ŞAHLANMAK (TDK)


1 . At, ön ayaklarını yerden keserek arka ayakları üstünde durmak, şaha kalkmak: "Altımdaki beygir acı acı kişneyerek şahlanır gibi oldu."- O. C. Kaygılı.
2 . mecaz Taşkınlık göstermek, coşmak, kükremek: "Gösterdiğimiz kahramanlıklar, harp meydanlarında asırlarca şahlanmış Türk yiğitliği kendilerine layık olacağı kadar yazılabilmiş değildir."- A. Ş. Hisar.
3 . mecaz Parlamak, ışıldamak: "Zifirî siyah üstüne iki tane açık, iki tane de orta koyulukta dört renk serpildi mi gözlerimiz derhâl şahlanıyor."- B. R. Eyuboğlu.

Şahlanmak kelimesi baş harfi Ş son harfi K olan bir kelime. Başında Ş sonunda K olan kelimenin birinci harfi Ş , ikinci harfi A , üçüncü harfi H , dördüncü harfi L , beşinci harfi A , altıncı harfi N , yedinci harfi M , sekizinci harfi A , dokuzuncu harfi K . Başı Ş sonu K olan 9 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

ARKA Nedir?


1 . Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön karşıtı: "Evin arkasında bahçe var."- .
2 . Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi: "Çocuğun arkası ağrıyormuş."- .
3 . Geri kalan bölüm, kısım: "Masalın arkası. Yazının arkası."- .
4 . Art, peş.
5 . Otururken sırtın dayandığı yer: "Otomobile bindiğimiz zaman başını arkaya yaslamış, gözlerini yummuştu."- T. Buğra.
6 . İnsanın vücudu, bedeni: "Arkasında beli kemerli, dar, şık bir pardösü vardı."- R. H. Karay.
7 . sıfat Arkada olan, arkada bulunan.
8 . mecaz Kayırıcı: "Memur olmak için büyük bir arka gerek."- H. R. Gürpınar.
9 . mecaz Geçmiş, geride kalmış zaman: "Bütün gözler arkaya, maziye çevrilmişti."- Y. K. Beyatlı.

ASIR Nedir?


1 - Yüzyıl.
2 - Çağ, dönem, °devir.

AYAK Nedir?


1 . Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü.
2 . Bacak.
3 . Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri: "İskemlenin bir ayağı kırık. Bu köprünün dört ayağı var."- .
4 . Vücudun belden aşağı bölümü: "Ayağına bir pantolon çekti."- .
5 . Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi: "Senin ayağınla köye akşama kadar varamayız."- .
6 . Basamak.
7 . Fut.
8 . Futun küpü alınarak hesaplanan değer.
9 . halk ağzında Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste.
10 . eskimiş Yarım arşın veya 30,
5 cm uzunluğundaki ölçü birimi, kadem. 1
1 . coğrafya Göl ayağı. 1
2 . edebiyat Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. 1
3 . edebiyat Halk edebiyatında uyak: "Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler."- S. Birsel. 1
4 . matematik Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta: "Dikme ayağı."- . 1
5 . spor Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. 1
6 . spor Altılı ganyanda yer alan her bir koşu.

BEYGİR Nedir?


1 . At.
2 . Sadece yük taşımakta veya araba çekmekte kullanılan at.
3 . spor Atlama beygiri.

COŞMA Nedir?

Coşmak işi, galeyan: "Kadın bir izzetinefis coşmasına benzeyen öfke ile gözlerini açtı."- P. Safa.

COŞMAK Nedir?


1 - Duyguları güçlü bir tepkiyle dışarı vurmak, °galeyan etmek.
2 - (Doğa olaylarından herhangi biri) Birdenbire çoğalıp hızlanmak.

DEĞİL Nedir?

Cümle içinde art arda kullanılan iki veya daha çok özneyi, tümleci, yüklemi, aralarından bazılarına olumsuzluk kavramı vererek birbirine bağlayan veya yüklemin olumsuz çekimini sağlayan kelime: "Bu direniş çetin değil, haşin değil, yürek burkucuydu."- T. Buğra.

DÖRT Nedir?


1 . Dört sayısının adı.
2 . Bu sayıyı gösteren 4, IV rakamlarının adı.
3 . sıfat Üçten bir artık.

DURMA Nedir?


1 . Durmak işi.
2 . Eğleşme, eğlenme, tevakkuf.

DURMAK Nedir?


1 - Devimsiz kalmak, yürümez olmak.
2 - İşlemez olmak, çalışmamak.
3 - Bir yerde bir süre oyalanmak, eğlenmek, eğleşmek, ºtevakkuf etmek.
4 - Dinmek, kesilmek.
5 - Varlığını sürdürmek.
6 - Var olmak.
7 - Beklemek, dikilmek.
8 - Yaşamak.
9 - Birisinin malı olarak bulunmak ya da o malla ilişkisi olmak.
10 - Kalmak. 1
1 - Hareketsiz, eylemsiz durumda olmak. 1
2 - Bir yerde olmak ya da bulunmak. 1
3 - Belli bir durumda, bir görevde bulunmak. 1
4 - (Olumsuz biçimiyle) Ara vermeden, sürekli olarak. 1
5 - Bir konuyla çok ilgilenmek, üstüne düşmek. 1
6 - Kök ya da gövdeleri sonuna -e (-a) eki almış eylemsilerle ya da çekimli bir eylemle süreklilik bildiren birleşik eylemler oluşturur.

GİBİ Nedir?


1 . ...-e benzer: "İn cin, uyanmadan denizin üstü boş gibidir."- H. Taner.
2 . zarf O anda, tam o sırada, hemen arkasından: "Haberi aldığı gibi yola çıktı."- .
3 . zarf İmişçesine, benzer biçimde: "Bu sade dekor, ölümün manzarasını ulvi bir tablo gibi güzelleştirmiştir."- O. S. Orhon.
4 . zarf ...-e yakışır biçimde: "İnsan gibi davrandı."- .

GÖSTERME Nedir?


1 . Göstermek işi: ": "Akreditifi açtırmadan ithal edilecek malı karşılık olarak gösterme olanağı yok."- Ç. Altan.
2 . Teşhir, sergileme.

GÖSTERMEK Nedir?


1 . Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek: "Vitrindeki oyuncağı parmağıyla gösterdi."- .
2 . (-i, -e) Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak: "Size kitaplarımı göstereyim."- .
3 . Belirtmek, anlatmak: "Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor."- .
4 . (-e) Bir şeyin etkisi altında tutulmak: "Güneşe göstermek. Aleve göstermek."- .
5 . (-e) Kanıtla inandırmak: "Bunun böyle olduğunu size göstereceğim."- .
6 . (nsz) Öğretmek, açıklamak: "Yol göstermek."- .
7 . (-e, nsz) Yapmasını söylemek, görevlendirmek: "Size ne iş gösterdiler?"- .
8 . Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek: "Bu seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol!"- R. N. Güntekin.
9 . Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak: "Gerçekleri çarpıtarak gösteriyor."- .
10 . (nsz) Görünmek, benzemek. 1
1 . (yardımcı fiil) Etmek: "İtaat göstermek. Dayanışma göstermek."- . 1
2 . (-e), mecaz Sert bir biçimde karşılık vermek: "Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu."- Ö. Seyfettin.

HARP Nedir?

Sava?

HİSAR Nedir?

Bir şehrin veya önemli bir yerin korunması için taştan yapılmış, yüksek duvarlı ve kuleli, çevresinde hendekler bulunan küçük kale, kermen, germen. hisar (II) isim, eskimiş, müzik Arapça §i¹¥r
1 . Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam.
2 . Klasik Türk müziğinde re diyez notası.

IŞILDAMA Nedir?

Işıldamak işi.

IŞILDAMAK Nedir?

Titrek, parlak bir ışık saçmak, parıldamak: "Kızın yolunu beklerken karardıklarını, gölgelendiklerini, sonra kız gelince sevinçle ışıldadıklarını görmüştü."- N. Cumalı.

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KAHRAMAN Nedir?


1 . Savaşta veya tehlikeli bir durumda yararlık gösteren (kimse), alp, yiğit: "Hareketlerini kahramanların edalarıyla asaletleştiriyor."- A. Ş. Hisar.
2 . isim Bir olayda önemli yeri olan kimse: "Son golün kahramanının yüzü, öpülmekten tükürük içinde kalmıştı."- H. Taner.
3 . isim, edebiyat Roman, hikâye, tiyatro vb. edebiyat türlerinde en önemli kişi: "Piyesin kahramanı azgın bir herif, boyuna baldızına saldırıyor."- Ç. Altan.

KAHRAMANLIK Nedir?


1 . Kahraman olma durumu.
2 . Kahramanca davranış, yiğitlik: "Artık kahramanlığa, kana, heyecana, cesarete hatta fazilete lüzum yok."- Ö. Seyfettin.

KALKMA Nedir?

Kalkmak işi.

KALKMAK Nedir?


1 - Oturuş durumundan dik duruma gelmek, doğrulmak.
2 - Uyanarak yataktan ayrılmak.
3 - Gitmek üzere yerinden ayrılmak.
4 - Yukarı doğru yükselmek.
5 - (Taşıtlar için) Yola çıkmak.
6 - Uçmak, havalanmak.
7 - Yerinden ayrılıp yol almaya başlamak.
8 - (Hayvan) İki art ayağı üzerinde dik durum almak.
9 - Kabarmak, ayrılmak.
10 - (Kapak, örtü) Kaldırılmak, alınmak. 1
1 - Derlenip götürülmek. 1
2 - İyileşerek gezecek duruma gelmek. 1
3 - Varlığı, yaşamı son bulmak. 1
4 - Yok olmak, artık bulunmamak. 1
5 - Girişmek, başlamak, davranmak, yeltenmek. 1
6 - Geçerli olmamak, geçerliğini yitirmek, geçmez olmak. 1
7 - Uygulanmaz olmak. 1
8 - Güncelliğini yitirmek. 1
9 - Geçmek.
20 - Başka yere gitmek, taşınmak. 2
1 - Birinci duruma karşıt olan ikinci durumu vurgularken kullanılır.

KAYGI Nedir?

Üzüntü, endişe duyulan düşünce, tasa: "Korku ve kaygıyla vücudunu dinledi."- A. İlhan.

KAYGILI Nedir?

Kaygısı olan, üzüntülü: "Kadın kaygılı bir sesle bağırdı."- H. E. Adıvar.

KENDİ Nedir?


1 . İyelik ekleri alarak kişilerin öz varlığını anlatmaya yarayan dönüşlülük zamiri, zat.
2 . Kişiler üzerinde direnilerek durulduğunu anlatan bir söz: "Kendisi gelsin. Kendimiz görmeliyiz."- .
3 . Bir işte başkalarının etkisi bulunmadığını belirten bir söz: "Kendi yapacağı işi bırakır, âleme öğüt vermeye kalkar."- B. Felek.
4 . "Kendisi, kendileri" biçiminde bazen saygı duygusuyla veya söz konusu olanları amaçlayarak o ve onlar yerine kullanılan bir söz: "Kendileri evde yoklar mı?"- .

KESE Nedir?


1 . Cepte taşınan, içine para, tütün vb. konulan, kumaştan veya örgüden küçük torba: "Boynundan bir kese çıkardı fakat içine bakmadan ani bir fikirle yüzü kızardı."- H. E. Adıvar.
2 . sıfat Bu küçük torba miktarında olan: "Üç kese tütün."- .
3 . Bazı şeylerin üzerine geçirilen, kumaştan çanta biçiminde kap: "Kur'an kesesi."- .
4 . Yıkanırken kir çıkartmak için ele geçirilen, vücudu ovmaya yarayan, bürümcükten, cep biçiminde bez.
5 . mecaz Bir kimsenin mal varlığı: "Bu sadeleşme vücut ve keseye daha elverişli idi."- F. R. Atay.
6 . anatomi Organizmanın bazı boşlukları.
7 . bitki bilimi Su bitkilerinde içi hava ile dolu olan ve bitkinin suda yüzer durumda kalmasını sağlayan şişkinlik.
8 . tarih Beş yüz kuruşluk para birimi.

KESER Nedir?

Tahta, ağaç yontmaya ve çivi çakmaya yarayan, kısa saplı, bir yanı keskin ağızlı çelik araç.

KOYU Nedir?


1 . Yoğunluğundan dolayı güç akan, sulu karşıtı: "Koyu pekmez. Koyu süt."- .
2 . Rengi açık olmayan, daha belirgin, açık karşıtı: "Oturduğu yerden Boğaziçi'nin koyu mavi gecesinde bir balıkçı kayığı kayıp gidiyordu."- H. E. Adıvar.
3 . bilişim Yazı karakterinin daha belirgin olarak yazılmış biçimi.
4 . mecaz Aşırı (davranış, düşünce vb.): "Daha eski zamanda koyu bir Türkçe taraftarıymış."- A. Ş. Hisar.
5 . mecaz Derin, hararetli: "Koyu bir sohbet."- .

KOYULUK Nedir?

Koyu olma durumu.

KÜKRE Nedir?

Öfke veya cinsel istek yüzünden saldırıcı bir durum alan (hayvan).

KÜKREME Nedir?

Kükremek işi.

KÜKREMEK Nedir?


1 . Aslan, bağırmak.
2 . Deniz, nehir kabarmak, taşmak: "Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım / Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım."- M. A. Ersoy.
3 . Coşkuyla saldırmak: "Ordu kükremiş aslan gibiydi."- .
4 . Mayalanıp kabarmak.
5 . Gür bir biçimde yetişmek: "Kükredi çimenler, açıldı güller / Al şala bürünür bahçeler, bağlar."- Âşık Veysel.
6 . mecaz Coşmak, taşkınlık göstermek: "Tutkuların kükrediği günlerde, akıl sözünü dinletemez ki?"- N. Ataç.
7 . mecaz Kızgınlık ve öfke ile yüksek sesle bağırmak.

LAYIK Nedir?

Nitelikleri, özü, eylemleri, davranışlarıyla bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan; bir kimseye uygun olan, yaraşan.

MECAZ Nedir?


1 . Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
2 . Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.

MEYDAN Nedir?


1 . Alan, saha: "Yüz binlerce asker sokakları, meydanları, kırları dolduruyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri: "Şehir kapılarının önündeki meydanlarda davul zurna çalınıyor, cirit, bar oynanıyordu."- A. H. Tanpınar.
3 . Bulunulan yer ve çevresi, ortalık: "Kileri kilitlemezdi, paraları meydanda dururdu."- Ö. Seyfettin.
4 . Fırsat, imkân veya vakit.
5 . Mevlevi tekkelerinde ayin yapılan yer.

OLDU Nedir?


1 . Evet.
2 . ünlem Başüstüne.

ORTA Nedir?


1 . Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer: "Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler."- Y. K. Karaosmanoğlu.
2 . Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre: "Yılın ortası. Haftanın ortası. Günün ortası. Kışın ortası."- .
3 . Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm: "Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler."- Ö. Seyfettin.
4 . Ne uzun ne kısa, midi.
5 . Ne büyük ne küçük, midi.
6 . İyi ile kötü arasındaki durum.
7 . Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece: "Orta ile geçti."- .
8 . Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.
9 . sıfat Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.
10 . sıfat Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan: "Hademe orta bölmeyi açmak üzere koştu."- R. H. Karay. 1
1 . sıfat İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. 1
2 . fizik Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. 1
3 . matematik Orantı. 1
4 . spor Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş: "Aut çizgisinden nefis bir orta..."- H. Taner. 1
5 . tarih Yeniçeri Ocağında tabur.

PARLAMA Nedir?

Parlamak işi: "Abdi Bey'in sabırsız, çabuk parlamaya yatkın mizacına karısının tevekküllü ve sakinliği fena hâlde batıyor"- A. İlhan.

PARLAMAK Nedir?


1 . Güçlü bir ışık çıkarmak, ışık saçmak: "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; / O benimdir, o benim milletimindir ancak."- M. A. Ersoy.
2 . Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak: "Ayna parlıyor."- .
3 . Tutuşup alev çıkarmak: "Pof diye gaz parladı ve zaten seyrek olan kirpiklerimi ütüledi."- B. Felek.
4 . mecaz Mevkisi yükselmek: "Nüfuzlu akrabalarının yardımı sayesinde bir iki senede parlamış, büyük bir hariciye memuru olmuş."- R. N. Güntekin.
5 . mecaz Ün, san kazanmak, herkesçe tanınmak.
6 . mecaz Birdenbire öfkelenmek: "En büyük zaafı da kendisine çıkar sağlayacak insanlara karşı bile yoktan yere parlayıverişleri idi."- T. Buğra.
7 . mecaz Ortaya çıkmak: "Feride'nin yüzünde bir çocuk sevinci parladı."- R. N. Güntekin.

RENK Nedir?


1 - Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum.
2 - Nitelik.

SİYAH Nedir?


1 . Kara (II), ak, beyaz karşıtı: "İri siyah gözlerini kalın kaşlarıyla beraber kaldırdı."- Ö. Seyfettin.
2 . sıfat, mecaz Bu renkte olan: "Siyah ekmek."- .
3 . Baskıda başka harflerden daha kalın görünen harf türü.

TANE Nedir?


1 . Herhangi bir sayıda olan, adet.
2 . Bazı bitkilerin tohumu: "Bu küllerin içinde, kavrulmuş buğday taneleri ... görüyorum."- M. Ş. Esendal.
3 . bitki bilimi Çekirdekli küçük meyve: "Üzüm tanesi. Nar tanesi."- .

TAŞKINLIK Nedir?

Taşkın olma durumu veya taşkınca davranış: "Başkalarını dertleriyle üzmekten, taşkınlıklarıyla rahatsız etmekten kaçınır."- N. Cumalı.

TÜRK Nedir?


1 . Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse: "Ne mutlu Türk'üm diyene!"- Atatürk.
2 . Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse: "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur."- M. E. Yurdakul.

ÜSTÜN Nedir?


1 . Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan: "Zekâsının işlek, hatasız ve çok üstün olduğunu bir daha anlıyorum."- R. H. Karay.
2 . Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik.

ÜSTÜNE Nedir?


1 . İlişkin, üzerine, dair: "Arkadaşım aşk ve evlilik üstüne konuşulacak şeyler bulmuştu."- S. F. Abasıyanık.
2 . Hesabına: "Kahveci içilen kahveleri Esat Ağanın üstüne yazıyor."- M. Ş. Esendal.
3 . ...-e göre, uygun olarak: "Paris'e yazıldı. Oradan ölçü üstüne gönderdiler, insan Paris'e kendi gidip diktirmeli."- M. Ş. Esendal.
4 . ...-den sonra: "Ben rakının üstüne şarap içmem diyecek oldu."- H. Taner.
5 . Kendinden önce gelen sözün ikileme biçiminde anlamını pekiştirmek ve sıklığını ifade etmek için kullanılan bir söz: "Memleketten mektup mektup üstüne para istemiyorlardı o sıralarda..."- S. F. Abasıyanık.

YAZI Nedir?


1 . Düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi, yazma işi: "Türklerde yazının kullanılması eskidir."- .
2 . Alfabe: "Türk yazısı. Arap yazısı. Nota yazısı"- .
3 . Harfleri yazma biçimi: "İnci gibi bir yazı. Okunaklı yazı."- .
4 . Herhangi bir konuda yazılmış bilim, düşünce ve sanat ürünü: "İstiklal Harbi'nde millî duyguları aksettiren ümit ile dolu yazılarını hâlâ unutmadık."- O. S. Orhon.
5 . Anlam, sanat veya biçim bakımından yazılan şey, makale: "İlk yazı denemelerim için gazete bulmaya çalışıyorum."- F. R. Atay.
6 . Metal paraların üzerinde değeri yazılan yüzü.
7 . din b. (***) Yazgı.

YİĞİT Nedir?


1 . Delikanlı, genç erkek: "Yiğide ölüm geçine / Al beni zülfün ucuna / Sallanayım tel yerine."- Karacaoğlan.
2 . sıfat Güçlü ve yürekli, kahraman, alp.
3 . sıfat, mecaz Gözü pek, düşüncelerini açıkça söylemekten çekinmeyen (kimse): "O yiğit adamdır, gerçeği söylemekten çekinmez."- .

A A A H K L M N Ş Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

9 Harfli Kelimeler

Haşlanmak, Şahlanmak,

8 Harfli Kelimeler

Anlaşmak, Haklaşma, Haşlamak, Haşlanma, Şahlanma,

7 Harfli Kelimeler

Ahlamak, Aklanma, Aklaşma, Almanak, Anlamak, Anlaşma, Haklama, Haşlama, Kanlama, Kaşanma, Kaşlama, Şaklama,

6 Harfli Kelimeler

Ahlama, Aklama, Anamal, Anlama, Haşlak, Kanama, Lahana, Maşala, Maşlah,

5 Harfli Kelimeler

Ahkam, Ahlak, Ahmak, Akala, Aklan, Akman, Akşam, Alaka, Alkan, Almak, Alman, Almaş, Anlak, Anlam, Anmak, Aşama, Aşmak, Hakan, Halka, Hamak, Hamal, Hamla, Hanak, Kalan, Kalma, Kaman, Kanal, Kanma, Kaşan, Mahal, Malak, Nahak, Şalak, Şaman,

4 Harfli Kelimeler

Ahşa, Akma, Alan, Alma, Amal, Aman, Anal, Anam, Anka, Anma, Aşma, Hala, Halk, Haşa, Kala, Kama, Kana, Klan, Laka, Lama, Maaş, Mala, Mana, Maşa, Naaş, Şaka, Şama,

3 Harfli Kelimeler

Aha, Aka, Ala, Ama, Ana, Aşk, Hak, Hal, Ham, Han, Kah, Kal, Kam, Kan, Kaş, Lak, Lam, Lan, Mal, Maş, Nal, Nam, Şah, Şak, Şal, Şan,

2 Harfli Kelimeler

Ah, Ak, Al, Am, An, Aş, Ha, La,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.