ÖTÜMLÜ (TDK)

Ciğerlerden gelen havanın ses yolundaki sivrilmiş ve gerilmiş kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimli, sürekli, yumuşak, tonlu, sedalı.

Ötümlü kelimesi baş harfi Ö son harfi Ü olan bir kelime. Başında Ö sonunda Ü olan kelimenin birinci harfi Ö , ikinci harfi T , üçüncü harfi Ü , dördüncü harfi M , beşinci harfi L , altıncı harfi Ü . Başı Ö sonu Ü olan 6 harfli kelime.

Anlamda geçen kelimelerin anlamları

CİĞER Nedir?


1 . Akciğerlerle karaciğerin ortak adı.
2 . Hayvanlarda akciğer, yürek ve karaciğerin oluşturduğu takım.
3 . mecaz Yürek, iç.

ÇARPMA Nedir?


1 . Çarpmak işi: "Ayşe'nin yüreği daha hızlı çarpmaya başladı."- Ö. Seyfettin.
2 . Kuyu çengeli biçiminde beş kollu büyük olta iğnesi.
3 . matematik Dört işlemden biri, çarpmak işlemi, darp.
4 . müzik Alaturka müzikte temel notaların arasına sıkıştırılmış ve usulü bozmayan, tek perdelik küçük fazlalık.

ENGEL Nedir?


1 . Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap: "Bürokratik engelleri ortadan kaldıracak bir formül aradık ve bulduk."- H. Taner.
2 . Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer.
3 . Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer.
4 . Kara yollarının kenarlarına yapılan korkuluk, bariyer.
5 . spor Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer.

GELEN Nedir?


1 . Gelme işini yapan (kimse veya nesne).
2 . fizik Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın).

GERİ Nedir?


1 . Arka, bir şeyin sonra gelen bölümü, art, alt taraf, ileri karşıtı: "Amerikan barın gerisinden işaret eden barmen seslendi."- N. Cumalı.
2 . Son, sonuç: "Sen gerisini düşünme."- .
3 . Bir şeyin sona kalan bölümü: "Yazının gerisi yarın yayımlanacak."- .
4 . Geçmiş, mazi: "Artık geride özleyeceğim hiçbir şey yok."- S. F. Abasıyanık.
5 . Hayvanda boşaltım organının dışı.
6 . sıfat Eksik gösteren (saat): "Bu saat beş dakika geridir."- .
7 . sıfat Aptal, anlayışsız.
8 . sıfat, mecaz Benzerlerine ayak uydurup ilerleyememiş, gelişememiş: "Geri düşünce. Geri adam."- .
9 . zarf Geriye doğru: "Bağına, bahçene, suyuna, toprağına veda ederek geri gidiyorum."- F. R. Atay.
10 . ünlem "Geri dön, geri git!" anlamında bir söz.

HAVA Nedir?


1 . Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı.
2 . Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü: "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu."- M. Ş. Esendal.
3 . Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu: "Havanın üşütecek kadar serinlemiş olmasına göre sabah yakın."- R. N. Güntekin.
4 . Gökyüzü: "Havada bir tek bulut yok."- .
5 . Çevreyi kuşatan boşluk: "Tozlar havada uçuşuyordu."- .
6 . Esinti: "Bugün hava olursa yelkenli kalkacak."- .
7 . Müzik parçalarında tür: "Kâğıthane havası tutturur, bahriye çiftetellisi çalardık."- S. F. Abasıyanık.
8 . Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi.
9 . sıfat, mecaz Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz): "Bu sözlerin sonu hava."- .
10 . mecaz Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik: "Buna rağmen öyle kibar ve asil havası vardır ki bu damga bile onu çirkinleştiremez, inadına daha bir uçarı, daha bir sevimli yapar."- H. Taner. 1
1 . mecaz Tarz, üslup: "Namık Kemal'e, Tevfik Fikret'e başarılı nazireler yazmıştır. Onların diliyle, onların sesiyle, onların havasıyla..."- Y. Z. Ortaç. 1
2 . mecaz Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans: "Bugünlük, bu masal havası içinde onunla beraber yaşamalıyız."- S. F. Abasıyanık. 1
3 . mecaz Çekicilik, albeni, alım, cazibe: "Kadın güzel değil ama havası var."- . 1
4 . mecaz Keyif, âlem: "Onu kendi havasına bıraksak çalışmaz."- .

HAVAN Nedir?


1 . İçinde bir şey dövüp ufalamaya yarayan, tahta, taş, maden veya plastikten yapılan kap.
2 . askerlik Havan topu.
3 . eskimiş Tütün kıyma makinesi.

KAPALI Nedir?


1 . Kapanmış olan, açılmamış, açık karşıtı: "Şimdi oğlunu kanlı göğsü, kapalı gözleri, mor dudaklarıyla görür gibi oluyordu"- N. Hikmet.
2 . Geçilmez durumda olan.
3 . Çalışma süresi sona ermiş (iş yeri).
4 . Başı örtülü (kadın).
5 . Açık ve kesin söz kullanmadan söylenen, müphem.
6 . Gizli, saklı: "Meclisler, iç tüzük hükümlerine uygun olarak kapalı oturumlar yapabilir."- .
7 . Açık olmayan (giyecek): "Damalı bir eteklik, açık mavi, kapalı bir yün kazak giymişti."- N. Cumalı.
8 . Bulutlu, karanlık (hava): "Ankara'nın soğuk, kapalı havalı günlerinden biriydi."- Y. K. Karaosmanoğlu.
9 . mecaz İçe dönük yaradılışta olan: "Kapalı ruhlu, ağırbaşlı, güç heyecana gelir insanlardır."- R. H. Karay.

OLUŞ Nedir?


1 - Olmak eylemi ya da biçimi, °vuku.
2 - Oluşma, °teşekkül, °tekevvün.
3 - Bir durumdan öteki duruma geçiş.

SEDA Nedir?

Ses: "Alenen ortaya çıkmak ve milletin hukuku namına, yüksek seda ile bağırmak ve bütün milleti bu sedaya iştirak ettirmek lazımdır."- Atatürk.

SEDALI Nedir?

Ötümlü.

SİVRİ Nedir?


1 . Ucu keskin ve batıcı olan: "Sivri gagasından kelimeler çıkarken sanki birer ok oluyordu."- Ö. Seyfettin.
2 . Ucuna doğru gittikçe incelen: "Aşağıda gördüğümüz dik ve sivri bir binanın üst katında çay içmeye gideceğiz."- F. R. Atay.
3 . isim, hayvan bilimi Palamut.
4 . mecaz Genel tutumun veya geleneklerin dışında kalan, göze batıcı özelliği olan, aşırı: "Sivri uçlar. Sivri bir adam."- .

SÜRE Nedir?

Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, °müddet: Uzun bir iyileşme süresinden sonra askere gitmiş .

SÜREK Nedir?


1 . Süren, devam eden zaman.
2 . sıfat Hızlı süren, hızlı giden.
3 . halk ağzında Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü.

SÜREKLİ Nedir?


1 . Kesintisiz olarak süren, kalıcı, devamlı, baki, daimî.
2 . zarf Uzun süreli olarak, daima.
3 . dil bilgisi Ötümlü.

TİTREŞİM Nedir?


1 . Küçük ve hızlı salınım, ihtizaz, vibrasyon, rezonans.
2 . Bir noktanın gözün göremeyeceği kadar kısaca kımıldanışı, ihtizaz.

TİTREŞİMLİ Nedir?


1 . Titreşim yapan veya titreşim oluşturan.
2 . dil bilgisi Ötümlü.

YUMUŞ Nedir?

İş, hizmet buyruğu.

YUMUŞAK Nedir?


1 . Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden, katı karşıtı: "Pamuk yumuşaktır."- .
2 . Kolaylıkla bükülen, buruşmayan, sert karşıtı: "Yaş dallar yumuşak olur. Yumuşak kumaş."- .
3 . Dokunulduğunda hoş bir duygu uyandıran: "... yumuşak lepiska saçlarına amiyane bir perişanlık gelmişti."- Y. K. Karaosmanoğlu.
4 . Kolaylıkla işlenebilen: "Uzun gagasını yumuşak topraklara sokar, otların kökündeki yaşlığı emerek yaşarmış."- M. Ş. Esendal.
5 . Kolay çiğnenen, kolay kesilen: "Yumuşak ekmek."- .
6 . Ilıman (iklim), sert karşıtı: "Yumuşak iklim. Yumuşak hava."- .
7 . mecaz Kaba, hırçın, sert olmayan, kolay yola gelen, uysal.
8 . mecaz Okşayıcı, tatlı, hoş: "Gözleri yan aralık, kirpiklerinin arasından bana her zamanki yumuşak, tatlı, sonsuz şefkatiyle bakıyor."- Y. Z. Ortaç.
9 . mecaz Sessiz, hafif: "Onun içinde mutlaka sönüp yanan gizli yumuşak ışıklarla fosforlu bir parıldayış vardır."- A. Ş. Hisar.
10 . dil bilgisi Ötümlü.

L M T Ö Ü Ü Harfleri İle Yazılabilecek Kelimeler

6 Harfli Kelimeler

Ötümlü,

4 Harfli Kelimeler

Ölüm, Tülü,

3 Harfli Kelimeler

Ölü, Tül, Tüm, Ütü,

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.