ŞAŞIRMAK (TDK)


1 . Bir işe nasıl başlayıp o işi nasıl sürdüreceğini ve nasıl sonuçlandıracağını bilemeyecek duruma gelmek, içinden çıkamamak: "Söyleyeceğini şaşırmak."- .
2 . (nsz) Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek: "Hastasını muayene ederken başında bulundular mı hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır."- A. İlhan.
3 . (nsz) Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, hayret etmek: "... o kadar bağırırdı ki nihayet herif sersem olur, şaşırır, istediğini verirdi."- M. Ş. Esendal.

Şaşırmak kelimesi baş harfi Ş son harfi K olan bir kelime. Başında Ş sonunda K olan kelimenin birinci harfi Ş , ikinci harfi A , üçüncü harfi Ş , dördüncü harfi I , beşinci harfi R , altıncı harfi M , yedinci harfi A , sekizinci harfi K . Başı Ş sonu K olan 8 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

AYIRT Nedir?

Fark: "Ününün, sinemamıza getirdiği özel duyarlığın ayırdında bile değildi."- S. İleri.

BAĞI Nedir?

Büyü.

BAĞIR Nedir?


1 - Göğüs.
2 - Ciğer, bağırsak gibi vücut boşluklarında göğüs bölgesi içinde bulunan organların ortak adı, °ahşa.
3 - Bayır, yamaç.

BİLE Nedir?


1 . Da, de, dahi: "Bir damlası bile deniz hakkında bize ilmî bir fikir vermeye yetişir."- R. H. Karay.
2 . zarf, eskimiş Birlikte.
3 . zarf Üstelik: "Konuşmadılar bile."- .

BULAMA Nedir?


1 . Bulamak işi.
2 . Genellikle üzüm şırasının kaynatılması ile yapılan koyu pekmez: "Atlar, arabalar, dalkavuklar arasında geçen debdebelerle şimdiki kırk paralık bulama, altmış paralık peynir müşterilerine meram anlatmak arasında ne büyük tezat vardı."- Ö. Seyfettin.

DOĞRU Nedir?


1 . Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı.
2 . Gerçek, yalan olmayan: "Doğru haber."- .
3 . Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun: "Bunları sana şimdiden söylemek daha doğrudur."- A. Gündüz.
4 . isim Gerçek, hakikat: "Söyleyin doğrusunu, siz insanoğlunun ahlaklı olabileceğine inanmıyorsunuz."- N. Ataç.
5 . isim, matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi: "İki noktadan yalnız bir doğru geçebilir."- .
6 . zarf Yanlışsız, eksiksiz bir biçimde: "Çocuk doğru okudu."- .
7 . zarf Hiçbir yöne sapmadan, dosdoğru, doğruca.
8 . zarf Yakın, yakınlarında: "Şafağa doğru otomobil sesi duyuldu."- F. R. Atay.
9 . edat Karşı yönünce: "Yüzü sapsarı bir kadın iskeleye doğru yürüdü."- S. F. Abasıyanık.
10 . mecaz Yasa, yöntem ve ahlaka bağlı, dürüst, namuslu.

DOLAŞ Nedir?

sarma? dola?

DURU Nedir?


1 - Bulanıklığı olmayan, temiz, °berrak.
2 - (Ten için) Pürüzsüz.
3 - (Dil, biçem için) Gereksiz yabancı öğelerden arınmış, yalın, karışık olmayan.
4 - Suyu çok, sulu, koyu olmayan (şurup, ayran, çorba vb.).

EDER Nedir?

Fiyat, paha, değer: "Bu kitabın ederi ne kadar?"- .

ESEN Nedir?

Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli, salim.

ETME Nedir?

Etmek işi.

ETMEK Nedir?


1 . Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner.
2 . "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak: "İyi ettiniz de geldiniz."- .
3 . (-i) Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay.
4 . (-i, -den) Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
5 . Eşit değer kazanmak: "İki iki daha dört eder."- .
6 . Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin.
7 . Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık.
8 . (-e) Küçük veya büyük abdestini yapmak: "Çocuk altına etti."- .

GELME Nedir?


1 . Gelmek işi.
2 . sıfat Gelmiş olan: "Avrupa'dan gelme bir televizyon."- .
3 . sıfat Yetişme: "İyi aileden gelme çocuk."- .
4 . fizik Bir ışının, kaynağından çıkarak bir ayna yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine erişmesi.

GELMEK Nedir?


1 . Bir yere gitmek, ulaşmak, varmak: "Gurbetten gelmişim yorgunum, hancı."- B. S. Erdoğan.
2 . Geriye dönmek: "... adamı Ödemiş'ten aldım geldim, her masrafını çektim."- N. Cumalı.
3 . Oturmaya, ziyarete gitmek: "Dün akşam amcamlar bize geldi."- .
4 . İsabet etmek: "Kurşun ayağına geldi."- .
5 . Varmak, ulaşmak: "Derslerin artık sonuna geldik. Telgraf geldi."- .
6 . Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek: "Eski çağlardan birçok anıt çağımıza kadar gelmiştir."- .
7 . Ortaya çıkmak, doğmak.
8 . Belli bir süre dolmak: "Vakit kuşluğu aşmış, öğleye geliyordu."- N. Cumalı.
9 . Belli bir zamana ulaşmak.
10 . Kadar olmak: "Boyu ancak omzuna geliyor."- . 1
1 . Çıkmak, yönelmek: "Merak etme, ondan kimseye kötülük gelmez."- . 1
2 . İzlemek, takip etmek: "Çocuklar arkadan geliyordu."- . 1
3 . Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak: "Kahve Brezilya'dan geliyor."- . 1
4 . Katılmak, eklenmek: "Türkçede ekler kelimelerin sonuna gelir."- . 1
5 . Türemek. 1
6 . Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek: "Şimdi sözü burada kesip asıl konumuza gelelim."- . 1
7 . Sonuç çıkmak: "Bu davranışlardan ne gelir bilinmez."- . 1
8 . Dayanmak, tahammül etmek: "Birazcık üşütmeye gelmiyor, hemen hastalanıyor."- . 1
9 . Kendine yapılan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak: "Kadri o adamlardandır ki iyi davranmaya, yüz vermeye gelmez."- M. Ş. Esendal. "Bizim baştan savma işe gelmediğimizi bilirsin."- R. H. Karay.
20 . (-e) Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek: "Dediğime geldiniz mi?"- . 2
1 . Etkisini herhangi bir biçimde göstermek: "Buranın havası iyi geldi. Burası bana çok sıcak geldi."- . 2
2 . Kazanılmak, sağlanılmak: "Çiftlikten onlara ayda beş yüz milyon lira gelir."- . 2
3 . Uymak: "Bu ayakkabı sana küçük gelir."- . 2
4 . Olmak, -e uğramak: "Felç gelmek. Başımıza bir bela geldi."- . 2
5 . Akmak: "Burnundan kan geldi. Musluktan su gelmiyor."- . 2
6 . Düşmek, rast gelmek: "Buraya ışık gelmiyor."- . 2
7 . Görünmek, sanılmak: "Baygın da olsa yabancı bir kadını böyle kucağında tutmak ona pek ayıp bir şey gibi geldi."- H. Taner. 2
8 . (-e) Uygun düşmek: "Caddelerde oturmaya gelmez."- Ö. Seyfettin. 2
9 . (-e) Başlamak, ortaya çıkmak.
30 . Mal olmak: "Bu bardakların tanesi yüz liraya geldi."- . 3
1 . Biriyle birlikte gitmek: "Ben İstanbul'a gidiyorum, benimle gelir misiniz?"- . 3
2 . Başlamak, ulaşmak: "Saati gelince söylerim. Öyle bir zaman gelecek ki..."- . 3
3 . İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil: "Uykusu gelmek."- . 3
4 . (yardımcı fiil) Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur: "Alışageldiğimiz bir anlamı vardı."- . 3
5 . -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar: "Görmezlikten gelmek. İşitmezlikten gelmek."- . 3
6 . Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar: "Yola gelmek. Meydana gelmek. Hatıra gelmek. Akla gelmek."- . 3
7 . ...-dikçe, ...-esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil: "Baktıkça bakası gelmek. Yedikçe yiyesi gelmek."- . 3
8 . Herhangi bir sırada bulunmak: "Başta gelmek. Önde gelmek. Birinci gelmek."- .

GERÇEK Nedir?


1 . Yalan olmayan, doğru olan şey, hakikat.
2 . Gerçeklik: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."- H. E. Adıvar.
3 . Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek.
4 . sıfat Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki, reel: "Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur."- .
5 . sıfat Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici: "Gerçek elmas. Gerçek hikâye."- .
6 . sıfat Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."- N. Ataç.
7 . sıfat Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan: "Bu peyzajdaki çiçekler son derece gerçek."- .
8 . sıfat Yapay olmayan.
9 . sıfat, felsefe Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan.

GEREK Nedir?


1 . İcap: "... millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi ... hâlinde belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir."- Anayasa.
2 . sıfat Bir şeyin yapılabilmesi veya olabilmesi ona bağlı olan, lazım: "Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni."- Yunus Emre.

GEREKLİ Nedir?

Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip, mukteza: "Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz."- H. E. Adıvar.

HAYRET Nedir?


1 - Şaşkınlık, şaşırma.
2 - Şaşılacak bir şey karşısında söylenir.

HELE Nedir?


1 . Özellikle: "O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör / Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör."- M. C. Anday.
2 . "Sonunda" anlamıyla geciken davranışları bildirmek için kullanılan bir söz.
3 . Uyarma, korkutma veya söz verme anlatan bir söz: "Sınıfını geç hele öyle bir hediye alacağım ki."- .

HERİF Nedir?


1 . Güven vermeyen, aşağı görülen, bayağı kimse: "İki herif zavallıya abanıyorlar."- A. Rasim.
2 . teklifsiz konuşmada Adam: "Adamlar yüz kiloluk bir yükü tüy gibi kaldırırken hafif sıklet herifi kaldıramıyorlardı."- B. Felek.

İÇİNDE Nedir?


1 . Süresince, zarfında: "Bu yarım saat içinde evde neler geçti?"- Y. Z. Ortaç.
2 . Ortamında: "Dünya atom çağında, biz hâlâ medeniyet kavgası içindeyiz."- F. R. Atay.
3 . ... ile dolu bir biçimde: "Yüzü kırışık içinde."- .

İLHAN Nedir?


1 . İmparator.
2 . İran Moğollarında hükümdarın unvanı.

KADAR Nedir?


1 . Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık.
2 . Büyüklüğünde, genişliğinde: "Bacak kadar çocuk."- . "Avuç içi kadar yer."- .
3 . Dek: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa.
4 . Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık.
5 . Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç.
6 . Süre belirten bir söz: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay.
7 . zarf Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar.
8 . Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay.

KALBİ Nedir?

İçten, yürekten, gönülden (gelen).

MUAYENE Nedir?


1 . Bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığın ne olduğunu araştırma: "En son bir de kan muayenesi yaptılar."- S. F. Abasıyanık.
2 . Gözden geçirme, araştırma, yoklama, kontrol: "Gümrük muayenesi."- .

NASIL Nedir?


1 . Bir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz: "Ben dudaklarımın ucuna gelen bir suali nasıl sorduğumu, niçin sorduğumu bilmiyorum."- S. F. Abasıyanık.
2 . Bir hareketin yapılış biçimine duyulan şaşkınlığı belirten bir söz: "Falih Rıfkı Atay gibi en güzel Türkçeyi yazan bir muhabirin kaleminden bu satırlar nasıl çıktı?"- O. S. Orhon.
3 . İşin zorunlu olduğunu belirten bir söz: "Bu yaptıklarından sonra ona nasıl kızmam?"- . "Okula nasıl gitmez!"- .
4 . Ne kadar çok: "Seni nasıl seviyorum."- .
5 . Elbette, kesinlikle: "Bak nasıl sınıfını geçecek!"- .
6 . "Ben sana dememiş miydim, gördün mü?" anlamlarında kullanılan bir söz: "Nasıl, kitap kiminmiş?"- .
7 . "Ne dediniz?" veya "iyi mi, beğendiniz mi?" anlamlarında kullanılan bir söz: "Nasıl, bir daha söyler misiniz?"- .
8 . sıfat Ne gibi, ne türlü.

NİHAYET Nedir?


1 - Son.
2 - Sonunda.
3 - -den başka bir şey değil.

OLAN Nedir?


1 - olmak eyleminin şimdiki zaman ortacı.
2 - ad tamlaması belirtileni durumunda bulunan bir addan sonra getirildiğinde o adın sıfatı değerinde bir birleşik oluşturur.

OLUR Nedir?


1 . Olabilir: "Bu olur iş mi?"- .
2 . isim Onay, tasdik, yapabilme izni.
3 . edat “Evet” anlamında bir kabul sözü: "Gazeteyi okur musun? -Olur."- .

SERSEM Nedir?


1 . Herhangi bir sebeple bilinci ve duyguları zayıflamış olan: "Gürültüden sersem oldum."- .
2 . mecaz Düşünmeden hareket eden, ne yaptığının farkında olmayan.

SONUÇ Nedir?


1 . Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice: "Her koşu beklenilmeyen, şaşırtıcı bir sonuç verebilirdi."- N. Cumalı.
2 . Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey: "Sınav sonucu."- .
3 . Öz, özet.
4 . spor Sürmekte olan veya biten bir yarışmanın veya spor karşılasmasının sayı bakımından durumu, skor.
5 . edebiyat Yazının veya sözün bitim bölümü.

ŞAŞI Nedir?


1 - Birbirine koşut görme ekseni olmayan (göz ya da kimse).
2 - Gözlerini çarpıtarak.

ŞAŞIRMA Nedir?

Şaşırmak işi.

ŞAŞIRMAK Nedir?


1 . Bir işe nasıl başlayıp o işi nasıl sürdüreceğini ve nasıl sonuçlandıracağını bilemeyecek duruma gelmek, içinden çıkamamak: "Söyleyeceğini şaşırmak."- .
2 . (nsz) Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek: "Hastasını muayene ederken başında bulundular mı hele söz söylediler mi eli ayağı dolaşır, ya kalbi bulamaz ya nabzı şaşırır."- A. İlhan.
3 . (nsz) Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, hayret etmek: "... o kadar bağırırdı ki nihayet herif sersem olur, şaşırır, istediğini verirdi."- M. Ş. Esendal.

VERİ Nedir?


1 . Bir araştırmanın, bir tartışmanın, bir muhakemenin temeli olan ana öge, muta, done: "İstatistik veriler."- .
2 . Bir sanat eserine veya bir edebî esere temel olan ana ilkeler: "Bir romanın verileri."- .
3 . Bilgi, data.
4 . matematik Bir problemde bilinen, belirtilmiş anlatımlardan bilinmeyeni bulmaya yarayan şey.
5 . bilişim Olgu, kavram veya komutların, iletişim, yorum ve işlem için elverişli biçimli gösterimi.

YAPMAK Nedir?


1 . Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek: "Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır."- Ç. Altan.
2 . (nsz) Olmasına yol açmak: "Durgun sular sıtma yapar."- .
3 . (nsz) Yol almak.
4 . Onarmak, tamir etmek: "Bozulan saatimi saatçi yaptı."- .
5 . (nsz) Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek: "Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım."- R. H. Karay.
6 . Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek: "Şu işi yapıver, diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu."- S. M. Alus.
7 . (nsz) Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek: "Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım."- R. H. Karay.
8 . Düzenli bir duruma getirmek: "Yatak yapmak. Yolu yaptılar."- .
9 . (nsz) Üretmek: "Ayakkabı yapmak."- .
10 . (nsz) Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak: "Koşu yapmak. Sarsıntı yapmak."- . 1
1 . Zarara yol açmak. 1
2 . Etkili olmak. 1
3 . (nsz) Salgılamak, çıkarmak: "Tükürük bezleri tükürük yapar."- . 1
4 . (-e) Dışkı çıkarmak: "Çocuk, altına yapmış."- . 1
5 . Gerçekleştirmek: "İlk ve ortaöğrenimini Anadolu'da yapmıştır."- Y. Z. Ortaç. 1
6 . Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek: "Ben adamı ne yaparım biliyor musun?"- . 1
7 . (-i, -e) Evlendirmek: "Bu kızı sana yapacağız."- . 1
8 . (yardımcı fiil) Bir durum yaratmak: "Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı."- N. Araz. 1
9 . (yardımcı fiil) Edinmek, sahip olmak: "Servet yapmak. Altın yapmak."- .
20 . (yardımcı fiil) Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek: "Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı."- H. Taner. 2
1 . (nsz) Davranmak, hareket etmek: "İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. Uyumuş gibi yapmak."- . 2
2 . (nsz) Olmak: "Bu kış çok soğuk yaptı."- .

A A I K M R Ş Ş Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

8 Harfli Kelimeler

Şaşırmak,

7 Harfli Kelimeler

Aşırmak, Karışma, Şaşırma,

6 Harfli Kelimeler

Akışma, Aşırma, Iramak, Karıma, Kaşıma, Maşrık, Şakıma, Şaşmak,

5 Harfli Kelimeler

Akşam, Aşmak, Irama, Irmak, Kamış, Karış, Karma, Karşı, Kaşar, Kırma, Marka, Rakam, Rakım, Ramak, Şamar, Şarkı, Şaşma, Şırak,

4 Harfli Kelimeler

Akar, Akım, Akış, Akma, Arak, Arık, Arış, Arka, Arma, Aşar, Aşık, Aşım, Aşma, Irak, Kama, Kara, Karı, Maaş, Mark, Marş, Maşa, Rakı, Şaka, Şama, Şark, Şaşı, Şıra,

3 Harfli Kelimeler

Aka, Akı, Ama, Ara, Arı, Ark, Arş, Aşı, Aşk, Ira, Irk, Kam, Kar, Kaş, Kır, Kış, Maş, Ram, Şak, Şık,

2 Harfli Kelimeler

Ak, Am, Ar, Aş, Ra,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.