İhtimali az olan: "Ben bu işi çok uzak görüyorum."- .
6 . sıfat Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan: "Ne iyi! Sizinle birlikte uzak şeylerden bahsedebileceğiz."- P. Safa.

UZAKLAŞMA Nedir?

Uzaklaşmak durumu.

UZAKLAŞMAK Nedir?


1 . Bir şeyden, bir yerden veya kimseden ayrılıp uzağa gitmek: "Yürüyüp gittiğini görmemek için uzaklaştı."- R. H. Karay.
2 . mecaz Yabancılaşmak, ilgisi azalmak: "Bu genç kız yaşasaydı, sevdiği adamın günden güne kendisinden uzaklaştığını görecekti."- R. N. Güntekin.

UZUN Nedir?


1 . İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı.
2 . Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren: "Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece."- Âşık Veysel.
3 . zarf Ayrıntılı, derinlemesine: "Uzun düşündüğünü unuttuğu ve düşüncelerinin yönünü kaybettiği bir anda yemeğe çağırdılar."- H. E. Adıvar.

ÜZÜNTÜ Nedir?

Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür: "Sesinde bir üzüntü hatta bir sitem sezdim."- A. Gündüz.

VARDA Nedir?

"Dikkat et, savul, destur" anlamlarında bir seslenme sözü.

VASITA Nedir?


1 . Araç: "Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür."- Atatürk.
2 . Aracı: "Geçim bakımından da aynı yolu tutanlar vardır; memur kayırmak, mümkünse vasıta olmak suretiyle!"- R. H. Karay.
3 . Aracılık.
4 . Taşıt.

VERME Nedir?

Vermek işi: "İşitilen sözler, görülen tavırlar, beğenilen düşünceler Şinasi Bey'e yeni fikirler vermeye başladı."- M. Ş. Esendal.

VERMEK Nedir?


1 - (Üzerinde ya da yakınında olan bir şeyi) Birisine eriştirmek, iletmek.
2 - Bırakmak ya da bağışlamak.
3 - Ondan bilmek °atfetmek.
4 - (Düşünce ya da bilgi anlatan şeyler için) Başkalarına iletmek, bildirmek.
5 - Döndürmek, çevirmek, yöneltmek.
6 - Herhangi bir duruma yol açmak.
7 - (Eğlenceli toplantı) Düzenlemek, konuk çağırıp ağırlamak.
8 - (Sanatçı) Topluluk önünde sanatını göstermek, °icra etmek.
9 - Satmak.
10 - Biriyle evlendirmek. 1
1 - (-i) Ödemek. 1
2 - Yaymak. 1
3 - Ürün üretmek. 1
4 - Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. 1
5 - Tümünü herhangi bir duruma sokmak. 1
6 - Sahip olmasını sağlamak. 1
7 - (Bir şey üzerinde) Etki yapmak, biçimini değiştirmek. 1
8 - Saptamak, tespit etmek. 1
9 - Kazandırmak, katmak.
20 - Ayırmak, harcamak. 2
1 - Dayamak. 2
2 - Kök ya da gövdeleri sonuna -e (-a) ulaç eki almış eylemsilerle tezlikbildirir. 2
3 - Dilek bildiren birleşik eylemler yapar.

VEYA Nedir?


1 . Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut: "Ben Atatürk'le üç veya iki defa karşılaştım."- B. Felek.
2 . Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılan bir söz: "Sen, ben veya başka birileri."- .

YAŞA Nedir?

Hoşnutluk, sevinç gibi duyguları anlatmak ya da alkışlamak için söylenir.

YENİDEN Nedir?

Gene, yine, bir daha, tekrar: "Yemekhaneye indiğim zaman gönül bulantılarım yeniden teperdi."- Y. K. Karaosmanoğlu.

YIRTILMA Nedir?

Yırtılmak işi: "Ben evrakı yırtılmaya hazır bir deste hâline getirince güçlükle söylendi."- R. H. Karay.

YIRTILMAK Nedir?


1 . Yırtma işi yapılmak veya yırtma işine konu olmak: "Şapkası ezilmiş, ceketi yakasından ta omzuna kadar yırtılmış, yüzü gözü çizgiler, çürükler içinde."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . mecaz Çekinmesi, sıkılması kalmamak.

YİTİRME Nedir?

Yitirmek işi.

YİTİRMEK Nedir?


1 . Ne olduğunu, nerede bulunduğunu bilememek, kaybetmek: "Kalemimi yitirdim."- .
2 . Bazı nitelik veya özelliklerin yok olması durumuna uğramak, kaybetmek.
3 . Ölüm sonucu kaybetmek.
4 . Yanlış yola girmek, kaybolmak: "Ormanda yolunu yitirenler, yollarını yine şaşırmamak için nereden yürümeye başlamışlarsa oraya dönerler."- Halikarnas Balıkçısı.

YOĞUN Nedir?


1 . Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif.
2 . Koyu, kalın: "Yoğun bir sis."- .
3 . Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.).
4 . mecaz Artmış, çoğalmış bir durumda olan: "O bölgede nüfus yoğundur."- .
5 . mecaz Dolu, sıkı, sıkışık, çok.
6 . mecaz Şişman, iri, tombul: "İtibarlı masalarda, sigaralarını içen, iri kalçalı, beyaz sarışın birtakım yoğun kadınlar..."- A. İlhan.
7 . halk ağzında Kaba, kalın, iri (elek, iğne).

YÜZER Nedir?

Yüz sıfatının üleştirme biçimi, her birine yüz, her defasında yüzü bir arada olan.

A A I K L M Ç Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

7 Harfli Kelimeler

Açılmak, Açmalık, Çakılma, Kaçılma,

6 Harfli Kelimeler

Açılma, Alaçık, Alıkça, Amaçlı, Amalık, Çalmak, Çamlık, Iklama, Kamalı,

5 Harfli Kelimeler

Açlık, Açmak, Akçıl, Alçak, Alkım, Almaç, Almak, Çakal, Çakıl, Çakım, Çakma, Çalak, Çalık, Çalım, Çalkı, Çalma, Çıkma, Kaçlı, Kaçma, Kalça, Kalıç, Kalım, Kalma, Kamçı, Kılma, Laçka, Lakçı, Maçka, Malak,

4 Harfli Kelimeler

Açık, Açım, Açkı, Açma, Akaç, Akça, Akıl, Akım, Aklı, Akma, Alçı, Alıç, Alık, Alım, Alma, Amaç, Amal, Çakı, Çalı, Çıma, Kaça, Kaçı, Kala, Kama, Laka, Lama, Maça, Mala, Malç,

3 Harfli Kelimeler

Açı, Aka, Akı, Ala, Ama, Çak, Çal, Çam, Kaç, Kal, Kam, Kıç, Kıl, Lak, Lam, Maç, Mal,

2 Harfli Kelimeler

Aç, Ak, Al, Am, La,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.